Daha önce de farklı ortamlarda paylaşılmış olan iki önemli sözü bir kez daha anımsamakta sakınca yok.

“Güneşin patenti mi var ki, aşının olsun!”

(Jonas Salk, Polio (Çocuk felci) aşısının geliştiricisi Amerikalı bilim insanı)

“Dünya felakete eşdeğer bir ahlâki çöküntünün eşiğindedir. Bu felaketin bedeli yoksul ülkelerde yitirilecek yaşamlarla ödenecektir.”

(Thedros Adhanom Ghebreyesus, Dünya Sağlık Örgütü Genel Müdürü)

Salgını önleyemeyen insanlık görüntüsüne aşıyı paylaşamayan insanlık eklendi

Kimi ülke, vatandaşı başına 5-10 doz aşı edinirken dünyada 130 ülke aşıyı edinmek şöyle dursun, adını duymakla yetindi. Küresel salgınla başa çıkmak bölgesel ya da ülkesel başarılar sağlamakla olası değil. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de medyanın ve akademinin bu önemli konuyla yeterince ilgili olmadığını görmek ayrıca acı verici. Hemen her gün salgını ve şimdilerde de aşıyı kimi zaman haklı olarak gündelik siyasetin gereci olarak kullananların bu konuya neredeyse değinmemeleri dikkat çekicidir.

Günümüzde küresel ölçekte yaşanmakta olan Covid 19 krizine, biricik çözüm olan aşının adaletsiz ve eşitsiz dağıtımından kaynaklı kriz eklenmiştir. Küresel salgına, öngörülere karşın hazırlıksız yakalanan insanlığın aşı paylaşımındaki beceriksizliği ve başarısızlığı irdelenmeye değerdir.

Bu acıklı durumu açıklamak için beceriksizlik ve başarısızlık nitelemeleriyle yetinmek eksiklik yaratacaktır.

Ne medyamızın ne de akademimizin ilgisini çekebilen bu önemli ayrıntıyı biraz olsun irdelemekte yarar var.

Aşıya erişim zorluklarına ek olarak günümüzde tartışılan bir diğer önemli başlık aşı üretimiyle ilgili patent sorunudur. Belki de, aşının eşitsiz ve adaletsiz dağıtımının ardındaki önde gelen gerekçedir patentten kaynaklanan engel. DSÖ Genel Müdürü Thedros Adhanom Ghebreyesus bu konuyla ilgili olarak “Şimdi değilse ne zaman?” diyerek batıda “Big Pharma” olarak adlandırılan büyük ilâç şirketlerine patent hakkından vazgeçme çağrısında bulunuyor. Ghebreyesus’un çağrısının duyulamaması olanaksız. Ancak, bu çağrının karşılık alıp almayacağı kuşkuludur.

Küresel salgınla savaşımın küresel ölçekte yürütülmesi gereği tartışılmaz olsa gerektir. Gereklilik bu kadar açık ve ortadayken aşı paylaşımındaki eşitsizlik ve adaletsizlik nasıl açıklanmalı?

Küresel aşı üretimi kamu destekli özel girişim kaynaklıdır. Dolayısı ile güncel aşı gereksiniminin karşılanması ticari kimliğe sahiptir. (Küba ve Rusya’daki aşı çalışmalarının kamu destekli ve kamu üretimi olduğunu unutmadan eklemiş olalım.) Üretim özel olunca aşılar da patent koruması altında olmakta ve patentin paylaşımı ticari kazançtan vazgeçmeyi gerektirmektedir. Patent de neymiş diyen Jonas Salk’ın yüce anısı aradan geçen üç çeyrek yüzyıl sonra kazanç hırsıyla gölgelenmektedir.

Küresel salgının alt edilmesi için aşının bulunması kadar aşı sayısının artırılmasının yanı sıra aşıların dünyanın farklı yerlerinde üretilmesi gereği yaşamsal önemdedir. Bulunan aşıların çok yerde üretiminin önündeki birincil engel aşıların patent koruması altında olmasıdır. Aşı üreticileri patent hakkından vazgeçmedikçe çok yerde üretim tasarım olmanın ötesine geçemeyecektir.

DSÖ Genel Müdürü Thedros Adhanom Ghebreyesus’un şu sözleri anlamlıdır :

“Covid’i aşıda eşitliği sağlamadan yenemeyiz. Dünyanın aşı eşitliği olmadan iyileşemeyeceği çok açıktır.”

Patent hakları Dünya Ticaret Örgütü’nün güvencesi altında tutulduğu için DSÖ başta olmak üzere aşı eşitliğinden yana kurum ve kişiler hiç olmazsa Covid 19 aşıları için patent hakkından vazgeçme çağrıları yapıyorlar. Buna karşılık, aralarında Avustralya, Kanada, Norveç, İngiltere, Brezilya, Japonya, İsviçre ve AB’nin bulunduğu ülkeler patent hakkından vazgeçme karşıtı konum alıyorlar. Böylelikle, dünya aşı bağlamında VARLIKLILAR ve DİĞERLERİ bölünmesiyle karşı karşıya kalmış oluyor.

Kişi başına ABD’nin 10.2, İngiltere’nin 7.6, AB’nin 6.5 ve Avustralya’nın 5 doz aşı edindiği bilgisi anımsandığında dünyanın diğer ülkelerindeki YETERSİZLİK çok daha iyi kavranmış olacaktır.

Dünyanın kimi ülkelerinde aşırı sayıda edinilmiş aşıların toplamda dünyayı salgının sonlanmasından uzak tutacağı kuşkusuzdur. Bu durumun yaratacağı bir başka sonuç salgının hız kesmeksizin sürmesi olacaktır. Bunun sayılarla ifadesi ise 40-50 milyon daha fazla hasta ve 2-3 milyon daha fazla ölümdür.

Her şey insanın elinde aşının eşitsiz ve adaletsiz dağıtımıyla daha fazla ÖLMEK. Ya da, aşıyı akılcı ve eşit paylaşarak SAĞ KALMAK!

Olmak ya da olmamak gibi bir durum…

Umalım ve dileyelim de insanlık hiç olmazsa sağlık konusunda kamusal girişimin önemini ve değerini anlasın! Bir sonraki salgını daha hazır karşılasın!

Bir yıldır dünyayı sallayan nanometrik yarı canlı virüs insanlığın sırtını yere getirmekle kalmadı. Aşı gibi bir buluşun işe yararlığı konusunda da insanlığı tarihsel bir sınava çekiyor.

https://www.veryansintv.com/asi-esitsizligi

Posted in

Yorum bırakın