• IMG_2126

    Dün (15 Mayıs 2016) bir grup meslektaşla birlikte Anıt Kabir’e yolumuz düştü. 15 Mayıs 1919’da Hasan Tahsin’in İzmir’de işgalci Yunan’a ilk kurşunu sıkması dışında özel bir gün değildi. Hava puslu ve hatta yağmurlu olsa da ılıktı. Anıt Kabir’e akın eden pek çok insan için günü farklı şekilde değerlendirmek söz konusu olabilirdi.
    Bildiğimiz kadarı ile mitinge katılmak ve hatta seçimde oy vermek bile para kazandıran bir eylem haline gelmiştir Türkiye’de. Anıt Kabir’e gidene para verilmesi özendirilmesi söz konusu değildir.
    Anıt Kabir’e onlarca kez gitseniz heyecan ya da coşku düzeyinizde değişiklik olmaz.
    Bu sıradan Pazar gününde azımsanmayacak bir insan kalabalığını bunca aşağılamaya ve engellemeye karşın Anıt Kabir’de buluşturan neden iyi anlaşılmalı. Bu kez her nedense Anıt Kabir’i dolduran insanları gözlemlemeyi seçtim. Anadolu’dan gelenlerin çokluğu dikkat çekiciydi. Ayrıca, toplumsal kesimlerin hemen hepsi boy göstermekteydi. Onlara eşlik eden yabancıları unutmamak gerek! Hatta, şimdilerde siyasi bir üniforma olduğu konusunda uzlaşı içinde olunan türbanlılar da yok değildi.
    İnsanı şaşırtan bu manzara tek bir şeyi düşündürttü bana!
    Mustafa Kemal Atatürk kimilerinin düşündüğünün tersine Türkiye’nin birleştirici gücü olmayı sürdürmektedir. Çünkü, başardığı şey, ortaya çıkarttığı eser sıradan değildir.
    Oy devşirmek için hoca efendinin peşine takılanlar, etnikçi, hendekçi kirli savaştan medet umanlar biraz olsun akıl sahibiyseler eğer Anıt Kabir’de hemen her gün ortaya çıkan manzarayı iyi okumalıdırlar. Bu manzarayı okuması gerekenlerin çok da zahmete girmelerine gerek yoktur üstelik. Pek çoğu için yürüme uzaklığındadır bu paha biçilmez ortam!
    Türkiye’yi karmaşaya sürükleyen bir iktidar sorunu olduğu konusunda kuşkumuz yoktur. Ama, bu feci manzarayı değiştirme göreviyle yüklü olması gereken muhalefet sorunu çok daha yakıcı ve ivedi çözüm beklemektedir.
    Kimilerine komplo teorisi gibi gözükebilir! Ama, yanı başlarındaki Anıt Kabir’de ortaya çıkan görüntüyü görmezden gelme konusunda üsteleyen muhalefetin birilerince görevlendirilmiş olduklarını, muhalefet yapmak yerine muhalefet rolü oynadıklarını görmek için daha neyi beklediğimizi sormaktan alamayacağım kendimi!
    Mustafa Kemal ATATÜRK yokluğunun üzerinden 3 çeyrek asır geçmiş olasına karşın ders vermeyi, öğretmeyi ve yol göstermeyi sürdürüyor!
    Elbette anlayana…
    Ceyhun Balcı

  • Türkiye Nobel ödülleriyle önce sefaleti sonra da asaleti yaşadı! Türkler 1 milyon Ermeni’yi, 30 bin Kürt’ü kesti diyen ilk Nobellimiz Orhan Pamuk’un bu sözleri görevini yerine getirdi yakıştırmalarına neden oldu.

    Orhan Pamuk bedeni bu topraklarda ama kafası dışarıda oln bir kişilik. Nobel kazandığı belli olunca keyfini çıkartacağım derken aynı zamanda ödülün parasal yönüne de dokundurma yapmaktaydı. İzleyen yıllarda bir kaç Nobel karşılığı parasal varlığı banka hesabına yazdırdığı kestirilemeyecek bir durum değil.

    Nobel ödül tahtasında göze çarpan Türkiye buruk bir sevinç öğesinin ötesine geçemedi. Zamanla bu sevincin de silinip, kaybolduğunu da söylemek olası.

    Benzer davranış ve söylemleri Aziz Sancar’dan bekleyenler fena halde yanıldılar. Ödülün duyurulmasının hemen sonrasında Aziz Sancar’ı sorguya çektiğini sanan BBC muhabiri de duvara toslayanlardandı. Etnik kökenine ilişkin nezaket sınırlarını zorlayan sorular karşısında efendiliğini bozmayan Sancar’ın dudaklarından “Türküm” dışında bir kimlik açıklaması işitilmedi.

    Yine ödülden hemen sonra basına yansıyan Atatürklü Türk bayrağı önündeki duruşu alçakgönüllülüğün ve değerbilirliğin yansıması olarak aldı belleklerdeki yerini.

    Milyon dolarlık ödül keyfi çıkartılacak yerde çalıştığı yerdeki Türk Evi’nin bacasını tüttürebilmeye, kapısını açık tutabilmeye için adandı!

    Doğrusunu söylemek gerekirse Aziz Sancar’ın bilimsel başarısını vatanseverlik ve Atatürk tutkusuyla süslemesi Türk toplumnda karşılık buldu. Olabildiğince sahiplenildi bir parçası olmaktan onur ve gurur duyduğu milletince. Bizim milletçe bir hatamız varsa Aziz Sancar’ın farkına Nobel almadan önce varmamış olmamızdır. Bu çok eski ve bir türlü tedavi edilemeyen hastalığımızın bir an önce şifa bulmasını dileyelim.

    Aziz Sancar bugün İzmir’de İBG-International’da onuruna düzenlenen törende dünyada Nobel’i hak eden yüzlerce çalışma yapıldığını, çalıştığı alanın Nobel ödülüne yaraşır olmasının şansı olduğunun altını çizerek yüce gönüllülük göstermekten de geri durmadı.

    Nobel almakla hiç unutmadığı, gönlünde ayrı bir yere sahip olan ülkesiyle olan ilişkileri biraz daha sıkılaşmış ve ısınmış oldu.

    Ödülü alır almaz eşiyle birlikte aldıkları karar da bir o kadar saygın ve hayranlık uyandırıcıydı. Nobel ödülü madalya ve belgesini Anıt Kabir’e vereceğini açıkladı. 19 Mayıs’ta Ata’nın huzuruna çıkarak bu sözünü yerine getirecek.

    “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir!” diyen bir güzel insana bundan daha güzel ve anlamlı bir armağan verilemezdi.

    Şimdilerde üzerinde tepinilen, aşındırmak ve hatta ortadan kaldırmak için elden gelen ne varsa yapılan Türkiye Cumhuriyeti ve Mustafa Kemal Atatürk Nobel’in gerçek sahipleridir sözleri asalet belirtisi değil midir?

    Aziz Sancar bilimsel başarısının yanı sıra duruşu, vatanseverliği ve bir parçası olduğu milletine gönülden bağlılığıyla gönüllerimizdeki tahtına hiç inmemecesine çıkmıştır!

    Onur ve gurur kaynağımız Aziz Sancar’a saygıyla…

    Ceyhun Balcı, 14.05.2016

  • Ölmüşleri anmak da hak edilmeli! Kendi üzerine sol yaftasını yapıştıran hemen herkes Deniz, Yusuf, Hüseyin dedi başka şey demedi geçtiğimiz günlerde!

    Anılmayı sonuna dek hak eden üçlüdür onlar!

    Ananlar ya da andığını sananlara bakalım!

    Kimler yok ki aralarında!

    Solculuk adına her şeyi söyleyip “Kahrolsun Emperyalizm!” diyemeyenleri mi ararsın? Yoksa, “Tam Bağımsız Türkiye!” demeye dili dönmeyenleri mi?

    Herkesten daha solcu “kimlik siyasetçileri” geri kalır mı? Her zaman olduğu gibi en öndeler. Bu gidişle Denizler, Yusuflar, Hüseyinler dayanamayıp yattıkları yerden kalkıp gelecekler!

    Elbette, iki elleri onları kötüye kullanan, onları anmaya hakkı olmayan ve zerrece anlamamış cılız kalabalıkların yakasında olacak!

    Ve diyecekler ki; “Biz 6. Filoyu boşuna mı denize döktük?”
    “Samsun’dan Ankara’ya elimizde Türk bayrağı dilimizde Atatürk’le yok yere mi taban şişirdik?”

    Son sözlerimiz Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i dillerine dolayıp cehaletin kör kuyusuna düşmüşlere olsun!

    Önce “antiemperyalist”olacaksınız; yetinmeyip “Tam bağımsız Türkiye” diye haykıracaksınız!

    Antiemperyalizmin ve Tam Bağımsız Türkiye’nin bu topraklarda kitabını yazmış olan Mustafa Kemal Atatürk’e dört elle sarılacaksınız!

    Bunu yapmadığınızda adınız düzenbaza çıkarsa ortalığı biri birine katmayacaksınız!

    Ceyhun BALCI, 07.05.2016

    (*) Yazının başlığı TGB’li gençlerden ödünç alınmıştır…

    TGB-480x640.jpg

  • 45035“Kimliğimi kaybettim, yenisini çıkartana dek eskisi hükümsüzdür!”

    Yukarıdaki türden duyurulara gazetelerde sıkça rastlanır. Sıradan ve bir gerekliliği yerine getirmeye yöneliktir.

    Bu 1 Mayıs’ta emek dünyasının bölünmüşlüğü anımsattı bu duyuruyu bana! Emeğin vazgeçilmez gününde bile bir araya gelemeyen emek örgütleri dağınıklığın ve güçsüzlüğün kitabını yazma noktasındadırlar!

    Farklı eğilimdeki örgütlerin farklı yerlerde 1 Mayıs kutlamasına çağırmasına mı yanmalı?

    Yoksa, düşman gördüğü örgütü polise ihbar edeni mi konu etmeli?

    (Ankara’daki kutlama öncesi KESK, Birleşik Kamu İş’i Kolej Meydanı’ndaki kutlama alanına sokulmaması için polise şikayet etmiş. Polisin bu şikayetin gereğini yerine getirmemesi durumunda kendileri gekeni yapacaklarmış)

    Bu yılın iyi haberi 1 Mayıs kutlamalarının Taksim’e rehin edilmesinden vazgeçilmesi oldu! Epeyce acı deneyim sonucu Taksim üstelemesinin kitlelerden kopuşa yol açtığı anlaşılmış olmalı! DİSK-KESK-TTB-TMMOB dörtlüsü Taksim’den vazgeçerken Birleşik Kamu İş’in Taksimcilik anlayışı ile ön alması bir başka ilginç not olarak geçti tarihe!

    Konuya gelmek gerekirse; emeğin bölünmüşlüğünü açıklaması bakımından bir örnek vermekte yarar var! Bırakınız konfederasyonlar arası bölünmeyi aynı konfederasyon içindeki bölünmüşlük göz ardı edilemeyecek boyuttadır. TÜRK İŞ içindeki yanaşmacı ve mücadeleci sendikacılık anlayışı artık kanıksanmış bir durumun ifadesidir.

    DİSK’teki durum da bölünmüşlük göstergesi!

    Bugün Türkiye’de sendikal micadele adına bir eylem kırıntısı varsa onu da metal işkolunda aramak gerekir! Koskoca DİSK’te eylemliliğin merkezinde olan Birleşik Metal İş’in dışlanmış olması gözden kaçırılmamalıdır. Anlı, şanlı bu sendikada dışlanma öyle boyuttadır ki; konfederasyonun genel sekreteri üye sayısı 500 dolayında olan bir tabela sendikasından çıkmıştır. Bu önemli konfederasyona egemen olan kimlikçi siyaset anlayışının ürünüdür.

    Sendikal bölünmüşlüğü, ülkenin bölünmüşlüğüne giden yoldan ayrı tutmamak gerekir.

    Güneş görmüş kar gibi eriyen KESK’in de bir numaralı baş ağrısıdır kimlikçilik.

    Kimlikçi siyaset anlayışında başı çeken bu iki emek örgütünün hemen her zaman yanı başında olan TTB ve TMMOB’a da selam göndermekle yetinelim bu 1 Mayıs yazısında!

    Emek örgütlerinin yitirdikleri kimliği bulmaları biraz da ülke bütünlüğü konusundaki şaşı bakışı düzeltmeleriyle olası değil mi!

    Yitirilen kimliğin bulunması dileğiyle kutlu olsun 1 MAYIS!

    Ceyhun BALCI, 01 Mayıs 2016

  • Onlarca yıldır yazılanları yinelemenin gereği yok! “Anayasada laiklik yer almamalıdır” diyen sicili belli papağan için bir şeyler söylemek ya da yazmak savurganlık olur. Bu gereksizliklerin her birisi durum saptaması anlamına gelir. Ülkenin ise bilmem kaçıncı kez yapılmış, yapılacak saptamalara gereksinimi olmadığı ortadadır.

    Bütün bunları bir yana bırakıp bir şeye özen göstermekte yarar var!

    laiklik-10D9-B3E5-15E1

    Laiklik bu ülkede yaşayan ezici çoğunluğun üzerinde durduğu halıdır! Şaşkın başkanın laiklikle ilgili sözleri o halının üzerinde bulunan herkesi ilgilendirmekteydi. Nitekim, sağcısı, solcusu, ortayolcusu ortak ses çıkardı bu dehşet verici tehdit karşısında!

    Son derece ortada ve bellidir ki; laiklik olmadan bırakınız demokrasiyi, gündelik yaşam bile olmaz, olamaz!

    Seksen yıldır yaşamımızda olan, anayasamızın bel kemiği sayılan laiklik biri birine benzemezleri birleştirmiştir. Birleştiklerini kabul etmeseler de; çıkardıkları ses ve karşı çıkış birleşmenin kanıtıdır.

    Olan bitenler karşısında ayrışmak için her fırsatı kullananlar gerileye gerileye laiklik ya da daha anlaşılır şekilde söylemek gerekirse “olmak ya da olmamak” kavşağında buluşmuş oldular. Bu durum son yıllarda savrulan kesimler için paha biçilmez bir derstir.

    Komünist olabilirsin, sosyalist ya da liberal de olmaya hakkın vardır. Hatta, hiç bir şey değilim ama kimse bana karışmadan yaşamak isterim de demen olasıdır. Farklı sesler çıkartan bu benzemezlerin ortaklaşa gereksinimi laikliktir.

    Bu önemli ortaklaşmadan çıkartılacak sonuç Türkiye’nin başına çöken karanlık bulutları dağıtmaya giden yolun taşlarını döşemiş olmaktadır.

    Laiklik başta olmak üzere bu coğrafyayı ortaçağdan kurtaran Atatürk Devrimleri ülkemizin ve milletimizin tartışmasız birleştirici gücüdür.

    Tekleşme ve karşıtsızlaşma sevdasındaki faşizan iktidar karşısında başka tutunacak dalımızın olmadığını algılamak zorundayız.

    Ülkemiz önünde, sonunda bu paydada birleşecektir.

    Arzulanan bu birleşmenin çok geç kalmadan gerçekleşmesidir!

    Kemalist olmayanlara anımsatma!

    Bu ilkeler çevresinde birleşme kesinlikle kendinize ait düşüncelerden kopmak anlamına gelmeyecektir!

    Olsa olsa, Atatürk’ün deyişiyle “adam olma” paydasında buluşulmuş olacaktır!

    Ceyhun Balcı

  • İzmir seçimleri bitti! İstanbul’dan sana ne diyeceklere yazacaklarımı okumalarını salık veriyorum! Her ne kadar öncelikle İzmir’den sorumlu olsak da; TTB düzleminde başarı elde etmek, o düzlemi işgalden kurtarmak gibi bir hedefimiz de olduğu için İstanbul’a ya da başka bir ile karışmak gibi bir hakkımızın olduğu kesindir.

    Başta ilgisizlik onu izleyerek de korkutma İstanbul’daki hegemonyanın önde gelen nedenidir. Zaman zaman ortaya çıkan oluşumların gerek güçbirliği yapmadaki eksiklikleri ve gerekse “korkutma” % 15-20 katılımlı seçimlerde sonucun önceden belirlenmesi anlamına geldi.

    Hekim sayısı ve ona koşut delege sayısı göz önüne alındığında İstanbul seçimleri kilit önemdedir. İstanbul devrilirse TTB’ye egemen olan anlayışı yerinde tutmak olanaksızlaşır!

    İzmir’de çok işe yaradı! Karşımızdaki grubu TTB üzerinden sıkıştırdık. Öyle işe yarayan bir aygıt oldu ki; başka hiç bir şey söylemeye gerek kalmadı! İzmir’de olduğu gibi İstanbul’da da TTB’ye güvensizlik ve öfke üst düzeydedir. TTB çizgisini izleyenlerin seçim kazanmasının önüne geçmenin yolu onların TTB konusundaki görüşlerini ortaya koymaktır. Bu yapıldığında verebilecekleri biricik karşılık romantik çığlıklar olacaktır!

    İstanbul’daki meslektaşlar!

    TTB’den yakınıyorsanız, TTB’nin bir meslek örgütü çizgisine çekilmesini arzu ediyorsanız elinizdeki oy gücünü verimli şekilde kullanmalısınız!

    Seçenek var mı diye soracaklara yanıtım hazır!

    CUMHURİYETÇİ HEKİMLER NE GÜNE DURUYOR?

    Haydi İstanbullu meslektaşlar, değişim için, meslek örgütü bir oda ve TTB için bu kez duruma el koyun!

    http://www.cumhuriyetcihekimler.org/

    Ceyhun BALCI, 20.04.2016

  • Nisan’a İzmir Tabip Odası’nda karşı listeyi sandığa gömerek başladık! Kuvvayı Milliye hareketi küreselcileri yenilgiye uğrattı! Başka deyişle kağnı otomobili yendi. Uyuyan güç uyanıp da birlikle yoğurulunca manzara böyle oldu! Hedefimize varmadık henüz! Ankara’daki TTB saltanatı yıkılmadıkça işimiz bitmiş olmayacak!

    Nisan ayı 23 Nisan yasağıyla başladı! 23 Nisan’a bekçi edilen Kutlu Doğum Haftası’na alıştı insanımız. Öyle ki, bu saçmalığa karşı durması gerekenler bile Kutlu Doğum Haftasıcı kesildiler. Türkiye’de laiklik sorunu olduğu söylenemediğine göre bunda da bir sorun olmasa gerektir deyip geçelim!

    25 Nisan’da ANZAK törenleri yapılacak! 18 Mart’ı takmayan şaşkınlar 25 Nisan’da gözyaşlarını tutamazlarsa şaşırmayın derim!

    Bu ayın bir başka önemli olayı Ermeni Soykırımı Soytarılığı’dır!

    Bedenleri burada, akılları uzakta olanların ilgi gösterdiği bir alandır bu! Ayran budalası kıvamındaki çakma aydınlar için Ermeni Soykırımı Soytarılığı küpünü doldurma aracıdır her şeyden önce! Efendilerinin gözüne girip, külah ve para kapma aracıdır bu gibi işler.

    Onlar hakkında fazlaca söze edip hak etmedikleri üne kavuşturmanın gereği yok!

    Şu günlerde ABD’de kent kent gezip olayın aslını anlatmaya çalışanlardan söz edildiğini duyuyor ya da okuyor musunuz? Evet demeniz güç!

    Konuyla ilgili akademik çalışmalarıyla tanınan Mehmet PERİNÇEK ve yine bu konuya ilişkin en iyi belgeselin altına imza atmış olan Serkan KOÇ kitapları ve CD’leri sırtladıkları gibi sefere çıkmışlar!

    Kuzey Karolina durağında izleyiciler arasında Nobelli Aziz Sancar da varmış! Yurtsever olmak iyi bilimci olmaya engel değilmiş anlaşılan!

    Aziz Sancar’ı Nobel’le tanıdı pek çoğumuz! Ama, her fırsatta ortaya koyduğu gibi aynı zamanda bir vatansever olmaktan kaçınmayan, atılgan bir mangal yürekli olduğunu da öğrenmiş olduk bu süreçte!

    13007083_1012614512142789_3534437898108269565_n

    BU TOPRAKLARDA MUSTAFA KEMALLER YENİLMEZ!

    BU TOPRAKLARDA MUSTAFA KEMALLERLE MÜCADELE ETMEYE KALKIŞANLAR UNUTAMAYACAKLARI DERSLER ALIRLAR!

  • 13192

     

    Tabip odası seçimleri sürecinin başlamasıyla birlikte TTB MK’nin görev süresi de sona yaklaşmış oldu!

    2014-2016 dönemi TTB MK 60 yıllık tarihinin en etkisiz, verimsiz ve saygınlık aşınmasına uğrayan dönemini yaşadı. Tabip odaları üyelerinin % 20’sinin oyuyla göreve gelmiş olan MK izlediği yanlış ve ülke gerçeklerinden kopuk politikayla bindiği dalı kesmekten öteye geçemedi.

    Kimlik siyasetine payanda olmakta sakınca görmeyen şaşkın tutum olsa olsa kitlenin yalıtılması ve bir sonraki dönemdeki iktidarı güvence altına almaya yarardı. İçinde bulunduğumuz seçim döneminin sonunda dile getirdiğimiz olasılığın yaşama geçip geçmediğini hep birlikte göreceğiz.

    Yukarıda anılan nedenlerle TTB’nin hekimler gözünde değer taşıması olanaksızdır. Çok daha kötüsü bu değersizlik yöneticilerin sorumsuzluklarının yanı sıra örgüte de fatura edilmektedir. Sorumsuz ve yolunu yitirmiş yöneticilerle birlikte kaybedenler hanesine TTB’nin de adı yazılmaktadır.

    Dünkü seçimde yaşadığım bir olay yazıya döktüğüm durumu doğrulaması bakımından önemliydi.

    Günün ortasını geçmiştik. Otuzlu yaşlarını sürmekte olduğunu kestirdiğim bir doktor hanım oy kullanacağı sandığı aramakta. Yardımcı olmaya çalışırken ben de adayım diyorum. Diğer listeden farkımızı vurgulamak için TTB ile çeliştiğimizi, asıl sorunumuzun İzmir kadar TTB olduğunu anlatıyorum. Aldığım karşılık izlediğimiz stratejinin doğruluğunu ortaya koyuyor. Genç meslektaşım oyunun rengini bu önemli ayrıma göre belirleyeceğini belirterek bilgilendirmeme teşekkür ediyor!

    Bu kısa ama anlamlı diyalog TTB konusundaki haklılığımızı perçinlerken; bu bağlamdaki ayrımı daha güçlü bir şekilde ortaya koymamız gereğini bir kez daha anımsatmış oluyor.
    Özetle, bugünkü TTB çizgisinin Türkiye’deki 130 bin hekimi birleştirmesi olanaksızdır. Dolayısı ile, Romalı senatörün sıkça yinelediği “Kartaca Yıkılmalıdır” sözüne öykünerek “TTB Kurtarılmalıdır” diyorum.

    Hem de ivedilikle…

    Ceyhun BALCI, 18.04.2016

  • b602a8690dd297522ae4f207303408d6

    2014 yılındaki İzmir Tabip Odası seçimlerine gerçeklik payları olmasa da “asistanlar” ve “özel hekimlik” damga vurmuştu. Baskı altına alınan ve bindirilmiş kıtalar halinde seçime taşınan çok sayıda asistan hekim hocalarının yüzüne bakmaya bile korkmuştu. Son kullanma tarihi dolan ve işe yaramayacağı anlaşılan bu iki aygıtın yokluğunda bu kez bir meslektaşımızın valilikçe açığa alınmasının koyu gölgesi altına gidildi seçime.
    Her fırsatta dile getirdiğimiz katılımı artırma hedefine erişemesek de yukarıda anılan iki alandaki efsanenin yokluğu seçimi olağan ortamına taşımış oldu.
    HEKİMGÜÇBİRLİĞİ grubu içinde 5. kez aday olduğum bu seçimlerde koşarak çalıştık demem gerekir. Aday belirlemelerinin başarısı sonuçlara fazlasıyla yansıdı. Çekirdek grubun çalışmalarına eklenen (yeni) adaylarımızın hakkı ödenecek gibi değildir.
    İlk kez Kültürpark’ta yapılan seçimler yer belirlemenin de doğru olduğunu gösterdi. Okul bahçesinde sıkça rastlanan ve hekimlere yakışmayacak çığırtkanlık ve işportacılık görüntülerinden eser yoktu. Geniş alanda son derece temiz ve nezih bir ortamda gerçekleştirilen seçimde aksaklık yok denecek azdı. Yer seçimine katkıda bulunanlara teşekkür etmeliyiz. Seçimden sorumlu kamu görevlisinin seçim sonundaki bundan böyle seçimler burada yapılsın dileğini de paylaşmış olayım.
    Alanda bizler hakkında yürütülen Akit destekli AKP listesi söylemleri olsa olsa çaresizliğin dışavurumu olarak not edilebilir. Oysa, biz her iki listede yer alan hekimlerin son derece değerli olduğuna vurgu yaparak sorunumuzun kişisel değil çizgisel olduğunu sonuçlardan da anlaşıldığı gibi başarıyla anlatabildik. Bu çizgiyi sürdürmekte yarar var! TTB’nin yanlış çizgisine vurgu ve bu çizgiyi değiştirme iddiası önemli getiri sağlamış görünüyor. Hekimleri etkilemede anahtar sözcük TTB’dir. Ayrıca, çaresiz ve ne olursa olsun seçim kazanmak zorunda olanların başvurmakta sakınca görmediği karalayıcı söylemler tutturmak bizlere yakışmazdı.
    Bu seçimde sağlanan bir başka başarı efsane isimlerin seçim sandığına gömülmesi olmuştur. Yarın seçim olacak olsa DKH bırakın seçim kazanmayı liste çıkartmayı bile başarması zor gözükmektedir.
    Dün akşam neden 30-0 yapamadık diye hayıflanmış olabiliriz. Ama, tarihteki kimi mutlak üstünlüklü yengilerin çok geçmeden çok daha şiddetli çatışmalara yol açtığını unutmayalım. Birinci Dünya Savaşı sonundaki Versay Antlaşması’nı anımsayınız.
    İzmir’in dağlarında çiçekler açtırdığımız için ne kadar gururlansak azdır. Unutmayalım ki karşımızda ummadığı ağırlıkta yenilgi almış bir topluluk vardır! Kışkırtmalardan uzak durmakta ve ağırbaşlı olmakta yarar olduğu kesindir.
    İzmir’de büyük emeklerle oluşturulan çizginin ülke geneline yansıtılması gereklidir. Artık, İzmir’e sığmadığımız, sığmayacağımız anlaşılmaktadır. Bundan böyle çabaları bu yönde yoğunlaştırmak gerekiyor. Bunun önde gelen koşulu HEKİMGÜÇBİRLİĞİ modelini ülke genelinde yaygınlaştırmaktır.
    Sonuçlar hepimize kutlu olsun!
    Birlikte yürümeyi sürdürelim!
    Ceyhun Balcı

  • Değerli meslektaşlar,

    Sizlere bir kez daha rahatsızlık veriyorum!

    17 Nisan Pazar günü İzmir Tabip Odası seçimlerinde oy kullanacaksınız!

    Bir aday olarak ben de kararınızı etkileme çabasındayım! Elbette hoşgörünüze sığınarak!

    Bağlantıdaki görüntülere göz atmanızı diliyorum!

    http://www.izmirtabip.org.tr/L/TR/mid/396/hcid/16/hid/1552/TTB_MERKEZ_KONSEYI_IZMIR_TABIP_ODASI’_NI_KARALAMAYA_CALISIYOR_!_NEDEN_?.htm#HaberDetay

    Oda seçimlerinde aday olan tüm meslektaşlar tarafı ve yönü bir yana son derece değerli ve iyi hekimlerdir. İyiliğimizi ve özverimizi doğru çizgide bulunarak tamamlamalıyız.

    Hekimler ve hekimlik sorunları dağları aşmışken; siyasetin konusu olan sorunlara dalıp, gitmeyen bir TTB için oyunuza talibim!

    Siz de bu durumdan rahatsızlık duyuyorsanız, çatı örgütü TTB’nin olumsuz siyasi tutumundan hoşnut değilseniz 17 Nisan’da kısacık zaman ayırıp oyunuzu kullanın!

    17 Nisan sevgili meslektaşımız Ersin ARSLAN’ın aramızdan alınışının 4. yıldönümüdür. Bu anlamlı günde üyesi olduğunuz meslek örgütüne oyunuzla katkıda bulunmanızı diliyorum!

    Bütün enerjisini ve zamanını siyasete harcamak yerine hekimlere ve hekimliğe odaklı bir TTB için oylarınız HEKİMGÜÇBİRLİĞİ’ne!

    Bir parçası olduğum HEKİMGÜÇBİRLİĞİ TTB’yi bu olumsuz durumdan kurtarmaya kararlıdır!

    Oylarınız boşa gitmeyecektir…

    Saygılarımla…

    Ceyhun BALCI