İZMİR’DEN KISA KISA

Yağmur yağdığında hep böyle oluyor

On beş yıl kadar önce Hong Kong’a gitme fırsatımız olmuştu. Kent turu sırasında söz yağmurdan açılınca rehberimiz birkaç ay önce bir günde 400 kg yağış düştüğünden söz etti. Küçük aksaklıklar dışında kent yaşamının etkilenmediğini söylemişti. Sözleriyle bizim kent düzenimiz yağış vb doğa olaylarından etkilenmez demeye getirmişti.

Dün İzmir’in kimi ilçelerine 50-80 kg kadar yağış düştü.

Oluşan görüntüler tanıdıktı. Suya kapılan taşıtlar, ırmağa dönüşen yollar, göl olan alt geçitler.

Can yitimi olmadığı için şanslıydık.

Bir önceki yıl başımıza gelmişti. Sele kapılmasan elektrik akımına kapılman olasıydı.

İzmir’e Çepeçevre Yolu

Muştuyu iktidar partisi ileri gelenleri verdi. İzmir’e yeni çevre yolu gündeme gelecekmiş. İzmir’in bir çevre yolu olduğuna göre karışmaması için yenisine “çepeçevre” yolu denmesini öneriyorum.

https://www.gundemebakis.com/ak-partiden-izmire-ikinci-cevreyolu-aciklamasi-3-sene-icerisinde-bitirecegiz

Taşıtları taşıyan karayolu tutkusu bitecek gibi görünmüyor. Kenti saran yollar, batan, çıkan, uçan, kaçan geçitler, tüneller…

Bunu gören özel araç kullanıcıları sorun çözüldü algısıyla direksiyon başına geçince birkaç aya kalmadan yeniden çıkmaza giren trafik.

Sorun ne zaman mı çözülür?

Taşıtları değil de insanları taşımayı akıl ettiğimizde.

Elbet bir gün o da olur…

Otopark fetişizmi

Yalnız İzmir’in değil Türkiye’nin çoğu azman kentinin önde gelen konusudur otopark gerekliliği.

Hem de kentin sıfır noktasında ve elbette çok ucuza.

Böylelikle özel taşıtlar, içinde bir bilemediniz iki kişiyle kent merkezinin yolunu tutar.

Sonra da trafik yoğunluğundan söz edilir.

Nerede bu belediye tadında serzenişlerin biri diğerini izler.

Otopark fetişizminde yerel yönetimlerin payı büyüktür.

Oysa, yerel yönetimlerin özel araçlara sınırsızca ve ucuza otopark sunmak gibi bir görevi yoktur.

Bir süredir Mezarlıkbaşı katlı otoparkı tartışılıyor.

Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılacak. Çoğu kimse basının da kışkırtmasıyla olaya “aracımızı nereye koyacağız” penceresinden bakıyor.

Öte yandan, her fırsatta İzmir’in turizm kenti olmayı hak ettiği yazılır, çizilir.

Otopark yıkıldığında ortaya çıkacak görüntüyü kafalarda canlandırmak her nedense pek akla getirilmiyor.

Otopark yıkıldığında ortaya çıkacak görüntü (solda) (Ceyhun Balcı belgeliği)

Kentin orta yerindeki Agora tüm görkemiyle gözler önüne serilecek.

Bir konu fetişe dönüştürüldüğünde iyiye, doğruya, akla uyguna yönelmek neredeyse olanaksızlaşıyor.

Otopark için çığlık atılacağına kentte yaşayanların toplu taşımaya özendirilmesi neden düşünülmez?

Günümüz Kolombiya Devlet Baaşkanı Gustavo Petro’nun şu sözleri bilinmeye değer.

Ata’ya saygı

Otopark yetersizliğini gidermek için seçenekler tükenmiyor. İzmir gibi Ata’ya saygısıyla nam salmış kentte Atatürk heykelinin yer aldığı Cumhuriyet Meydanı taşıtların park etmesi için kullanıma açılıyor.

Bu konuyu ilgililere iletmeme karşın bir sonuç alamadım.

Söze gelince Atatürk’e saygıda kusur etmeyenlerin özü görsellere böyle yansıyor.

Polisimiz de kentlimiz de Ata’nın huzurunu park yerine dönüştürmekte sakınca görmüyor.

Ülkemizin kurtarıcısı, kurucusu ve devrimcisi bu saygısızlığı hak ediyor mu?

Posted in

Yorum bırakın