EYLEMİN ARDINDAN
Türkiye’de çok dikkate ve saygıya değer eylemlilikler dizisinin ortaya konduğu günlerden geçiyor.
Bu eylemlerde öne çıkan ve örnekleri önceden pek de yaşanmamış özellikler şu şekilde sıralanabilir :
1. Bu eylemlere katılım 2007 yılında gerçekleştirilen Cumhuriyet mitingleriyle karşılaştırılabilir ölçüdedir. Coşkunun boyutu ise o buluşmalardan farksızdır.
2. Gençliğin yoğun ve bilinçli katılımı her türlü övgü ve dikkate değer boyutta olmuştur.
3. Biri birine benzerlikleri ile değil de farklılıklarıyla kendisini gösteren grup ve örgütlerin katılımı çok önemlidir. Özellikle, siyasetin yanından geçmemiş olan spor kulübü yandaşlarının siyasetle bu denli iç içe bir görünüm sergilemeleri not edilmeye değerdir.
4. Bu eylemlerde Türk ulusu korku sarmalından çıkabileceği işaretini vermiştir. Sırada diğer sarmallardan kurtuluş vardır!
5. Bu eylemlerle kartel medyasının gerçek yüzü biraz daha belirginleşmiştir. Beğenmediğimiz uluslararası medya kurumları bile bizim ulusal görünümlü sefalet anıtları karşısında çok daha saygıya değer bir tutum sergilemişlerdir.
6. Eylemlerde öne çıkan bir başka nokta son yasaklarla birlikte alkol kullanımının bir muhalefet aracına dönüştürüldüğü gerçeğidir. Simgesel düzeyde kalması koşuluyla zararı olmayan bir davranış olabilir. Ancak, sınırları zorlandığında alkolün insan davranışı üzerinde yaratabileceği keskin değişiklikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
Adına medya denen onursuzluk kurumlarının gerçek yüzleri son eylemlere yaklaşımlarıyla birlikte iyice tescillenmiş durumdadır. Eylemin büyüklüğü ve coşkusunun yansıtılması yerine güvenlik güçlerinin ve iktidarın orantısız şiddet kullanımına gerekçe oluşturacak görüntü ve bilgi paylaşımı bunun kanıtı sayılmalıdır.
Ancak, bu durum eylemlerin katılımcılarca nesnel bir şekilde irdelenmesi ve gereğinde özeleştiri tutumu gösterilmesine engel olmamalıdır.
Türk insanını sokağa döken nedenlerin başında Taksim Gezi Parkı’nda barışçıl bir şekilde direnmekteyken kolluk gücü şiddetine uğrayan yurttaşlarımızın her ortama yansıyan görüntüleri gelmekteydi. Bir bakıma uyuyan dev bu kabul edilemez saldırılarla uyandırılmıştır.
Dünkü İzmir eylemine ilişkin kimi gözlemlerimi öznel değerlendirmelerle paylaşmaya çalışacağım. Her öznel yargı gibi benimkiler de eleştiriye ve yanlışlanmaya açıktır.
Eyleme Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nden yöneticisi olduğum İzmir Tabip Odası pankartı altında bir grup meslektaşımla birlikte yürüyüşe geçerek katıldım. Gündoğdu Meydanı’na varışımız yoğun katılım nedeniyle yarım saat kadar sürdü. Söz ettiğim yeri bilenler doğrulayacaklardır. En fazla 10 dakika yürüme uzaklığındaki iki nokta arasının yarım saatte yürünmesi kalabalığı fazlasıyla doğrulayan bir kanıt sayılmalıdır. Gündoğdu tümüyle dolmuştu. Yol boyunca ev ve işyerlerinden eyleme destek veren yurttaş çokluğu dikkat çekici boyuttaydı. Ayrıca, bu yürüyüş koluna daha önceleri bu tür eylemlere katılım konusundaki çekingenlikleriyle bilinen TKP ve ÖDP’nin de eklenmiş olması cephenin genişlemesi adına önemli bir ayrıntıydı.
Gündoğdu’da biriken coşkun kalabalığa TGB’li gençlerin kusursuz önderliği bir kez daha değinilmeyi hak ediyordu. Meydanın büyüklüğü ile oranlandığında son derece kısıtlı olan ses düzenine karşın topluluğa hep bir ağızdan Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin okutulması da bir başka önemli başarıydı. Yerinde duramayan kalabalığın Cumhuriyet Meydanı’na doğru yürüyüşe geçirilmesi de doğru bir karardı.
Cumhuriyet Meydanı’nda coşkusu ve yoğunluğu katlanan kalabalık Gündoğdu Meydanı’na asıl buluşmaya katılmak üzere geri dönüşü sırasında İzmir’de daha önce tanık olmadığım bir coşku ve insan seli oluştu. Bu kez Gündoğdu Meydanı’na girmek şöyle dursun yaklaşamadık bile! Cumhuriyet Meydanı’nda Konak tarafından gelen kollarla birleşildi. O anda kaygılanmamak olanaksızdı. Çünkü, kalabalığa katılan yeni kollar arasında özellikle ulusal değerlerimiz konusundaki duyarsızlıkları ve hatta yer yer alerjileriyle bilinen grupların varlığı kaygı nedeniydi. Özellikle, onların arasına karışmış olan ve adını duyduğunuzda şaşıracağınız sayısız grupçuk bu topluluğun zayıf halkasını oluşturmaktaydı. Neyse ki korkulan olmadı. Taraflar sağduyulu davrandılar. Gündoğdu’ya egemen olan Türk bayraklı ve Atatürk posterli ortamın özellikle bazı grupçukları rahatsız etmesini olağan karşılamak gerekiyordu.
Böyle bir günde her şeye karşın alanı terk etmemek yerine alandan ayrılmayı seçtiler bu grupçuklar. Adını anmaya değer görmediğim bu grupçukların Türkiye’de olan bitene tepki duyduğundan kuşku duymuyorum. Ancak, bu türden küçük oluşumların kendilerini tanıtma ve bunu yaparken de saldırgan olabilme potansiyeli taşıdıklarını da önceki gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim. Son olarak 1 Mayıs’ta ellerinde taşıdıkları Türk bayrağı nedeniyle saldırdıkları bir katılımcının doğrudan saldırıdan değil ama saldırıya ikincil olarak gelişen bir sağlık sorunu nedeniyle yaşamını yitirdiğini unutmamak gerekiyor. Bu grupçuklar toplumsal etkinliklerde polisle çatışmanın kendilerine ün va şan sağlayacağı düşüncesiyle hareket edebiliyorlar. Hatta, polisle çatışmaya girmeyenleri küçümseyebiliyorlar.
Güneş battıktan sonra Gündoğdu Meydanı’na kadar etkili olan ve gözlerimizin ve boğazımızın yanması ile kendisini gösteren gaz belirtileri korkulanın gerçekleştiğinin habercisi oldu.
Çok geçmeden Basmane dolaylarında çatışma ve polisin gaz kullanımı haberleri gelmeye başladı. Hatta, bazı grup ve kişilerin Gündoğdu’nun terk edilerek saldırıya uğrayanlara yardım için Basmane’ye yönelinmesi doğrultusunda yoğun çaba harcadıkları da gözden kaçmadı. Neyse ki, bu çabalar fazlaca karşılık bulmadı! Bu eyleme katılıp da bugüne değin polisle hiç karşı karşıya kalmamış insanları Basmane’ye yöneltmek eylemin yararına değil zararına bir tutum olurdu.
İzmir Tabip Odası’nda acil sağlık yardımı gereken durumlarda harekete geçmek üzere genç meslektaşlarımızdan oluşan bir ekip hazır beklemekteydi. Çatışma haberlerinin hemen ardından bu arkadaşlarımız olayların yaşandığı bölgeye doğru harekete geçtiler. Onlardan aldığımız bilgiye göre yoğunluklu olarak gaz kullanımına bağlı sorunlarla karşılaşılmış ve arbede sırasında küçük bedensel yaralanmalar olmuş.
Basmane dolaylarında bulunan genç meslektaşlarımızın tanıklık ettiği bir manzarayı da dile getirmeden geçemeyeceğim. Sivil giyimli ama polis olup olmadıkları anlaşılamayan eli sopalı kimi insanların göstericilere karşı şiddet uyguladıkları bilgisi tüyler ürperticiydi. Oysa, ne Gündoğdu ne de Cumhuriyet Meydanı’nda üniformalı tek güvenlik gücüne rastlamamıştık. Elbette, sayısını bilemeyeceğimiz kadar çok sivil giyimli güvenlik gücü kalabalığın arasına karışmış olmalıydı. Sivil giyimli eli sopalıları gece yarısından sonra Halk TV yayınına katılan İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler de söz konusu etti. Sivil giyimli polislerin uyguladığı şiddet elbette kabul edilemez. Ancak, akla getirilmek istenmese de polis de olmayan eli sopalıların bir paramiliter gücü anımsatması bile dehşet verici bir durum olabilir. Açıklığa kavuşturulması gereken çok önemli bir ayrıntıdır!
Gündoğdu ve Cumhuriyet Meydanı’ndaki toplulukların hiç bir şekilde fiziksel şiddete başvurmadığının altını çizmekte yarar görüyorum. Bir Starbucks kahvecisinin bir de Cumhuriyet Meydanı’nda bürosu bulunan yandaş medya kuruluşunun önünde topluluğun yoğun sözel tepki gösterdiğine tanıklık edildi. Ama, her iki noktada da gündüz saatlerinde en küçük bir fiziksel şiddete başvurulmadığı kesindir.
Bu tür eylemlerde özellikle önderlikten ve disiplinden uzak grupçukların denetim altına alınması son derece zordur. Bir de bu grupçukların arasına kışkırtıcıların karışması durumunda sorun iyice içinden çıkılmaz bir hal alabilmektedir. Izmir’de yaşananlara etken olmada hangi seçeneğin öne çıktığını şu an için bilmek zor. Ancak, neden ne olursa olsun göstericilerin fiziksel şiddete başvurması bu çok etkinliğin saygınlığına gölge düşürmüş olmaktadır. Yanı sıra, bu türden fiziksel şiddet görüntüleri bu etkinliklere katılan sıradan yurttaşları caydırıcı rol oynayabilmektedir. Eylemcilerin tümüne mal edilen bu fiziksel şiddet görüntüleri eylemlere olan toplumsal desteği aşındırma ve kartel medyasınca kötü niyetle kullanılma sonucuna yol açabilmektedir.
Bu etkinlikler dizisinin sürmesi olasılığı göz önüne alındığında eylemin görkemi kadar olumsuz yönleri de irdelenmeli; buradan çıkartılacak derslerle aynı hataların yinelenmemesi doğrultusunda çaba gösterilmelidir.
Bu deneyimlerin öğrettiği bir şeye daha olmuştur! Türkiye’de etkili bir muhalefet dalgası oluşacaksa bunun dayanacağı temel son derece yalındır. Türk bayrağı, Atatürk ve ulusal değerlerimiz birleşilecek biricik ortak paydadır. Ortak paydayı bunun dışına taşırma girişimleri kalabalıkların gücünü aşındıracağı gibi dip dalgasının sönmesi anlamına da gelecektir.
Bu kadar coşkulu ve kalabalık bir kitlenin başka hiç bir ortak paydada buluşturulamayacağı bütün açıklığıyla bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Ceyhun BALCI, 02.06.2013


Yorum bırakın