Çin Halk Cumhuriyeti’nin son yılların yükselen yıldızı olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu kalmamış olsa gerektir.
Çin Halk Cumhuriyeti 9.5 milyon kilometrekarelik yüzölçümüyle dünyanın Rusya ve Kanada’dan sonra üçüncü büyük ülkesidir. Bu durum, Mercator haritalarında gizlense de gerçek budur.

Kızıl üzerine sol üst köşede biri büyük diğer dördü küçük sarı yıldızdan oluşan bayrağındaki kızıl Çin geleneğinin baskın rengiyle örtüşür. Sarı da imparatorun rengi olmakla ünlenmiştir. Bugünkü bayrakta da varlığını sürdürmektedir. Yıldızların büyüğü Çin Komünist Partisi’ni simgeler. Diğer dört yıldız, çiftçileri, işçileri, fabrikaları işleten milli burjuvaziyi ve esnaflardan oluşan küçük burjuvaziyi simgeler.

Çin Halk Cumhuriyeti ulusal marşı ülkenin ruhunu yansıtması bakımından önemlidir.
Hindistan nüfus olarak Çin’i geride bırakmış olsa da 1.4 milyar insan önemli bir kaynaktır. Yeri gelmişken eklemekte yarar var. Çin’de nüfus hızla yaşlanmaktadır. Doğurganlık oranı istenmeyen ölçüde düşüktür.
İmparatorluk sona erip de cumhuriyet kurulduğunda da Çin’in çilesi bitmemiştir. Utanç yüzyılını iç savaşa varan çekişmeler izlemiştir. Bu sırada, onur ve gurur kırıklığına savaştan kaynaklı yoksulluk ve yoksunluk eklenmiştir.
1 Ekim 1949’da kurulan Çin Halk Cumhuriyeti imparatorluğun yıkıntılarında açlıkla, yoksullukla ve yoksunlukla sınanan bir insan topluluğuyla başlamıştır işe.
Büyük Sıçrama adıyla anılan hatalara eklenen kuraklık ve tarımsal kıtlık işleri büsbütün zorlaştırmıştır. Olumlu sonuçlarının yanı sıra olumsuzluklarıyla da anılan Kültür Devrimi bir başka sorun kaynağı olmuştur denebilir.
Buna karşılık, kurucu önder Mao bugün saygı görmeyi sürdürüyor. ona bir otel lobisinde rastlamanız şaşırtmamalı.
Mao’ya ilişkin hem Çinlilerin hem de yabancıların farklı değerlendirmeleri olduğu bilinir. Hataları öne çıkartılsa da kalabalık ve acılı bir tarihe sahip toplumdan bugüne ulaşan bir devlet kurduğu tartışmasızdır. Çin’de Mao’ya saygı duyulduğu kuşkusuzdur.
Tiananmen Meydanı’nındaki mozolesinde mumyalanmış bedenini görmeye gelenlerin sabahın erken saatlerinde uzun kuyruklar oluşturduğu biliniyor. Mozoleyi ziyaret etmek için bir hafta önceden randevu alınması kuralı nedeniyle bu ziyareti aklımızdan bile geçiremiyoruz.

Mao’nun Küçük Kırmızı Kitabının yanı sıra onun üzerine yazılmış başka kitaplar da hemen her yerde bulunabilen, karşınıza çıkabilen nesneler.

Mao sonrasının ilk önderi olan Deng Xiao Ping’in dışa açılma girişimi önemli dönüm noktasıdır.
Deng’in şu sözleri önemsenmelidir : “Bundan böyle bilim Çin’in biricik rehberi olacaktır.”
Bugünlerde kendisini iyiden iyiye duyumsatan Çin sıçramasının başlangıcını bu sözlere dayandırmak hiç de yanlış olmaz. Teknoloji, bilimin gündelik yaşama yansıyan sonucu olduğuna göre bu saptama doğrudur. Çin Halk Cumhuriyeti günümüzde tanımlanmış olan 50 dolayındaki teknoloji alanının 40’tan çoğunda baskın konumdadır.
1949’da kurulduğunda kişi başına gelir 100 USD altındayken bugün 13.000 USD’yi aşmıştıtr. Daha da önemlisi bu artışın tabana yayılabilmesi sağlanmıştır.
Batı’nın sözcüsü durumundaki Dünya Bankası bile Çin’in son 40 yıldaki başarısıyla yoksulluğu yendiğini duyurmaktadır. Bir karanlık dönemden geçmekte olan dünyada Çin’in bu başarısı küresel ölçekte insanlığa umut vermektedir.
Çin’in yükselişine kayıtsız kalmayan birisi olarak bilgiye odaklandığımı söyleyebilirim. Çok sayıda okumaya Çin’i görmeyi eklemek istemiştim uzun süredir.
Bu isteğimi gerçekleştirdim. Tur kapsamındaki gezimiz 11 gün sürdü. Yalnızca büyük kentleri değil Çin kırsalını da içeren gezi bu kadar kısa sürede yapılabilecek en iyi izlenceydi.
Rehberimizin bir Çin tarihi uzmanı olması ve iyi düzeyde Çince bilmesi en büyük şansımızdı.

Gezi izlenimlerim bir yazıya sığmayacak oylumda. Onlar ayrıca yazılacak.
Ancak, bu yazı Çin’e bakışı içerecek.
Her şeyden önce Çin Halk Cumhuriyeti sahipsiz bir ülke değil. Yola çıkmadan önce Çin yetkililerinin kimi konulardaki titizliği ve kuralcılığına ilişkin uyarıldık.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları Çin’e vizeyle gidebiliyor. Özel pasaportlularsa vizeden bağışık tutuluyor. Turla giden ve vize almak durumunda olan Çin yolcularına grup vizesi veriliyor. Grupla girip grupla çıkmak zorunda bu grup yolcular.
Farklı deyişle, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kapıları herkese açık olmakla birlikte kurallar oldukça sıkı ve kısıtlayıcı. Bu sıkılık ekonomik nedenlerden kaynaklanmakla birlikte güvenlik kaygılarının payı yadsınamaz. Tam da burada açık kapı politikasının ülkemizde ve bölgemizde yol açtığı sorunları anımsıyoruz.
İlk durağımız Şanghay.
Nüfusu 24 milyonu aşkın. Önde gelen Çin kentlerinden biri. Çin’in utanç yüzyılının ikonik kentlerinden birisi olmuş.
“Çinliler ve köpekler giremez” uyarısıyla donatılmış yerler belleklerden silinecek gibi olmasa gerek.
Kent son derece temiz ve düzenli.
Kamusal kullanıma açık tuvaletlerin çokluğu dikkat çekici. Üstelik ücretsiz. İnsanın en temel gereksinimini gidermeye yarayan bu yerlerin oldukça temiz oldukları da söylenebilir.
İsterseniz ambalajlı su da satın alabilirsiniz. Ama, ben suya para vermem derseniz kamuya açık ücretsiz içilebilir su sebillerinden de yararlanabilirsiniz.
Kalabalığa bağlı olarak araç çokluğundan söz edilebilir. Buna karşılık, trafik son derece düzenli ve kurallı. Gezimiz boyunca bizi taşıyan otobüs sürücülerinin özeni ve kurallara uyumu iç rahatlatıcıydı.
Şanghay’da, gezi izlencemizde olmayan ama yakınından geçerken görüntüleyebildiğimiz tarihsel mekân değinilmeye değer.
1921’de Çin Komünist Partisi’nin kuruluşunun duyurulduğu yapı korunmuş ve müzeleştirilmiş. Akşamın ilerleyen saatlerinden ötürü kapalıydı. İçine giremedik ama görüntüledik.



Çin Komünist Partisi (ÇKP) 1 Temmuz 1921’de burada kurulmuş. Günümüzde ÇKP’nin üye sayısı 100 milyonu biraz geçkin. İsteyen herkes başvuruda bulunarak ÇKP’ye üye olamıyor. Belirli ölçütlerin karşılanması gerekiyormuş.
Çince, lehçeleriyle birlikte yeryüzünde en çok konuşulan dildir. Mandarin lehçesi 850 milyon kişiyle aslan payına sahip. Çinhindi, Malezya ve Endonezya gibi Çin anakarası dışında da konuşulan bir dildir.
Çin mutfağı çeşitliliğiyle dünyanın önde gelenlerinden birisidir. İlk bakışta bizim damak zevkimizle örtüşmediği izlenimi doğsa da Çin’de aç kalmayacağınızın güvencesini verebilirim.

Genelde obesite sorunu olmasa da değişen alışkanlıklar ve eğilimler gençler arasında bu sorunun kendisini göstermesi olasılığını güçlendirmektedir denebilir.
Türkiye’deki kentlerde giderek büyüyen bir sorunla Çin’de de karşılaştık. İki tekerlekli taşıt çokluğuna bağlı olarak o taşıtların yaya kaldırımlarında yer kaplıyor oluşları önemli sorun. Tıpkı ülkemizde olduğu gibi yaya güvenliği Çin’de de önemli sorun olup çıkmış.
Çin Halk Cumhuriyeti, sayısallaşmış bir ülke. Çoğu kaynakta ileri sürüldüğünce kamusal alanlar kameralarla donatılmış durumdaydı. Bunun ötesinde, bir çok ören yerine giriş için pasaport ve sisteme kayıtlı görsellerin kullanımı dikkat çekici boyutlardaydı.
Çin’de yollarda yer alan elektrikli taşıtların çokluğu ilginç bir başka gözlemdi bizler için. Çin’de elektrikli araçların pazardaki payının % 60’ları bulduğunu söylemekle yetinelim.
Çin’de karşılaştığımız insanların ingilizce bilme konusundaki eksiklikleri etkileyiciydi. Neyse ki, çevirmen uygulamaları var!
Diğer yandan, Çin’in akademik üretimine bakıldığında yabancı dil sorununun o ortamlarda çözüldüğü anlaşılıyor.
Pekin’deki Cennet Tapınağı ziyaretimizde yaşadığımız bir olayı anlatmakta yara görüyorum. Kalabalıkta yanımıza yaklaşan 12 yaşlarındaki bir Çinli çocuk yabancı dil bilmediğimizi varsayarak telefon ekranına ingilizce yazdığı birkaç tümceyi okumamızı istedi. Tüm isteği defterine birkaç tümce yazmamızdı. Uzattığı deftere birkaç tümce yazma isteğini ikilemsiz karşıladık.

“Türk halkının Çin halkına sıcak selâmlarını ilettik.”
Çinli çocukla ingilizce konuştuğumuzda karşımızda oldukça akıcı konuşan birini bulduk.
Bu arada, Çin’de bulunduğumuz süre boyunca çocuklarla iletişimin olası olduğunu gördük. Ailelerin, çocuklarını yabancılarla iletişim kurmaya özendirdiğine tanık olduk. Çocuklara dokunmak batı ülkelerinde olduğu gibi yasak değil Çin’de. İnsanlığın karanlık döneminde bu güzelliğin yaşanıyor oluşu hoşumuza gitti.
Diğer yandan. Çinli çocuğun bir yabancıyla iletişim kurmasını özgüven göstergesi olarak algıladık.
Yazıya başlık olan soruya gelince!
Çin’de pek çok şeyin yanı sıra “dünyaya meydan okuyan bir ülke ve toplum” gördüm.

Bundan 50 yıl kadar önce yazılmış kitap Çin’de bugün yaşananların işaret fişeğiymiş demekten alamadık kendimizi.
Başka deyişle, Çin utanç yüzyılını geride bıraktığı gibi kıvanç yüzyılına girmiş bir ülkedir artık…

Yorum bırakın