Basında rastladığım “Yasaklı medreselerin sayısı artıyor” haberinden sonra haftalık popüler bilim dergisi Nature’da gözüme ilişen yazı Güney Kore’ye ilişkindi.

Bir yanda medrese diğer yanda kalkınma.

Türkiye ile Güney Kore’nin yolları bizimle ilgisi olmayan ve ABD için canımızı verdiğimiz bir savaşta kesişti.

Kanımız ve canımız karşılıksız kalmadı.

NATO üyeliğiyle ödüllendirildik.

Cezalandırıldık demek yanlış olmaz!

Çok partili “sözde” demokrasi tiyatrosu Türkiye’nin bağımsızlığına son verdi. Batı kapısına bağlanış, o bağlanış!

O gün bugündür iki yakamız bir araya gelmedi.

Gereksiz de olsa savaş Güney Kore ve Türkiye arasında duygusal bir bağ oluşturdu. Dokunaklı öyküler yazıldı, göz yaşartıcı filmler çekildi. Karşılıklı ziyaretler, anıtlaşmalar ve benzerleri…

Madalyonun ters yüzüne çok değinilmedi.

Güney Kore mucizesi

Altmışlı yıllarda gerimizde olan Güney Kore son 40 yıldaki sıçramasıyla kişi başına 40 bin USD’yi aşan gelire erişti. Buna karşılık Türkiye orta gelir bataklığında çırpındıkça dibe gitti.

LG, KIA, HYUNDAI, SAMSUNG markalarını sıraladığımızda ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. Bu sıçramanın ülkeyi K-POP aracılığıyla kültürel açıdan da sivrilttiği söylenebilir.

Bu sıçramada AR-GE’ye GSMH’nin % 5’inin ayrılmış olmasının payını göz ardı etmemek gerek.

Tam da burada Türkiye’de AR-GE’ye ayrılan payın % 1’i ancak yakalayabildiğini anımsayalım. Savunma sanayisi dışında dişe dokunur özgün teknoloji üretimimiz ne yazık ki yok. İlk 500’de yer alan anlı şanlı şirketlerimizin kazançlarının büyük oranda finansal işlemlerle sağlanmış olduğu acı gerçeğimizdir.

İçimizdeki cahil kalabalıklar kıskanıldığımızı sanadursun Güney Kore gerçekten kıskanılan bir ülkeye dönüştü.

Güney Kore’nin sorunu

Güney Kore’de diğer gönenç toplumlarında olduğu gibi nüfus artış hızı düşmüş. Doğurganlık göstergesi 0.72’ye gerilemiş.

Ayrıca, gelecek kaygısından yoksun gençlerin AR-GE başta olmak üzere zahmetli işlerden uzak durdukları gözlemlenmiş.

Güney Kore’deki 200’e yakın üniversitenin 50’den fazlası kontenjanlarını dolduramadıkları için zombiye dönüşmüş.

Bu önemli ve elbette olumsuz gelişmeyi saptayan yetkililerin ülkenin eriştiği gönenç düzeyini korumak için harekete geçmeleri kaçınılmaz olmuş.

İnsan kaynağı darlığını gidermenin yolunu dışarıdan beyin göçünü özendirmede bulmuşlar.

Ülkenin bu bakımdan çekim merkezine dönüştürülmesi amacıyla 1.3 milyar USD’lik bir kaynak ayrılmış.

İleri gitmeye ya da en azından eriştiği düzeyi korumaya kararlı bir ülkenin yapması gerekendir attıkları bu adım.

Başka birçok ulustan insanın yanı sıra yetenekli ve nitelikli Türk gençleri için bir kapı daha açılmıştır böylelikle.

Bir yanda konumunu korumaya kararlı Güney Kore.

Diğer yanda, 75 yıl önce sokulduğu kapandan çıkmayı düşünmek bir yana karanlığa yolculukta kararlı Türkiye.

İleriye gitmek şöyle dursun medrese öğretimini yaygınlaştırarak biat etmeye hazır yığınlar yetiştirmek ancak karanlık kafaların ürünü olabilir.

Koşullar çok daha zorluyken, olanaklar son derece kısıtlıyken çiçeği burnunda Cumhuriyetin başardıkları belleklerden silinmiş değil.

Kanla, canla kurulmuş bir ülkenin akıldan kopartılışına kahrolmamak elde değil!

Posted in

Şuna bir yanıt: “MEDRESE Mİ AR-GE Mİ?”

  1. İşyeri Hekimi Dr. Bülent Potur Avatar

    Biz de zamanında akıl ve bilim devrimi ile yeniden doğuş , Türkçe tapınma ile papağanlıktan kurtulma, düşüncesi özgür, kendi kendini öz eleştirmesi özgür, istediğine, kendi seçtiği inanca inanmada yada inanmamakta özgür yurttaşlar olmak devrimlerimizi yaptık. Tüm ezilen uluslara örnek olduk. 2. Dünya savaşı sonrası savaşın galibi, kazandığı savaşın sonunda dahi atom bombası ile insanları ve tüm canlıları kavurup buharlaştırmak gösterisi yapmaktan çekinmeyen, dünyaya sözde özgürlük ve demokrasiyi getirip haraca bağlayanların tehdidine, rüşvetine direnmeyen yönetici ve ahalinin galip tarafının toplum mühendisliği ve 6. kol faaliyetleri ekonomik tetikçilerinin faaliyetleri sonucu ülkemizde 1000 yıldır süren Haçlı seferlerinin, 300 yıldır süren Balkanlaştırma yolu ile parça parça etme, akıl ve bilimden uzaklaşıp orta çağın karanlık, din adamlarının şeyhlerin mürşitlerin egemen olduğu bu Haçlı maşası devşirmeleri aracılığı ile toplumun kolaylıkla elleçlenmesi faaliyetlerinin istihbaratına karşı koyamadığımız bir dönemden geçiyoruz. Demokrasi ve özgürlük sözcüklerinin kandırmaca olarak kullanılması ile Öğretim Birliği Devrimimiz hiç edilmiş, devlet parasız yatılı okulları etkisizleştirilmiş, bunların yerini cahil ve holding halini almış dinci sömürü araçları cemaat evlerinin tahakkümüne dayalı çocuklarımıza anlamadıkları Arapça ile zaman kaybettirip saplantılarla beyin yıkayan, çocuklarımıza yapılan tecavüzlerin, yanarak ölümleri, fuhuşa sürüklenmeleri, çocuk yaşta evlendirilmeleri umursanmayan denetimsiz kifayetsiz muhterislerin insafına terk edilmektedir. Türkçe tapınma kaldırılmış, İnsanlar anlamadıkları Arapça ile büyülenmiş gibi sihirli sözcükler tekrarladıklarını sanan papağanlar haline getirilmişlerdir. Türkiye Cumhuriyetinin değişemez ve değişmesi dahi teklif edilemez anayasa maddeleri Haçlılar, Haçlı devşirmeleri ve bunların “hizmet”çileri tarafından gündeme getirilmekte iç savaş çıkartılarak Mora’da, Girit’te Ulusumuza yaptıkları, 100 yıl önce Anadolu’da teşebbüs ettikleri soy kırımı yinelemek, su petrol ve altın kaynaklarımıza çökmek, Türklüğü bu coğrafyadan ve tarihten silmek maksatlarını açıkça ortaya koymaktan çekinmemektedirler.

    Yeniden akıl ve bilimin, namuslu insanların, namuslu yöneticilerin egemen olduğu, Finlandiya örneğindeki gibi tüm öğretmenlerin, profesörlerin toplumun kalkınması için eğitimine çalıştığı, her ferdinin en az köy bir köy enstitüsü mezunu gibi eğitilip ya da kendi kendisini çağdaş yöntemlerle eğittiği Cumhuriyet değerlerini benimseyip yaşatma bilgi ve becerisinde, üreten, kendine güvenen, kendine yeten, yurduna ve tüm iyi insanlara faydalı olduğu günlere yeniden kavuşmak dileğiyle.

İşyeri Hekimi Dr. Bülent Potur için bir cevap yazın Cevabı iptal et