Kolombiyalı siyasetçi Gustavo Petro’nun şu sözü çok hoşuma gider.
“Otomobil kullanımı tabana yaygınlaştıkça değil, varlıklılar otomobil kullanımından vazgeçtiğinde insanlık gerçekten gelişmişliğe adım atmış olacaktır!”
Gustavo Petro’nun otomobil kullanımından caydırmayı amaçlayan öğüdü yaşıyorum. Özellikle kent içi ulaşımda özel taşıtı yaşamından çıkartmış birisi olarak otomobille ilgili hemen hiç bir şeye ilgi duymayacağımdan kuşkum yoktu.
Torbalı’da Özgörkey ailesince kurulmuş olan Key Otomobil Müzesi’ne ilk gidişimde ilgi duyabileceğim bir şeyler görebilir miyim diye düşünmüştüm. İkinci gidişim bu doğrultudaki kaygılarımı katladı.

İkinci ziyaret ilkinden izler taşısa da farklı bakış olanağı verdi.
Yedi bin metrekare kapalı alanda XIX. yüzyıldan başlayarak XXI. Yüzyıla uzanan bir zaman aralığında üretilmiş pek çok model ve marka ilgilisine ve elbette tutkununa sunuluyor.
Bu ve benzeri pek çok özel girişim müzesinde olduğu gibi ailenin otomobil koleksiyonu müzeye maya olmuş. Bu müzenin oluşumunda parasal olanakların yeri yadsınmaz. Ancak, derinlemesine düşünüldüğünde parasal olanakla elde edilen pek çok otomobil ve otomobile ilişkin nesnenin sergilenmesinde teknik bilgi birikimiyle emeğin de söz konusu olduğu göz ardı edilmemesi gereken bir başka önemli öğedir.
Müzede sergilenen tüm motorlu taşıtlar trafiğe çıkmak için gerekli belgelere sahip olmasalar da her an çalışır ve istendiğinde kullanılabilir durumdalar. Durum böyle olunca taşıtların tıpkı bir canlı gibi bakımlarının ve gereğinde yenilenmelerin yapılması gerekiyor. Bu da doğal olarak kesintisiz bir teknik arka plan gerektiriyor.
Gustavo Petro’nun dileğinin tersine ülkemizde ve elbette dünyada otomobil kullanımının toplumların alt katmanlarında da her geçen gün yaygınlık kazandığı bir gerçek.
Otomobil müzesinde otomobillerle ilgili fazlaca bilgim olmadığı için konuyu değiştirmeyi yeğliyorum.
Müzede büyük kedilerden birinin adıyla anılan markayı görünce belleğim beni 30 yıl öncesine götürdü.
Bir otomobil markasının siyasi literatürümüze katkısı olarak da okunabilir bu durum.
Yıl 1986!
BANAP (Büyük Anadolu Partisi) adıyla siyaset dağarcığımıza katılan bu siyasi yapılanma daha sonra Yüksek Seçim Kurulu kararıyla adını değiştirerek BAP (Büyük Anadolu Partisi)’a dönüşür. İlk adından da anlaşılacağı gibi partinin kurulma amacı kitle partisi olamaktan çok o yılların iktidar partisi ANAP’ı taşlamaktır.

Partinin ambleminde boy gösteren jaguar ve davul o yılları yaşayanların anımsayabileceği nesneler. ANAP önderi Turgut Özal’ın baterist damadının davuluyla armağan Jaguar otomobil bu amblemde bir araya gelerek hemen her şeyi daha fazla söze gerek bırakmadan anlatmayı denemiştir. Siyasetteki çürümenin hız kazandığı yıllarda amblemi aracılığıyla muktedirleri sarsma girişimi olarak da değerlendirilebilir bu durum.
Motorlu taşıtların tarihine göz atıldığında otomobil ya da bir başka taşıtın çok daha fazlasını ifade ettiği kolaylıkla anlaşılabilir.
Özellikle, savaşların otomobil endüstrisini sıçratan gelişmeler olduğu iki büyük dünya savaşı deneyimiyle doğrulanmıştır. Otomotiv fabrikalarının aynı zamanda bir savaş araç ve gereçleri üretim yeri olduğunu saptamak yanlış olmaz.
Müzede ilk otomobil üreticisi Henry Ford’a rastlayınca II. Dünya Savaşı yıllarına uzanıyorum. Edwin Black’in çarpıcı kitabı Nazi Nexus II. Dünya Savaşı sırasındaki Ford-Nazi Almanyası bağlantısına ışık tutar.

Görüldüğü gibi otomobil yalnızca otomobil değildir. Çok daha fazlasını barındırır küçük gibi görünen derinlikli dünyasında!
18 Şubat 2019
Ceyhun Balcı


Erdem Alptuna için bir cevap yazın Cevabı iptal et