BOZKIRDA BİR ESKİL KENT :
GORDİON
Sıradan bir kara yolculuğunu renklendirmek, ona anlam katmak elinizde. Anayoldan sapakları gösteren kahverengi tabelalar önde gelen yardımcınız olabilir.
Onlarca kez kat ettiğimiz İzmir-Ankara yolunda hiç olmazsa bu kez bu tabelalara uyalım istiyoruz.
Gordion’u gözümüze kestiriyoruz. İzmir yönüne ilerlerken Polatlı’yı geçtikten sonra Yassıhöyük (Gordion)’e sapıyoruz. Bu sapakla ilgili olarak önceden en küçük fikrimiz yok. Bildiğimiz Frigler, Midas ve Gordion’dan ibaret. Bizi kendisine çeken bu tarihsel mekânın 12 km ötede olduğunu öğreniyoruz. Askeri kışlanın önünden devam ederek Beylikköprü köyüne varıyoruz. Bu mevsimde hareketli olması gereken terk edilmiş pancar kantarı içimizi burkuyor. Köyde gördüğümüz kazlar ve inekler biraz olsun teselli ediyor burkulan yüreğimizi.
Soğan hasadı yapılan bir tarlanın kıyısından Gordion’a yol almayı sürdürüyoruz. Mis gibi soğan kokusunu ciğerlerimize çekiyoruz.
Yassıhöyük tipik bir bozkır köyü. Tezek kokusu burada hayvancılık var demekte. Birkaç katlı bina boyuna erişmiş olan saman yığınları kış hazırlığının göstergesi.
Küçük Yassıhöyük köyünün içinden geçtikten sonra kendimizi görkemli tümülüsle karşısındaki alçakgönüllü müzenin önünde buluyoruz. Sabahın erken saatinde müzenin önünde İspanyol plakalı bir karavan çarpıyor gözümüze. Müze açık ve ziyarete hazır. Çalışanlar son derece güler yüzlü ve içten davranıyorlar. İçeride karavancı İspanyol çiftle rastlaşıyoruz.

Müzede erken Tunç Çağı’ndan başlayarak Demir Çağını da kapsayanların yanı sıra Frigya ve Roma dönemi eserleri sergileniyor. Her ne kadar Gordion bir Frig kenti olsa da buluntular o dönemle sınırlı değil.

Bahçede sergilenenlere ek olarak içeride de toprak işçiliğine ilişkin pek çok seçkin örnek etkileyici. Özellikle, Sakız, Rodos ve Limni gibi Ege adalarıyla olan çömlek etkileşimi şaşırtıcı.
Anadolu’nun kadim halklarından Hattilere ait insan kalıntılarının özellikle heyecan verici olduğunu eklemek gerek.

Kibele eşdeğeri ana tanrıça Mater Frig toplumunun pagan inancının birincil öğesi.

Ayrıca, sikkeler, mühürler ve elbette Frigya Krallığı denilince akla gelen her tuttuğu altın olan Midas’dan söz etmemek olmaz. Asur Kralı II. Sargon’un İÖ 718 ve 709 tarihli yıllıklarında Mita olarak anılan Midas’ın yenilmiş bir krala yakışır biçimde boğa kanı içerek mi yoksa sur duvarlarından atlayarak mı canına kıydığı şimdi bile tartışma konusu olabilmektedir.

Genç yaşında dünya imparatoru olmanın kilidi Anadolu diyen Büyük İskender ve kılıç darbesiyle çözdüğü Gordion’daki kördüğümü anmamak olası mı? Asya ve Afrika’ya uzanan Makedonya İmparatorluğu İskender’in büyüklüğünün önde gelen kanıtı. Erken yaşta yaşamını yitirmesinde kördüğümü kılıçla çözmesine bağlayanlar da yok değil.

Alçakgönüllü müzeye sığmayan pek çok değerli buluntunun Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilendiğini öğreniyoruz. Böylelikle bir sonraki Ankara seferinin hedefi de belirlenmiş oluyor.
Bahçedeki Açıkhava müzesinde de pek çok değer bizleri bekliyor.
Giriş kapısının yanındaki duvarda kördüğümü kılıç darbesiyle çözen Büyük İskender karşılıyor ziyaretçileri.
Müze duvarını süsleyen irili ufaklı küpler ve amforaların yanında Frig dönemi mozaikleri yer alıyor. Biraz ötede bu kez Roma mozaikleri ziyaretçilerini bekliyor. Bu kuş uçmaz kervan geçmez yerdeki müzenin tek bir eseri bile öksüz kalmamalı diyoruz. Midas Tümülüs’ü ne geçmeden önce Galat Mezarı’na göz atıyoruz.

Galatları Bergama Krallığı ile giriştikleri savaştan anımsıyoruz. Sonraları Anadolu’nun içlerine doğru çekilmişler ve Ankara dolaylarını mesken tutmuşlar. Anadolu’nun kültürel ve antroplojik bir harman yeri olması şaşırtıcı değil elbette. Kızıl saçlı, çilli yüzlü Galatlar bugün de aramızdaki varlıklarını sürdürüyorlar. Tıpkı İrlanda ve İskoçya’daki soydaşları gibi.
Sırada tuttuğu altın olan, ama Apollon’la Pan’ın yarışında Apollon’u aşağıladığı için Apollon tarafından eşek kulaklıya dönüştürülen olan Midas Tümülüs’ü var. Birazdan onun huzurunda olacağız. Bölgedeki 90’ı aşkın tümülüsten kazılmış olan 35’inden birisi olan Midas Tümülüs’ü tüm görkemiyle müzeyi selamlıyor. Bir başka söylenceye göre Midas eşek kulaklarını kurduğu geniş istihbarat ağına borçludur. Günümüzde yaşananları göz önüne aldığımızda çok da akla yatkın bir yorum değil mi? Hatta, bugünkü koca kulakların Midas’a taş çıkarttığı bile kolaylıkla söylenemez mi?

50 metre yükseklikli ve 300 metre çaplı tümülüsün girişinden Midas’ın ardıç ve çamdan yapılma ahşap gömütüne 82 metrelik bir galeriyle erişiliyor. Galeri Türk mühendislerinin ve Zonguldak maden emekçilerinin bilgi ve alın teriyle açılmış. Görkemli Frigya’nın karizmatik kralı Midas’a da böylesi yakışırdı diyoruz.

Frigler özgün ölü gömme yöntemleriyle de tanınmışlar. Midas Tümülüs’ü bu yöntemi yansıtması bakımından da önemli. Mısır piramitlerini andıran toprak yığınının merkezinde ahşap mezara yerleştirilen cenazenin yanına armağanlarının konması unutulmuyor. Tümülüslerin yüksekliği statüyü yansıtması bakımından anlamlı. Kral Midas Tümülüsü’ndeki 3750 yıllık çam ve ardıç malzeme alışılmış gereçlerin ötesinde bir sıradışılığın yansıması gibi.
Midas’ın huzurundan ayrılmadan önce bir söylenceyi paylaşmadan geçmeyelim. “Erken kalkan yol alır!” deyişine uyup Gordion’a uğramış olduğumuzu düşünüyoruz. O yıllarda erken kalkan değil yol almayı kral olmayı bile başarabiliyormuş. Midas Frigya krallığını Gordeas’tan erken kalkarak devralmış. Müzeden ayrılırken avluda dört kişilik bir Fransız aileyle karşılaşıyoruz. Onlar da erken kalkmış besbelli! Bu coğrafyada şaşırmayı aklımızın ucundan bile geçirmiyoruz. Hiç ummadığınız bir yerde hiç ummadığınız kimselerle karşılaşmak ve beklenmedik olaylar yaşamak buraların sıradan olgusu!
Yassıhöyük’ü geride bırakırken Gordion eskil kenti eksik kalmasın deyip solumuzda kalan dikenli telli bölgeye yöneliyoruz. Aracımızı park ettikten sonra 40-50 metrelik yokuşu tırmanmaya kalıyor bu görkemli kentin sunduğu doyumsuz görüntülere tanıklık etmek için. Kent aynı zamanda Frigya Kral Yolu’nun da başlangıcında yer alıyor.

Ünlü coğrafyacı Strabon İÖ 1. yüzyılda Gordion eskil kentinden terk edilmiş harabeler olarak söz etmiş.
Kent 1893’te keşfedilmiş. Kazılar 1950’den bu yana aralıksız sürüyor. Kente kale kapısından giriliyor. Şimdilerde restorasyon iskelesi ilk göze çarpan yapı. Kent içindeki dokuma tezgahları, tahıl öğütme düzenekleri ve ekmek fırınları kale içinde saray gereksinimlerinin karşılandığını düşündürüyor.
Friglerden de önce var olan Gordion İÖ 3000-2000’de Hattilerin, Orta ve Geç Tunç Çağı’nda (İÖ 2000-1100) Hititlerin, İÖ 1100-300 yıllarında Friglerin egemenliği altına girmiş. Onları sırasıyla Lidyalılar, Persler, Büyük İskender, Galatlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar izlemiş.
Bu kadim uygarlığın insanlıkla buluşmak için ise arkeolojiye ve Anadolu uygarlıklarına özel önem veren Cumhuriyet’i beklemesi gerekmiş.
Ankara, Eskişehir, Afyon, Burdur, Denizli ve Kütahya illerimizin bulunduğu alana yayılmış olan Frigya Krallığı’nda daha keşfedecek çok yer olduğunu unutmuyoruz. Yazılıkaya demekle yetiniyoruz. Boynuz kulağı geçermiş özdeyişimizi anımsıyoruz. Çocukluk yıllarımdan anımsadığım Yazılıkaya (Eskişehir ili, Çifteler ilçesi) Gordion’dan çok daha görkemliydi diye düşünüyorum. Bellek yanılır diyerek, bir kez daha görmeden yargımı kesinleştirmekten kaçınıyorum.



Yorum bırakın