• AİHM’in Perinçek-İsviçre Davası’na ilişkin son kararı kestirilenden çok daha fazla sonuca gebedir. Ama, bu sonuçların kendiliğinden ortaya çıkması beklenmemelidir!
    Çalışmalar ara vermeksizin sürdürülmelidir!

    http://www.e4haber.com/yazarlar/ceyhun-balci/aihm-karari-ve-ermenistan/50/

    armenia-logo

    ERMENİSTAN Futbol Federasyonu logosunda iki Ağrı’nın ne işi var? Futbol yalnızca futbol değildir. Bırakınız logoyu Ağrı dağlarının sahipliği konusu Ermenistan Anayasası’nda bile yer almaktadır. AİHM kararı bu düşmanlığın sonlandırılması için de fırsat sunmaktadır Ermenistan’a!

  • MELEK HANIMIN ZİYARETİ (!)

    images

    Ankara’nın başkent oluşu Cumhuriyet’le yaşıt! Cumhuriyet’in ilanından 16 gün önce 13 Ekim 1923’te TBMM kararıyla başkent İstanbul’dan Ankara’ya taşındı! İmparatorluğun külleri üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri ilk meclisle birlikte Ankara’da atıldığı için bu karar yeni bir sayfanın açıldığı döneme uygun bir gelişmeydi!

    http://www.ataturk.net/mmuc/baskent.html

    Yarın (18.10.2015) günü Almanya Başbakanı Şansölye Melek Türkiye’ye bir günlük çalışma ziyareti gerçekleştirecek. Türkleri ve Türkiye’yi sevmediğini saklamayan Şansölye Melek mülteci akınının zorlamasıyla geliyor İstanbul’a. Tek gündem maddesi Suriyeli mülteci akınının Türkiye’de durdurulması!

    Durum böyle olunca Türkleri doğrudan aşağılamak söz konusu değil bu kez! Heybesinde bir kaç tane havuç bulunacağı kesin!

    Bir kaç milyar avro para, vizenin kaldırılması ve üyelik görüşmelerinin hızlandırılması havuçlarıyla kandırmaya çalışacak bizimkileri.

    Vizelerin kalkması zaten bir kaç yıl içinde yürürlüğe girecek bir antlaşma maddesidir. Dolayısı ile bu yürürlüğün öne alınmasından başka bir şey değildir mükemmel gelişme! Yine de, havai fişekli kutlama yapmaya değer bir gelişme olarak sunulacaktır seçim öncesinde Türk halkına!

    Bir kaç milyar avronun sözünü bile etmeye değmez! Suriyeli mültecilerin Türkiye’de konuk edilmelerinin yaratacağı parasal tablo bu havuçla karşılaştırılamayacak denli oylumludur.

    Üyelik görüşmelerinin hızlandırılması konusu da aldatmacalarla dolu bir başlıktır.

    Sonuç olarak havuç adı altında sunulacakların anlamlı bir değeri yoktur.

    Yazıya Ankara’nın başkent oluşuyla başlamıştık. Ankara’daki kanlı saldırının acısıyla geçen haftaya rastlayan Ankara’nın Başkent Oluşu bırakınız kutlanmayı akla bile getirilmedi!

    Şansölye Melek’in ziyaretindeki ayrıntıya değinerek sonlandıralım sözlerimizi!

    Melek hanım Türkiye ziyaretinde Ankara’ya ayak basmayarak da bir saygısızlık yapmış oluyor. Doğrudan değilse de, dolaylı olarak!

    Olağan koşullar altında böyle bir ziyaret programı oluşturulamazdı! Ama, gelin görün ki; Türkiye’deki eşdeğerleri de Türkiye’yi, Türkleri ve onların nezdinde kendisini gösteren değerleri sevmemekte Melek hanımla yarışa tutuşabilirler.

    Özetle, Melek hanım nezaketsizlik yapmış olabilir ama, bu aşağılamanın gerçek sorumluları Ankara’daki İstanbul kafalılardır!

    Ceyhun BALCI, 17.10.2015

    Not : İstanbul kafalılar nitelemesinin alınganlık yaratmasına gerek yok! Ankara başkentken, İstanbul’u öne çıkartan, bir önemli yabancı konuğun Ankara’ya gelmemesini sorun etmemek Osmanlı özlemciliği ve Cumhuriyet düşmanlığıyla açıklanabilir. İstanbulluları ve İstanbul’da yaşayan dostları bu nitelemeden bağışık tuttuğumun bilinmesini isterim.

  • ERMENİ SOYKIRIMI NE DEMEK?
    map_genocide3s
    Dünkü tarihsel nitelikli AİHM kararı tüm zamanlarda Türkiye’nin başına gelmiş en iyi şeylerden birisidir! Türkiye başındaki büyük bir derdi, önemli bir emperyalist yalanı def etme yolunda fırsat yakalamıştır bu kararla! Önemli başarı elde edilmiş olmakla birlikte yapılacaklar, yapılması gerekenler bitmiş değildir. Tersine çok daha yoğun bir çalışma gerektiği unutulmamalıdır. Hiç olmazsa bundan böyle, bugüne dek izleyici olmakla yetinen, emperyalist odakların etkisiyle edilgenleşen devletin harekete geçmesi öncelikli beklentidir!
    Önemle üzerinde durulması gereken bir başka soruyu gündeme getirelim!
    “Ermeni Soykırımı” başlığı altında yürütülen tartışmalar yalnızca bir tarihsel olaya mı yöneliktir? Kesinlikle 100 yıl önce yaşanmış bir olayın ötesinde anlam taşımaktadır bu durum!
    Bu savların o günlerin ötesinde hedefler gözettiğini anlamak hiç de zor değildir!
    Şeytan ayrıntıda gizlidir sözü gereğince; bu savları ileri sürenlerin pek çok ortamda 1915-1923 zaman aralığını dillendirdikleri bilinmeyen bir durum değildir. 1923 Osmanlı’nın külleri üzerinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihi olduğuna göre Ermeni Soykırımı savları aracılığıyla yalnızca sözde soykırım gevezeliğiyle yetinilmemekte aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti de boy hedefi yapılmak istenmektedir.
    Lozan Antlaşması günlerine dönüp bir diyaloğu anımsamakta yarar var! Emperyalistlerin üsteleyen istekleri karşısında Nuh deyip, peygamber demeyen İsmet Paşa’nın kararlı tutumu karşısında bunalan Lloyd George’un şu sözlerini yinelemekte yarar var!
    “Şu ana dek bütün isteklerimizi geri çevirdiniz! Ben bu isteklerin yazılı olduğu kâğıdı şimdilik katlayıp cebime koyuyorum! Günü geldiğinde yeniden önünüze konulmak üzere!”
    1915-1923 süreci önemsiz bir ayrıntı gibi görünse de çok önemli bir tehlikeye işaret etmesi bakımından göz ardı edilmemelidir.
    Bu açıdan bakıldığında Nobelli romancının 1.5 milyon Ermeni’yi kestik demesi de, milletvekili sıfatlı bilinç körlerinin “Ermeni Soykırımı ile Yüzleşilmeli” pankartlarının bir ucuna iliş(tiril)meleri de boşuna değildir.
    Bu tarihsel kararın elimizi güçlendirmesi sonrasında kendini bilmezlikle de savaşım verilmesi gereği unutulmamalıdır.
    Sözde Ermeni Soykırımı özürcülüğü kisvesi içine ustalıkla yerleştirilmiş olan asıl hesap Lozan’a karşı Sevr’in hortlatılması; dilimlenmiş Anadolu projesinin canlandırılmasıdır.
    Özetle, AİHM kararı önemli bir yanlışı ve bu yanlış üzerinden sürdürülen tartışmayı sonlandırmış olabilir! Ama, bu ülkenin vatanseverlerinin görevlerinin bittiği anlamı da çıkartılmamalıdır bu mutlu sondan!
    Tersine çok daha kararlı ve uzun erimli bir savaşımın öngününde olunduğu bilinci daha da keskinleştirilmelidir.
    Atacağı her adımı pek çok hamle sonrasını öngörerek kararlaştıran emperyalizme karşı duruş ciddi bir iştir.
    Kazanılan bu başarıyı kendilerine mal etmek yerine Türkiye’ye mal eden ve yine bu başarıyı Mehmetçik’e armağan eden bilgeliğe de şapka çıkartmayı unutmamak gerekiyor! Bu soylu duruşun üçüncü sınıf kasaba politikacılığının ötesine adım atamayan siyasetçilerimize örnek olması dileğiyle…
    Ceyhun Balcı, 16.10.2015

  • AİHM KARARI ÜZERİNE

    oto-aihm-in-1915-olaylari-ile-ilgili-tarihi-k-5437301_o
    Perinçek-İsviçre Davası’nda AİHM Büyük Dairesi son kararını verdi! Böylelikle gerçeklere dayanmayan sürecin de sonuna gelinmiş oldu.
    Hukuk dediğimiz çok önemli değerler topluluğu ülkemiz Türkiye’de ayaklar altına alındığı; çoğu zaman hiçe indirgendiği için pek çok kişi bu önemli kararın anlamı konusunda ikileme düşebilir.
    “Ermeni Soykırımı Emperyalist Bir Yalandır!” demek bundan böyle Avrupa’nın 42 ülkesinde suç olmaktan çıkmıştır. Bu sözü suç sayanlar yasalarını gözden geçirmek ve mahkemenin kararı doğrultusunda düzeltmek göreviyle karşı karşıyadırlar. Diğer yandan, yine Avrupa’nın 42 ülkesinde ders kitaplarına kadar sokulan bu saçmalığın ortadan kaldırılması gerekecektir. Talat Paşa Komitesi’nin Rauf Denktaş öncülüğünde başlattığı; Doğu Perinçek’in kararlı adımlarıyla sürdürdüğü mücadelede önemli başarı elde edilmiş olmakla birlikte yapılacaklar bitmemiştir. Bu karar gereğince tarihe ve gerçeklere ihanet edenlerin peşine düşülmelidir.
    Her ne kadar ilk bakışta karşımızda Ermenileri ve Ermenistan’ı görsek de; bu kararla yenilgiye uğrayanların emperyalistler olduğu unutulmamalıdır. Bu önemli nokta göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda Türk ve Ermeni halklarının düşmanlaştırılması projelerine hizmet verecek davranışlardan uzak durulmalıdır.
    Ermeni Soykırımı savlarını ileri sürenlerin son zamanlarda sıkça altını çizdikleri sürecin 1915’den 1923’e uzatılmış olduğu göz önüne alınırsa Ermeni Soykırımı savlarının bir bahane olduğu anlaşılır. 1923 bilindiği gibi Sevr’i yırtarak Lozan’ı yapanların eseridir. Sürecin 1923’e uzatılması Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün de sorgulanması anlamı taşımaktadır. Bu önemli nokta konusunda da özenli ve uyanık olunmalıdır!
    Bu önemli başarı elde edilirken; zorlu süreçte yol alınırken Türk siyaseti nerede yer almıştır? Hiç de uzakta değil nerelerde yer aldıklarına ilişkin görüntüler. Tarihsel gerçekler böyleyken bu ülkede milletvekili sıfatı taşıyanların Ermeni Soykırımı özürcülüğüne soyundukları unutulmamalı! Bu yalanı açıkça savunanların, Türkiye’nin özür dilemesi gereğini öne sürenlerin TBMM’ye vekil olarak sokulduğu da akıldan çıkartılmamalı! Bugün Strazburg’da kararını açıklayan AİHM duruşma salonunda Ermenistan Başsavcısı vardı! İsviçre’nin oradaki varlığı elbette olağandı! Ermenistan Başsavcısı’nın ne işi vardı sorusu da akla getirilmeli değil midir?
    Yokların listesi oldukça uzundur Türkiye açısından!
    Türkiye’nin başındaki bir büyük derdin def edildiği günde TBMM’de yer alan partiler AİHM salonunda yer almayarak tarihsel bir yanılgıya düştüler.
    Gerekçeleri yaklaşan seçimler miydi yoksa Ankara’da patlayan bombalar mı? Söylemedikleri için bilmemiz zor! Ama, ulusal yas varken düğünlerde boy göstermekte sakınca görmeyen ileri gelenlerin yokluğu bu coşkulu güne gölge düşürmüştür.
    Bu önemli karardan sonra tutumlarını gözden geçirmek zorunluluğuyla karşı karşıya oldukları kesindir!
    Bu sevindirici ve çok değerli gelişme hepimize kutlu olsun!
    Ceyhun BALCI, 15.10.2015

  • ONUNCU YOKLUK YILINDA
    ATTİLÂ İLHAN

    Karsiyaka-Attila İlhan

    On yıl önce uğurladık onu sonsuzluğa! Ardından yapılan ilk yorumlarda unutamadığım sözler vardı! “Şiiri çok iyiydi ama ya siyasi görüşleri…” sözleriyle özetlenebilir ardından söylenenlerin bir bölümü! Ödünsüz eleştirel yaklaşımı başta kendisini solda görenler olmak üzere hemen her kesimi rahatsız ederdi. Zaten, Attilâ İLHAN olmasını da bu rahatsız ediciliğe borçlu değil miydi biraz da?

    Şiiri ve romanı da tartışmasız iyiydi onun! Ama, son yıllarına damgasını vuran düşünsel yönü bir kenara bırakılırsa haksızlık edilmiş olur ona!

    Sağdan sola, küreselleşmeden laiklik kavramına, partiden Atatürk’e varıncaya dek bir dizi olguyu “Hangi” dizisinden kitaplarıyla irdelemişti.

    Hangi_kuresellesme hangi hangi1

    Bence en önemli yaklaşımı emperyalizm üzerineydi! Türkiye’nin hızla ilerlediği cendereye ilişkin bakışı emperyalizm penceresindendi! Böylelikle sağlıklı ve tutarlı olabildi. Son döneminde bu duruşuyla da Türk aydınlarına önemli bir rehberlik hizmeti verdiği de göz ardı edilmemeli!

    Her zaman eksik etmediği “neden” sorusu üzerinden dünkü kanlı-karanlık günün çözümlemesini de kusursuz yapardı!

    Yokluğunun onuncu yılında eksikliği her geçen gün daha fazla duyumsanıyor…

    Rehberliğini daha doğrusu rahatsız ediciliğini özledik!

    Anısına saygıyla…

    Ceyhun BALCI, 11 Ekim 2015

  • TERÖRLE İÇLİ DIŞLI OLMAK!

    ankara-patlama-haritasi,Vl9Tb69V0UC11ANyS8MZug

    Bugünkü kanlı saldırı sonrasında yakın geçmişte yolculuğa çıkalım! İki binli yıllara girmeye hazırlanırken bölücübaşı Suriye’den çıkmaya zorlanmış ve bu gelişmeyi izleyen bir kaç ay içinde ele geçirilmişti. Başkalarından esirgediği ve kendisinin zerrece hak etmediği adaletle yargılanarak yaşamboyu hapisle cezalandırılmıştı.

    Yargılayan da sorgulayan da yaşıyor! Rastlantıya bakın ki; her ikisi de VP’de siyaset yapıyor.

    Bugünün İmralı kıymetlisi o günlerde süt dökmüş kedi gibiydi. Yanlış yaptığından ve her fırsatta aşağıladığı TC ile işbirliği yapmaktan söz ediyordu!

    Yargılayan Mehmet Turgut Okyay bu yargılamadan kısa süre sonra Adıyaman’ın Tut ilçesine bağlı köyüne yürüyerek gidebilecek denli güvenli ve terörden arındırılmış bir Türkiye manzarası vardı karşımızda!

    Emperyalist proje partisi AKP’nin Türkiye’nin yönetimini ele geçirmesi; bununla kalmayıp biri birini izleyen seçimlerde egemenliğini pekiştirmesi “devletle işbirliğine hazır bir katille devletin işbirliğini”doğurdu!

    Avustralya’dan, Hint Okyanusu’ndan ifadeye çağırılan subaylar koşarak ülkelerine dönerken; kevgire dönmüş ülke sınırlarından koşar adım içeri giren başkaları da vardı! Habur’da kurulan çadır mahkemelerinde ışık hızıyla aklanan eli kanlı katiller davul, zurna eşliğinde utku kazanmış savaşçılar olarak ilçe ilçe dolaştırılmaktaydılar.

    Devletle işbirliği zorunluluğunun ortadan kalktığını gören İmralı kıymetlisi işi ilerletmeyip de ne yapacaktı? Bir adım sonrasında kitlesel asker tutuklamalarında, mahpus olacakların listesini hazırlama fırsatı bile buldu. Yargılayanı değil ama sorgulayanı ve onun nezdinde terörle mücadeleye yıllarını vermişleri başarıyla saf dışı bıraktırabildi.

    Şam’da namaz hevesiyle yanıp tutuşan kudretli AKP iktidarı bir gecede düşman olduğu Esad’ı yıkmak uğruna karşısına çıkan herkesle ve özellikle de dinci/bölücü eşkıyayla dostluğu ilerletti. Silah götüren cankurtaranlar yaralı getirirken; sınırdan içeriye iç savaştan kaçan umarsızların yanı sıra sayısı belirsiz terörist elini, kolunu sallayarak girdi.

    Tam da bu ortamda açılım saçmalığı gereğince polis karakola, asker kışlaya hapsedildi. Bu engin hoşgörü ve serbestlik ortamında belediyelerin iş makineleri bile teröristlerin başyardımcısı oldu çıktı. Dedektörlere yakalanmayan bomba düzenekleri, çoluk çocuklarının gözü önünde öldürülen subaylar, polisler! Uykularında katledilen güvenlik güçleri!

    Cin şişeden çıkmıştı bir kez!

    Yaklaşık iki buçuk aydır harekete geçen asker, polis yaşamsal bir mücadeleye girişti teröre karşı! İlginçtir! Bu mücadele bile aklı başında pek çok kişinin de aralarında bulunduğu kimilerince “saray savaşı” olarak yaftalandı.

    İki buçuk ayda kahpece öldürülen 150 dolayında asker, polis! Onlara eklenen bir o kadar suçsuz yurttaş!

    Son bir kaç ayda akan kanda geometrik artış olsa da; son 6-7 yıldır terörle içli dışlı olmuş bir Türkiye! Meslek örgütleri, sendikalar, siyasetçiler, demokratik kitle örgütleri ve hatta dinsel topluluklar terörü övmekte, teröre güç vermekte sakınca görmediler. Bu akıl almaz aymazlığın tek gerekçesi vardı oysa! BARIŞ!

    Böylesi kutsal ve koruyucu bir gerekçe olunca bir kaç mangal yürekli dışında sesini çıkartanın olmamasına da şaşmamak gerekirdi!

    Terörle böylesine sarmalanmış bir ülkede önce Suruç bugün de Ankara saldırıları yaşandı!

    Elbette acımız büyük! Yastayız!

    Ama, hiç olmazsa bu kez sorgulamayı akıl edebilecek miyiz?

    Bugüne dek ne, nerede, nasıl, ne zaman ve kim sorularını sormakta kusur etmedik! Bir önemli eksik vardı her seferinde atlanan!

    “Neden?” sorusu her nedense sorulmadı! Unutkanlık mı bilinçli bir göz ardı ediş mi? Bilinçli olduğuna kuşku yok! Bu soru sorulduğunda içine düştüğümüz gaflet, delalet ve hatta hıyanet tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktı çünkü!

    Türkiye’nin terör sorunu emperyalist bir kurgudur! Terörün nedeni de bu kurgudur!

    Bilinç körlüğümüz tedavi edilip, nasıl sorusunu sormadıkça; Ankara son olmayacaktır! Bir sonrakine dek öfkemiz dinecek, acılarımız hafifleyecek ama bir sonrakinde hepsi yeniden kabaracaktır!

  • SURİYE’DE OLANLARIN FARKINDA MIYIZ?

    561510820f254407f0fe1fc3

    Pek çok uzmanın da doğruladığı gibi Suriye’deki vekalet savaşı Rusya’nın alana çıkmasıyla son buldu. Uzayan karmaşayı sonlandırma yolundaki Rusya hamlelerinin biri diğerini izliyor.

    Suriye ile 911 km sınırımız var. Ne yazık ki; geçtiğimiz 4 yıl boyunca Türkiye bu en uzun sınır komşusuna yönelik pis bir vekalet savaşının onursuz taşeronu olmuştur. Daha açık deyişle; Türkiye, Suriye yangınına benzin dökmekten geri durmamıştır. Daha da kötüsü Türk siyasetinin ve onunla koşut olarak Türk toplumunun bu utanmazlığa ve hıyanete sessiz kalmış olmasıdır. Bir kez daha seçime giderken; TBMM’ye girmesine kesin gözüyle bakılan partilerin bu konuda en küçük bir düşünce ve tasarımlarının olmadığı üzüntüyle gözlemlenmektedir.
    Rusya öncelikle 300 km çaplı bir alanda her türlü uçuşu olanaksız kılan bir hava şemsiyesi oluşturmuş durumda. Bu güvenli ortamda Suriye’nin bütünlüğüne yönelmiş tehditlerle mücadele amansızca sürdürülmektedir!

    http://www.tgrthaber.com.tr/dunya/rusya-suriye-de-ucusa-yasak-bolge-kurdu-91248

    Bugün gelen bir başka haber çok daha ilginç! Rusya Suriye’deki başı bozuk takımını Hazar Denizi’nden fırlattığı füzelerle de vurmuş. Ne gerek var diye düşünülebilir. Hazar’dan füze fırlatılması bir gereklilikten çok gövde gösterisini de amaçlamış olabilir. Eylemli değilse de söylemli olarak Rusya müdahalesine çatlak ses çıkartan herkese verilen bir iletidir bu!
    http://www.hurriyet.com.tr/rusya-hazar-denizinden-vurdu-30256441

    Bir başka habere göre Suriye’de konuşlu bozguncu toplulukların bombardıman karşısında kaçmaktan başka çarelerinin kalmamış olması!
    Dört yıl boyunca sivillerin kaçışına ve sığınmasına adres olan Türkiye anlaşıldığı kadarı ile bu kez serserilerin sığınağına dönüşecektir. İlk alınan haberler Türkiye’yi yöneten iş bilmezlerin gönül bağı içinde olduğu bu tiplerin görmezden gelindiği yönünde.

    http://www.aydinlikgazete.com/dunya/teror-gruplari-turkiyeye-kaciyor-h77161.html

    Rusya’nın Suriye’ye yardım amacıyla savaş alanında boy göstermesi Türkiye için de önemli bir fırsattı! Taşeronluktan vazgeçilip, ülkenin yararı gözetilmiş olsa bırakınız Rusya’yla hava sahası didişmesine girişilmesini; işbirliğine bile gidilebilirdi.
    Dört yıldır pek çok kez yinelendiği gibi Suriye’nin birliği, dirliği ve esenliği Türkiye’nin iyiliği anlamına gelmektedir. Şam’da namaz sevdasından ve kirli emperyalist planlara aracı olmaktan çark edip Türkiye’nin çıkarları öncelense yapılacak şey çok açıktı!
    Türkiye’nin de katıldığı bir süpürme harekâtıyla Suriye serserilerden hızla temizlenirken; Türkiye için öncelikli tehlike olan PKK unsurlarıyla savaşımda da önemli adımlar atılabilirdi.
    Bu işbilmezliğe ve hıyanete karşın Rusya’nın Suriye’deki etkinlikleri Türkiye yararına sonuçlar doğuracaktır.
    Bakmayın bizim çakma efelere!
    Enerjisinin % 50’sini tümüyle dışa bağımlı olduğu bir kaynaktan, Rus doğal gazından elde eden bir ülkenin Rusya’yla değil itişmeye, çekişmeye bile gücü yoktur, olamaz!
    Seçime giden Türkiye’nin yönetil(e)mediği anlaşılmaktadır bu gelişmelerden!
    Daha da kötüsü, seçime giren ve TBMM’ye girme olasılığı bulunan hiçbir partinin de Türkiye’yi (Türkiye’den) yönetmek gibi bir niyetinin olmayışıdır!
    Ceyhun BALCI, 07.10.2015

  • Marifet iltifata tabi olmalı deyişi gereğince Altınordu’nun başarısı fark edilmelidir!
    Transfer hovardalığı, teknik direktör/futbolcu kıyımı ve hakeme sövgüyle özdeşleşen futbol ortamında böyle bir örneğin varlığı çok ama çok önemlidir…

    http://www.hurriyet.com.tr/nobel-kimya-odulunu-turk-asilli-aziz-sancar-kazandi-aziz-sancar-kimdir-30255503

    images

  • SURİYE’DE RÜZGÂR DÖNERKEN
    Sosyalist bloğun çökmesi sonrasında yaşanan çeyrek yüzyıl çok değerli dersler içeriyor. Tek kutuplu ortamda emperyalizmin nasıl azgınlaştığı; daha da ileri gidip haydutlaşabildiği fazlasıyla gözlemlendi, yaşandı!
    Genelde dünyaya, özelde de bölgemize yeni bir biçim kazandırma yolundaki emperyalist yaklaşımların karşıtsız ortamda ne gibi acıklı sonuçlara yol açabildiğini yinelemeye gerek yok. Libya ve Irak en çarpıcı örneklerdir!
    Libya’da kolaylıkla elde edilenin Suriye’de de söz konusu olabileceği varsayımının emperyalizmi ve ne yazık ki onun tetikçisi olmayı içine sindirebilen ülkemizi bu kez açığa düşürdüğünü görüyoruz.
    Göçmen hareketleri ve sahillere vuran cansız minik bedenler ağlaşmaya yol açtıysa da; çözüme yönelik seslendirmeden yoksun zavallılıklar olarak tarihteki yerini aldı!

    729909

    Görselde sözü edilen şaşkınlık köpeksiz köyde değneksiz gezenler için söz konusudur!

    Oysa, çözüm son derece yalın ve basitti!
    Bölge ülkelerinin işbirliği ve emperyalizmin densiz girişimlerine engel olabilecek başka küresel güçlerin yardımı!
    Başından bu yana Suriye’nin arkasında duran Rusya birkaç gündür sahaya indi. Bu boy gösteriş Türkiye açısından da olumlu sonuçlar doğuracaktır. Başından bu yana vurgulandığı gibi Suriye’nin yazgısı Türkiye’ninkini belirleyecektir. Suriye giderse Türkiye de gidecektir! Suriye ayakta kalırsa Türkiye de varlığını, birliğini, dirliğini koruyacaktır!
    Dört yıl önce Emevi Camisi’nde namaza heveslenen RTE’nin birkaç gün önce “Esad’lı çözüm olabilir!” sözleri ayakların suya ermesi göstergesi sayılabilir. Bu sözlerin Putin’le görüşmeden sonra söylenmiş olması ayrıca dikkate değerdir.
    Diğer yandan, 24 Temmuz’dan bu yana etkinleşen ve bölücü teröre darbe indirmeye başlayan TSK da Rusya’nın sahaya inmesiyle güç kazanmış olmaktadır.
    Şu anda yapılacak tek şey hükümetlerin bu fırsattan yararlanarak bölgesel işbirliğini yaşama geçirmeleri ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamalarıdır. Bu yapıldığında göçmen sorunu karşısında ağlaşmadan öteye geçmeyen rahatsızlıklar da son bulmuş olacaktır.
    Unutulmasın ki; dış ilişkilerde sonsuza dek dostluk da düşmanlık da söz konusu değildir! Hatanın bir yerinden dönerek ölenleri geri getiremeyebilirsiniz! Ama, hiç olmazsa daha fazla insanın vatansız kalmasının ve yaşamını yitirmesinin önüne geçmeniz olasıdır!
    Bir söz de ortalıkta barış çığlığı atan ama bunu nasıl sağlayacağını sır gibi saklayanlara!
    Acı da olsa gerçektir!
    Barış için savaşmak çoğu zaman kaçınılamayan bir zorunluluktur. Dünya tarihinde bununla ilgili sayısız örnek vardır!
    Ceyhun BALCI, 02.10.2015

  • BİRİLERİ MARS’A ÖTEKİLERİ TERSE
    Günü gününe fark etmesek de her düşen takvim yaprağı tarihin dağarcığına eklenen bir sayfadır!
    Bugün ulaşan bir haber Mars’ta su izlerinden söz ediyor!

    mars

    Birkaç gün öncekiyse şeytan taşlarken şeytana yenik düşen yüzlerce insanın acıklı öyküsünü anlatmaktaydı!

    mina-daki-izdihamda-olen-turk-haci-adayi-var-mi--6095636

    Bu iki uç olayın hemen hemen aynı tarihte yaşandığına sonraki kuşaklar inanmakta güçlük çekebilirler!
    Bir yanda taşlayarak şeytanı yok edeceğini düşünen ortaçağ kafası diğer yanda Mars’ta suyun izini süren uzay çağı kafası!
    Şeytan taşlamacı anlayışın Mars’taki su bir yana Mars’tan bile habersiz olması mümkündür!
    Cüzdanı ve imanı şişkin bu insan kalabalıkları gereken her şeyi paralarının gücüyle satın alacaklarını düşünürler! Öyle ya! Parayı bastırınca evin en iyisinde oturabilirsin! Arabanın en afilisine sahip olabilirsin! Telefonun en akıllısını cebinde taşıyabilirsin!
    Ama, paranın sözü bir yere kadar geçer!
    Mekke’de şeytan taşlayan kalabalıkta sudan nedenle kendini gösteren ürkü canını bedeninden ayırıverir! Bol paran ve dünya malın yetmez bu en değerli varlığını bedeninde tutmaya!
    Yine de, parası bol aklı kıt için durum çok kötü değildir!
    Şehit olmuştur hiç yoktan! Arkasından gözyaşı değil hayranlık seli akacaktır nasılsa!
    Özlemini çektiği cennete hiç umulmadık anda, çok da çabalamadan varacaktır!
    Huriler, Nurilere karışacak; hiç tükenmeyen enerji cennet bahçelerinde sonsuza dek hüküm sürecektir!
    Geride kalan terse gidenler Mars’a gidenlere parasal destekte kusur etmeyeceklerdir!
    Ceyhun BALCI, 29.09.2015