Hemen her ortama egemen olan şiddetin sağlıkta olağanlaştığı, kanıksandığı ve hatta haber değeri bile taşımamaya başladığı söylenebilir. Geçtiğimiz günlerde, geliştirdiği cerrahi yöntemle tıp yazınına girecek denli değerli ve nitelikli bir hekim özel yaşam ortamında saldırıya uğradı.
Neredeyse aynı gün “arka bahçeden yükselen ses” bu saldırı üzerine bir kez daha düşünmeyi kaçınılmaz kıldı.
Sağlıkta sağlanan olumlu(!) gelişmeleri “doktor dövebiliyoruz” sayıklamasıyla kutsayan (belki de kutlayan) bir kadının sözlerinin adliyenin ilgisini çekip çekmeyeceğini bilemiyoruz.
Bu sayıklamadan çıkarabileceğimiz ilk sonuç toplumun bir kesiminde vicdan, insaf, adalet ve ahlâk duygusunun iyide iyiye aşındığı gerçeğidir.
Sağlıkta şiddetin sağlık ortamının sınırlarını aştığı gerçeğiyle başbaşa olduğumuz ortadadır.
Geçtiğimiz aylarda bir başka hekimin özel çalışma ortamına dana dili bırakıldığını anımsıyoruz. Keskin anlak sahibi birilerinin başka yöntemler bulabileceklerini şimdiden kestirebiliriz.
Bu ve benzeri saldırganlıkların devlet ileri gelenlerince özendirildiğinin ve öznelerin yine aynı odaklarca yüreklendirildiğinin altını bir kez daha çizelim.
“Ben bu doktorlara iğne yaptırmam!” ya da “Giderlerse gitsinler!” diyebilen anlayışın bugünlerde kamu spotu aracılığıyla “geri dönün” sözleriyle bir tür özür dileme noktasına gelmiş olması yanılsama yaratmasın. Yeri geldiğinde ve gerek görüldüğünde öncekine benzer dışlayıcı söylemlere başvurmaktan çekinilmeyeceğini sayısız deneyimle kavramış durumdayız.
Başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarına çalışma ortamında yönelen sözel ve fiziksel saldırılar sonrasında hiç değişmez şekilde “güvenlikçi” ve “yasal” önlemlerin yokluğundan ya da eksikliğinden söz edilir. Bir ölümcül saldırı sonrasında sağlık bakanı sağlık kuruluşlarının girişlerine iks ışını aygıtları yerleştirilmesinden söz etmişti. Acı acı gülümsediğimi anımsıyorum. Bu, uygulanması olanaksız önleme olasılıkla kendisi de inanmıyordu. O günün zorunlu duyarlılığıyla ağzından dökülen sözler olarak geçmişti tarihe.
Arka bahçeden yükselen ses üzerinde durulmayı hak ediyor.
Bu iktidarın 20 yıl boyunca başarı(!) sağladığı bir başlık bulmaya çalıştığımda özgür bireyi kullaştırma becerisi diyebilirim. İktidarın kendisi için “oy güvenceli” olan bu başarının toplumsal yaşam bakımından kaygı ve ürkü kaynağı oluşturduğunu bilmem söylemeye gerek var mı?
Her fırsatta sağlıkta devrim yaptıklarını ileri sürenlerin yaldızları tel tel dökülürken sorumluluk almak yerine başkalarını sorumlu tutma kötü alışkanlığı burada da kendisini göstermektedir. Vatandaşla, sağlık hizmetinin öznelerini karşı karşıya getirme bağlamındaki üstün başarı da göz ardı edilmemeli.
Yazının sonunda birkaç tümceyle de olsa “diplomasızlığın kutsanması” olgusuna değinmekte yarar var.
Nitelikli iş yapanların yaptıkları işin değerini göz ardı etmekle başlandı işe.
Gelinen noktada bir akademisyen dana diliyle korkutulabiliyorsa, tıp yazınına cerrahi yöntem armağan etmiş bir başkası sokak ortasında saldırıya uğrayabiliyorsa diploma düşmanlığının etkisi göz ardı edilebilir mi?
Arka bahçeden yükselen sesler ortamın şiddete gebe olduğunun sağlam kanıtı olarak da algılanmalıdır.

Yorum bırakın