KARANLIĞA ÖZLEM
Karanlık özlemciliğinin olumsuzluk sayılmadığı ayrıcalıklı bir durum var. Doğada gececi ya da gündüzcü yaşam süren farklı türler olsa da gündüzcü bir tür olan insanın karanlığı özlemekten çok ona gereksinimi de olan bir varlık olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bağlantıdaki yazıyı (http://amerikabulteni.com/2014/12/21/karanligi-yitiriyoruz-farkinda-misiniz/light-poll/)okuyunca üçüncü gözümüz geldi aklıma. Beynimizin derinliklerinde konuşlu pirinç bilemediniz mercimek tanesi oylumundaki pineal bez melatonin salgısından sorumlu. Gözümüzün ağ tabakasınca algılanan ışık pineal beze de iletiliyor bağlantılar aracılığıyla. Her ne kadar Dekart pineal bezi ruhun birincil yerleşkesi olarak tanımlasa da; melatonin türümüzün biyolojik ritmini düzenliyor. Karanlıkta başka deyişle uykuda artan melatonin salgısı ışık algısıyla azalma gösteriyor. Gündüzcü bir varlık olan insanın geceleri karanlığa gereksinim duyuyor oluşunun önemli bir dayanağı sayılabilir bu durum.
Özellikle kentlerde gecelerin de ışıl ışıl olduğu bir başka gerçek. Pek çok kişide görkem ve güzellik algısı yaratan bu durumun insanın doğasıyla çeliştiğine de kuşku yok! Yılbaşına gün sayarken insanların yaşam alanları kesintisizce aydınlanır oldu.
Artan aydınlatma eğilimi bir yandan savurganlığı ve artan enerji gereksinimini patlatırken diğer yandan da türümüzün sağlığını olumsuz yönde etkiliyor.

Yorum bırakın