Yazının başlığı “böyle de sorun mu olur” dedirtebilir. Öyle ya, dünyanın en önemli oyuncularından biri Türkiye’de top koşturacak. Bu durumda keyfini çıkartmak gerekmez mi?

Bu yazı geçen yıl yazılsa Osimhen, bir önceki yıl Maurinho konabilirdi Salah’ın yerine.
Bu arada, geçmişteki görkemli günlerini arayan ve günümüzde başarıya en aç kulüplerimizden biri olan Trabzonspor’un, Salah’ı getirme girişimi başarısızlıkla sonuçlanan BJK’ye attığı çalımı görmezden gelemeyiz.
Kimi zaman böylesi sıçramalar, ses getiren transferler yıkımın başlangıcı da olabilir. Bu da akıldan çıkartılmamalı. Bu denli ünlü birini transfer etmenin yaratabileceği takım içi dengesizlik de cabası.
Eskiler “bir dirhem et bin ayıp kapatır” demiş. Bakalım Salah ayıpları ve eksikleri kapatacak mı?
Bu arada, Trabzon Belediye Başkanı’nın yüklü nicelikte Salah forması satın aldığı yansıdı basına. Doğru değilse açığa kavuşturulsun. Yalanlanamıyorsa hangi kaynakla sorusu yanıt bulsun.

Çalıştırıcı olsun, futbolcu olsun!
Küresel ölçekte sivrilmiş kişilerin sporda sıçrama ve itici güç yaratma olasılığı göz ardı edilemez.
Bu beklentinin gerçekleşmesi içinse doğruların yapılması olmazsa olmaz gerekliliktir.
Dünya Kupası düş kırıklığımız çok geride kalmadı.
Yeryüzündeki her 4 ülkeden birisinin katılabildiği ve giderek kirlendiği açık olan Dünya Kupası’nda yer almanın “başarı” olarak nitelenmesinden vazgeçerek başlanabilir işe.
Birkaç milyonluk Norveç gibi başarılı olursanız, Bodo Glimt gibi düşük bütçeli takımlarla uluslararası kapıları zorlarsanız, altyapıyı her şeyin önüne geçirip ülke insanının yolunu açarsanız atacağınız kimi gösterişli adımlar hoş karşılanabilir.
Ama, Türkiye’yi yabancı cennetine çevirip birkaç nitelikli oyuncuya yığınla ortalama altı oyuncuyu eklerseniz eleştiri kaçınılmaz olur. Türk futbolu, sokaklarımızı dolduran denetimsiz yabancılara benzer bir işgale sahne olmamalıdır.
Bunca çok yabancının olduğu yerde Türk genci nasıl yetişecek?
Diyelim ki yetişti.
Nasıl fırsat bulacak?
Durum böyle olunca görev lejyoner yerlilere düşecek. Yetişmesinde en küçük katkımızın olmadığı bu soydaşlarımızı vitrine koyarak “çok iyi bir jenerasyon yakaladık”böbürlenmesiyle yetineceğiz.
Bu yazıyı okuyanların Muhammed Salah’ın başarısız olmasını dilediğim sonucunu çıkartmalarını istemem. Ama, önceki yıllardaki birçok örneğe bakarak bu korkumu dışavurmaktan kaçınamadım.
Türk sporunda yaklaşık çeyrek yüzyıldır yükselişini sürdüren voleybol gerçeği varken, sporda başarının yolu yordamı bu örnekçe de ortaya konmuşken futbolun akıl sınırlarını zorlayan savurganlığı ve sınır tanımazlığı üzerinde durulmanın yanı sıra düşünülmeyi gerektirir.
Daha geçenlerde kadro değeri 77 milyon Avro olan Başakşehir kadro değeri 5 milyon Avro bile olmayan bir Fin takımı tarafından safdışı bırakıldı. Bu ve benzeri örneklerin sayısı hiç de az değildir futbolumuzda.
Tüm bu yaşanmışlıklar belleklerimizdeyken futbolumuzdaki parlak(!) gelişmeleri sorgulamamak olası mı?
Yorum bırakın