Otuz yılı aşkın tanışıklık son yıllarda dostluğa ve düşündeşliğe dönüşmüştü. Bu duygularla Prof Dr Oğuz Dicle’nin DEÜTF’deki (Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi) emeklilik törenine katıldım.

Bir kurumun kendisine hizmet vereni bu şekilde uğurlaması önemli bir değerbilirlik örneğidir.
Örneklerinin eksilmemesi, çoğalması dilenir.
Oğuz Dicle’nin alanındaki (y)etkinliği nesnel ölçütlerle kanıtlı olduğuna göre üzerinde durmak çok gerekli olmadığı gibi beni de aşan bir durumdur.

Ortaçağ karanlığının yenilgiye uğratıldığı dönemden başlayarak Rönesans ve Aydınlanma boyunca “polimath” nitelemesi günceldi.
Okuryazarlığın bile sınırlı olduğu o dönemde aydınlanmış bireylerin birden fazla alanda yetkinleşmesi bir bakıma zorunluluktu.
Bilimcinin aynı zamanda sanatçı, yazıncı, filozof olması olağandı.
Karanlığın aşılması sonrasında geometrik olarak artan bilginin de etkisiyle uzmanlık çağına girildi.
Bugün gelinen noktada tıptan örnek vermek gerekirse sağ ve sol el neredeyse farklı uzmanlık alanlarının(!) ilgisini çeker oldu.
Bu gelişme bilginin ölçülmesi güçleşen oyluma ulaşmasıyla gerekçelendirilirken çok yönlülüğe vurulmuş darbe olarak aldı tarihteki yerini.
Pek çok kişi kendisini dar alana tutsak ederken “ne yapalım ki bunca bilgiyle baş etmek başka alanlara ilgimizi kısıtlıyor” gerekçesine sığındı.
“Polimath” kimseler günümüzün soyu tükenmişleridir dense abartı olmaz. Ana uğraş alanına sınırsız ilginin yarattığı bu sonucun entelektüel çoraklaşmayı beslediği tartışmasız olsa gerektir.
Bu çağda, polimath arayıp bulmak neredeyse olanaksızdır.
Oğuz Dicle, sanatçı, yazıncı, müzisyen, çizer, koleksiyoner, sporcu kimliğiyle çağcıl polimath tanımına uygundur. Bu yanıyla eşi, benzeri olmayanlardandır.
Yaş gözetmeksizin sorumlukla ve yükümlülükle donattığımız yönetsel kadroları düşündüğümüzde “yaş sınırı” gerekçeli emeklilik kuralının (özellikle akademide) gözden geçirilmesi gereği ortadadır.
Kuralı eleştirsek de uymak görevdir.
Oğuz Dicle, ana uğraş alanında hizmeti farklı ortamlarda sürdürebilir hiç kuşkusuz.
Ama, emeklilik onun için bürokratik bir zorunluluğun yerine getirilmesinden öte anlam taşımayacaktır.
Akademi ona güle güle dese de başka birçok alan polimath özellikleriyle Oğuz Dicle’ye hoş geldin diyecektir.
İlk ben demiş olayım!
Hoş geldin Oğuz Dicle!
Eşin Nilgün’le, üç e’yle başlayan meyvelerden Dünya ve Doğa evlatlarınla sağlıklı, esenlikli ve üretken bir yaşam dilemeyi unutmayarak…
(*) Polimath sözlükte birden fazla alanda uzmanlık ve yetkinlik sahibi insan olarak tanımlanıyor. Eski dilde “hezarfen” (bin fenli). Türkçesi “çok yönlü” olabilir.
UĞURLAR OLSUN OĞUZ DİCLE,
HOŞGELDİN POLİMATH(*)
Otuz yılı aşkın tanışıklık son yıllarda dostluğa ve düşündeşliğe dönüşmüştü. Bu duygularla Prof Dr Oğuz Dicle’nin DEÜTF’deki (Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi) emeklilik törenine katıldım.
Bir kurumun kendisine hizmet vereni bu şekilde uğurlaması önemli bir değerbilirlik örneğidir.
Örneklerinin eksilmemesi, çoğalması dilenir.
Oğuz Dicle’nin alanındaki (y)etkinliği nesnel ölçütlerle kanıtlı olduğuna göre üzerinde durmak çok gerekli olmadığı gibi beni de aşan bir durumdur.
Ortaçağ karanlığının yenilgiye uğratıldığı dönemden başlayarak Rönesans ve Aydınlanma boyunca “polimath” nitelemesi günceldi.
Okuryazarlığın bile sınırlı olduğu o dönemde aydınlanmış bireylerin birden fazla alanda yetkinleşmesi bir bakıma zorunluluktu.
Bilimcinin aynı zamanda sanatçı, yazıncı, filozof olması olağandı.
Karanlığın aşılması sonrasında geometrik olarak artan bilginin de etkisiyle uzmanlık çağına girildi.
Bugün gelinen noktada tıptan örnek vermek gerekirse sağ ve sol el neredeyse farklı uzmanlık alanlarının(!) ilgisini çeker oldu.
Bu gelişme bilginin ölçülmesi güçleşen oyluma ulaşmasıyla gerekçelendirilirken çok yönlülüğe vurulmuş darbe olarak aldı tarihteki yerini.
Pek çok kişi kendisini dar alana tutsak ederken “ne yapalım ki bunca bilgiyle baş etmek başka alanlara ilgimizi kısıtlıyor” gerekçesine sığındı.
“Polimath” kimseler günümüzün soyu tükenmişleridir dense abartı olmaz. Ana uğraş alanına sınırsız ilginin yarattığı bu sonucun entelektüel çoraklaşmayı beslediği tartışmasız olsa gerektir.
Bu çağda, polimath arayıp bulmak neredeyse olanaksızdır.
Oğuz Dicle, sanatçı, yazıncı, müzisyen, çizer, koleksiyoner, sporcu kimliğiyle çağcıl polimath tanımına uygundur. Bu yanıyla eşi, benzeri olmayanlardandır.
Yaş gözetmeksizin sorumlukla ve yükümlülükle donattığımız yönetsel kadroları düşündüğümüzde “yaş sınırı” gerekçeli emeklilik kuralının (özellikle akademide) gözden geçirilmesi gereği ortadadır.
Kuralı eleştirsek de uymak görevdir.
Oğuz Dicle, ana uğraş alanında hizmeti farklı ortamlarda sürdürebilir hiç kuşkusuz.
Ama, emeklilik onun için bürokratik bir zorunluluğun yerine getirilmesinden öte anlam taşımayacaktır.
Akademi ona güle güle dese de başka birçok alan polimath özellikleriyle Oğuz Dicle’ye hoş geldin diyecektir.
İlk ben demiş olayım!
Hoş geldin Oğuz Dicle!
Eşin Nilgün’le, üç e’yle başlayan meyvelerden Dünya ve Doğa evlatlarınla sağlıklı, esenlikli ve üretken bir yaşam dilemeyi unutmayarak…
(*) Polimath sözlükte birden fazla alanda uzmanlık ve yetkinlik sahibi insan olarak tanımlanıyor. Eski dilde “hezarfen” (bin fenli). Türkçesi “çok yönlü” olabilir.

Yorum bırakın