İKİ DOKTOR

 

İkisi de doktor. İkisi de tıp doktoru. İkisi de altı yıl tıp eğitimi sonrasında Hipokrat yeminiş ederek doktor olmuş.

Birisi Türkiye’nin başkentinde, mevcut iktidarın yandaşları için yaptırdığı söylenilen bir hastanede çalışıyor. Diğeri Amerika Birleşik Devletlerinde Harvard’da bir tıp merkezinde çalışıyor.

Türkiye’deki doktor kimliği ile değil memur kimliği ile popüler oldu. Soma’daki maden faciasında yakınını kaybeden bir protestocuyu tekmeleyen başbakanlık danışmanına ayağını incittiğine dair rapor verdi. Diğeri de doktor kimliği ile popüler olmadı. Amerika’daki Türk doktoru belki de özgür bir ülkede yaşamasının sonucu olarak, yurttaş kimliği ile Amerika ziyaretindeki Cumhurbaşkanı’na “Ülkenizde olan bitenlerden sonra rahat uyuyabiliyor musunuz?” diye sordu.

Her iki eylem de doğrudan mesleki uygulamalarla ilgili olmadığından hangisinin tıbbi açıdan daha yeterli olduğunu bu eylemlere göre değerlendiremesek de, Amerika’dakinin iktidarla uyumlu olmak koşulu ile Türkiye’dekinin pozisyonunda rahatlıkla çalışabileceğini ancak bunun tersinin pek mümkün olmadığını söylemek için sanırım doktor olmak gerekmiyor.

 

İmdi, neden bu iki doktor aynı yazının konusu oldu?

Tüm yaşamımızı yaptığımız tercihler belirler.

Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve çocuklarımız ve torunlarımız canlarımızı hangi doktora emanet edeceğiz?

Bizi ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren hayati soru bu!

 

Bak benim son model Iphone’u ile yaptığı selfie’sini kankasına forward’ladığı için kendinin medeni insanlardan hiçbir farkı olmadığını düşünen, sistemi eleştiren bizleri de sisteme ayak uyduramamış zavallı ezikler (loosers) olarak gören vatandaşım. Sende bu tüketim aşkı, bu parayataparlık olduğu sürece kimse sana asla, gerçekte senin ne kadar değersiz olduğunu, sadece paran kadar değerin olduğunu söylemez. İnsanları gerçekte değerli kılan, medeni yapan tüketim kapasiteleri değil, kültürel birikimleri ve üretime verdikleri katkıdır. Sen şimdi nereden ve ne için geldiğini sorgulamadığın el malı ile hovardalık yaparken, senin keyfini kaçırdıkları için zulmettiğin, hakaret ettiğin insanların sana daha ne kadar tahammül edebileceğini düşünüyorsun? Bak sayende cehalet ve kötülük tümör gibi büyürken iyiler bu ülkeyi terk ediyor. Bu sana şimdi keyif verse de emin ol birgün bunun bedelini ödeyeceksin. Ya sen, ya çocuğun, ya da torunun.

Emin ol!

 

Yusuf Samim Lütfü

 

Posted in

Yorum bırakın