27 Mayıs bir devrim mi yoksa darbe mi? İçinde bulunduğumuz yıllarda yoğunlaşarak tartışılan son 30 yılın konusudur bu ikilem!

Toplumsal olayları belirli kalıplar uyarınca irdelemek ve yargılamak hataya düşmeyi kaçınılmaz kılıyor.

27 Mayıs’ın hangi ortamda gerçekleştiğini anımsamakta yarar var!

“Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz!” ya da “Odunu koysam milletvekili seçtiririm!” diyen bir seçilmiş irade pek çok şeyi anlatmış olmaz mı?

Olgudaki özneyi üzerlerindeki giysiyle değerlendirmeye kalkarsanız yanılırsınız!

1974’de tankına, tüfeğine karanfil iliştirerek Salazar faşizmini sonlandıran Portekiz ordusu hata mı etmiştir?

Ya da Almanya’da kurduğu düzenle faşizmin kitabını yazan Hitler bir asker miydi? (Elbette vatani görevini yapmıştı ve ancak onbaşı olabilmişti)

Ayrıntılara değil sonuçlara bakmalı!

27 Mayıs kuşkusuz hataları olan, yer yer denetimi de elinden kaçıran bir süreçti. Ama, ürünü 1961 Anayasası bugün bile mumla aranıyorsa eğer darbeye değil devrime denk düşen bir devinimdir!

O günleri yaşamış bir büyüğümüzün, Prof Dr Coşkun ÖZDEMİR’in yaşanmışlıklara dayanan yazısı çok daha fazlasını içeriyor.

Ceyhun BALCI, 27.05.2013

 

 

DEMOKRAT PARTİ VE   27 MAYIS

Prof. Dr. Coşkun Özdemir

 

Genç bir doktor, taze bir  nöroloji uzmanıyım, İstanbul’da bir devlet hastanesinde görev yapıyorum. Hastane başhekimi ve tüm uzmanlarla birlikte  Belediye Başkanı (Kemal Aygün) tarafından bir toplantıya davet ediliyoruz. DP’li başkan bir süre partisinin başarılarını sıraladıktan sonra sadede geliyor “Arkadaşlar Vatan Cephesi’ne katılırsanız çok doğru bir şey yapmış olursunuz ” . Başhekim Dr. Mansur Sayın,” arkadaşlar ben katıldım başka çare yok” diyor. Devlet memurlarına onur kırıcı bir baskı. O günlerde radyolarımız saatlerce Vatan Cephesi’ne katılan insanları, kedileri, köpekleri, yaşama veda etmiş olanları yayınlayıp duruyordu. Demokrat parti çok başarılı bir bölme, parçalama stratejisi uyguluyor. Halkın kahveleri, kıraathaneleri, gazinoları hatta camileri artık ayrılmıştır. Bu ayrılık tohumlarını hiç sakınca görmeden serpiyordu, adı demokrat olan parti.1956 yılında, Urfa’nın Birecik ilçesinde, Fırat üzerindeki köprünün açılısı yapıldı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes bu açılışı izleyerek11Nisan kurtuluş bayramını kutlamak üzere Urfa’ya geldiler. Geçit töreninde bir kara çarşaflılar topluluğu önlerinde geçit yaptı. Açıkça “Sizin sayenizde bu kapanma özgürlüğe kavuştuk” demek istiyorlardı. Onları, cumhurbaşkanı DP markalı bastonu ile, diğer iki bakanla birlikte idamını esefle karşıladığım Başbakan Adnan Menderes ise şapkası ile selamladı.  Bu olayın tanığı oldum. Yine DP’nin Urfa’ya atadığı belediye başkanı, benim de hazır bulunduğum bir yemekte “ Orucunu yiyenin katli vaciptir” demiştir. Köy ağalarını milletvekili yapan DP’nin ilk icraatı Arapça ezan olmuştur. Bunun ardından cumhuriyet karşıtı Saidi Nursi’yi ziyaret edip ona saygılarını sundular. Cumhuriyet devrimlerini, halkın tuttuğu ve tutmadığı diye ayıran, resmi ilanlarla besleme basın yaratan  yine bu iktidardır. 6-7 Eylül faciası ve kara sayfasının baş sorumlusu da bu partidir. Ama hiç utanmadan Aziz Nesini ve solcuları olaydan sorumlu tuttular.( Aziz Nesin Türkiye’nin Kore’ye asker göndermesine karşı çıkmıştı.) Kırşehir DP’ye oy vermediği için ilçe yapıldı. Mecliste tahkikat komisyonu kurup ona mahkeme yetkileri vererek muhalefeti tasfiye etmek isteyen, meclisi yargı yerine koyan DP iktidarıdır. Köy Enstitülerini, halkevlerini kapatan, böylece iki aydınlanma odağını yok ederek feodalitenin ve aşiret düzeninin süregelmesine yol açan yine adı demokrat olan parti olmuştur.  İktidarın antidemokratik eylemlerine ve zorbalığına karşı duran üniversite hocalarını kara cübbeliler diye anan başbakan ve bir hukuk abidesi Ord. Prof. Sıddık Sami Onar’ı üniversite bahçesinde yerlerde sürükleyen bu iktidarın emrindeki emniyet güçleridir. Menderes’in meclise dönerek “ Siz isterseniz hilafeti de getirebilirsiniz”  diye seslenişi çok ünlüdür. “ Ben bir odunu da aday koysam seçtiririm” deyişi de hiç unutulmamıştır. Tıpkı bugünküler gibi din istismarı için her  fırsatı kullanmışlardır. DP yönetiminde ülkenin bağımsızlığını yitirişi de ayrıca uzun uzun tartışılmaya değer. Cezayir’in bağımsızlık mücadelesinde onları değil Fransa’yı destekleyen bu iktidar Türkiye’nin yurtseverlerine büyük acılar yaşatmış ve demokrasi umutlarını daha başlangıcında yok etmiştir. Şimdi böyle bir iktidarın Türk demokrasisine vurduğu sayısız darbe göz ardı edilecek ve meşruiyetini kaybederek askeri darbe ile devrilen DP yerine gelen askeri yönetimin yaptığı 1961 Anayasası ve onun Türk halkına sağladığı haklardan hiç söz edilmeyecek ve bizim sözde resmi tarih karşıtları tarafından  27 Mayıs kategorik olarak faşist bir yönetim yaratan 12 Mart ve 12 Eylülle bir tutulacaktır. Bu açık bir haksız yargıdır.  1961  Anayasası sosyal devleti, Anayasa Mahkemesini, üniversite özerkliğini, sendikal hakları, yargı bağımsızlığını, sosyal güvenlik hakkını getirmiştir. Bunlar çok sözü edilen demokrasinin  alt yapısını oluşturan kurumlardır. 27 Mayıs bize düşünce özgürlüğünü, sol açılımını getirdi. İnsan hakları, emekçi hakları, gelir dağılımı neredeyse ilk kez tartışılır oldu. Nazım Hikmeti ilk kez dergilerde okumaya başladık. Türk halkı onun bir vatan haini olmadığını, 27 Mayıstan sonra öğrenebilmiştir. Yön dergisi halka çok şey vermiş ve onlara ülkeleri hakkında düşünmeyi, soru sormayı öğretmiştir.   27 Mayıs bir darbe olarak başlamış ama bir demokratik devrime dönüşmüştür.   Ama bu askeri yönetim 147’liler olayı gibi büyük yanlışlıklar yapmaktan geri duramamıştır. Karşı devrimciler 1961 anayasasından memnun kalmamışlar ve kısa zamanda onu yok etmenin yolunu bulmuşlardır.

Bugün tarihi çarpıtanlarla baş başayız. Bir aydınlanma ve uygarlık savaşıdır bu. Süregelen bu savaşı mutlaka akıldan, bilimden, halktan, emekten yana olanlar kazanacaktır.

coskunoz@superonline.com                                                     

Not  : Silivri’de yıllardır yersiz ve haksız, özgürlüklerinden yoksun bırakılan yurtseverleri sevgi ile özlemle anıyorum.

 

 

 

   

Posted in

Yorum bırakın