slide38_600,400

Yansıdaki fotoğraf 2006’da bir günlük Montevideo gezimizde çekilmişti. Yüzüncü Yıl Stadı’nın dış cephesini süsleyen bir duvar resmiydi.  

FUTBOL ZAMANI

Her 4 yılda bir bu zamanlarda bir aylık futbol şölenine hazır olurum. Bu şölenin önemli parçası takım ayırt etmeksizin tüm maçları izlemeye çalışmamdır. Çünkü, Dünya Kupası yalnız futbol demek değildir. Dünyayı buluşturan bir şenliktir. Futbol bahane, keyifler şahanedir! Bu gizemli turnuvada sayısız yenilmez armadanın çimlere gömüldüğüne tanık olunmuştur.

Örneğin, İran deyip geçmeyin! “Ummadık taş baş yarar!” örneği birilerinin canını yakıverir! Ya da Honduras veya bir başka adsız kahraman!

Saat farkına karşın yeryüzündeki başka pek çok etkinlik gibi Dünya Kupası düzenlemesi de Avrupa odaklı! Maç saatleri ne demek istediğimi anlatacaktır. Alıcıların önemli bölümü Avrupa’da olduğuna göre, yeri geldiğinde parayla Dünya Kupası düzenlemesi satanların bu yaklaşımına şaşıramayız!

Dünya Kupası düzenlemesi 84 yaşında. İlk kez 1930’da Uruguay’da düzenlenmiş. Neden Uruguay? Bugün 3.5 milyonluk nüfusa sahip, 1924 ve 1928 Olimpiyat Oyunları’nda futbol şampiyonu olan bu küçük Güney Amerika ülkesi böylelikle bir bakıma onurlandırılmış da denebilir. 1930’un ulaşım olanaksızlıkları ve masrafların büyüklüğü Amerika dışından gelecek ülkelerin gözünü korkutmuş. Yalnızca 4 Avrupa ülkesi kupaya katılmaya ikna edilebilmiş. Uruguay kendisini onurlandıranların yüzünü kara çıkartmamış. İlk kupanın ülke dışına çıkmasına izin vermemiş. 1930’da 100. kuruluş yıldönümünü kutlayan Uruguay’ın şampiyonluğu bir başka anlam kazanmış.

1934 ve 1938’de sırasıyla İtalya ve Fransa’nın ev sahipliği yaptığı kupaya Amerika’dan yalnızca Brezilya ve Arjantin ilgi gösterebilmiş.

Savaş arasından sonra 1950’de yeniden Amerika’ya dönen ev sahipliğini Brezilya üstlenmiş. Gelmişken kupayı da kimselere vermem edasıyla oynayan Brezilya finaldeki kaza olmasa hedefine erişecekmiş de! Kupa Amerika’da kalmış, kalmasına ama bir kez daha komşu Uruguay’a gitmiş. Maracana’da 200 bin kişiyi donduran, Brezilya’yı günlerce yasa boğan sonuç bugün de unutulmamıştır.

Uruguay da katıldığına göre Brezilya’nın ikinci ev sahipliği benzer bir duruma sahne olabilir. Hatta, Brezilya için bu sendrom karabasana bile dönüşebilir.

Her şeye karşın Brezilya kupanın tartışmasız en başarılısı! Kupayı 5 kez kazanmış olması da kanıtı!

Türkiye için ilk 1954 Dünya Kupası olmuş. Avrupa’da olmasa daha da beklerdik!  Bir önceki kupaya yol masrafları nedeniyle gidemeyenler arasında olduğumuzu anımsatalım.

2356-Golgede-ve-Guneste-Futbol

1970 Meksika Dünya Kupası anımsayabildiğim ilk kupadır! Radyodan haberlerini dinlediğimi anımsıyorum. Bir de gazeteden kesip sakladığım fikstürünü. Tüm maçların sonuçlarını not ettiğimi de unutamam.

Televizyonda izlediğim ilk kupa ise  Almanya 1974 oldu. Türkiye yoktu ama Batı Almanya maçında Şilili’ye kırmızıyı çıkartmakta ikileme düşmeyen Doğan Babacan vardı. Sonraki yıllarda bir derbi maçı bitiminde sahanın ortasında bayrak sopasıyla dövülme sahneleri de belleğimden hiç silinmez.

1978 Arjantin Dünya Kupası cuntacıların futbol aracılığıyla şirin görünme denemesiydi. Pek çok kez olduğu gibi futbol bir kez daha politikanın mezesi olmuştu. Diktatör dayanışması Peru-Arjantin maçına yansıyınca olan Brezilya’ya olmuştu. Arjantin’in şampiyonluğu General Videla’ya biraz olsun nefes aldırmış olabilir; ama sonrasında oldukça karmaşık dönemler yaşayan bu futbol ülkesi günümüzde eskisiyle karşılaştırılamayacak bir dinginlik ve istikrar içinde!

1986’da Meksika düzenlemeden yan çizen Brezilya’nın yerine ev sahipliği yaptı. Elbette kolay değildi. Darbeler döneminde akşam iktidar olanın sabaha ne olacağı belirsizdi. İşin içine ekonomik güçlükler de girince futbol ülkesi olmak bile yetmedi ev sahibi olmaya.

İlginçtir! 1950’de Brezilya’daki kupada erişilen seyirci ortalaması olan 47 bindi. Bu ortalama çok sonraları aşılabildi. Son kupadaki ortalama 49 bin bu sayının biraz üzerinde gerçekleşti. Daha da ilginci kupa tarihinin ortalama seyirci rekoru futbol ülkesi olmaktan uzak olan Birleşik Amerika’da kırıldı. ABD’deki 69 binlik seyirci ortalamasının yakalanması bir yana yaklaşıl(a)madığını bile not edelim.

Türkiye, tarihte ilk kez iki ülkenin (Japonya-Güney Kore) ortaklaşa düzenlediği 2002 kupasına katılma hakkı elde ettiğinde, bu büyük şölende ikinci kez yer almış oluyordu. Dünya üçüncülüğü sevindirik olmamıza yetecekti. Sıcak hava bahanesiyle ikinci Brezilya maçımızın olduğu gün memurlara tatil verilmesi de tarihte bir ilk olmalıydı. Henüz kriz yaşamış bir ülke söz konusu futbol olunca hovardalıkta sınır tanımamış oluyordu. Tersinden okursak krizden perişan olmuş topluma şirin görünme çabası ağır basıyordu belki de. Bu başarı sonrasında tırmandığımız basamakları çok daha hızlı biçimde inişimiz de unutulmuş değildir.

1974’ten 40 yıl sonra takımımız değil ama bir kez daha hakemimiz var kupada! Cüneyt Çakır!

Bugünden başlayarak bir ay boyunca futbolseverler bayram ederken, futbolsevmezler sabır taşı olmayı deneyecekler. Umarım çatlamazlar!

Unutulmasın ki, futbol yalnız futbol değildir! Çok daha fazlasıdır!

Ceyhun BALCI, 12.06.2014; 22:00

 

indir

Posted in

Yorum bırakın