On altı yıllık iktidarın çok başarılı olduğu bir konu var! Bu başarı karşısında şapka çıkartmamak olanaksız! Bu başarı öyküsünü “İyiyse bizden, kötüyse başkasından!” sözüyle tanımlayabiliriz.
Türkiye’de uzunca süredir yerleşikleşmiş ve hatta efsaneye dönüşmüş bir saptama vardı. Gerçeklik payı da yok değildi. Türkiye’de iktidarları ekonomik krizler değiştirir. En yıkılmaz sandığınız iktidar bile ekonomik krizle kâğıttan kule gibi çöker inanışı her zaman çokça alıcı bulmuştur!
Günümüzün dokuz canlı iktidarı bu inanışı da yerle bir etmede epeyce yol aldı. İktidarın her koşulda destekçisi yüce halkımızın yastıkaltındaki birkaç doları bozdurma gösterilerine bakılacak olursa iktidarın okkalı bir ekonomik krizle değişmesi olasılığının azalmakta olduğu izlenimi edinilmiş oluyor.
Biraz geriye gidelim!
Türkiye Cumhuriyeti’nin varlık belgesi sayılan Lozan Antlaşması görüşmelerinin ilk bölümü 1922 yılının sonlarında başladı. Şubat 1923’te ise kesintiye uğradı. Gerekçesi Batılı devletlerin kapitülasyonların kaldırılması konusundaki dirençli ve uyuşmaz tutumuydu. Muzaffer Ankara Hükümeti askeri başarının, siyasi bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla perçinlenmedikçe anlamsız ve süreksiz olacağının fazlasıyla farkında olarak bu önemli konudaki istekleri kabul görmedikçe görüşmelerin devamında yarar görmemişti.
Bugüne gelirsek!
Türkiye Cumhuriyeti ekonomik bağımsızlığının kalıntılarını 2001 ekonomik krizi sonrasında aldığı kararlar ve attığı adımlarla emperyalizme teslim etti. Bin bir emek ve çabayla var edilmiş olan ekonomik birikimler yok pahasına başkalarına “özelleştirme” adı altında devredildi. Bu kararlar devletin bir süreliğine de olsa bol paraya kavuşması sonucunu doğurdu. Bu paraların kalıcı olmayan amaçlarla kullanılması bol oy getirse de ülkemizin toplamda zararına bir sürecin işlemesi kaçınılmaz oldu.

Bugün dur durak bilmeyen, yukarı yönde rekora doymayan dolar ve avroyu yabancıların tetiklediği saptaması doğrudur. Ancak, bu tetiklemenin yastık altı dövizlerin bozdurulmasıyla önleneceği inancı trajikomiktir. Tek olumlu etkisi bu sorunlu günlerde gülümsememize yol açma potansiyeli taşımasıdır.

Yabancı ülkeler neden hep Türkiye ekonomisi üzerine gitmekte ve bu yolla sonuç alabilmektedir? Soru(n) budur!
Bugün okuduğuma göre Türkiye’nin kırsalında yaşayanların oranı % 7’ye düşmüş. Kentlerde gördüğümüz kadarı ile köylerdeki vatandaşlarımız kentlerin varoşlarına istiflenmiştir. Kentle tek ilgileri ayaklarının kent toprağına basıyor oluşudur. Tarımsal ve hayvansal üretim yok düzeyindeyken dışalıma dayalı sanayi üretimi de kur sıçramalarıyla şoka uğramış görünümdedir.
Özetle, Türkiye ekonomisi önceden olduğu gibi son 16 yılda da berbat yönetilmiş, son dönemde kötü yönetime Mirasyedi sorumsuzluğu eklenmiştir.
İnşaat yaparak ve otomobil kullanımını özendirerek ekonomiyi ayakta tutma dönemi geride kalmıştır.
Herkes sıkı tutunmalı ve ülke tarihinin en yıkıcı ekonomik krizine hazır olmalı!
Bir çift söz de yastıkaltı dolar bozdurma gösterileriyle iktidara kol kanat geren trollere!
Bu sarsıntı bu kez kimseleri sizleri geçmeyecek! Tam göbekten delip geçecek!
Geçmişteki krizlerden farklı olarak bu kez Türkiye’nin emperyalizme sunacak fazla varlığı da kalmamış durumda. Bundan sonraki tehdit ülkenin birliğine, dirliğine ve varlığına yönelik olacaktır.
Sevr özlemiyle yanıp tutuşanların heveslerinin tazelendiğine tanık olursak kimse şaşırmasın!
9 Ağustos 2018

Yorum bırakın