
Böyle bir aracı kente sokarsanız olacaklardan da sorumlu olursunuz.
Geçen hafta İzmir’de bir tırın neden olduğu trafik cinayetinde üç vatandaş yaşamını yitirdi.
Başka kentlerde durumun ne olduğunu gözlerimle görmesem de metropollerin içinde tırların cirit attığını öngörebiliyorum.
Önceki belediye başkanımızın “slow citta” (yavaş şehir) tutkusu bilinmeyen bir şey değildi. Seferihisar’dan sonra İzmir’e de “slow citta metropol” unvanını kazandırdığını anımsadım birden.
İzmir bir liman kentidir aynı zamanda.
Liman üzerine farklı düşünceler ve öneriler olsa da bu kimliği İzmir’le bütünleşmiştir.
Anımsanırsa, bizim yönetsel anlayışımızda limanlarla demiryolları bütünleşiktir. Daha doğrusu öyleydi. Günümüzde çoğu liman özelleştirmeye kurban gittiği için bu bütünleşme önemli ölçüde unutulmuştur.
İzmir’in orta yerindeki limana hem yük hem de yolcu gelir. Yolcuda sorun yok. Ya yaya olarak çıkar limandan ya da bir tur otobüsüyle.
Yükün limandan çıkması için iki seçenek vardır.
Demiryolu ya da tır.
Tır uzak ara önceliklidir.
Trafiğe yük olduğu gibi kent estetiğine de zarar verir tır taşımacılığı.
Unutulmamalı ki, tır ve kamyon taşımacılığı inşaatla birlikte Türkiye’nin önde gelen dokunulmazlarıdır.
Yazarken belleğim gerilere götürdü beni.
İzmir’e adım attığım yetmişlerin sonunda ve seksenler boyunca kente gelen ağır tonajlı taşıtların kente girişine belirli saatlerde izin verilirdi. Bu saatlerden önce gelenler girişte bekletilirdi.
Şimdilerde anılarda kalan bu uygulama neden anımsanmaz?
Adına UKOME denen iktidar denetimindeki kurum metropol ulaşımıyla ilgili pek çok karar alır. Ama, sıra kutsala gelince oralı olmaz, susmayı yeğler.
Boşa gideceğini bilsem de “UKOME göreve” diye haykırasım geliyor.
Olumlulukları sahiplenmekte gecikmeyen yönetimlerimiz iş olumsuzluğa gelince uyur gibi yapar.
Ya da cinayetin adını kaza olarak koyar.
İzmir’de geçen gün can yitimiyle sonuçlanan sözde kaza bunun tipik örneğidir.
İmama uyan cemaat gibi ben de günah keçisi arayışına çıktım.
Metropol yönetmek ayrı bir incelik ve işbirliği gerektiriyor.
Bunu bir kuşun iki kanadına benzetmekte hata olmaz.
Seçilmiş yerel yönetimle atanmış merkezi yönetim uzantısı!
Belediye ve valilik!
Bu ikili, özellikle İzmir’de kamu yararına bir uyum ve işbirliği içinde gözükmüyor.
Belediye, bu konu beni ilgilendirmez diyerek kimi sorunlara sırtını dönerken valilik deyim yerindeyse belediyenin başarısızlığını amaçlayan bir tutum sergiliyor.
Türkiye gibi şehirleri de kötü yönetimden kendini kurtaramıyor.
Çözüm mü?
Aklın yolu bir!
Liman-demiryolu bütünleşmesini anımsamak!
Bu da yetmez!
Yaşama geçirmek…

Yorum bırakın