İçeriğe geç
cumhuriyetciyorum

cumhuriyetciyorum

    • About
    • ÖZGEÇMİŞ


  • İlkokulu Tokat Niksar ve Eskişehir Çifteler’de okudum.

    Orta ve lise öğrenimimi Eskişehir Anadolu Lisesi’nde tamamladım.

    Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1985’te bitirdim.

    Zorunlu hizmet yükümlülüğümü Ağrı Devlet Hastanesi’nde (1985-87)yerine getirdim

    1991’de Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı unvanı aldım.

    Kırk yıla yaklaşan hekimlik yaşamıma emekli olarak son verdim.

    Böylelikle kendime yüklediğim sosyal sorumluluk etkinliklerine daha fazla zaman ayırır oldum. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine gönülden bağlı bir yurttaş olarak ülkemiz ve dünyamız sorunlarına eğilme çabası gösteriyorum.

    Gazete, dergi ve sanal ortamda yayımlanmış yazılarımdan oluşan SUYA YAZILAR, Zeus Kitaplığı 2013 ile Covid 19 küresel salgını sırasındaki denemelerimden oluşan İÇİMİZDEKİ YABANCI : VİRÜS, Cumhuriyet Kitapları, 2020 adlarıyla yayımlanmış iki kitabım bulunmaktadır.

    Yazılarım başta kendi blogum olan cumhuriyetciyorum.com’da okurlarla buluşmaktadır. Ayrıca, Dağarcık Türkiye topluluğuna katkıda bulunuyorum ve topluluğun etkinliklerine katılarak dağarcığımı varsıllaştırmaya çalışıyorum.

Ceyhun Balcı kişisel blogu.

Burada nesnel bilgilerin yanı sıra öznel görüşler de okuyabilirsiniz.

Aşağılama ve kötü söze ne burada ne de yorumlarda geçit verilmez.

Buna karşılık keskin eleştiri olmazsa olmazımdır.

DİL BAYRAMI

Eylül 25, 2021

·

ANI-YORUM, AZİM VE KARAR

89. Yaşını dolduracak olan genç dil bayramımızı kutluyoruz. Bu bayram, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 1277’deki öğüdünü dinlemeyen Osmanlı’nın ardından Türkçe’nin yeniden doğuş günüdür.

Büyük önderin 80 yıl önce yazdığı Geometri kitabına vak’a ve obje ile karşılık vermek yakışıyor mu?

Toplumları uçuran ve kuşun iki kanadına benzetilen sanat ve bilim konusundaki çoraklığımız üzengiden bu yana buluş yapamayışımızdan bellidir. Heykel ve resim sanatının yokluğunu eklediğimizde Türklerin uçmayı bir türlü becerememiş olmasını anlamamızı sağlar.

Geçenlerde sonsuzluğa uğurladığımız bilge ve filozof Doğan Kuban’ın bir saptamasını anımsamanın tam da sırası.

“Bilimle ve sanatla varlık gösteremediğimiz bu dünyada Türkçe biricik ve son derece değerli kültür varlığımızdır!”

İçimizde virüsten başka bir yabancı daha olmalı! Dil yaramıza neden olan!

Bilge Kağan, Tonyukuk, Kaşgarlı Mahmut, Yunus Emre, Karamanoğlu Mehmet  Bey ve elbette Mustafa Kemal Atatürk biricik ve en değerli varlığımızı var edenler, yükseltenler ve yaşamda tutanlar olarak sıralanabilecek ilk adlar.

Beş yüzyılı aşan Osmanlı döneminde Türkçe, yaşamının en karanlık dönemini yaşadı. Arapça-Farsça karışımı kimliksiz ve kişiliksiz Osmanlıca’ya kurban edilmek istendi. Bu karanlık olduğu kadar vicdansız ve insafsız dönemde bile halkın dilinde yaşamayı sürdüren Türkçe Cumhuriyet’le ve elbette Atatürk’le birlikte yeniden yaşama döndü.

Atatürk dil devrimine sanılanın tersine çok daha önceleri karar vermişti. Bulgar Türkolog Manolof’a  dil devrimine ilişkin tasarımını açtığında yıl 1905’ti.

Cumhuriyet’in ilk 5 yılında Atatürk’ün dil devrimi konusunu bir kenarda tuttuğu bilinir. Yazar Hüseyin Cahit Yalçın’ın bu doğrultudaki özendirmesi karşısında bile şimdi zamanı değil demekten alamaz kendini. Zaman geldiğinde, 1928 yılında çevresine konuyu açar. Ne kadar zamanda tamamlarız yazı devrimini sorusuna karşılık aldığı yanıtlar doyurucu olmaktan uzaktır. “Ya hemen şimdi, ya da hiçbir zaman” diyerek kimilerinin “tepeden inme” olarak nitelediği biçemle yaşama geçirir bu tasarımını. Devrimler başka türlü olmaz ki dememiştir olasılıkla çevresine. Elbette inceliğinden!

Devrim kısa sürede yaşama geçirilse de dile ilişkin yapılacak o kadar çok şey vardır ki! Konu dil gibi canlıya eşdeğer bir olgu olduğunda bunda şaşılacak bir şey olmasa gerek.

Yorulmaksızın “sürekli devrim” anlayışı en çok da dil için gerekli olmalı.

Dil Bayramı’nda dilimiz ne durumda?

Olumlu şeyler söylemek güç bu konuda! Söylenecekleri azaltmak, yazıyı hoşgörü sınırları dışına taşırmamak için 2 örnekten yola çıkmayı deneyeceğim.

Vak’a

İki yıla doğru hızla ilerleyen küresel salgında en çok başvurulan sözcüklerden birisi oldu vak’a.

En çok basın ve onlardan da çok hekimler ve elbette akademik çevreler başvurdu bu yabancı ve kulak tırmalayıcı sözcüğe. Sayılabilseydi milyarlarca kez kullanılmış olduğu saptanabilirdi vak’a denen Türkçe olmayan sözcüğün. Her fırsatta ilericilikten, çağdaşlıktan, Cumhuriyetçilikten ve Atatürkçülükten dem vurma gereksinimi içinde olanların vak’a tutkusu bilmem nasıl yorumlanmalı? Türkçemizin bir başka ustası Yunus Emre’ye kulak verip “Sözün us ile düşürgil!” desek yararlı olur mu? Biricik ve paha biçilmez kültürel varlığımız Türkçemiz Dil Bayramı’nın 89. Yılında aydınların, ilericilerin, Cumhuriyetçilerin aymazlığıyla karşı karşıyadır. Okuru daha fazla usandırmadan ikinci örneğe geçmeli!

Çığlık atmadan duramam! Güzelim olgu sözcüğünün nesi yetmedi diye sormak isterim!

Obje

Bir sergi açılmaya görsün. Cumhuriyet çocuğu, varlıklarını Cumhuriyet’e borçlu anlı şanlı sanat insanlarımızın dilinden düşmeyen obje. Yüzünü çağdaşlığa ve aydınlığa dönmekle Batıcılaşmayı biri birine karıştıranların obje aymazlığına diyecek söz bulmak zor. Belki de olanaksız! Nesne neyimize yetmez? Nesne dersek sıradanlaşır mıyız? Ya da hor görülmeyi hak etmiş mi oluruz?

89 yaşındaki ikinci dil bayramımız yazı devrimini izleyerek devinime geçirilen dilde özleşme adımının kutlama günüdür.

Zaman zaman işitiyorum ya da okuduğum oluyor.

Bir dile iki bayram çok gelmez mi diyenleri ya da yazanları!

Onlara yanıtımdır! Az gelir!

Okuryazarlığı tartışmasız, aydınlık yüzlü, ilerici insanların vak’a ve obje üzerinden yaylım ateşine tuttuğu Türkçe’nin yılda iki bayramı varsa yılın geri kalanı yüzlerce kara günse iki bayramın çokluğundan söz edilebilir mi?

Her fırsatta bilisiz insanları hedefe koyan okuryazar ve derinlikli insanların Türkçemizi örselemesini iki sözcük bağlamında anlatmaya çalıştım!

Dil bilincimin gelişmesine katkıda bulunan iki insana saygılarımı sunarak bağlayayım yazıyı!

İlki ortaokul (Eskişehir Anadolu Lisesi) Türkçe öğretmenim Süleyman TOY! Yaşamı uzun olsun dimdik ayaktadır, yaşamaktadır.

İkincisi ise Bülent ECEVİT! Ruhu şad olsun! Dilimizin özleşmesinde ve Türkçeleşmesindeki çabaları yadsınamaz. Olgu, sorun, soru, yanıt ve daha nicelerinin dilimize yerleşmesini ona borçluyuz. Atamızın dil devriminin yılmaz ve kararlı sürdürücülerinden önde gelenidir.

En değerli kültür varlığımız Türkçemizi yaşayanlara ve yaşatanlara en derin saygılarımla…

Bunu paylaş:

  • X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Şuna bir yanıt: “DİL BAYRAMI”

  1. RAGIP KAYAR Avatar
    RAGIP KAYAR
    Eylül 26, 2021

    CBalcı’nın bu hamaset kokan derlenmesinde
    meselenin özüne inemediği gözüküyor.
    Dil devrimimizi;bizi kur ‘an dilinden ve de Osmanlı kültür ve gelenegimizden ayıran üzüntü verici OLAY olarak algılayanlarca
    yönetilmekte olduğumuzu unutmayalım.
    Bugün ülkemiz en gelişmiş ve en modern ISLAM ülkesi ise, bunu Dil Devrimine borçlu olduğunu göremeyenler maalesef çoğunlukta.
    Ama Cumhuriyetçiler atanın gösterdiği hedeften şaşıp türkilizceye yöneldi.
    Dil kimliğimiz yine sallantıda…Tıpkı Osmanlı dönemindeki gibi…Tek kurtarıcı ise eğitim.O da maalesef emin ellerde değil!!!

    Yanıtla

Yorum bırakın Cevabı iptal et

Whether you’re a blogger, photographer, or creative professional, Brightblog is a versatile theme that will shine your content. Its magazine-inspired layout and customizable design make it the perfect choice for anyone looking to elevate your blog to the next level.

Tumblr

Instg

Fcbk

WordPress.com’da Blog Oluşturun.

Yorumlar Yükleniyor...
  • Yorum
  • Tekrar blogla
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • cumhuriyetciyorum
    • Diğer 262 aboneye katılın
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • cumhuriyetciyorum
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Kısa adresi kopyala
    • Bu içeriği rapor et
    • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d