
Çin Halk Cumhuriyeti insanlık tarihinin önemli başarılarından birinin öznesidir günümüzde.
Bu saptamayı yapmak için herhangi bir düşünsel eğilime sahip olmak gerekmez.
Kabaca son yarım yüzyıla sığdırılan Mao sonrası dışa açılımın ürünleri her geçen yıl geometrik olarak hasat ediliyor.
Son kırk yılda, Çin 800 milyon insanı yoksulluktan kurtardı.

Çin’in başarısında sosyalizmden kaynaklı kazanımların yanı sıra güçlü parti önderliğinin payını öne çıkartanların sayısı az değil.
Çin’de yoksulluğa son verildi.
Bu yapılırken, giyim ve besin gereksinimi giderilirken, eğitim-sağlık-barınma üçlüsü güvence altına alındı.
Bu çarpıcı bilgiye hemen herkesin erişebileceği açık kaynaklardan ulaşmak hiç zor değil. Bu önemli bilginin her kesimden ve her eğilimden kişi ve kurumca doğrulandığını eklemekte yarar var.

Bu görkemli başarı tartışılmalıydı elbette.
Ancak, hiç gerekmediği halde Çin sosyalist mi kapitalist mi tartışmasının fitili ateşlendi.
Bugün sosyal medyada rastladığım paylaşımlardan biri Çin’e ilişkindi.
Çin’in başarısını sosyalizm-kapitalizm ikiliğinde tartışan yazarın belli ki elinin ayarı yoktu. Sayfalarca yazmaktan alamamış kendisini.
Daha çok Çin’i sosyalizmden kopmakla suçlamaya odaklanmış.
Elbette, hemen herkes Çin’i ya da bir başkasını eleştirme hakkına sahiptir.
Kimse bu hakkını kullanmaktan alıkonulamaz.
Ancak, dünyanın birçok ülkesinde toplumların açlığa, düşkünlüğe ve yoksulluğa sürüklendiği ortamda Çin’in sosyalist mi yoksa kapitalist mi olduğunu tartışmak Bizanslıların meleklerin cinsiyetini tartışmasına benzetilebilir.
Tartışmalara ve tartışmacılara saygımı koruyarak yerkürenin hemen her köşesinde oligarkların at koşturduğundan, geniş toplum kesimlerini yoksulluğa tutsak ettiğinden yola çıkarak Çin’in yoksulluğun belini hangi yöntemle kırdığının önemi olmasa gerek demekle yetiniyorum.
Yoksulluğun ortadan kaldırıldığı yerde hoşnutsuzluktan söz edilemeyeceğine göre Çin’in başarısının düşünsel kökünden çok küresel ölçeğe nasıl taşınacağı tartışılsa daha iyi olmaz mı?

Yorum bırakın