Türkiye son 17 yılda, son çeyrek yüzyılda ve biraz daha geriye gidildiğinde son 40 yılda insanı dehşete düşüren bir doğa katliamı yaşadı. İnsanlık tarihinin başlangıç noktası, uygarlıkların beşiği ve hemen her türlü insan bilgeliğinde hatırı sayılır katkısı olan Anadolu bir avuç çıkarcının ve sınır tanımazın boy hedefi oldu.
Kaz Dağları ya da antik adıyla İda Troya’nın yanı başında bereket simgesidir aynı zamanda. Temiz oksijen kaynağı olma bakımından bir yandan Alplerle yarışırken diğer yandan da mitoloji dağarına kattığı sayısız efsaneyle de bereketini taçlandırmıştır.

İstanbul başta olmak üzere irili ufaklı pek çok kentimizin doğasının ve tarihinin başına gelenleri sayıp da can sıkmaya gerek yok. İstanbul kuzey otoyolu ve yeni havaalanı projesiyle akciğerlerinden vazgeçmiş oldu. Şişen cüzdanlar, artan zenginlikler ve azmanlaşan kazanç odakları yitirilen değerleri hiçbir şekilde geri getiremeyecek.
Anadolu’nun Karadeniz’le birlikte nazar boncuğu sayılan Kaz Dağları’na gelen ölüm sırası ayakları bu topraklara basan bizler ve elbette tüm yerküreliler için artık namus meselesidir. Hiç olmazsa o yurt köşesi, o yeşil, o mavi, o çiçek ve böcek korunmalı, kollanmalıdır. Çünkü, bizlerin gidip sığınabileceği, kollarına kendisini bırakabileceği onuncu köy kalmamıştır.
Yaşam mı para mı?
Varlık mı yokluk mu?
Soru(n) bu kadar açık ve yalındır.
Atalarımızdan kalıt doğaya evlatlarımız ve torunlarımız için emanetçilik yapıyoruz gerçekte.
Buraları bizlere bırakan atalarımıza ve bizlerden alacak olan çocuklarımıza karşı başımızı dik tutmak istiyorsak eğer hiç olmazsa bu kez kararlı olmamız gerekiyor.
Kaz Dağları’nı kendi kazanç kapıları ve bizlerin cehennemi yapmaya çalışan şirket Kanada kökenliymiş.
Birkaç yıl önce Kanada Başkanı yakışıklı Justin Trudeau’ya güzellemeler dizen; yakışıklıyı bizimkilerle kıyaslarken göklere çıkaran köşe yazarlarımız da bu önemli konuya omuz verse iyi olmaz mıydı? Başkan olduğunuzda biz sizi çok övmüştük. Bu iyiliğimizi karşılıksız bırakmayın! Kaz Dağları’ndan elinizi çekin deseler acaba ne yanıt alırlardı?
Yakışıklı Justin ve benzerleri olsa olsa bizim gibi gelişmesini tamamlamamakta direnenlerin yazı konusu olurlar. Böylece gülen yüzleriyle gerçek yüzlerini saklama çalışmasında mazlûm ulus kalemlerinin desteğini de sağlamış olurlar.
Bu gibilerin bütün çekicilikleri, gönül çalmaları tek hedefe kilitlidir. Daha çok yayılma, daha çok ayrıcalık ve elbette daha çok para!
Bir kaç yıl önce göklere çıkardığınız yakışıklı gözünü kırpmadan ciğerlerinizi dağlar!
Sosyal medyada ve medya köşelerinde Justin’i övme yarışına girenler “meğer biz ne yapmışız” deseler bile kârdır!

Yorum bırakın