Sevr’in üzerimizdeki etkisi her nedense bir haritadan ibarettir. Kuşkusuz son derece önemlidir bu harita! Bin yıllık yurtlarında Türklerin Anadolu’nun orta yerine sıkıştırılmaları tarihsel önemde bir kırılma noktasıdır.

Sevr’le öngörülen Türkiye haritası 
Sevr ve Misakı Milli haritaları
Yine her nedense Türk tarihinin önemli dönüm noktası sayılması gereken Sevr’le ilgili bir haritadan başka kapsamlı bir belge en azından ortalıklarda dolaştırılmamaktadır. İletişimin bir tuşa basma kolaylığına indirgendiği günümüzde bile bunun yapılmıyor oluşu şaşırmaya değer bir durum olsa gerektir.

Ancak, Sevr yalnızca bir toprak ve harita sorunu olmanın çok ötesinde bir anlama sahiptir. İşin bu yanı kavranmadığı ve özümsenmediği içindir ki; hemen her yıl Lozan Antlaşması yıldönümleri beylik sözlerle geçiştirilmiştir. Bu sıradanlığın son yıllarda yerini Lozan üzerinde kümelenen koyu kuşku bulutlarına bıraktığını biraz şaşırarak ve daha çok da üzülerek izliyoruz.
Lozan’ın değeri ancak Sevr iyi anlaşıldığında bilinebilecektir.
Bugün 102. yaşını sürmekte olan gerçek bir Cumhuriyet aydını Cahit Kayra da bu düşüncede olmalı! Bundan 20 yıl kadar önce kendi uzmanlık alanında olmasa da “Sevr Dosyası” adlı yapıtıyla dağarcığımıza katkıda bulunma gereği duymuş. 1997 basımı Sevr Dosyası’nı bir sahaftan edindim. Cumhuriyet çınarı Cahit Kayra’nın ne büyük bir iş yaptığını kitabı okuyunca daha iyi anlamış oldum.

Son yıllarda Lozan’ın hedef tahtasına konmasını kanıksamış gibiyiz. Ülkemiz yönetimine egemen olan gerici ve kör Osmanlıcı anlayışın bu gelişmedeki payı kuşkusuz yadsınamaz. Bu anlayıştan kaynaklı kara propagandanın farklı kesimleri de etkisi altına aldığı gerçektir.
Lozan’ı başarısız saymak ancak Sevr’i bilmemekle ya da göz ardı etmekle olasıdır. Dolayısı ile Lozan’ın değerini bilmek Sevr’i derinlikli bilmeyi gerektirmektedir.
Özellikle, toprak kaybı/kazanımı üzerinden Lozan’ın yargılandığını izliyoruz. Hatta, kimileri milyonlarla ifade edilen kilometrekarelerden bugünkü toprak genişliğine gerilediğimizi de ileri sürebilmektedirler. Osmanlı’nın yükselme dönemlerinde milyonlarca kilometre kare toprağa sahip olduğu doğrudur. Duraklama ve Gerileme dönemlerinde de toprak zenginliği bir süre devam etmiştir. Ancak, Sevr’de çizilen harita irdelendiğinde bin yıldır burada yaşayan Türklere uygun görülen yüzölçümün 400 bin kilometre kare dolaylarında olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Başka deyişle, bugünkü yüzölçümümüzün yarısıdır Sevr’de bize uygun görülen toprak genişliği. Buna bağlı olarak bu topraklardaki nüfusun da 6 milyon dolayında olması öngörülmüştür. 1927 sayımına göre Türkiye’nin 13 milyonu aşkın insan kaynağına sahip olduğunu anımsamakta yarar var.
Çok fazla üzerinde durulmayan önemli Sevr maddelerinden bir başkası da ekonomik ve mali yaptırımları içerenleridir. Anadolu’nun ortasına itilmiş ve adına devlet denen imparatorluk artığının bütçesi sıkı bir şekilde denetlenecek ve denetçi emperyal devletler her türlü harcama ve bütçe tasarrufunu yakından izleyebilme hakkına sahip olacaklardır. Bu düzenlemenin anlaşılabilir şekildeki çevirisi bu topraklarda yaşayacak olan 6 milyon kişinin hiçbir gereksiniminin zerrece değer taşımadığıdır. Tüm kurgu emperyalin çıkarlarının karşılanması üzerinedir.
Gelelim Sevr Antlaşması Mustafa Kemal önderliğindeki Milli Mücadele, Cumhuriyet İlânı ve Devrimler’le yırtılmasaydı ortaya çıkması olası tabloya:
- Anadolu’nun ortasında konuşlanmış, yazgısı emperyalin elinde, Ortaçağ’da kalmış bir insan topluluğu söz konusu olacaktı. Benzetmede hata olmazsa söz konusu devletçik Anadolu’da yüzyıllarca önce hüküm sürmüş beyliğe eşdeğer bir kabile düzeneği olacaktı.
- Sevr’i kabul edenler başta emperyal olmak üzere tahtı ve geleceği uğruna onların uydusu olmakta sakınca görmeyen; saltanat ve hilafet karşılığında vatanı varlığını hiçe saymakta sakınca görmeyen hanedan ve onun çevresinde kümelenmiş çıkarcı güruhu. Karşı çıkanlar ise Mustafa Kemal çevresinde kenetlenmiş yoksul, yoksun ve mazlûm Türk halkı! Başka şekilde söylemek gerekirse; karşı çıkanlar Anadolu köylüleri ve Osmanlı ürünü asker-sivil aydınlardı.
- Lozan, Türklerin başına dert olan ve 1683’ten bu yana ivme kazanmış olana itilme, kakılma ve aşağılanma sürecini sonlandırdı. Dahası, Lozan Türk milletini ve onların devleti Türkiye’yi çağdaş uygarlık yoluna soktu.


Günümüzde Lozan’ı aşağılayanlar, küçümseyerek her fırsatta hedefe koyanlar irdelendiğinde 100 yıl öncenin Sevrcilerinin günümüzdeki temsilcileri oldukları kolaylıkla anlaşılabilir.
Kimi zaman ateşli Osmanlıcı çoğu zaman dinci gerici ve zaman zaman da çağdaş görünümlü Batıcı çevrelerin Sevr’i diriltme ve Lozan’ı değersizleştirme girişimlerinde insan belleğinin unutma engelliliği ve tarihsel gerçeklerin göz ardı edilmesi ve belleklerin güncellenmemesi önde gelen yardımcı olarak kendisini göstermektedir.
Sevr Antlaşması her ne kadar 100 yıl öncede kalmış gibi düşünülse de bu bir yanılsamadır. Emperyalin yaşama geçiremediği bu antlaşmayı bulduğu ilk fırsatta diriltme çabası içinde olması kimseleri şaşırtmamalıdır.
Lozan Antlaşması imzalanmadan önce istekleri İnönü Başkanlığı’ndaki Türk heyetince kabul edilmeyen İngiliz temsilci Lord Curzon’un katlayıp cebine koyduğu kâğıttır Sevr. Günü geldiğinde cepten çıkartılarak diriltilmeye başlanmıştır.

“Sevr’i bilmeyen Lozan’ın değerini bilemez, onu koruyamaz!” düşüncesiyle Sevr Dosyası kitabını yazan Cahit Kayra’ya sağlıklı yaşam dileği ve şükranlarımızla…

Yorum bırakın