İnsanlık uygarlaştıkça(!) kadın hakları sorunu baş göstermiştir. Yerleşik yaşam ataerkil yapıyı güçlendirince çıkmıştır bu ironik durum ortaya.
Devrimin beşiği sayılan Fransa’nın yerine ABD, İngiltere ve Almanya kadın mücadelesinde öne çıkan ülkeler olmuştur.
8 Mart’ı Alman sosyalist kadın hakları savunucuları Clara Zetkin-Rosa Luxemburg ikilisinin 1910’daki önerilerine borçluyuz.

Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg
Atlantik’in karşı yakasındaki kadın hakları mücadelesi kölelik karşıtlığıyla koşut gitmiştir.
İngiltere’de ise özgün bir kimlik kazanmıştır bu savaşım.
Sufraj(et) devinimi
XIX. yüzyılda Kadınların Oy Hakkı Birliği üzerinden başlayan devinim Sufraj Dernekleri’ne evrilmiştir.
XX. yüzyıl başındaysa Sufraj devinimi eylemliliği sokağa taşıyarak Sufrajet adıyla anılmaya başlamıştır.
Sufrajet devinimi, açlık grevi, kendini zincirleme, duvarlara slogan yazma ve boş yapıları ateşe verme gibi eylemler yaparak ses getirdi. Sufrajet deviniminin önde gelen özelliği bireylere fiziksel zarar vermemeye özen göstermesiydi. Sufrajet kadın hakları savaşımını sözden eyleme taşımasıyla sivrildi.

Sufrajet’in öncüsü Christabel Pankhurst (1880-1958)
Bu dönemde Sufrajet’in yaşama geçirdiği bir başka özgün eylem 1903’te kral VII. Edward döneminde dolaşıma sokulan penilerin üzerine “Kadınlara Oy Hakkı” yazısı işlenmesi oldu. Elbette, bu paralar darphaneden bu şekilde çıkmamıştı. Sufrajet, ortamda en çok el değiştiren nesnelerden birisi olan metal paralara işlediği bu yazıyla yaratıcı bir yöntemi dağarcığa eklemiş oldu.

Öncesiyle ve Sufrajet etkisiyle kadına oy hakkında yoğunlaşan devinim semeresini vermeye başladı. Sırasıyla Yeni Zelanda (1893), Avustralya (1902), Finlandiya (1906), Norveç (1913), Sovyetler Birliği (1917), Almanya (1918), ABD (1920), Birleşik Krallık (1928) kadınları oy hakkına kavuştular.
Devrimin beşiği Fransa’da kadınlara bu hakkın tanınması için 1944 beklendi. Bugün gelişmişliğiyle göz kamaştıran İsviçre’de kadınlar 1971’de oy kullanmaya başlayabildiler.
Dünya Kadınlar Günü başlangıçtaki etkiyle 50 yıl öncesine dek sosyalist-komünist kimliğiyle tanındı. 1975’ten sonra bu kimliği sürmekle birlikte küresel ölçekte yaygınlaştı. Onu izleyerek Birleşmiş Milletler de Dünya Kadınlar Günü tanıdı.
Türkiye’ye gelince!

Kadın haklarının gündeme gelmesi Osmanlı’nın son yıllarına rastlar. Çalkantılı yıllarda daha fazla ilerleme sağlanamadı.
Cumhuriyetle birlikte kendisini gösteren devrimler fırtınasının en önemlisidir kadın devrimi. Toplumun yarısının varlığı ve eşitliği böylelikle somutlaştı.
Türkiye’de kadınlar oy hakkına 1934’te kavuştu. Rönesans ve aydınlanma trenini gecikmeli yakalayabilen Atatürk Türkiye’sinin bu bakımdan da dörtnala ilerlediği kuşkusuzdur. Bu gecikmeye karşın Fransa ve İsviçre başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin önünde yer almış olmamız dikkat çekicidir.
Kadın haklarının dünyanın birçok yerinde savaşım sonucu elde edildiği kuşkusuzdur.
Bizdeyse Milli Mücadele sonrasında kurulan Cumhuriyet bu hakları devrim olarak sunmuştur o güne dek yok sayılan kadınlarına.
Türk kadınının Atatürk’ünün olması bu kolaylıkta önde gelen etken olmuştur.
Türkiye’de kadın hakları kâğıt üstünde yerli yerinde duruyor olsa da Cumhuriyet ilkelerinden ve elbette kadın devriminden uzaklaşma uygulamada hak yitimlerinin yolunu açmıştır.
Belki de bu kez bu hakların eksiksiz ve sağlam bir biçimde canlandırılması bir mücadele gerektirecek gibi görünmektedir.
8 Mart kutlu olsun!
























