YÜZÜNCÜ YIL
Dünya, bizlerin bildiği adıyla I. Dünya Savaşı’nın ya da batılıların deyişiyle Büyük Savaş’ın 100. yılını anıyor! Bu yıl gezi amacıyla yolumuzun düştüğü İtalya ve Sırbistan’da bu yıldönümünün çok önemsendiğini gördük. Hatta, Sırbistan’da savaşı çıkartan kıvılcımı çakan Gavrilo Principe’nin öne çıkartılmasında sakınca görülmemiş olduğunu biraz da şaşırarak gözlemledik.
Yarınımızın geçmişimizle bağlantılı olduğu bilincini bir türlü edinemeyen bizler bu önemli konuya ne yazık ki çok da kayıtlı olmadık yıl boyunca.
22 Aralık 1914-5 Ocak 1915 zaman aralığının ayrıca önemi var bizler için. Sarıkamış dağlarında toprağa düşen onbinlerce Mehmet’in bir gecede, tek kurşun atmadan yaşamdan koptuğu önyargısı son 10 yılda biraz olsun kırılmaya yüz tuttu. Bingür Sönmez öncülüğündeki Sarıkamış Dayanışma Grubu’nun bu bilinçlenmedeki rolü göz ardı edilmemeli.
Endüstri Devrimi’nin hız kazanmasıyla kendisini gösteren ham madde gereksinimi bu devrimin öncüsü ülkeleri geri dönüşsüz bir yarışa sokmuş oldu. Almanya bu yarışın en aç, en iştahlı ülkesiydi. Sömürgesi yok gibiydi. Emperyal güç olmak bakımından Birinci Dünya Savaşı Almanya için olmazsa olmaz bir gereklilikti. Başka deyişle herkesten çok onların gereksinimi vardı bu paylaşım savaşına.
Osmanlı keşke savaşa girmeseydi diyenlere sıkça rastlanır. Olanaklı mıydı? Son kullanma tarihi gelmiş ve geçmekte olan köhne imparatorluk bu savaşın toprak paylaşımına konuydu. Böyle bir durumda savaş dışı kalmak olanaklı olabilir miydi? Yanıt evetse yazının bundan sonrası okunmayabilir de!
Etkisi ve gücü sınırlı olan Osmanlı’ya bu savaşta düşen rol Almanya’ya yardımcı ve kolaylaştırıcı olmaktan geçiyordu. Pek çok cephede Osmanlı ordularına Almanların konuta etmeiş olması bu işlevin sağlam dayanağıdır.
Yedi cephede savaşan Osmanlı hem doğuya hem de batıya yönelen Alman ordularının karşısındaki güçleri bölme işlevi üstlendi. Batıda değilse de doğuda Rusları bölme görevi gereği ne kadar akıldışılık varsa yerine getirildi. Çanakkale ve Kuttül Amare dışında yengisi olmayan Osmanlı en dehşet verici ve trajik yenilgiyi Sarıkamış’ta yaşadı. Sarıkamış cephesine destek taşıyan üç Osmanlı gemisinin Ereğli açıklarında çok değil 1.5 ay önce batırılmış olması Sarıkamış faciasının önsözüydü aslında!
Trajedi askerlerden çok komutanların yanlışlarından kaynaklandı. Emirleri uygulamakla ödevli askerlerimiz ağır ve yürek burkan kayıplara karşın kahramanlıktan geri durmadılar.
Sarıkamış’ta toprağa düşen onbinlerin tek kurşun atmadan, hiç bir varlık göstermeden savaş dışı kalmadıkları bilincine kavuşmak bile başlı başına bir kazançtır.
Sözü Bingür Sönmez’in bir çağrısıyla bağlayalım!
Hem yazın hem de kışın Sarıkamış şehitleri için yürüyüşler, anmalar yapılımakta düzenli olarak!
Fırsat yaratıp bunlara katılımcı olmak en iyisidir belki! Ama, hiç bir şey yapamıyorsanız kışın bu ilk günlerinde pencerenizi açıp, soğuk havayı içinize çekin! Bunu yaprken 100 yıl öncesine dönüp canlarını Sarıkamış’ta teslim eden Yanyalı, İşkodralı, Sarıkamışlı, Ordulu Mehmetleri saygıyla anın!
Ruhları şad olsun!
Onları anımsayıp, tarihimizin bu neredeyse hiç bilinmeyen Sarıkamış sayfasını açarak bizlere tanıtanlar var olsun!
Ceyhun BALCI, 21.12.2014
İzleme önerisi :
Sarıkamış Ateşe Dönen Dünya
Okuma Önerisi :
Ateşe Dönen Dünya : Sarıkamış.
Prof Dr Bingür Sönmez, Reyhan Yıldız İkarus, 2007.








Yorum bırakın