Şimdilerde şan, şeref anıtına dönüştürülen Osmanlı’nın yıkım yılları ibretlik olaylarla doludur.
Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mısır’dan gelip Anadolu içlerine girip payitahta yürüyebilmiştir. Bu durum, Kavalalı’nın gücünden kaynaklandığı kadar Osmanlı’nın güçsüzlüğünden kaynaklanmıştır. Osmanlı’yı Nizip’te ve Kütahya’da yenilgiye uğratmış ve neredeyse teslim alacak duruma gelmiştir. Bunu Osmanlı’yı paylaşma heveslilerinin koruması sayesinde yapamamıştır.
Daha birkaç yıl önce kıyasıya savaştığı Rusya İmparatorluğu Kavalalı tehlikesi karşısında Osmanlı’nın can simidi olmuştur.
Rusya, Osmanlı’yı koruyup, kollayacaktır. Bu, sözle yetinilen bir olgu olmanın ötesine geçerek Hünkâr İskelesi Antlaşması’yla (8 Temmuz 1833) yazıya da dökülmüştür.
Buna göre, Osmanlı saldırıya uğrarsa Ruslar asker ve donanma gönderecek, giderleri Osmanlı karşılayacaktır.
Rusya saldırıya uğrarsa Osmanlı boğazları kapatarak yardımcı olacaktır.
Antlaşmanın süresi 8 yıldır.
Bu antlaşmaya dayanarak Rus askerleri İstanbul’un Anadolu yakasına, Beykoz’a çıkarlar. Servi Burnu’na kurdukları kampa yerleşirler.
II. Mahmut, Rus askerlerini ziyaret ederek onurlandırır. Rus birlikleri içindeki Kazak alayları özellikle ilgisini çeker padişahın. Öyle ki, o alaylardaki askerlerinkine benzer kılıç kuşanır, üniforma giyer.
Ruslar bu tarihsel olayı bir anıtla ölümsüzleştirmek isterler.
Anıt yerine geçecek irilikte bir kayayı karşı kıyıdan Servi Burnu’na taşıyacak denli önemserler bu simgeselliği.
Üzerine yazacakları konusunda kararsız kalırlar.
907 yılında İstanbul’a sefer yapan Rus ulusal kahramanı Oleg ve Çar Nikola’ya göndermede bulunan dizeler yazmayı akıllarından geçirseler de Osmanlı’yı rahatsız etme olasılığı bu düşünceden uzaklaşmalarına neden olur. Sonunda bu anıt Rus Alayları tarafından 25 Haziran 1833’te dikildi anlamında “1833 TOHM 25” (25 Haziran 1833) yazmakla yetinirler.
Köklü devlet anlayışının bir ürünüdür bu anıt. Ruslar için Osmanlı’nın çağrısıyla İstanbul’a asker getirmiş olarak son derece anlamlı bir eylemdir. Anıtlaştırma bu anlamın yansımasıdır.
Ankara, kısa süre sonra NATO doruğuna evsahipliği yapma hazırlığında.
Son zamanlarda basına yansıyanlardan havaalanından kente uzanan yoldaki yapıların devletçe boyandığı, olumsuz görüntülerin saklanması amacıyla tıpkı Hatay’da olduğu gibi brandalarla ve panolarla gizleme yapılmakta olduğu öğrenildi.
Öte yandan, aylar öncesinden başlayarak Etimesgut havaalanındaki pistin uzatılması çalışmaları kapsamında tescilli de olan Ankara Şeker Fabrikası yerleşkesindeki kimi yapıların yıkıldığı öğrenildi.

İki yüz yıl önce devletin başkentine pek çok kez savaştığı Rus askerlerini koruyucu, kollayıcı olarak çağıran anlayıştan bu yana değişen çok şey olmamış gibi.
O zaman bu önemli olayı gelenler anıtlaştırmış.
Bugünse can çekişen, kimi uzmanlara göre tarih sahnesinden çekilmek üzere olan NATO’ya hiç de hak etmediği önem yükleyenler. NATO’ya yükledikleri önem kadar kendi iktidarlarını koruma, kollama telaşında olanlar da denebilir.
İstanbul’daki Moskof Taşı Birinci Dünya Savaşı’nda Rusya’yla karşı cephelerde yer alacağımız anlaşıldığında yıkılmış olsa ve yerinde yeller esse de, Etimesgut’ta pist için yerle bir edilen yapılar utanç anıtı olarak var olmayı sürdürecek. Pistleri kırıp bu utançtan kurtulalım desek tıpkı Atatürk Havalimanı’nda olduğu gibi milyar dolarlara patlayacak bu kurtuluş.
İki yüz yıl geriden başlayarak bugüne uzanan zaman aralığında utanç ve edilgenlik eksik değil.
Kendi kurtarıcısının yaşadığı 1923-1938 bir yana bırakılırsa başımızı önümüze eğdiren sayısız olay ve gelişme yazılmış tarihimizin kara sayfalarına.
Ne acı ve bir o kadar utanç verici…
Bu ve benzeri utançların önüne geçebilmek için Türk Milleti’nin antiemperyalist bilincinin sokaklara kola dökmenin ötesine taşınması ivedi gerekliliktir.
Not : Yazıdaki Moskof Taşı’na ilişkin bilgiler Deniz Kültür Yayınları’ndan 2016’da basılmış olan İki Kıyı Bir Deniz dizisinin 3. cildinden özetlendi.

Yorum bırakın