• sari-yildizli-kirmizi-fiyonklu-yilbasi-agaci-ve-ev-susleme

    Hemen her yılbaşında yinelenen bir tartışma var!

    “Yılbaşı ağacı bizim gelenek ve göreneklerimizden midir?”

    Türkiye’de hemen her gün değişen iklim bu soruyu buyurgan bir biçimde gündeme getirir olmuştur. Özgürlük diyerek bugünlere gelenler “kaldırın şu yılbaşı ağaçlarını” demeye başlamışlardır kendilerini güçlü ve sorgulanmaz gördükleri yerlerde.
    Yılbaşı ağacına nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan olan ülkelerde daha fazla rastlandığı doğrudur. Bu durum yılbaşı ağacının bir Hıristiyan göreneği olmasını gerektirmiyor.
    Geçmişi Hıristiyanlık öncesindeki paganizme uzanıyor yılbaşı ağacının. Çok tanrılı dinlerde çam ağacı, yaprağını hiç dökmemesi nedeniyle sonsuzlukla özdeşleştirilmiş.
    Yılbaşı ağacının geleneklerimizle olan ilintisi sorgulanınca Sümer Kraliçesi Muazzez İlmiye Çığ da devreye girerek iyi etmiş.
    Çığ’a göre yılbaşı ağacı süslemesi ve altına bırakılan armağanlar eski bir Hun geleneğiyle ilişkilidir. Türklerin pagan dönemdeki inancına göre akçam ağacının dalları tanrı Ülgen’e kadar erişmektedir.
    Bilindiği gibi geceyle gündüzün savaşı 22 Aralık’ta gündüzün utkusuyla sonuçlanır. Bu utku “NARDUGAN” (doğan güneş) olarak da bilinir. Gündüzün utkusunun onuruna çam ağacı altına armağanlar bırakıldığı da söylenir. Çam ağacının altına bırakılan armağanlar tanrı Ülgen’e yakarışların bir simgesidir. Bir sonraki yılda da aydınlığın utkusunu sağlaması için bir tür ön yakarıştır.
    Her ne kadar çam ağacı geleneğini Hıristiyanlar imparator Konstantin’in IV. Yüzyılda topladığı İznik Konsili’ne dayandırma çabası içinde olsalar da geleneğin geçmişi çok daha eskilere dayanmaktadır.
    İsteyen istediği inanç gereğince sürdürebilir çam ağacı geleneğini!
    Kime ne!
    Günümüzde güç kazanan yobazlık tarihsel bilgiye kulak ve değer verir mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek zor ! Ama, yine de çam ağacının salt Hıristiyanlığa özgü bir nesne olmadığını bilmekte yarar var!
    İlk bakışta Hıristiyanlığa mal olmuş bir gelenek gibi görünse de yılbaşı ağacı tüm insanlığa aittir.

    2017 KUTLU OLSUN 2016’yı ARATMASIN…

  •  

    nutuk

    Atatürk’ün NUTUK adıyla bilinen yüce yapıtı bizlerle buluşalı 90 yıl oldu!

    Tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi, Atatürk’ün NUTUK’u da dimdik ayakta, bugün de geçerli!

    Son zamanlarda kimi görsel yayın organlarında Nutuk’tan bölümler okunduğuna ve hatta bunun her gün yapıldığına sevinçle ve kıvançla tanıklık ediyoruz!

    Bir yandan dinci gericilik diğer yandan da etnik bölücülük kıskacına alınmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti’nde “Ne yapmalı?” “Neyi rehber almalı?” diyenlerin ikileme düşmeksizin başvuracağı bir eşsiz kaynaktır NUTUK!

    Öncelikle kişisel kütüphanenizin olmazsa olmazıdır!

    Diğer yandan, okulların, kurumların ve bir şekilde edinemeyenlerin güncel gereksinimidir!

    Diyebilirsiniz ki kütüphanemde NUTUK var!

    Buna karşılık şu soru sorulmalıdır!

    Hangi NUTUK?

    Kitabevlerinde NUTUK bulmak olası! Hem de pek çok türünü!

    Ne yazıktır ki; ortalıkta dolaşan NUTUK’ların pek çoğu özensizce yayına hazırlanmıştır. Eksiklikleri ve yanlışları vardır!

    Dolayısı ile doğrusuna, özenlice gözden geçirilmişine ve sıkça başvurulacağına göre sert cilt kapaklısına gereksinim sürmektedir.

    Yılbaşı yaklaşırken dostlarınıza, öğrencilere, kurumlara NUTUK armağan ediniz!

    Kaynak Yayınları’nın yukarıda özetlenen ölçütlere uygun son basım NUTUK’u bu yılbaşının armağanı olsun!

  •  

    senolgunesk

    Fotoğrafa yansıyan şu davranış başarılı bir kariyerin ve olumlu birikimin yok olmasına yetti!

    Çok değil 2 ay önce güzellemişim Şenol Güneş’i! Yaşamakta olan kimselerin adlarının bir yerlere verilerek ölümsüzleştirilmesi değerbilirlik olmasının yanı sıra önemli riskler de getirmiş oluyor. İnsan yaşadıkça yanlış yapabilen, oluşan olumlu izlenimi tersine çevirebilen bir varlık!

    Geçen haftaki FB-BJK maçında sergilediği olumsuz davranışlar bindiği dalı kesen, kendi kendisini olumsuzlayan türdendi. Karşıt takım oyuncusunun yüzünü kavramak, kendi yardımcısını tekme, tokat dövmek efsanelere yakışacak davranışlar olamaz!

    İki ay kadar önceki güzellememe güncelleme yapma gereği duydum!

    Bağlantıdaki Metin TÜKENMEZ yazısı konuya açıklık getirecek türden!

    https://www.aydinlik.com.tr/kose-yazilari/metin-tukenmez/2017-subat/senol-gunes-e-yakisti-mi

    Kendi mekânında düzenli yazmaya çalışan bir blogger olarak bu güncelleme bir düzeltme olarak da algılansın isterim. Aynı zamanda “fikri takip” gereği olarak da!

    0050

    Şenol Güneş adı bir futbol efsanesi olmasının yanında beyefendiliği, iyiliği anımsattı yaşamı boyunca bulunduğu her yerde. Sayısını anımsamadığım kez futbol sahalarında bir seyirci olarak izlemişliğim var kendisini. İlerleyen yıllar onu izlemiş olmanın bir ayrıcalık olduğunu düşündürttü bana!
    Teknik adamlık serüveninde de futbolculuğundaki çizgisini saptırmaksızın sürdürmüştür. Türk Milli Takımı’na tarihinin en büyük başarısını yaşattı. Onun önderliğinde Dünya Kupası üçüncülüğü yaşadık. Hangi takımda çalışırsa çalışsın futbola ve emekçilerine saygısının aşınmadığına kıvançla tanıklık ettik. Her ne kadar futbol dünyada ve ülkemizde her geçen gün kirlense de; bir bataklığa dönüşse de o kendisini bu olumsuzlukların dışında tutmayı bildi.
    Şenol Güneş’in adı doğduğu, yetiştiği ve başarılarını kazandığı kent olan Trabzon’un yeni stadına verildi. Son derece olumlu ve karşı çıkılması düşünülemez bir karardır. Her kesimden ve görüşten insanın ikilemsiz desteklediği bir gelişmedir.
    Bilindiği gibi Türkiye terörle, ayrılıkçılıkla baş etme çabası içinde olduğu günlerden geçmektedir.
    Her ne kadar Le Monde gibi küresel tanınmışlığa ve etkiye sahip bir gazetede ülkemizin bölünmüşlüğüne ilişkin gerçeklerden kopuk; daha çok dilekleri içeren yazılar döktürülse de burada yaşayan bizlerin her türlü olumsuz gelişmeye karşın henüz bölünmediğimizi, bölünemediğimizi gözlemlemekte oluşumuz önemlidir.
    Şenol Güneş adının Trabzon’daki yeni stada verilmiş olması ülkemizin tepesindeki kişiden habersiz ve onaysız gerçekleştirilmiş olamaz. Mutlaka onayı alınmıştır.
    Ulusal birlik ve seferberlik çağrılarının havada uçuştuğu; ancak bu doğrultuda gerekenin yapılmadığı da bir gerçektir. Pek çok kişinin bu olumsuzluktan haklı olarak Cumhurbaşkanı RTE’yi sorumlu tuttuğunu biliyoruz.
    Şenol Güneş adının bir stadyuma verilmiş olması ilk bakışta sıradan bir gelişme olarak görünebilir. Ancak, yarattığı etki görmediği tepki çok daha fazlasını simgelemesi bakımından anlamlı ve önemli sayılmalıdır.
    Ülkede yaşayanların ve özellikle de yönetsel konumda olanların önde gelen görevi birleşmek, birleştirmek olmalıdır. Kuşkusuz siyasi görüşler, dünyaya bakışlar farklılaşabilir. Ancak, bu toplumsal ayrış(tır)manın gerekçesi olamaz.
    Trabzon’da Şenol GÜNEŞ’le birleşme sağlayanların biraz ötedeki Rize’de Atatürk heykelini yerinden kaldırma yoluyla ayrışmaya yol açmaları yaman çelişkidir. Tıpkı Şenol GÜNEŞ ya da ona eşdeğer bir başka değer gibi Mustafa Kemal ATATÜRK de ülkemizin, ulusumuzun önemli birleştiricisidir. Hem de en önde gelenidir.
    Bölgemizde özellikle de Suriye’de kendisini gösteren olumlu gelişmelerin içte doğru tercihlerle pekiştirilmesi ülkemizin esenliğe çıkması bakımından altın değerindedir.
    Bu altın fırsat kaçırılmamalı, kişisel hırs ve saplantılara kurban edilmemelidir!

    1339811_a13e034415e385b6cb8c53f3e09fa189_640x640

    Mustafa Kemal ATATÜRK dünyada hiç bir vincin kaldıramayacağı ağırlıkta bir değerdir. Onunla yarışmak bir yana değerini azaltma yönünde adım atmak bile başlı başına akılsızlıktır. Olsa olsa bunu yapana zarar verir.

  • 12309247_10153694502673363_134202740_n

     

    Elçilerin korunması bir yana öldürülmesi ortaçağda sıkça rastlanan bir durumdu. Modern çağda ise ülkeler arası ilişkiler ne olursa olsun; elçilerin dokunulmazlığı, saygınlığı ve emanet olarak kabul edilip korumaya alınması üzerinde uzlaşılmış tartışmasız bir konu!

    Türkiye’nin kalbinde bir büyükelçinin siyasi cinayete kurban gitmiş olması hemen tümümüz için utanç kaynağıdır.

    Öncelikle şair Hüseyin Haydar gibi Büyük Rus milletinden özür dilemeliyiz!

    Rusya dönemsel değişiklikler gösterse de kadim komşumuz ve dostumuz! Bugünkü varlığımızı borçlu olduğumuzu söyleyebileceğimiz az sayıdaki dostumuzdan birisi olarak da görmeliyiz Rusya’yı.

    Bu satırları yazdığım sırada medyaya yansıtılan haberler kaygımı artırıyor. Saldırganın aynı zamanda polis olması işin ciddiyetini katlayan bir başka unsur. Ev arkadaşı, anası, bacısı gözaltına alındı haberleri ön almaya başladı basında.

    Bu gibi haberlerin kamuoyunun dikkatini asıl olaydan uzaklaştırma riski taşıdığı söylenebilir.

    Son zamanlarda Türk basınına yansıyan Halep haberleri de sorgulanmalıdır. Beş yılı aşkın süredir var olan haydutluğun sona erişini Halep’te katliam olarak veren basının kendisini sorgulaması gerekir.

    Halep’te katliam değil kurtuluş vardı oysa! Halep’in emperyalist kuklalarından temizlenmiş olması yerine Halep’te katliam gibi zorlama haberler Rus büyükelçiyi öldüren anlayışı haklı çıkartan bir iklim oluşturmuştur.

    Emanete hıyanet onursuzluğu ve üzüntüsüyle sarmalandığımız bu kötü gecenin bir tesellisi var!

    Özellikle Rusya tarafından yapılan açıklamalar sağduyu ekseninde şekilleniyor. Türk-Rus yakınlaşmasıyla çevremizdeki haydutlukları tehlikeye giren emperyalizmin alçak saldırısı karşısında soğukkanlı olabilmek bu gecenin biricik kazancıdır.

    Bize düşense bu olaydaki hatamızı kabul edip, devlete yaraşan bir duruş göstermektir. Rusya ve Suriye başta olmak üzere bölgeyle işbirliğini derinleştirmek Türkiye’ye düşen önde gelen görevdir.

    Pek çok büyükelçisi ve dış temsilcisini uzaklarda benzer saldırılar sonucu yitiren Türkiye’nin başına bu akşam gelen olay fazlasıyla ironiktir.

    Komşu ve dost Rus halkının başı sağolsun! Özürlerimizin kabulü dileğiyle…

  • Bu yazıda dile getirilen görüşler son iki bombadan öncekiler için de geçerlidir. Sonunsuların özelliği bomba düzeneklerinin profesyonelce ve bir ordu bilgisi, deneyimi doğrultusunda hazırlanmış olmasıdır!

    cakallar

    Bildiğiniz gübreden bomba üretilince çaresiz kalabilirsiniz. Her ne kadar gübrenin bile alımı, satımı taşınması denetimli olsa da bir şekilde izin sürülememsi olasıdır. TNT ve RDX gibi dünyanın önde gelen ordularının elinde bulunabilen maddeler söz konusu olunca durup düşünmek ve bir daha hem de akıllıca düşünmek gerekir.

    Türkiye’de aydın kesimin kafası oldukça karışık, giderek de karışıyor! Bu karışıklıkta ülkemizi yönetenlerin payı da kuşkusuz çok fazla.

    Bombalarla sarsılan, kanla yıkanan kentlerin Türkiyesi’nde “Başkanlık” gibi bir gündem maddesinin varlığı yeterince kafa karıştırıcıdır. Yine de, hüner böyle durumlarda kafa karışıklığına düşmemektedir diyelim. Nesnel olmaya, fotoğrafın tümünü değerlendirmeye çalışalım.

    Bir örnek vereyim! İçinde bulunduğum bir sosyal medya topluluğunda bombalar patlayınca önce bir sessizlik oluyor. Ardından, eğer bombayı IŞİD patlattıysa tepkiler çığ gibi büyüyor. Deyim yerindeyse tepkinin tavanına vuruluyor. Bombanın kaynağı PKK ise yutkunmalar başlıyor. Hatta, farklı bir şeymiş gibi TAK üstlendiğinde içleri ferahlayanlar olduğu görülüyor. Hatta, TAK’ın kitle tabanı olmadığından dem vurup bombayı önemsizleştirme çalışması yapanlar bile çıkıyor. Bu dostlarımıza göre TAK’ın kitle tabanı yoktur. Bu durumda kitle tabanı olan bir örgütün bombaları haklılık mı kazanmış oluyor? Açık söylenmediği için bilemiyoruz. Ama, bildiğimiz bir şey varsa ülkenin başındaki Başkanlık ve RTE derdinine karşı etnikçilik önemli bir çaredir kimi dostlarımıza bakılırsa. Bu nedenle de PKK’yı pamuklara sarma derdine düştüklerini şaşırarak izliyoruz.

    Başkanlık ve ona eşlik eden yığınla akıldışılık bir yana!

    Türkiye’nin kış gereğince kırsalında olağan mevsimsel molasını vermiş olan terör alışılmadık şekilde kentseline taşınmıştır. Sanıldığı gibi üç, beş zavallının işi de değildir bu etkinlikler. Emperyalizm olanca gücüyle abanmaktadır Türkiye üzerine. Başkanlık adı altındaki senaryoyla emperyalizme yeşil ışık yakanların AÇILIM’a da geri dönerek emperyalizmle güven tazelemesi istenmektedir. Suriye’de sırtı yere yapışan emperyalistlerin etnikçi projenin daha fazla yara almasına hoşgörüleri kalmamıştır.

    Bu arada hemen vurgulamakta yarar var!

    Kahroslun emperyalizm derken kimi zaman ülke adları da anabiliyoruz. Çoğunlukla ABD’nin adı öne çıkıyor bu gibi durumlarda. Yapana değil de yaptırana bak derler. Çok doğrudur. Kahrolsun ABD emperyalizmi derken andığımız ülke adıyla birlikte öfkemizi bir ülkeye yöneltir gibi olsak da; yapmamız gereken asıl şey kendi içimizdeki emperyalizm tutkunlarıyla hesplaşmak olmalıdır. Onlar olmasa emperyalizm topuyla, tüfeğiyle, aklıyla, iletişimiyle ya da başka bir özelliğiyle üstünlük sağlayabilir mi?

    Soru budur!

    Bu nedenle her fırsatta etnik bölücülüğe arka çıkanlara, onu pamuklara saranlara ve Türkiye’deki saflaşmada onlara ciddi roller yükleyenlere yönelmek gereklidir diye düşünüyorum.

    Elbette kırmadan. Dökmeden!

    Çok iyi biliyoruz ki; bu yola düşmüş dostlarımızın ezici çoğunluğunun etnik bölücülükle uzaktan yakından ilintileri yoktur. Sorunları çaresizlik, tarih bilmezlik, kendi değerlerini görmezlik kaynaklıdır. Sorun her neyse giderilmesi için çalışmak, çabalamak gerekir!

    Burada yakın tarihe çevirelim yüzümüzü!

    Aç, açıkta, yoksul, yoksun ve üstelik hastalıklı, umudunu tüketmiş dört dörtlük çaresiz bir toplumu peşine takabilen, o toplumdan bir mucize yaratbilen Mustafa Kemal Atatürk’ü aklımıza getirelim. Onu anımsarsak etnik bölücülükten muhalefet çıkartma çabalarının zavallılığının farkına varabiliriz belki!

  • 1335938_940x531Halep 5 yıl aradan sonra yeniden ait olduğu ülkenin, Suriye’nin denetimine girdi. İçimizin kan ağladığı bugünlerde iç ferahlatıcı bir haberdir. Buna karşılık, bölgenin ve dolayısı ile de ülkemizin çıkarlarına da aykırı biçimde teröristlerin denetimine girmesine katkıda bulunan ülkemiz yöneticilerinin özeleştiri zamanı gelmiştir.

    Fırat Kalkanı harekatı ile geçmişin hatalarını biraz olsun silen yönetenlerimizin bundan böyle de doğrularını çoğaltmaları dilenir. Bölgemizdeki dostlarımızın sayısı artırabilmenin başka yolu yoktur.

    Anadolu Türk yurdu olalı 1000 yıl oldu! Bin yıl boyunca hemen her alanda sayısız değişikliğe tanıklık eden insanlığın gündeminde değişmeyen bir şey varsa o da bölgesel ve küresel ilişkilerdir.

    “Anadolu için Suriye’ye, Suriye için de Anadolu’ya egemen olmak önde gelen güvenlik koşuludur!” (Anadolu Selçuklu Devleti tarihiyle ilgili bir kitaptan alıntıdır)

    Bir başka örnek!

    Anadolu Selçuklu devletininin ilk iki sultanı yaşamlarını bu bölgeye egemen olma savaşlarında yitirmiştir.

    Bir yanlışlığa yol açmadan belirtelim! Egemenlik o yıllarda vazgeçilmez şekilde savaşla olabilirken günümüzde bölgesel işbirliğiyle de sağlanabilmektedir. Başka deyişle uzaklardan gelerek bölgeyi işgale girişenlerin değil bölgenin çıkarlarının bekçisi olunmalıdır!

    Beş yılı aşkın zamandan sonra gerçek sahibine geri dönen Halep’te sağlanan başarının Türkiye’nin yüzünü biraz olsun bölgeye dönmesiyle de ilintili olduğu kesindir.

    Ülkemizde patlayan bombaları durdurma, topraklarımızın bir bölümüne göz koyan haydutluğa engel olma ve bölgemizde akan kanı durdurma fırsatı doğmuştur. Bu noktada bir kaç aydır Suriye işgalcilerine sırtını dönen Türkiye’nin utangaçlığını yenip Suriye ve diğer bölge ülkeleriyle daha sıkı işbirliğine girmesi başındaki bölücü terör derdini savuşturmada önemli adım olacaktır!

    Halep’in alınması Suriye-Rusya birlikteliğinden öte bölge adına bir başarıdır!

    Kutlu olsun!

  • aladagda-ev-yangini-korkuttu3dxrqbkirk2c6vcrqfau5a

    O kadar sık ve sonu gelmez şekilde yineleniyor ki! İçimiz kararıyor! Yüreğimiz dağlanıyor!
    Yakın zamana dek çocuklarına bayram armağan eden ülke olmak övünç kaynağımızdı! Şimdilerde evlatlarını yakan ülke olmanın utancıyla yaşıyoruz! İnsan içine çıkacak durumumuz kalmadı!
    Cumhuriyet kurulduğunda ülkemizin durumu hiç de iç açıcı değildi!
    Okuma-yazma bilenlerin oranı % 10 bile değildi. Yanmış, yıkılmış insanı neredeyse tüketilmiş, yaşayanları da sayrılık pençesine düşmüş bir toplumduk!
    Sevr haritasını yırtıp tarihin çöp sepetine atmak elbette mucizeye eşdeğer bir eylemdi! Ama, gerçek mucize Cumhuriyet’in kuruluşu sonrasında devrimlerle gösterdi kendisini!
    İnsanlık tarihinde eşi, benzeri az görülür bir değişim, dönüşüm yaşadı ülkemiz ve onunla da birlikte insanımız!
    Eğitim, sağlık ve ekonomi alanında yaşanan aydınlanmayı, sağlıklı olmayı ve kalkınmayı hedefleyen Cumhuriyet Devrimleri’yle yoksul, yoksun ama yüzü gülen başı dik bir toplum yaratılabildi.
    Adana Aladağ’da diri diri ateşe attığımız kızlarımızın trajedisini üzüntüyle izlerken bir kez daha Cumhuriyet yolculuğuna çıkardı beni belleğim!
    “Hiç aklımdan çıkmıyor” diyen reklamdaki gibi bir kez daha Köy Enstitüleri düştü aklıma!
    Geçen eylülde yolumuzu Hasanoğlan’a düşürmüştük. Kasabanın orta yerindeki enstitüyü zorla bulabilmiştik. Bilen yoktu! İnanması güç ama adını duymamış gibiydi sokakta rastladıklarımız! Ben köy enstitülerini çok severim diyen orta yaşlı adamcağızınsa yer tanımlama yeteneği yoktu yazık ki!
    Hasanoğlan’la ilgili ön bilgi edinme amaçlı okumalardan birinde ilginç bir not ilişmişti gözüme! Başlangıçta tüm yapılar enstitü öğrencilerince yapılmıştı yazıldığına göre. İlerleyen zamanda nereden gerektiyse yükleniciler girmişti devreye. Öğrencilerin öğretmenleri gözetiminde yaptıkları yapılar 70 yıl sonra dimdik ayaktaydı. Yine, kaynakta belirtildiğine göre yüklenicinin yaptıklarından birisi henüz inşaat halindeyken çökmüştü.
    Bugün kapıları üzerlerinden kilitlendiği için alevlere teslim olan körpe yavrularımıza yanarken 70 yıl önceye özlem duymamak ne mümkün!
    Türkiye zaman ilerledikçe geriye giden anakronik bir süreç yaşıyor!
    Bir kez daha silkinmek, kendine gelmek çağa yaraşır bir duruş göstermek zorunluluk oldu!
    Evlatlarımızı ateşlerden korumak, yaşamda tutmak ve mutlu kılmak için!
    Ceyhun Balcı

  • Seçilmiş ya da atanmış olsun yönetenlermizi alabildiğine eleştiririm! Bunun bir yurttaşlık hakkı olmasından öte görevi olduğunu düşündüğüm içindir!

    Yaşamaktan hoşnut olduğum İzmir koca bir şantiye gibi! Kazma vurulmamış, bakım onarım yapılmayan yeri yok gibi! Daha uygar ve çağdaş bir kent yaşamı için yapılması gerekenler yapılıyor. Örneğin. Tramvay! Pek çok kentli “ne işe yarayacak?” diye sorsa da bu uğurda her türlü sıkıntıya katlanılmalı derim!

    Tramvay kitle taşımacılığının vazgeçilmezi olmasının yanı sıra kullanıma girdiğinde daha iyi anlaşılacağı gibi kenti başta trafik olmak üzere pek çok alanda terbiye edecek bir unsur olacaktır!

    Olmadık yerlerde duraklama ya da gelişi güzel park etme gibi kötü sürücülük alışkanlıkları tarihe karışacaktır.

    Tramvayla birlikte kıyı şeridi düzenleme çalışmaları da sürüyor. Belediye yeni yapılanma çerçevesinde biraz çabalarsanız ayağınızı denize sokmaya izin verecek oturma grupları yerleştirmekte aralıklarla kıyı şeridine! Sevgililer, aileler, balıkçılar ve aklınıza gelebilecek başkaları kentin güzelliğini seyre dalabiliyorlar buralarda. Yanınızda yiyecek, içecek getirmeniz durumunda keyfinizi katlamanız da olası!

    Fotoğraf bu oturma gruplarından birisindeki durumu yansıtıyor. Çevreye, doğaya, kamu malına saygının unutulduğu anlaşılıyor. Utanç verici bu gibi manzaralara adım başı rastlamak mümkün ne yazık ki!

    img_3818

    Fotoğraf 19 Kasım 2016 sabahı çekildi

    Sözü güncele getirelim!

    Bilindiği gibi ezici çoğunluğumuzun tepkisini çeken bir yasal düzenleme var kapımızda. Tecavüzcü’yü hoş görme, yaptığını yanına kazanç bırakma olarak da tanımlayabileceğimiz bu tasarı yasalaşırsa çağdaş dünyadan kopma yolunda önemli adım atmış olacağız. Uçuruma bir adım daha yaklaşmaktan öte bir anlam taşımayan bu yasal düzenlemenin hangi koşullarda yapılmasının düşünülebildiğini göz ardı edemeyiz!

    Bunun için de iğneyi kendimize batırmamız kaçınılmazdır!

    Bileşik kaplar kuramı gereğince düşünürsek!

    Çevreye, doğaya, kamusal değer ve nesnelere bu denli hoyrat davranmak, başka deyişle tecavüzde bulunmak söz konusu iken yönetenlerimizin vatandaşlardan “cinsel içerikli tecavüz” olgusuna hoşgörülü yaklaşım beklentisi şaşırtıcı olabilir mi?

    Toplumsal yaşamı tecavüz alanına dönüştüren bizlerin hiç mi suçu yok?

    Düşünülmesi dileğiyle…

  • “İmam yellenince….” diye başlayanı yılların deneyiminden süzülerek gelen sayısız özdeyişten birisidir!
    Çoğumuz derin uykudayken Janet Yellen’ince olanlar oldu! Amerikan doları (bize göre) gece mesaisi yaptı böylelikle.
    Döviz borçluları karalar bağlamakta!
    Böylesi krizlerin değişmez unsuru işsizlik olduğuna göre bence diğer borçlular da kaygılanmalı!
    Üretimsiz, yatırımsız, ekonomik açıdan hiçliğe eşdeğer; Turizm, İnşaat, Tekstil üçlemesinin çıkmaz sokaklarında debelenen hovardalığın borç ödeme zamanı hızla yaklaşıyor!
    On beş yıldır yenilip, içildi! Sofradan kalkma zamanı geldi. Lokanta artık servisi kapattı. Kalkmamakta üsteleyenler kaba güçle kaldırılıp sokağa konacaklar! Elbette, borçlarını da ödemek koşuluyla.
    Bunda ne var diyecekleredir sözüm!
    Toplumsal yapımızı bir piramide benzetirsek piramidin dibindekiler oluşan borcun aslan payını; bu borca kaynaklık eden hovarda ekonomiden kaymak yiyen tepedekiler her zaman olduğu gibi ise pek azını ödeyecekler. Gelir paylaşımının tersi bir oranla gerçekleştiğini de ekleyelim.
    Her birimizin en az zararla bu süreci tamamlamasını dilemekten başka bir şey gelmiyor elden!
    Türkiye’de okuyan, yazan, dirsek çürüten ve aydın sınıfından sayılanlarda oluşan bir ezbere değinerek sonlandıralım sözü!
    Yaygın kanı şu!
    Türkiye’de iktidarlar hiçbir etkiyle değilse de ekonomik krizle değişir.
    Uzunca zamandır Türkiye’nin başına çöreklenmiş son iktidarın da bu yolla değişeceği beklentisi sözünü ettiğim kesimde son derece yüksektir!
    Kuşkusuz büyük kazanım olur böyle bir toz dumanın ardından!
    Bu beklenti sahiplerinin ağzının tadını kaçırmak istemem ama dile getirmeden de edemem!
    Böylesi toz dumanların ardından iktidara çöreklenecek kurtarıcıların Kemal Dervişgiller olduğunu üzülerek anımsatmak isterim.
    Anlayacağınız “kırk katır mı, kırk satır mı” durumu!
    Dervişizmin bir önceki uygulamaları Türk ekonomisini felç eden öldürücü darbeler içermekteydi. Bugünkü yıkıma giden yolun da ilk adımları atılmıştı sayesinde!
    Her iki seçenek de kötü!
    Seçenek üretememenin bedeli kaçınılmaz şekilde ödenecek!

    f_dol_229191462189

  • Yalnızca dün mü? 10 Kasım’lar 78 yıldır öğretiyor. Kimse kimseyi zorunlu tutmadığı, dahası son yıllarda Atatürk aşkı başa dert açtığı halde insan yığınları 10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe her neredeyse ve ne yapmaktaysa ATA’asına saygı sunmayı sürdürüyor.


    Vicdan sahibi ve değerbilirlik duygusunu henüz yitirmemiş insanlarımız ödemesi bitmeyecek bir borcun küçük bir bölümünü böylelikle geri ödemeye çabalıyor.
    10 Kasım görüntüleri duygulanmamıza yol açtığı gibi dağılan bilincimizi, yitirmekte olduğumuz aklımızı da yerine getirmeye yarıyor.


    Bu görüntüler başta siyasetçiler olmak üzere topluma önderlik ve rehberlik etme iddiasında olanlara da yararlı bir ileti vermiş oluyor!
    Bedeni 78 yıldır aramızda olmasa da Mustafa Kemal ATATÜRK düşünceleri ve yaratılarıyla varlığını sürdürmektedir.
    Dolayısı ile kendisini sağcı, solcu ya da ortayolcu olarak tanımlayan herkesin ülkedeki olumsuzluklara karşı durmak gibi bir niyetleri varsa eğer; Atatürkçü ortak paydada buluşmak gibi kaçınılmaz bir görevleri olduğu ortadadır.
    Mustafa Kemal ATATÜRK bir 10 Kasım’da daha eşsiz birleştiriciliğini ortaya koymuştur!
    Sıra birleşmesi gerekenlerdedir!
    Anısına saygıyla…