Yazar: cumhuriyetciyorum
-
Yüzde 90’ı kırsalda yaşayan Türkiye’nin karanlıkta kalmış insan yığınlarını aydınlıkla tanıştırmak önemli öncelikti. Bu da kırsalda bir iktidar değişikliğini kaçınılmaz kılmaktaydı. Yüzyıllar süren imam egemenliği yerini aklın ve bilginin egemenliğine bırakacaktı. Bu egemenliğin doğal önderi öğretmendi. Bunun başarılabilmesiyse donanımlı, bilgili ve böylelikle köylünün güvenini kazanan bireyler yetiştirmekten geçiyordu.
-
Şu ana kadarki yaşamımın üçte ikisi İzmir’de geçti. İzmir Atatürk Lisesi’yle ilintim babam ve dayım üzerindendir. Her ikisi de Atatürk Lisesi mezunuydu. Yazının sonunda paylaştığım görsel babamdan bana kalanlar arasında geçti elime. Arkasındaki nottan 1940-41 ders yılında çekildiği anlaşılıyor. O ders yılındaki öğretmenlerden bir grubun görseli. Ben Atatürk liseli olmasam da İzmir’in ve ülkemizin bu…
-

Tanzim satış kavramının yaşamımıza girişi yarım yüzyıl önceye dayanır. Batıya ve özellikle de ABD’ye eklemlenme dönemindeki son kullanma tarihi geçmiş Amerikan un ve yağını unutmamak gerek. Havanın ve suyun yanı sıra onlar da bedavaydı. Bu denli bereketli bir coğrafyada “tanzim satış” gereksinimi ülkemizin nasıl yönetildiğinin değil yönetilemediğinin belgesi sayılır.
-
“Eşit yurttaşlık” bu toprakların ürünü de, gereksinimi de değildir. Anayasamızın 10. maddesinde Türkiye’de eşit yurttaşlık sorunu olmadığı ortalama anlak sahiplerince anlaşılacak açıklıkta yazılıdır. Türkiye’de ekonomik ve toplumsal eşitsizlikler olduğu yadsınamaz. Bu eşitsizliklerin etnisite, din ve mezhep tanımadığı ve elbette sınıfsal olduğu da.
-
DEM’e ve dolayısı ile terör örgütüne, emperyale istediğini verebilecek olan bugünkü iktidardır. Durum bu denli açık ve ortadayken DEM’in muhalefete yakın durması, çoğunluk seçmeninin de iktidar yerine muhalefeti yeğlemesi ancak düşte görülebilecek bir boş beklentidir.
-
Yazıya iki anıyla başlamamda yarar var. İki anı da kilometrelerce uzakta, ABD’nin San Fransisko kentinde yaşandı. Hem de neredeyse aynı anda. Yıl 2001, San Fransisko. Bir grup Türk olarak San Fransisko kent merkezinde dolaşıyoruz. Bir şeyler yemek için rastladığımız bir kafeye giriyoruz. Aramızda Türkçe konuşuyoruz. Bizi duyan işletme sahibi son derece güzel bir Türkçeyle katılıyor…
-

Nil’in iki yanındaki mango ağaçları, muz bahçeleri ve şeker kamışı tarlaları eşlik ediyor yolculuğumuza. Hurma ve palmiye ağaçlarını unutmamak gerek.
-

Bulunuşunun üzerinden üç çeyrek yüzyıl geçen DNA sarmalı veri deposu olabilir mi?
-

Un, var, yağ var, şeker var! Helvayı niye yapamıyoruz sorusunun karşılığı NATO’ya selâmda, İngilize sitemde bulunabilir.
