Kategori: İSYAN-EDİ-YORUM
-
Daha neler! Nobel’den her şey olur da öğretmen asla diyecekler çıkacaktır! Olsun! Yazıyı okuduktan sonra bir kez daha düşünün derim ben de! Silah ve petrol tüccarı Nobel ölümünden sonra adının önüne “hayırsever” sıfatını koydurdu. Dirisi değilse de ölüsü bu şekilde anıldı. Paranın gücü! Nobel’in edebiyat, barış ve iktisat ödülleri oldum olası tartışma konusu oldu. Biraz…
-
Yıl 1984-85. Tıp fakültesindeki son yılım. Belki de son aylarımdan biri. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları stajındayız. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde sayıları çok olmayan tek kişilik hasta odasındayız. Yatakta bir deri bir kemik deyimine uygun görünümde 12-13 yaşlarında bir erkek çocuğu! Dosyasından kızamık geçirdiğini anlıyoruz. Pek çoğumuz, henüz aşısı uygulanamazken…
-
İki gündür ıspanağın adının karıştırıldığı zehirlenme olgularıyla yatıp kalkar olduk. Çok satışlı gazetelerimizin de içinde olduğu yüce basınımız bu ve benzeri olaylarda olduğu gibi sınıfta kaldı. “Ispanak zehirlenmesi” adı altında sunulan haberler nedeniyle lezzetli ve yararlı kış sebzesi ıspanağı savunma gereği duydum. Hastanelere ıspanak yedikleri için başvuranların ıspanak yediklerini sanması olasıdır. Ya da diğer olasılıkla…
-
Türkiye’nin teröre karşı hemen hiçbir harekâtı bugüne dek uluslararası toplumdan destek bulmadı. Buna alışığız. İlk bakışta olumsuz gibi görünen bu durum Türkiye’yi bölme amacı taşıyan etnikçi terörün bir emperyal proje olduğunu kanıtlamış olmaktadır bir kez daha. Rusya, İran ve Suriye gibi bölge ülkelerinin tepki gibi görünen çıkışları gerçekte formalite gereğidir. Bu ülkeler Türk ordusunun ne…
-
Bağlantıdaki habere göz atınız! https://www.sozcu.com.tr/hayatim/kultur-sanat-haberleri/arapca-mustafa-kemale-ilk-gunden-buyuk-ilgi/ Özünde keyif veren haberde kullanılan (daha doğrusu saldırıya uğrayan) Türkçe her şeyin önüne geçti benim açımdan. Toplumların Din ve Dil aracılığıyla çökertildiği düşünüldüğünde dilin kullanımı son derece önemli. Bu durum Sözcü gibi bir gazetede yaşandığında daha da önem kazanmış olur. Böyle durumlarda üşenmeyip sözlüğe başvurmakta yarar var. Birle yetinmedim iki…
-
İstanbul ülkemizin en büyük kenti. En azından 1500 yıldır dünyanın önemli kentlerinden birisi olma özelliğine sahip. Altı yüz yıl ayakta kalan Osmanlı’nın Payitaht’ı. Milli Mücadele sırasında ve Cumhuriyet’in kuruluşunda bocalasa da öndeliğini sürdüren kentimiz. Yeryüzündeki pek çok ülkeden daha kalabalık. Yazması ya da söylemesi hoş olsa da bu denli BÜYÜKLÜK gerçekte hiç hoş bir özellik…
-
Güney sınırımızda sular ısınıyor. Bölücü terör örgütüne yönelik askeri harekâtın eli kulağında. Kim ne derse desin çok önemli bir dönemden geçiyoruz. Bölücü terör örgütünün emperyalizmi arkasına alarak sürdürdüğü Akdeniz’e açılma siyaseti ancak silahla önlenebilir. Irak’ın kuzeyinden başlayan, Suriye’nin kuzeyini kat eden ve Akdeniz’de sonlanması amaçlanan koridor gerçekleşirse Türkiye’den toprak kopartma çabaları hız kazanmakla kalmaz, yaşama…
-
Bütün türlerde belki de değişmeyen şey ana duyarlılığı ve buna bağlı refleksi olmalı! Bir kediyi, köpeği ya da aklınıza getirebileceğiniz bir başka türü yavrusunu koruma amaçlı davranışıyla gözlemlemişizdir. Yavru tehdit ve tehlike altındaysa aklınıza getirmeyeceğiniz davranışlar izlersiniz! İnsan başka türlerden geride kalmaz elbette! Diyarbakır’da evlatları dağa (zorla) çıkartılan anaların HDP il başkanlığı önünde sergilediği eylemi…
-
Kaz Dağları’nda yerin altındaki bir avuç altın için yerin üstündeki paha biçilmez yeşilden vazgeçiliyor. Tepkiler elbette haklı ve yerinde. “Su ve Vicdan Nöbeti” tutanlar da eksik değil. Fazıl Say’ın piyanosuyla verdiği konser ve bestelediği marş belki de en anlamlı ve etkili karşı çıkış oldu. Diğer yanda kesilerek değil ama yakılarak dağlanan ciğerlerimiz. On dört makam…
-
Kadına şiddete eklenen son halka, Emine Bulut cinayeti bu önemli konuda başka nereye varılabilir sorularının sorulmasına yol açtı! Öncekilerden kötüsü de varmış meğer. Çocuğunun gözleri önünde öldürülmek! Bu konuyla ilgili olarak yapılan paylaşımlardan birisi 1929 yılına ait bir gazete manşetiydi. Mahmut Esat Bozkurt’un Adalet Bakanlığı dönemindeki uygulamaya göre kadına değil el uzatmak, dil uzatmak bile…
