Yeni Türkiye’de hemen her gün olaya gebe diyebiliriz. Anneler Günü bile tartışma, sürtüşme konusu olabildi.

Önce bir tanıtım filmi ardından TRT sunucusunun “patili annesiyim” sözleri dinamitin fitilini ateşledi. Spordaki amigoların eşdeğeri sayılabilecek siber troller her iki olayda da kurbanları belirlemekte gecikmedi. İnfazlarla birlikte rahata erdiler.
Dil devrimini izleyen din devrimiyle Avrupa’da din bezirgânlarının ipliği pazara çıkartıldı. Dinin, aldatma gereci olmasına son verilerek bulunması gereken özel alana itildi.
Sonuç mu?
Aydınlanma ve Rönesans!
İnsanlık tarihinin önemli dönüm noktası sayılan ikilinin dil ve din devrimlerini izleyerek ortaya çıkması elbette rastlantı değildi.
Bir sonraki aşamada Kopernik’in göksel devrimiyle dünyanın rütbeleri sökülmüş oldu. Evrenin merkezindeki yerini yitiren yerküre evrendeki milyarlarca gök oluşumundan birine gerilemiş oldu.
XIX. yüzyılın sonuna doğru Darwin sahne aldı.
Günümüzde gerçekliğinden kuşku duyulmayan Evrim Kuramı’nı tanımlayan Darwin böylelikle “üstün canlı” insanı tahtından indirmiş oldu.
Darwin’in insanı bulunduğu konumdan uzaklaştırması diğer yanıyla yerküreye 6000 yıllık geçmiş biçen kutsal kitaba meydan okuma anlamına geldi.
On üç milyar sekizyüz milyon yıl önce yaşanan “büyük patlama” 1 Ocak’a tarihlendiğinde “insangiller”in ortaya çıkışı 31 Aralık saat 14.24’e, Homo cinsinin yeryüzünde gezinmeye başlamasıysa aynı günün saat 22.24’üne denk düşer.
Her ne kadar Homo sapiens bugün için yeryüzünün efendisi görünse de, başka canlılarda bulunmayan kendine özgü bilinciyle öne çıksa da, bu durumun “şimdilik” olduğunu anımsa(t)makta yarar var.
Yeryüzü var olduğundan bu yana canlıların 5 büyük yok oluş yaşadığı unutulmamalı. Canlılık hiç kesintiye uğramamıştır. Kesintiye uğrayan yeni duruma uyum göstermeyen canlıların varlığı olmuştur. Yeni bir dünya kurulmuş ve canlılık yoluna devam etmiştir demek yanlış olmaz.
Biyoloji biliminin gerçeğidir canlıların kardeşliği.
Yakın çevremizde rastladığımız ya da hiç rastlamadığımız uzaklardaki binlerce türle yakın ya da uzak akraba olduğumuz tartışmasızdır.
Buna karşılık, dinlerin hemen tümü insana özel bir değer biçer. “Eşrefi mahlûk” sayılmak hemen hepimizin az ya da çok hoşuna gider. Bunun bir sonraki aşaması “insanın yeryüzündeki her (güzel) şeyi hak ettiği” düşüncesidir. Bu anlayışın dünyayı ve canlılığı getirdiği durum ortadadır.
“Altıncı büyük yokoluş”tan söz ediliyorsa eğer bunda insan üstenciliğinin payı yadsınmazdır.
Bir başka canlıya kızım ya da oğlum demek sorundur Yeni Türkiye’de. Bu akla zarar durum akla ve bilime aykırıdır. Bu yalın gerçekliğe karşın bir başka canlının anası olduğunu ifade etmek yaptırıma uğrama gerekçesi olabilmektedir. Aradan geçen yüzyıllara karşın “engizisyon iş başında” demek abartı sayılır mı?
Artık geçmişte kalması gereken insan üstünlükçülüğü sayıklamalarının içinde bulunduğumuz çağda bir kez daha diril(til)miş olması düşündürücü olduğu kadar ürkütücüdür.
Yobazlığın şaha kalktığı günümüzde bu ürpertici durumu “geri kalma kararlılığı” olarak da okumak olasıdır.
Canlıların kardeşliği insanın ve bir parçası olduğu doğanın varlığını güvence altına alan anlayıştır.
Algılayabilene…


Yorum bırakın