•  

    Genelkurmay Başkanı bayram değil, seyran değilken (Kardak’a 1995’te Türk SAT komandoları tarafından Türk bayrağı dikilişinin yıldönümüymüş) Kardak’a gitmiş. Ayak basmak yerine havadan gözetleyip dönmüş!

    Yunanistan’ın darbecileri koruma, kollama kararından sonraya rastlaması ister istemez düşündürüyor insanı!

    Sıradan bir hamasetin figüranı mı oldu acaba sayın Akar? Eğer böyleyse yapılacak olanın bu olmadığını söylemek gerek!

    Bundan 22 yıl önce bir yük gemisinin Kardak’ta karaya oturması sonrasında adacık ve kayalıkların hangi ülkeye ait olduğu konusundaki belirsizlik alevlenmiş ve sorun Türk SAT komandolarının Kardak’a çıkarak, Türk bayrağı dikmesiyle sonuca bağlanmıştı!

    s-7c21a1a3fc078a8b4d9a6ba6c97e778dd806642d

    Türkiye’yi 15 yıldır yönetenlerin hiç bir yeri ve gereği yokken sergiledikleri duyarsız ve edilgen tutum Kardak’ın yanı sıra Ege’deki pek çok adacık ve kayalığın Yunanistan’a geçmesiyle sonuçlanmış oldu.

    Bu yanlışlık yapılmamış olsaydı bugün ne Genelkurmay Başkanı’nın böyle bir gösteri yapma gereksinimi olurdu, ne de ayak basmadan havadan izleyip dönmek gibi güldürüde figüran olmaya!

    Askersel yöntemlerle elde edilenin masa başında bile değil deyim yerindeyse altın tepsi içinde sunulmasının acısını yaşadık. Geçtiğimiz yıllarda konu kamuoyu gündemine getirilmeye çalışılmış olsa da; yeterli ilgiyi görmemiş ve unutulanlar arasındaki yerini almıştı.

    Hiç olmazsa bugünkü güldürü akılları başa getirse demek geliyor içimden! Yirmi iki yıl önce SAT komandolarınca Türk bayrağı dikilerek elde edilen Kardak ve benzeri ada/ adacıkların durumu gündeme gelmeli! Denizler de vatanımızın uzantısı olduğuna göre o denizlerdeki kara parçaları konusundaki duyarsızlık son bulmalı!

    Son söz olarak keşke aceleye getirilmeden yaklaşılsaydı Kardak konusuna. Yunan hücumbotlarının gölgesinde havadan gözetlemek yerine ayak basılsaydı!

    Bugünkü güldürüyü Kardak’a Türk bayrağı diken ve izleyen yıllarda düzmece davalarla hapislerde eziyet gören emekli SAT’lar acı acı gülümseyerek izlemiş olmalıdırlar…

    Ceyhun BALCI,

  •  

    İki Metin sporda şimdilerde mumla aradığımız asaletin simgeleri olmuşlardı!

    Cumhurbaşkanlığı adı altında şirinleştirilen ama gerçekte yetkiyi ve gücü tek elde toplayan düzenlemede söz halkta! Bu ortamda teröre karşı birleşebilen, başka birçok ortak paydada bir araya gelebilen bir milleti paramparça etme potansiyeli bulunan bu yıkıcı tuzak karşısında kapıkullarının harekete geçtiğini görüyoruz!
    Şeytanıyla, bücürüyle, kirli sakallısı ve popçusuyla bindirilmiş kıtalar görev başı yaptılar!
    Denilebilir ki; kişinin her hangi bir konuda görüşü, düşüncesi olamaz mı? Kuşkusuz olur! Ama, sporcu, popçu ve yorumcunun daha özenli olması gerekmez mi?
    Türkiye’de oluşan ve her geçen gün yerleşikleşen “mutlakiyetçi” anlayış geçmişte olmadığı kadar sınır tanımazlığa yöneltir oldu insanları.
    Yirmi ya da otuz yıl öncesini getiriyorum gözlerimin önüne! Bir sporcu, bir sanatçı ya da eşdeğeri tanınmış kişilikler pek çok konuda görüş açıklar, tutum sergilerdi. Ancak, iş siyasi tercihe gelince ser verir sır vermezlerdi!
    Bir Metin Kurt futbol emekçisi olarak mazlûmun yanında yer almaktan çekinmezdi. Belki de bu nedenle sonlanmıştı başarılı futbol yaşamı! Ama, son yıllara gelene dek bir siyasetin içinde doğrudan yer almamıştı. Kitlelerin gözü önünden uzaklaştığında soyunmuştu siyasete!
    Bir Metin Oktay da siyasi görüşten yoksun değildi! Ama, doğrudan siyasi rengine ilişkin açıklamasına, duruşuna rastlanmazdı.
    Siyaseti de asaletle yapmanın söz konusu olabildiğini gösteren sayısız örnek sıralanabilir!
    Rıdvan Dilmen, Arda Turan, Burak Yılmaz, Ersin Düzen, Murat Boz ve onlara eklenebilecek başkalarının siyasette asaletten icazete, dahası kısır çıkarcılığa evrilmeleri ülke ikliminin değişmiş olmasını göstermesi bakımından anlamlı ve önemlidir.
    Onların sergilediği bu davranışla aklımıza gelen siyaset, asalet ve icazet üçlemesine bir de cehaleti eklemek gerekiyor!
    Güce taparlığın, güçlünün koltukları altında yer bulmanın bugün için rahatlık sağlayacağını öngörmüş olsalar da cehaletleri öyle derin ki; siyaset ortamının zemininin hiç umulmadık hızla kayganlaşabileceğinden habersizler!
    Bir diğer önemli sorun bu tiplerin ortamda kolayca alıcı bulabiliyor oluşu ve yüksek izlenirlik düzeylerini tutturmuş olmalarıdır…

  • hayir

    Sayın milletvekili,

    Adına Anayasa tasarısı denen ama böylelikle yüce Anayasa kavramını ayaklar altına alan bir ucube olmaktan öteye gitmeyen düzenlemenin TBMM süreci sona erdi. HAYIR’lı olması dileğimdi. Ancak, başarılı olamadım!

    Bu tasarı referandumdan da onay alıp yaşama geçerse ülkemizin ve milletimizin nasıl lime lime olacağını sizlere anlatamamış olmak benim yeteneksizliğimdir.

    Türkiye’nin hiç bir şekilde gereksinimi olmayan bu düzenlemeye TBMM’de EVET diyerek tarihsel bir davranış sergilemekle kalmadınız! Tarihsel bir sorumluluk da üstlenmiş oldunuz!

    Adına Cumhurbaşkanlığı denilen ama gerçekte TBMM’yi ve dolayısı ile millet iradesini ortadan kaldıran; 3 önemli kuvveti tek elde toplayan ve dikta rejimine giden yolun taşlarını döşeyen bu süreç keşke HAYIR’lı sonuçlansaydı!

    Bir vatandaş olarak rahatsızlığımı paylaşmış oldum!

    Son sözü milletimiz söyleyecek!

    Var gücümle hiç olmazsa bu sürecin HAYIR’lı sonuçlanması için çabalayacağım!

    Saygılarımla…

    Ceyhun BALCI

  •  

    Taksim Anıtı’nda Atatürk’ün yanı başındaki Frunze ve Voroşilov dostluğun bugün de varlıklarını sürdüren canlı tanıklarıdır

    Vezirleşmesi göz ardı edildiğinde piyon satrancın en önemsiz, değersiz taşı gibi görünebilir göze! Gerçek bu olsa da piyon nitelemesinin çoklukla küçümseme amaçlı kullanıldığını görürüz.

    Son zamanlarda okuyan, yazan bir şekilde ilgili olan kesimde bir tartışmadır sürmekte. Türkiye’nin akıl almaz hatalarla dolu dış politikasında bölgeyi ve dolayısı ile de çıkarlarını gözeten bir U dönüşü yapmış olması “ABD’nin piyonu olmaktan çıktık, Rusya piyonu olduk” türünden bir hafiflikle karşılanıyor.

    Biraz insaf demekle yetiniyorum!

    Okyanusun karşı kıyısındaki ABD ile Rusya’yı böylesine özdeşleştirmek için ilgili (!) ve bilgili (!) olmak yetip de artıyor anlaşıldığı kadarı ile.

    Rusya’yla 500 yıla varan tarihsel ilişkilerimizin hemen her tonda gelişmeyi içerdiğini söylemek yanlış olmaz.

    Biri birini izleyen savaşlarımız, bizden kaynaklı akılsızlık ve öngörüsüzlük kaynaklı Çeşme’de donanmamızın yok olması sonucunu doğuran gelişmeler unutulacak gibi değildir.

    Diğer yandan, Milli Mücadele dönemimizin güvenilir dostu, eli açık yardımseveri de olabilen bir (Sovyet) Rusya gerçeği vardır karşımızda! Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nda ölümsüzleşen Frunze ve Voroşilov heykelleri dile gelse de anlatsa…

    İki uçta da dolaşan böylesi tarihsel geri plana sahip ilişkinin günümüzde evrildiği noktayı “piyonlukla” yaftalamak olsa olsa bilgiden yoksun bir insafsızlık sayılabilir.

    Rusya var oldu olalı komşumuzdur! Soğuk Savaş döneminde bile yardımına, desteğine başvurmuşuzdur. İskenderun Demir Çelik ve Seydişehir Alüminyum fabrikaları ile şimdilerde yok pahasına elden çıkartılmış olsa da Aliağa Petkim yardımlaşmanın canlı anıtları olarak varlıklarını sürdürmektedir.

    “Komşu komşunun külüne muhtaçtır!” diye boşuna söylememiş atalarımız!

    Kendisini Türkiye’nin Rusya piyonu olması kuruntusuna kaptıran dostlara anımsatmış olalım!

    Biz, Rusya’nın piyonu olduk olalı Suriye’de Halep işgalci zorbaların egemenliğinden kurtarılmıştır.

    Batı’nın emperyalizminden kopmak çağdaş uygarlıktan kopmayla özdeşleştirilmemeli!

    Hele hele şu anda Türkiye’yi yönetenlerin yaşama geçirdiği sayısız akıldışı uygulama varken çağdaş uygarlıktan kopmak için başka eyleme gerek yokken!

    Yüzümüzü bölgeye, Rusya’ya ve komşulara dönmenin zararı yoktur. Yararı ise saymakla bitecek gibi değildir.

    Çıkarları gözeten dış siyasetin “piyonlukla” özdeşleştirilmesi yakışıksız ve gerçeklerden kopuk bir yargıdır…

     

     

  • Değerli milletvekili,

    Size kısa zaman aralığında ikinci yazışım! Başka bir çok vatandaşımızın da benzeri bir etkinlik içinde olduğunu kestirebiliyorum. Amacım rahatsız etmek değilse de sarsmaktır, bir şekilde uyarmaktır!

    Baba tarafımdan dedem İstiklal Savaşı Gazisi’dir. Sonsuzluğa göçmüştür. Madalyası ve beratı tarafıma ait en değerli emanetlerdir. Onun anısına ve onların kuşağının çektiği sıkıntılar adına sizleri rahatsız etmeyi, sarsmayı göze alıyorum.

    12507334_733741546757423_6561001265618456297_nimg_6272

    Terör ve ekonomik sıkıntı kıskacındaki ülkemizin yeni bir Anayasa’ya gereksinimi olmadığını bir kez daha vurgulamak isterim!

    Adı Cumhurbaşkanlığı sistemi olarak konmuş olsa da; YARGI, YÜRÜTME ve YASAMA’nın tek elde toplanacağı tartışmasız olan bu geri dönüşü olanaksız değişiklik önergesinin ilk tur görüşmeleri tamamlandı. Şu andaki görünüm değişikliğin HALKOYLAMASI sınırını aşacağı yönündedir.

    Elbette ki son söz söylenmemiştir!

    Bir AKP milletvekilinin bir kaç gün önce TBMM kürsüsünden dile getirdikleri kızgınlık yaratmasının ötesinde şans sayılmalıdır. Adını anmayı gerekli görmediğim milletvekili sizlerin de canlı olarak işittiği gibi Anayasa’nın olmazsa olmazları olan ilk dört maddesinin değiştirilebilirliğinden söz etmiştir. Bu tasarının yasalaşmasından sonra gündeme gelmesi olası niyeti zamanlama hatası sonucu erkenden açığa vurulmuştur.

    http://www.hurriyet.com.tr/ak-partili-vekilin-sozlerine-mhp-de-tepki-gosterdi-40336091

    Değerli MHP Milletvekilleri,

    İktidar partisi milletvekilleri sıkı izlem altındadır. Dolayısı ile fire vermeleri güçlü olasılık olarak görülmeyebilir. HDP’ye seslenmeyi gereksiz gördüm tahmin edebileceğiniz gerekçelerle. CHP de net bir karşı duruş içinde olduğuna göre sizlerin Türkiye’nin “olmak ya da olmamak” günlerindeki sorumluluğu büyüktür. Sizlerin “EVET” tercihi son derece önemli ve geri dönüşsüz sonuçlara yol açacaktır.

    İstiklal Savaşı Gazisi dedemin kişiliğinde üzerinde yaşadığımız bu ülkeyi kanla, canla ve binbir çabayla kazandıran ışıklar içinde uyuyan büyüklerimiz adına yakarıyorum sizlere!

    CUMHURBAŞKANLIĞI DÜZENLEMESİ ADI ALTINDA TBMM’DE YASALAŞTIRILMAYA ÇALIŞILAN VE TBMM’Yİ, DOLAYISI İLE DE SİZLERİ HİÇE İNDİRGEYECEK ÖNERİYE “HAYIR” DEYİN!

    Tarih sizleri hiç unutmayacak!

    Olumlu olarak anılmak gibi bir kaygınız varsa oyunuz “HAYIR” olsun! Ülkemizin birliğine, dirliğine ve varlığına son vermesi olası bu düzenlemeye geçit vermeyin!

     

  • izmir-karYaşamın gerçekleriyle uyuşmaz görünen bir başlık değil mi? Yaşadıklarımız ve gözlemlerimiz öyle söylemiyor yazık ki!
    10 Ocak : Bornova’nın Atatürk Mahallesi’nde yerdeki kardan kayıp düşen orta yaşlı hanımefendi kırık el bileğiyle 40 yıldır yerleşilmiş olan Atatürk Mahallesi’nden çalıştığım sağlık kurumuna yürüyerek gelmek zorunda kaldı! (Söz konusu iki yer arasındaki uzaklık kilometrelerle ifade edilmelidir)
    11 Ocak : İşe gelmek için 63 numaralı belediye otobüsünde yolculuk yapıyorum. Trafik her günküne göre rahat. Belli ki, kara kış İzmirlinin gözünü korkutmuş. Ya evinden çıkmamış ya da zorunluysa toplu taşımayı seçmiş. Limanı biraz geçip Zafer Payzın Kavşağı’na yaklaştığımızda köprüyol (viyadük) üzerinde trafik duruyor. Biraz ileride iki TIR sağlı sollu yolda kalmış. Aralarındaki boşluk otobüslere geçit vermeyecek denli dar. Otobüs sürücüsünün yardımıyla yoldan geçmekte olan özel taşıtlara bindiriliyoruz. Bulunduğumuz nokta bir yerlere yürümek bakımından hiç de uygun değil. Otobüsten indiğimizde fark edebiliyoruz. Yol birkaç santimetre kalınlığında buzla kaplı. Değil taşıtlar insanlar bile güçlükle ayakta durabiliyor.
    11 Ocak : Çalıştığım sağlık kurumunda tarafıma 30 dolayında hasta başvurdu! Üşenmedim, saydım! Bunların 13 tanesi karda, buzda kayarak düşmeye bağlı yakınmalarla gelmişlerdi. Üçünde alçı yapmayı gerektirecek yaralanmalar söz konusuydu.
    İzmirli kara hasrettir. Ne zaman kar yağışından söz edilse İzmirlinin özlemi depreşir. Birkaç saatlik kar yağışı bile özlemini gidermeye yeter! Hele bir de kar birkaç santimetre kalınlıkta tutarsa değmeyin keyfine İzmirlinin!
    Seyrek de olsa yağan kar İzmir’i teslim alır! İroni de buradadır!
    Birkaç yılda bir gerçekleşen iklim olayının kenti yaşanmazlığa sürüklemesi şaşırtıcı olduğu kadar öfkelendiricidir de!
    Sözüm kentimizi yönetenleredir!
    Seçilmişler ve atanmışlar eşit oranda pay çıkartmalıdır kendilerine!
    İzmir gibi karın, buzun birkaç saat; bilemediniz tek günlük saltanat sürebildiği bir kentte yolları, kaldırımları ve başkaca yoğun yaşam alanlarını kardan, buzdan arındırmak bu kadar mı zordur?
    Yolda kalanların, karda, buzda düşüp bir yerlerini kıranların, incitenlerin başına gelenlerden sorumlusunuz değerli yöneticiler! Birileri bunun hesabını sormuyor olsa da bu böyledir! Kent yönetmek ciddiye alınması gereken bir iştir!
    Bir yurttaşın çığlığı sayılsın bu yazıda dile getirilenler…

  • uncut_page__531536659

    Farklı yorumlar yapılsa da; Türkiye 15 Temmuz’da uçurumun kıyısından döndü! İzleyen süreçte bölgeyle barış yapıldı! Rusya ve İran’la işbirliğini Suriye’yle yapılacak barış beklentisi izledi. Bu dış gelişmelerin özetini Türkiye’nin iç ve dış güvenliğinin sağlanması olarak yapmak olası!

    Bu olumlulukların üzerine gelen darbe fırsatçılığına eklenmiş bir BAŞKANLIK serüveni!

    Birliğe gereksinim duyan Türkiye bir de bu yolla ayrıştırılmakta! TBMM’nin buna varıncaya dek konuşup tartışması gereken sayısız başlık varken…

    Gazetede bir haber!

    THY uçaklarını buzdan koruma amaçlı kimyasal uygulaması insan eliyle ve su damacanası kullanılarak yapılmakta. Dünya markası THY’nin yürekler acısı halidir!

    Daha bir kaç gün önce sosyal medya paylaşımları beğenilmeyen Barbaros ŞANSAL’a haddinin hem de apronda bildirilmesini izlemiştik!

    Yıllar önce dünya markasının hava meydanının apronunda deve kesimine tanıklık etmiştik!

    Bunların yaşandığı yerde, Ümit Kocasakal’ın “Millet İradesi” tanımlaması, Sabih KANADOĞLU’nun Anayasa değiştirmenin yol, yöntem ve etiğine ilişkin özlü açıklamaları ve daha nice aklı başında, ağırbaşlı, sağduyulu nitelemeler!

    Pek çok vatandaşın bulunduğu ortamda tecavüzcü kesilmesi, saygısızlığın dizboyu olmaktan öte insan boyuna erişmiş olması, kahraman şehit polisin sağlık bilgileri üzerinden reklama girişilmesi!

    Tüm bunların yaşandığı yerde TBMM’deki vekillerin kendi gelecekleri nezdinde MİLLET İRADESİ’ni güle oynaya tek kişiye verme rahatlıkları!

    Neyse ki, Türkiye başka coğrafyalarda mucize sayılan gelişmelerin sıradanlaştığı bir ülkedir. Tarihten sayısız örnek verilebilir bu duruma!

    Her şeye karşın enseyi karartmadan BAŞKANLIK ayrışmasının karşısında durulmalı!

    AKILSIZLIKLAR ÜLKESİ kımıldanmalı!

    Tarih bir kez daha ama bu kez olumlu şekilde yinelenmeye zorlanmalı!

  • hayir

    Türkiye bıçak sırtı olarak tanımlanabilecek bir süreçten geçiyor!
    Dışta bölücü ve köktendinci terörle başa çıkmaya çalışırken; içte BAŞKANLIK’la ayrıştırılmaya çalışılıyor!
    Sizlerin de iyi bildiği gibi Türkiye’de henüz Cumhuriyet ilân edilmeden önce 1 Kasım 1922’de SALTANAT’a son verilmişti!
    BAŞKANLIK adı altında SALTANAT bir kez daha kapımızdadır!
    Yaklaşık 100 yıl önceye dönüş söz konusudur!
    SALTANAT’a eşdeğer Anayasa değişikliği görüşmeleri ülkemizi tarihsel bir yol ayrımına götürmektedir!
    TBMM’yi işlevsiz bırakma çabalarının siz değerli milletvekillerinin vereceği kararla yaşama geçirilmesi amaçlanmaktadır! Bu ironik ve trajik duruma geçit vermemek elinizdedir!
    Vereceğiniz kararla tarihe geçeceğiniz kesindir!
    Arzulanan tarihe OLUMLU geçmenizdir!
    Tarihsel sorumluluğunuzun gereğini yerine getireceğinizden kuşku duymak bile istemiyorum!
    Kendi elinizle kendi varlığınıza dolayısı ile “Milli Egemenliğe”son vermemenizin yanı sıra; SALTANAT’a da “HAYIR” demeniz dileğiyle!
    Ülkemizin ayrışmaya değil birleşmeye gereksinim duyduğu bu dönemde kararınızın tarihsel önem taşıyacağından kuşku duymayarak…
    Ceyhun BALCI
    İzmir

  • Yılın son gününde öğleye yaklaşan saatlerde İzmir’in kalbi Konak’ta yürüyorum. Sarıklı, şalvarlı, cübbeli, çember sakallı birkaç kişilik grup gelip geçenlere “tebligat” yapmaktalar. Son derece kibar ve efendi bir biçem sergilemekteler. Dağıttıkları bildiriler aracılığıyla Noel kutlamasının sakıncalarını anımsatıyorlar.
    Tam bir yobaz iklimi!
    Bakmayın bu tiplerin inceliğine ve nezaketine. Bulundukları ortama göre davranmakta ustalaşmış durumdalar!
    Yaklaşık 30-40 dakika sonra aynı yoldan geri dönüyorum. Hareketlilik gözden kaçacak gibi değil! Polisler toplaşmış! Kendi aralarında konuşmakta olan tebliğcilerden birinin tartaklanmış olduğu anlaşılıyor. Polislerden birisi biraz ötedeki meslektaşını konuyla ilgili uyarıyor.
    Akşam olmadan sosyal medyadan işin aslını öğreniyoruz. Meğer birileri bu tebliğci vatandaşlarımıza “hadlerini bildirmiş”!
    Bu iklimde beklenecek bir gelişme! Hatta, kimilerinin hedeflediği bir durum olduğu da söylenebilir. Bu tartaklama ya da sataşma sosyal medyada “hadleri bildirildi” sözleriyle paylaşıldığına göre diğer tarafın da ortam ve güç dengesi elverdiğince çatışmaya, ayrışmaya hazır olduğunu anlayabiliyoruz bu olay örneğince.
    Yeni yılın ilk gününün ilk saatlerinde dehşetle sarsılıyoruz!
    Yobaz iklimin de güdülemesiyle ilk yorumlar “yaşam biçimine saldırı” doğrultusunda!
    Bunu haklı kılacak o kadar çok gelişme var ki; böyle düşünenleri hak vermemek neredeyse olanaksız!
    Yine de, görüntünün tümüne bakalım!
    Bölgemizde yaşananlar ipucu verebilir!
    Türkiye, İran ve Rusya bölgesel konularda tam bir işbirliği içindeler. Bu ülkelere Suriye’yi de eklemekte yarar var! Geçmiş yıllardaki hatalarla palazlandırılan köktendinci terör örgütleriyle birlikte etnikçi bölücüler de ağır hasarlı ve zarar görmüş durumdalar.
    Geçen yıl boyunca gerçekleştirilen bombalı, silahlı vahşi saldırılar neredeyse nöbetleşeydi. Bir etnikçi bölücü bir köktendinci terör kendisini gösterdi.
    Yılbaşı ve Noel zamanı köktendinciler için uygun zaman ve zemin yaratmıştı.
    Tıpkı İzmir’deki “haddini bildirme” yanlışlığı gibi İstanbul Ortaköy saldırısı da ayrışma ve karşıtlaşma yaratmaya yöneliktir.
    Türkiye şu anda doğal olarak terörün hedefi konumundadır. Bu konumlanışta ülkemizi yönetenlerin hataları tartışmasızdır. Ancak, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ülkemizi terörün her iki kaynağı tarafından boy hedefi yaptığı kesindir.
    Toplumsal ayrışmayı derinleştirecek davranış ve yorumlardansa emperyalizmin ülkemiz ve bölgemiz üzerine hesaplarıyla bağlantılı düşünmek ve davranmak göz ardı edilmemesi gereken önemli bir ayrıntıdır!

    Halep’te Yılbaşı Kutlaması yapılabilirken İstanbul’un kana bulanması herkesi düşündürmeli!

  • c0yjx9iw8aaz_al

    Düşmekte olan bir uçakta bulunabilecek herkesin gösterebileceği sıradan tepkiyi gülmece konusu yapmak Charlie Hebdo’ya şan, şeref kazandırmamış!

    Charlie Hebdo geçtiğimiz yıllarda vahşi bir saldırıya uğramıştı. Önemli çizerlerini yitirdiği bu saldırıyı izleyen günlerde dünyadan “Hepimiz Cahrlie Hebdoyuz” haykırışı yükselmişti. Hiçbir gerekçe cinayeti haklı çıkartmaz diyerek farklı bir açıdan yaklaşmıştım olaya! Mayınlı bir alana girdiğimin farkındaydım. Ama, bu alana girmekten de alıkoyamamıştım kendimi!
    Tıpkı düzyazıda olduğu gibi çizgide de özenli olmak gerekiyor!
    Yazıdaki bir sözcüğünüzün açabileceği derin yarayı iyileştirmek ne denli zorsa; çizgiye yansıyan hoyratlık da benzer bir sonuca yol açabiliyor.
    Charlie Hebdo kendince çizdiği özgürlük sınırları içinde inançları incitmeyi sıradan bir davranış gibi görebilir. Fransa’da ya da Avrupa’nın her hangi bir yerinde önemli bir soruna yol açmayabilir bu yaklaşım! Ancak, dünyanın geri kalanında trajik tepkilerin doğmasına yol açılabileceği akılda tutulmalıdır!
    Siz istediğiniz kadar gülmece eleştiridir deyin! Sayıları milyarı aşkın insan topluluğu sizin algınıza sahip değilse çizgileriniz kendinize yönelen kurşunlara dönüşebilir. Bunu bir gerçeğin altını çizmek için yazıyorum!
    Benzer hoyratlık düşen Rus uçağında bulunan ve sonsuzluğa uğurlanan Kızılordu Korosu üyeleri için de sergilenmiş ne yazık ki!
    Neyse ki çizginin hedefindekilerin ölümcül tepki göstermeleri olasılığı yüksek değil!
    Kızılordu Korosu gibi yaşamları boyunca sevgi ve saygı görmüş insanların ardından gösterilebilecek çok daha düzeyli tepkiler varken uçlara savrulmak anlaşılır gibi değildir!

    Charlie Hebdo’yla ilgili yazılarım bağlantılardan okunabilir :
    https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2015/02/01/din-uzerinden/amp/

    HEPİMİZ ÇARLİYİZ (?)