
İstanbul Barosu’ndan “Devrime anma, devrimciye sansür!”
İstanbul Barosu yönetimi, baronun Cumhuriyet Araştırmaları Merkezi (CUMER)’ni sansürlemiş. İçinde bulunduğumuz yıl boyunca Türk Hukuk Devrimi’nin 100. yaşı kutlanacak. CUMER, bu kapsamda bir bildiri yayımlamış. Devrim varsa devrimci de vardır ilkesi gereğince Mahmut Esat Bozkurt’un adını da anmış.
Sen misin bunu yapan!
Hak, hukuk, adalet ilkelerini rehber edinmesi beklenen dünyanın en çok üyeli barosu sansüre sarılmış.
Bu haberi okuyunca “ben bu filmi daha önce de görmüştüm” diye mırıldandım.
On beş-20 yıl kadar önceydi.
“İzmir’in Evrimi” başlıklı bir etkinlik izlemiştim.
İlk bölümde EÜ’den bir doğa bilimci İzmir’in yüzbinlerce yıl önceki florasına ve faunasına ilişkin ilgi çekici bir sunum yapmıştı. Heyecan duyduğumu anımsıyorum. Bugün neredeyse soyu tükenmiş canlıların bir zamanlar İzmir’de yaşam bulduğu gerçeğini öğrendikten sonra.
Etkinliğin ikinci bölümünde yerel ölçekte tanınmış bir arkeolog Mahmut Esat Bozkurt’a getirdi sözü.
Ne ilgisi var demeye kalmadan, eteğindeki taşları dökmekle kalmadı. Eteğinden döktüklerini Cumhuriyet’i taşlamak için rastgele fırlatmaya başladı.
Meğer Mahmut Esat Bozkurt faşistin biriymiş. Bu özelliğini soyadında ölümsüzleştirmiş.
İstanbul Barosu yönetiminin de benzer düşünce içinde olduğu anlaşılıyor devrim anmasındaki devrimciyi sansüründen.
Bilgisizlik ve bilisizlik diyelim!
Mahmut Esat Anadolu’da Milli Mücadele’nin çoban ateşinin yakıldığını öğrendiğinde İsviçre’de hukuk öğrenimi görmektedir. Hiç duraksamadan yurda dönme kararı alır.
Arkadaşı Şükrü Saraçoğlu’yla birlikte İtalya üzerinden bir geminin ambarında Anadolu’ya ulaşır. Kuşadası’da Kuvayı Milliye örgütlenmesini başlatır. Milli Mücadele kalesine bir tuğla koymaya çabalar.
Bu çabalar karşılık bulur ve Cumhuriyet kurulmazdan önce ilk olarak İzmir’de yapılan Türkiye İktisat Kongresi’nde ön alır.
Cumhuriyet’in kurulması sonrasında uzmanlık alanı olan hukukun çağdaşlaşması çalışmalarına katılır. 1926’daki Türk Hukuk Devrimi’ne önemli katkısıyla sivrilir.
Soyadı üzerinden yakıştırılan faşistlik ise baştan aşağı yalan ve yanlıştır.
1926’da Ege Denizi’nde Fransız bayraklı Lotus ve Türk bayraklı Bozkurt gemileri çarpışır. Kapitülasyonların kaldırıldığını bilmezden gelen Fransız tarafı eskiden olduğu gibi Türkleri şamar oğlanı yerine koymayı planlamıştır. Mahmut Esat, Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda yaptığı savunmayla emperyali bir kez daha, bu kez adliyede yenilgiye uğratır. Hak, hukuk ve adaletin güçlüye özgü bir değerler topluluğu olmaktan çıktığını bilgisiyle ve kararlılığıyla dünyaya haykırır.
Soyadı Bozkurt’u bu olaydaki yararlılığına borçludur.
Türkiye’nin başı dincilerle olduğu kadar Türk-İslâm sentezcileriyle ve sol gösterip sağ vuran sözde solcularla da derttedir.
İstanbul Barosu yönetiminin bu gerçeklerden habersiz olduğunu varsaymak saflığın ötesinde budalalığa eşdeğerdir.
Solculuk maskesiyle emperyal sevicilikte sınır tanımayanlarla da mücadele boynumuzun borcu olmalıdır.






















