Yılın ilk dil bayramı 749 yaşında. 

Coğrafik olarak Türkiye’nin kalbinde konuşlu Karaman Türkçenin de başkenti sayılır.

Geçtiğimiz haftalarda İstiklâl Marşı’nın hem de Karaman’da Arapça okutulmuş olması hem Türkçenin başkenti hem de Türkiye için büyük şanssızlıktı.

Takvim ilerlerken geriye gitmek bu değilse neydi?

Görsel ve yazılı medyada Türkçe’nin kötü kullanımına ilişkin örnekler saymakla bitmez. İktidar yanlısı olsun muhalif olduğunu ileri sürsün medyanın Türkçe bakımından hali yürekler acısıdır. Düzelmek şöyle dursun her geçen gün kötüleşmektedir.

Bu bayramda çeviriye değinmek istiyorum.

Hemen her konuda dilimize kazandırılmış kitaplarda rastladığımız Türkçe de az engelli değildir.

Çoğumuzun başladığımız kitabı bitiremeden yarıda bırakma deneyimi olmuştur. Çeviri kitaplarda bu oran çok daha yüksektir. 

Bir yabancı dili çok iyi bilen çevirmen kendi dilinde o oranda yetkin olmayınca ortaya çıkan yapıt okunmaz olur.

Yakın zamanda okuduğum, hatırı sayılır yayınevlerince basılmış kitaplarda çeviri kaynaklı dil yaramızın hiç de azımsanmayacak boyutta olduğunu sıkça fark ettim. 

Üşenmedim!

Yayınevine bu sorunu ilettim. Nezaket gereği olsun geri bildirim aldığımı anımsamıyorum.

Okuma sırasına aldığım kitaplardan birisini dün okumaya başladım.

Kitabın basım tarihi 1975 olunca kaygılanmam kaçınılmazdı.

Yarım yüzyılı aşkın zaman önce çevrilmiş kitapta nasıl bir Türkçe’yle karşılaşacaktım?

İlk birkaç sayfadan sonra kaygımın yersiz olduğunu anladım.

Son derece arı ve duru Türkçe kullanımı 50 yıl önce olasıyken günümüzde çevrilmiş kitapları okurken Osmanlıca sözlüğe başvurma gereği duymak ne yaman çelişkiydi?

Türkçe’ye çevrilen kitaplarda son yıllarda çevirmenin özgeçmişine de yer verilir oldu. Durum böyle olunca, kitabı okumaya başlamadan önce çevirmeni tanımak olanaklı. Elbette olumlu bir durum.

Sözünü ettiğim kitapta böyle bir tanıtım yoktu.

Kitabın Türkçesi günümüz çevirilerinde mumla arayıp bulamayacağımız durulukta olunca çevirmeni kimmiş diyerek giriş sayfasına döndüm.

Rastladığım ad Türkçe ustalığı ve yetkinliği tartışılmaz bir şairdi.

Çeviri özen gösterilmesi gereken bir iştir.

Bir yapıtı bir dilden diğerine çevirmenin ötesinde bir eylem olduğu kuşkusuzdur.

Cemal Süreya’nın anısına saygıyla…

Yayınevlerinin bu önemli konuda çok daha özenli olma görevini anımsamaları dileğiyle…

Posted in

Şuna bir yanıt: “ÇEVİRİ YARAMIZ”

  1. İşyeri Hekimi Dr. Bülent Potur Avatar

    Türk dilini yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak için Türk Dil Kurumunu kuran, Türk Dil Devrimini başlatan Ulu Önderimizin kutlu yolunu Ulusumuza ellerindeki her türde yazılı, görsel ortamları kullanarak unutturmaya, Ulusumuzu aldatıp, Ulu Önderimizin akıl ve bilim kalıtını bırakması aymazlığa, orta çağa geri yönelmesi için uğraşan sömürgecilerin ülkemizdeki ileri karakolları, maşalarının oyun, çaba ve tuzakları tükenmez. Kendisini yakın arkadaşlarının bile gerçekten anlamadıkları Ulu Önderimizin ölümü ile 11.11.1938 den sonra ne yazık ki devrimlerimiz biçimsel olarak sürdürülüyormuş gibi yapılsa da demokrasi maskeli sömürgeci devletlerin ve maşalarının tuzakları ile devrimler giderek silinmiş; günümüzdeki kavrayanlara tanımlama gerektirmez durumunu almıştır.
    60 yıl önceki bir dergiden alıntıdaki ” Uçak mı kaçak mı göçek mi? Bakkala gitsek ver bir yanak mı diyeceğiz?” gibi sözde gülmeceler ile dilde Öz Türkçeye, arılaşmaya dönüşü baltalamaya ne kadar uğraşsalar da Ulusumuzun ön sezisi yine de kısmen dil devrimini benimsemiştir.

    Sözlü ve yazılı ortamların tüm dünyada hangi çıkar gruplarının elinde olduğunu herkes bilmektedir. Yaşadığımız çağın koşulları, süre giden savaşlar umutlu olmayı güçleştirmektedir.

Yorum bırakın