Geçmişimizin ve tarihimizin önemli üçlemesinin günümüzde olumsuzluklarla birlikte anılmaları ürperticidir...

Biz Türkler yazıya başlık olan üçlemeyle özdeşleşmiş gibiyizdir.

Özellikle, atalarımızın at üstünde geçirdiği süre yaşamında önemli yer tutmuştur. Atlı çoban kültürüyle tanımlanan Türklerin yaşamında atın yeri ve saygınlığı bambaşkadır.

Bakmayın siz son yıllarda atın bahis ve kumar aracına dönüşmesine!

Geçmişin tersyüz edilmiş olması yanılgıya yol açmasın!

Kadın, İslâmiyet öncesi Türk yaşamının başat öğesidir. Anaerkil yapı Türk töresinin omurgasını oluşturur. Yaşamı düzenlemesiyle, karar vericiliğiyle kadın eski Türklerde bilgeliğin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Yine geçmişin koşulları göz önüne alındığında silah Türklerin gündelik yaşamını tamamlayan, olmaz olmazlardan bir diğeridir.

Okçulukla, atıcılıkla ve eskrimle silahın sportif bir olguya dönüştüğü söylenebilir.

Ancak, günümüzde silahın duvarda asılı olmasına gerek yoktur. Sandıkta bile olsa patlamaya hazırdır ve gündelik yaşamımızın orta yerindedir.

Geçmişteki at, avrat, silah üçlemesi yerini güncele bırakmıştır.

Günümüzde atın bir kumar öznesine dönüştüğü ve dar bir alana sıkıştırıldığı kuşkusuz.

Onun yerine bizlere statü sağlayan, sürücülük becerilerimizi sergileme olanağı veren “bişi olmaz abicim” kafasının alabildiğine egemen olduğu motorlu taşıtlarımız var artık at niyetine bindiğimiz. Silah kadar ölümcül ve bir o kadar kuralsızlık ortamının cansız kahramanları olarak her an yanımızda, yöremizdeler.

Kadının itilip kakılmasına, aşağılanmasına ve kolaylıkla şiddete uğratılabilmesine bakılırsa güncel durum yürekler acısıdır. Cumhuriyet’in kadın devrimiyle eski Türk geleneğindeki saygınlığına kavuşan kadın günümüzde artık yeniden karanlığa gömülmüş durumdadır.

Çocukların elinde oyuncağa dönüşmesinden de anlaşılacağı gibi silah bu üçlemenin en duyarlı ve ölümcül öğesidir.

Sanal ortamda bir paket sigara edinilemezken silaha erişim hiç de zor olmayabiliyor.

Diğer yandan, ruhsatlısıyla ruhsatsızıyla silahlar aile ortamında çocukların erişiminden uzak tutulamıyor.

Bir polis müfettişi oğlunu polis poligonuna götürebiliyor.

Yetmiyor!

Polis poligonu bir çocuğun atış alıştırması ortamına dönüştürülebiliyor.

Bugün alınan haberlere bakılırsa polis poligonu devletin incelemesine konu edilmiş.

Basra harap olduktan sonra…

At, avrat, silah üçlüsünün günümüzde bir distopyaya evrildiği, Türkiye’nin içinde bulunduğu karanlığın önde gelen öğelerine dönüştüğü yadsınabilir mi?

Posted in

Yorum bırakın