Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’nın yıkıntılarından doğdu. Hem de ne doğmak! Dişle, tırnakla kazımak eylemi daha fazla yakışır bu doğumu tanımlamak için.

Beş yüzden biraz fazla doktor, gülünç niceliklerde ebe-hemşire vardı 1923’te Cumhuriyet kurulduğunda.

Daha da kötüsü, genç ve üretken insanları savaşlarda kırılmış Anadolu’da geriye kalanlar da sağlıklı değildi.

Sıtma, Frengi, Verem, Trahom vb hastalıklar Anadolu’nun geride kalan ve Cumhuriyet’i görme mutluluğuna erişmiş insanlarını kırıp geçirmeyi sürdürüyordu. Tüfek ve çeliğin bıraktığı yerden mikrop ölüm saçma görevini üstlenmişti.

Cumhuriyet’in ilk işi elinde kalan insan varlığını bu hastalıkların pençesinden kurtarmak oldu. Sıtma ve Verem Savaş yapılanmaları bu amacın düzenekleri olarak yaşamımıza girdi.

İvedi durum giderildikten sonra Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayanlar toplumcu ve koruyucu sağlık anlayışıyla tanıştırıldı. Prof Dr Nusret Fişek bu sürecin öncüsü ve birincil kişisi olarak belleklere kazındı.

Tıpkı iyi yasaların uygulanmaması ya da kötü uygulanması gibi Nusret Fişek’in yaşama geçirdiği Sağlık Hizmetlerinin Sosyalizasyonu düzenlemesi de yozlaştırıldı. Kötü uygulandı. Sonuçta günah keçisi yapıldı!

Şimdiki iktidarın Sağlıkta Dönüşüm Projesi bu koşullar altında yürürlüğe sokuldu. Niteliğin yok edildiği ortamda nicelik her şeyin önüne geçirildi. Çünkü, sağlık artık bir ticari kazanç alanı olmuştu. Özel sağlık kurumlaşması hız kazandı. SGK anlaşmalı irili ufaklı sayısız sağlık kuruluşu “sağlığa erişimi” sözüm ona kolaylaştırdı.

Bugüne gelindiğinde yalnızca acil servislere başvuru yılda 100 milyonu aştı. Hekim başvurusu ise 800 milyonla ifade edildi. Başka deyişle her TC vatandaşı yılda 8 kez hekime muayene olma mutluluğuna erişti!

Bilgisayarlı tomografi, MR ve benzeri ileri teknoloji tıp aygıtlarının sayısı hızla arttı. Kendimizin üretmediği ama baş tüketici olduğu bu aygıtlar aracılığıyla dışa bağımlılığımız perçinlenmiş oldu. Bunca teknolojik patlamanın altında yatan bir neden sağlığın kazanç alanına dönüştürülmesiyse; bir başka neden sağlık ortamındaki hasta çokluğu karşısında çaresiz kalan hekimlerin daha fazla görüntüleme vb yardımcı tanı yöntemlerine başvurma zorunluluğuydu.  Sağlık ortamında hasta-hekim ilişkisi insani olmaktan çıkartılarak robotize edildi.

Kısa zaman aralıklarıyla aynı görüntülemeyi birkaç yerde birden yaptırma bahtiyarlığına erişen insanlarımız elbette durumdan fazlasıyla hoşnuttu. Sağlık hizmetine SGK tarafından ödenen birim fiyatlar gülünç ötesi düşük olduğu için devletin bürokrasisinin de, maliyecilerin de yakınması söz konusu olmadı. Siyasilerin sağlık üzerinden devşirdikleri oy düşünüldüğünde iktidar sahiplerinin de keyfi yerindeydi.

Sağlık ticari kazanç alanı oldukça Türkiye’de özellikle de özel sağlık kurumlarında yoğun bakım yatağı sayısında patlama yaşandı.

Neden mi?

Yoğun bakım yatağı üzerinden verilen sağlık hizmetleri bu hizmeti verenlere iyi kazançlar sağlamaya başlamıştı da ondan.

Bakmayın bugünlerde övünç kaynağımız olmasına! Geçtiğimiz aylarda TC Sağlık Bakanlığı yayımladığı genelgeyle özel sağlık kuruluşlarının sahip olabileceği yoğun bakım yatak sayısını sınırlandırma yoluna bile gitti. Elbette, o günlerde pek az kişinin dikkatini çekti bu düzenleme.

Korona salgınıyla baş etmeye çalıştığımız şu günlerde gereğinden fazla edindiğimiz Bilgisayarlı Tomografi aygıtı işimize yaradı! Aslında, bir başka eksikliğin de etkisi vardı bu yansımada. Salgına hazırlanmış olduğumuz savlansa da ilk günlerde test yapma konusunda yeterli değildik. Çünkü, bize gerekeceği kesin olan test gereçleri yüce gönüllülük gösterisi gereğince başka ülkeye gönderilmişti. Test yapamayınca Covid-19 tanısı Bilgisayarlı Tomografi ile konulabildi. İki yanlıştan bir doğru çıkmıştı ortaya böylelikle.

Bir de, Tomografi çekilen hastalara bir tek çekimde akciğer grafisi için verilenin 450 katına dek ulaşan radyasyon verildiği, hastaların radyasyonla taçlandığı bilgisinden elbette söz edilmedi. Akciğer tomografisi çekilen hastaların yalnızca yaklaşık % 10’unda Covid-19’u doğrulayan görüntülerin varlığı doğrulandı. Geriye kalan % 90’ın aldığı radyasyon yanına zarar kaldı.

Diğer yandan, Covid-19 salgını Türkiye’ye ulaştığında yoğun bakım yatağı sayımızın çokluğu sağlık yönetimimizin ikide bir de dile getirdiği “olumluluk” olarak karşımıza çıktı. Türkiye’de sağlığın ticari kazanç alanına dönüştürülmesiyle birlikte kendisini gösteren yoğun bakım yatağı sıçraması işimize yarayabilirdi. Neyse ki gerekmedi bu yatakların kullanımı demekle yetiniyoruz.

Uzun yıllara yayılan iki yanlış uygulama Covid-19 salgını sürecinde güvencemiz oldu. Beklenmedik bir durumdu. Toplumcu sağlık anlayışını her koşulda savunan bizlerin hemen her zaman eleştirisine konu olan iki başlıktı.

Bu noktada bir durumun altını çizmek kaçınılmaz.

Sağlıkta toplumculuğu ve koruyuculuğu önceleyen Çin’in salgınla baş etmedeki başarısı ortadadır. Yalnızca bu örnek gereğince hiç çekinmeden kamucu-devletçi-toplumcu anlayışın kaldırıldığı raftan indirilmesi zamanı çoktan gelmiştir.

Diğer yandan, kamucu-devletçi-toplumcu anlayışı sağlıktan silen İngiltere, İtalya, İspanya ve ABD acınacak duruma düştü. Bu ülkelerde Covid’e yakalanmış bir insanın sosyal güvencesi olsa bile elindeki avucundaki birikimi yitirme noktasına gelmiş olanların varlığına hiç şaşırılmamalıdır.

Sağlığın ticari kazanç alanına getirildiği Türkiye’de her şeye karşın sistemin vatandaştan Covid-19’a ilişkin ödeme istememiş olması toplumcu tıp anlayışının bir tortusu olarak bile işimize yaramıştır.

Sonuçta koruyucu ve toplumcu tıp anlayışının değeri bir kez daha anlaşılmış olmalıdır.

Gerekli koruyucu önlemler zamanında alınabilseydi Türkiye bu süreci çok daha az zararla atlatabilir, daha az insanımızın canının yanmasıyla teselli bulabilirdik.

Koruyucu ve önleyici tıp anlayışından koparak tedavi ediciliğe odaklanmış olmamız burada da kendisini gösterdi. Koruyuculukta geçer not alamayan Türkiye milyonlarca kutu ilaç istifleyerek tedavi başarısı göstermeyi yeğledi.

Bu yazı Covid-19 salgınında ülkemiz olumlu bir gidiş sergilerken yazıldı. Ancak, diğer yandan da doğruların savunulması ve anımsatılması gerekiyor.

O halde sormak gerek!

Koruyarak, önleyerek az harcama ve çabayla hastalığın ortaya çıkmasını önlemek mi?

Yoksa, hastalık geldikten sonra sağaltım seferberliği üzerinden kahramanlık öyküleri yazmak mı?

Unutmadan eklemeli!

Covid-19 salgını boyunca başta hekimler olmak üzere Türk sağlıkçılar devletin bu temel yanlışına karşın insanüstü çaba gösterdiler. Gözlerini budaktan esirgemediler. Azımsanmayacak sayıda sağlıkçı hastalığa yakalandı. Hastalığı atlatanlar kadar yaşamını yitirenler de oldu!

Bilgisayarlı tomografi ve yoğun bakım yatağı üzerinden yazılan başarı öykümüzü koruyucu ve önleyici tıp penceresinden irdelemiş olduk!

Hangi yol akılcı ve sonuç verici?

Karar sizin…

Ceyhun Balcı

04.05.2020

Posted in

Şuna bir yanıt: “TOMOGRAFİ VE YOĞUN BAKIM BAŞARIMIZ”

  1. otimizaçăo de sites preço Avatar

    This means, you will have higher possibilities of getting to the top of google search outcomes.

otimizaçăo de sites preço için bir cevap yazın Cevabı iptal et