• Kanlı ayı göremedik ama kentli ol(a)mayanların yarattığı manzaralar alaca karanlıkta canımızı sıktı!

    Medium.com adresinde görüntüleyin

  • Dil Bayramı ertesinde saygıdeğer Prof Dr Tuğrul PIRNAR hocamızdan gelen iletiyi paylaşmayı anlamlı buldum.

    Öncelikle Prof Dr Tuğrul PIRNAR hocamın sunuşunu ve hemen ardından da paylaştığı yazının Türkçe’sini ilgiyle ve elbette bilgilenerek okuyacağınızı söylemekte sakınca görmüyorum!

    Sevgili Dostlar,

    Uzun yıllar büyük bir keyifle kullandığım F klavyeli daktilo makinaları tarihe karıştı, yerini şimdi bilgisayarlarda da kullandığımız QWERTYU klavyeli yazıcılar aldı. Aslında bu Türkçe yazılım için büyük bir kayıptı ama ticari endişelerle F klavyeli bilgisayarlar da hiç geliştirilmedi,

    Ekteki yazıyı okuma zahmetine katlanırsanız sizi temin ederim ödülünüz çok büyük olacak. Dahi Atatürk’ün Türk milletine kazandırdığı latin harfleriyle Türkçe yazma ve okuma mucizesini, daktilo ile yazmak için özel bir klavye geliştirme çabaları, bütün deha ve çabasını bu projeye yönelten , Dr. İhsan Sabri Yener tarafından 1943-1955 yılları arasında sürdürülmüş, başarıyla taçlandırılmıştır.

    Size sunduğum yazıda bu işin uzmanı bir Amerikalı, F klavyesinin üstünlüklerini büyük bir yetki ve inandırıcılıkla sunuyor. Okurken heyecanlanmamak mümkün değil. Türklerin (pek de haksız olmayarak) hep aşağılandıkları bugünkü evrensel ortamda, bir alanda herkesten daha başarlı olduklarını çok bilimsel ve inandırıcı bir şekilde kanıtlayan bu yazı hepimiz için sevinç ve övünç kaynağıdır.

    İçten sevgilerimle,
    TUĞRUL PIRNAR

    Bağlantıdaki Marcin Wichary yazısını dilimize Tevfik Uyar kazandırmış.

    Medium.com adresinde görüntüleyin

  • EINSTEIN

    image
    Eınstein’ın Genel Görelilik Kuramı’nı ortaya atışının 100. yıldönümündeyiz. Hemen her zaman gündemde olan ve tüm zamanların tartışmasız en renkli kişiliklerinden olan Einstein yüzüncü yıl gerekçesiyle bir kez daha yoğunlukla anılıyor. Kuramına ilişkin irdelemeleri bilimcilere bırakıp insan Einstein’ı tanıyalım!
    Albert Einstein (1879-1955) elbette öncelikle bir insan! Ama, onu farklı kılan köklü değişikliklere yol açan kuramının yanı sıra farklı kişiliği!
    Einstein bir dünya vatandaşı elbette! Ama, aynı zamanda aksi ve huysuz, bir pop sanatçısı kadar şöhretli ve yeri gelince de azılı bir isyankâr!
    Einstein özellikle sağ kandın hedefi olmuş yaşamı boyunca! 1932’de ABD’den vize istediğinde kendisinin Stalin’den de öte anarşist-komünist olduğunu ileri sürenler olmuş.
    Irkçılığın beyaz insanların hastalığı olduğunu öne sürecek denli insan hakları savunucusu olmaktan geri durmamış!
    Eşiyle yaptığı evlilik sözleşmesine giysi ve çamaşırlarının düzenli olması, üç öğün yemeğini çalışma odasında alması ve çalışma masasına dokunulmaması koşullarını koyduracak kadar aksi, huysuz ve belki de antifeminist bir kişilik!
    Zihnini çalışmalarından başka hiçbir şeyin meşgul etmemesi konusunda titiz!
    Şizofrenik olan ikinci oğlunu 1933’den sonra hiç görmeyecek kadar kötü bir baba!
    Bilim kurguyla alay etmesi de onunla ilgili ilginç bir başka not!
    “Ari Fizik” savunucusu Nobelli iki Alman bilimci Einstein’ın genel görelilik kuramına “Yahudi Kuramı” söylemiyle saldırmışlar. Bu saldırı bile onun Alman kökeni izlenimine zarar verememiş!
    Einstein, ünlü kuramının zamanın ruhuna uyacak şekilde felsefe, müzik ve sanata uyarlanması isteklerini ısrarla yadsımış! Görelilik kuramının anılan alanlara bir katkısının olamayacağının altını çizmiş!
    (Yokluğunda hemen her şeyin kuantumla birlikte anılır oluşu kemiklerini sızlatıyor olmalıdır)
    1952’de biyografisi yazılırkenki sözleri dikkat çekici :
    “Ben bir dahi olmaktan çok tutkulu bir meraklıyım!”
    Bilindiği gibi Einstein’ın bilimciliği tartışılmayacak ölçüde başarılıdır! Ama, bu durum onun aynı zamanda bir insan olduğu gerçeğini gölgelememelidir!

    aa3bd2eceb0b4661ed42f75e0bb2136e
    Ceyhun BALCI, 22.09.2015
    Esin kaynağı :
    Scientific American, September 2015. Special Issue, 100 Years of General Relativitiy.

    B2160E24-BBCD-49EF-8B66DC8871E68077_article

  • İKİNCİ SARISÜLÜK CİNAYETİ

    Av.Hüseyin Özbek
    İstanbul Barosu Genel Sekreteri 19 Eylül 2015

    Etem Sarısülük Gezi eylemleri sürecinde polis kurşunuyla yaşamını yitirdi. Sanık polisin yargılanması halen sürüyor. Bu süreçte kamuoyu Etem’le ilgili haberlerden Sarısülüklerin aile hikayesini de öğrenmiş oldu: Devrimci Öğretmen mücadelesinden gelen, düzenin acımasız çarkı toplum dışına savurunca, sisteme sırtını dönüp inzivaya çekilen baba, evlatlarına kol kanat geren tipik Anadolu kadını anne, sırt sırta verip yaşamın zorluklarına direnen kardeşler.
    Sarısülük cinayeti, sisteme karşı direnişin ölçüsüz polis şiddeti sonucu ölümle sonlandırılmasının travmatik sembolü olarak uzun yıllar unutulmayacak bir örnek teşkil etmektedir. Bundan sonraki süreçte de bir masumiyet ve mağduriyet simgesi olarak hep hatırlanacaktır.
    Etem Sarısülük’ün Orta Anadolu’dan, Çorum’dan Alevi Türkmen kökenli, protest gelenekten solcu kimliği, mağduriyet ve masumiyet katsayısının olağanüstü artmasına yol açmaktadır. Bireysel aile trajedisinin politik ve mezhepsel kişilik üzerinden kolektifleşmesine, süreç içinde derinleşip genişleyecek bir nitelik kazanmasına neden olmaktadır.
    Bu girişten sonra sözü Etem Sarısülük’ün ağabeyi Mustafa Sarısülük’ün Ankara 2. Bölge 1. Sıradan HDP milletvekili adayı gösterilmesine getirmenin zamanıdır. Halkların Demokratik Partisi’nin politikasını belirleyen üst irade, partinin siyasal Kürtçü, etnikçi hüviyetinin sol ve mezhep makyajıyla olabildiğince perdelenmesini istemektedir.
    Etem Sarısülük, Alevi inanç ve kültür kodlarının günümüze uyarlanmasında Kerbela kültünün mağdur ve mazlum tarafını, canına kast edenler ise zalim tarafın sembolüne dönüştürülebilecek travmatik özellikler içermektedir. Postmodern Kerbela’nın Hüseyin’i olarak algılanabilecek bir mazlûmiyet simgesini etnik bölücülüğün malzemesi yapma girişimi sanılandan, görülenden öte bir hesabın ürünüdür.
    Etnik ayrılıkçı hareketin nihai amacı Türkiye’den ve komşu ülkelerden koparılacak topraklar üzerinde emperyalizmin vesayeti altında Bağımsız, Birleşik Kürdistan’dır. KCK sözleşmesi ve PKK’nın geçmişten günümüze siyasal pratiği bu amacın asla değişmediğini göstermektedir. Bolca kullanılan sol soslu barış ve demokrasi söylemlerinin ülkenin batısına ve sol tribüne yönelik taktiksel bir kandırmaca, etnik hüviyeti perdelemeye yönelik sis bombası olduğu görülmelidir.
    Mustafa Sarısülük’ün, Alevi inanç ve kültüründen gelen yurttaşlarımıza yönelik bir mühre olarak HDP vitrinine konulduğu anlaşılmaktadır. Uçar avcısı ava çıkarken yanına aldığı kafese canına kıyacak olduklarının hemcinsini alır. Av mahalline geldiğinde kafesteki ayağı bağlı mühreyi dışarı salar. Mühre ötmeye başlayınca yerde gökteki uçarlar kafese doğru süzülmeye başlar. Avcıya gizlendiği siperden tetiği çekmekten başka bir şey kalmaz. Siyasal Kürtçülük vitrinin mührelerinin yüksek perdeden dillendirdikleri emek ve demokrasi söylemleri bu yalın gerçeği örtmeye yetmemektedir. Çünkü kapatıldığı kafesten ne zaman çıkarılacağına, nerede av yapılacağına, ne zaman öteceğine, ne zaman susacağına kafesin sahibi karar verecektir!
    Türkiye’nin 1000 yıllık Alevi inanç ve kültürünü siyasal Kürtçülüğün gayya kuyusunda yok etmek, 100 yıllık sol birikimini etnik bölücülük lokomotifine son kompartıman olarak eklemek hesabının arka planı iyi görülmelidir. Fıratsız, Diclesiz, GAP’sız Türkiye tasarımının sol kotadan ya da mezhep kotasından mühreliği rolü verilenlerin bir kez daha düşünmesi gerekmektedir.
    Dünyada ilk kez emperyalizmin yenilebileceğini, emperyalizme rağmen bağımsız bir devlet kurulabileceğini kanıtlamış, mazlumlara direniş modeli olmuş onurlu bir geçmişe sırt çevirmenin ömür boyu sürecek utancından kurtulmanın tek yolu var.
    Mazlum figanıyla zalim çığırtkanlığından tez elden vazgeçip kapatıldığı mühre kafesini parçalayarak mazlumlardan yana kanat çırpmak…

  • EUROBASKETTE KÖTÜ SON!

    images

    Başlığa bakıp da 35’lik Pau Gasol’ün emeğine saygısızlık yaptığım sanılmasın! Gasol’ün sırtladığı İspanya karşına çıkan tüm engelleri devirerek uzandı şampiyonluğa.

    Turnuva başlamadan önce ev sahibi olmasının da etkisiyle Fransa’ya final bileti verilmişti. Dünya şampiyonasının finalisti Sırbistan’a da onun karşısında olmak yakışacaktı pek çok kişiye göre!

    İspanya-Litvanya finali de olasılık dışı değildi!

    On beş günlük heyecanın son günde doruğa varması olağan beklentiydi!

    Berbat bir son gün yaşadı izleyenler!

    Üçüncülük maçındaki ruhsuzluk, yorgunluğa ve amaçsızlığa bağlanabilirdi! Böylesi bir turnuvada üçüncülük maçına çıkmak her iki takım için eziyetten öte bir anlam taşımıyor!

    Bu anlaşılabilir belki! Ya finaldeki coşkusuzluk ve direnç eksikliği?

    Nüfusuyla orantısız bir basketbol ustalığına sahip Litvanya’nın maça üçüncü çeyrekte havlu atması anlaşılabilir ve açıklanabilir değildi!

    Yarı finalde Fransa karşısında atılan 80 sayının yarısının altına imza atan Pau Gasol’ün enerjisine ve kararlılığına selam durmak göz ardı edilmemesi gereken bir görev! Özgeçmişine yazdırdığı sayısız başarıya bir kez daha Avrupa şampiyonluğunu eklemiş oldu bu akşam Gasol!

    Elbette, bu başarı tablosunda koç Scariolo ve Gasol’ü tamamlayan takım arkadaşları unutulmamalı! Llull, Ribas, Rodriguez, Fernandez, Mirotiç, Klaver, San Emetario, Reyes tamamlayıcılığın da önemli bir iş olduğunu fazasıyla gösterdiler.

    Burada yarım kalan hesaplar önümüzdeki yıl Rio Olimpiyatları’nda görülecektir.

    Türkiye için bir kaç söz söylemekte yarar var!

    Türkiye’nin başarılı olması, madalyaya uzanabilmesi düzenlemenin Türkiye’de olmasıyla yakından ilintili. 2001 Avrupa ve 2010 Dünya şampiyonalarında ikinci olurken ev sahibiydik. Türkiye dışındaki hiç bir şampiyonada başarı çıtamız bu denli yükselemedi!

    Amacı ve kazanma hedefi olmayan bir Türkiye için ilk onaltıya kalmak bile başarıydı demek olası! Gruptaki İspanya ve Sırbistan maçları öncesinde açıkça seslendirilen “hedef maç değil” söylemleri basketbola yakışmayan ifadelerdi. Görüldü ki; çok üst düzey basketbol becerisi olmayan ülkeler bile bu şampiyonada dişe diş maçlar çıkartabildiler.

    Diğer yandan, Türk basketbolü siyasetin çalkantılarından da payına düşeni aldı. İnanılması güç ama paralel/yandaş çekişmesi basketbol ortamına da taşındı. Elindeki olanaktan sudan gerekçelerle yararlanmaktan vazgeçen bir Türkiye’nin başarı kazanması olası değildi.

    Devşirme oyun kurucumuz Bobby Dixon’u bir gecede Ali Muhammed yapmak göz kamaştırıcı bir çıkış sayılabilir. Ama, onun yerine koyacağımız tek bir oyuncunun yokluğu yaldızlarımızın dökülmesi anlamına da gelecektir!

    Şu aşamada hatalar görülür ve düzeltilir demekten başka bir şey gelmiyor elden!

    Bir kaç söz de ev sahibi Fransa için!

    Lille’de maçların oynandığı Pierre Mauroy salonu gerçekte bir stadyum. Pierre Mauroy geçmişte Lille belediye başkanlığı ve sonrasında Fransa başbakanlığı yapmış bir sosyalist partili. Stadyum bu şampiyona için ikiye bölünerek salona dönüştürülmüş. Bir Avrupa şampiyonasında 27 bini aşkın seyirciyle izleyici rekoru kırılmış olmasını bu sıra dışı tasarıma borçlu olduğumuz söylenebilir.

    Fransa’nın finale ve dolayısı ile şampiyonluğa erişememiş olması coşkulu Fransız izleyicileri düş kırıklığına uğratsa da; bu durum onları son ana dek maçları izlemekten alıkoyamadı!

    Bir başka ilginç not Fransız izleyicilerin kendi takımlarının maçları sırasında ulusal marş La Marseillaiese’i söylemeleriydi. Bayrağa, ulusal marşa ve diğer ulusal değerlere sahip çıkmak bir bize yasak diye düşündüm Fransız izleyicileri ulusal marşlarını seslendirirken her görüşümde.

    Bir sonraki şampiyona 2017’de! Arada olimpiyat oyunları var!

    Ceyhun BALCI, 20.09.2015

  • İNCİTMEDEN
    Yaşamında mücadelenin m’si olmayan Abdullah Gül dün akşam televizyona çıkmış. İzlencenin tümünü izlemedim ama neler söylediğini kestirmek zor değil! Sabah saatlerinde kısa bir bölüm ilişti gözüme!
    Konu Kayseri’deki Boydak operasyonuydu.
    Paraleli masadan olabildiğince uzaklaştıran RTE’nin kasaya yönelik bir başka operasyonuydu Boydaklara yönelen!
    Abdullah Gül’ün konuya ilişkin sözleri ilginçti!
    Kuşkusuz herkese dokunulabilir, hesap sorulabilir diyerek sürecin “incitmeden” götürülmesi gereğine vurgu yaptı. Birkaç günlük gözaltı bile yerine göre inciticidir! Bu bile incitmekse eğer beş yılı aşkın süre yok yere hapislerde yatırılanların başına gelene bir ad bulmak gerekir!
    İletişim kurma olanağı bulunsa ve sorulsa Ali Tatar, Kâşif Kozinoğlu, Cem Aziz Çakmak, Murat Özenalp, Kuddusi Okkır, Uçkun Geray, İlhan Selçuk ve adını anamadığımız diğerleri başlarına gelene nasıl bir ad koyarlardı?
    Ergenekon, Balyoz, Odatv ve benzeri davalarda gözaltına alınanlar başları bastırılarak bindirilirken otolara o zamanların Cumhurbaşkanı Bay Abdullah Gül’ün aklından geçmiş miydi incitmemek?

    deniz-yarbay-ali-tatar_755827

    Ali Tatar

    KAŞİF

    Kâşif Kozinoğlu

    MURAT

    Murat Özenalp

    uckun-geray

    Uçkun Geray

    179258b

    Kuddusi Okkır
    Olduğu gibi görünmemek ya da göründüğü gibi olmamak; açıkçası iki yüzlülük dönemin önde gelen hastalığı!
    Kökü kazınmalı!
    Ceyhun Balcı, 18.09.2015

  • BAYRAK

    hareketli-ataturk-resimleri
    Sözcüğün kökeni “batrak” denen mızraktan geliyor. Bir mızrak ya da sopanın ucuna bağlanan bir bez parçasına zamanla bayrak denmiş. Devletlerin, federal yapıya sahip olanlarında eyaletlerin/özerk bölgelerin/illerin özgün bayrakları var. Bizde pek yaygın değil ama özellikle Avrupa ve ABD’de hemen her kentin kendine özel bayrağı var!
    Bayrak, bir milleti birleştiren biricik simge!
    Her hangi bir bayrak pek çok insanı birleştirse de; bu konuda ülkenin bayrağının eline kimseler su dökemez!
    Bugün Ankara’da “Bayrağını Al, Gel!” denilerek düzenlenen bir miting var! Sendikalar, meslek kuruluşları, esnaf birlikleri ve başka pek çok tüzel kişilik bu mitingde yer alıyor. Katılımcılar tek tek irdelendiğinde biri birlerine benzerlikleri yok gibi! Ama, bayrak bunca benzemezi bir araya getirmeye yetiyor!
    Bu etkiye tepki de var!
    Etnikçi siyasetin önde gelen adlarından Mahmut Alınak tepki gösterenlerden birisi olarak öne çıkıyor. Etnikçi duruşuna karşın Alınak’ı bu cephenin sağduyulu ve ağırbaşlı unsurlarından birisi saymak mümkün! Odatv gibi Cumhuriyetçi ve vatanseverliği tartışılmaz bir ortamda dile getirdikleri ilginç!

    http://odatv.com/ey-tobb-sen-emekcilerin-kardesi-degilsin-1509151200.html

    Mitinge katılım çağrısı yapan kurumlardan TOBB’u gericilikle suçlamış. Hatta, biraz daha ileri giderek okur yorumu üzerinden bayrağı aşağılamaktan da geri durmamış. Bayrak bir milletin ve vatanın vazgeçilmez/tartışılmaz simgesi. O simgeye olabildiğince sahip çıkılması bir vatandaş için utanç değil kıvanç gerekçesi olmalı! Dünyada bayrağı olmayan millet/devlet var mı? Bayrağa sahip çıkmak gericilik sayılabilir mi?

    000f157d_medium

    Alınak’ın yazısında yer bulan okur yorumunda bayrağa aşk manyaklıkla özdeşleştirilmiş. Kitabı bile olduğuna göre dünyada epeyce manyak olduğu saptamasını yapmamızda sakınca olmasa gerek!

    Bayrağa sahip çıkmayı olumsuzluk sayan bir diğer siyasetçi Demirtaş. O da etnikçi cepheden! Türkiye siyasetiyle bütünleşme savındaki HDP’nin pek çok kişinin gönlünü kazanan önderi. Bayraktan rahatsızlık duyan bir Türkiye figürü!
    Gericilik/ilericilik ayrımının bayrak üzerinden yapılmaya çabalanması büyük bir şanssızlık!
    Hem Alınak’ın hem Demirtaş’ın bayrağı gericilik/şovenizm unsuru olarak görüp; ağa/maraba çelişkisini ıskalamaları bir rastlantı olabilir mi?
    Etnikçi/ayrılıkçı anlayışlarıyla öne çıkanların sahip çıktıkları anlayışın da bir bayrağı olması ne yaman bir çelişki değil mi?
    Ceyhun BALCI, 17.09.2015

  • BİR KEZ DAHA CHARLİE HEBDO
    Yeni yıla Charlie Hebdo ve onu izleyen bir dizi dehşet verici saldırıyla başlamıştık. Yazık ki, başladığı gibi gider sözünü doğrulayan bir yıl yaşıyoruz!
    Elinde kalemden başka silahı olmayanlara kurşun yağdırmak; yaşamadan koparmak kabul edilemez bir şey! Böyle bir cezayı 30 bin kişinin yaşamını yitirmesinden sorumlu bir terörist başından bile esirgemiş olduğumuzu unutmayalım!
    Charlie Hebdo saldırısını izleyen günlerde bu gülmece dergisinin karikatür adı altında sergilediklerinin de sorgulanması gerektiği düşüncesinde olduğumu paylaşmıştım. “Hepimiz Çarliyiz!” demenin vicdanları rahatlattığı duygusal ortamda epeyce tepki aldığımı anımsıyorum. Açıkça söylenmese de bu yaklaşımımın Charlie Hebdo saldırısını hoş göstermeye yarayabileceğini dile getirenler bile olmuştu. Elbette niyetim bu değildi!
    Kimi olaylardan sonra “Tarih beni aklayacaktır!” (Fidel Castro) deyip geçmek en iyisi. Tarih babanın bu aklama işini ne zaman yapacağı bilinmemekle birlikte; bunun mutlaka gerçekleşeceğine inanmak ve güvenmek gerekiyor.
    Charlie Hebdo saldırısından çok değil, 9 ay sonra tarih babanın kantarı işlemeye başladı!
    Hiç kuşkusuz din de içinde olmak üzere insan yaşamındaki her olay ve olgu eleştirilebilirdir. Elbette, eleştiriyi gerçekleştirebileceğiniz ortamı hazırlamak koşuluyla! Bunun için aklın inanca; bilimin de dinselliğe üstünlük sağladığı koşulların oluşturulması gerekir. Fransa’da ya da Danimarka’da bu koşullar fazlasıyla oluşturulmuş olabilir. Ancak, özellikle batılıların sıkça yinelediği bir sözü hiç unutmamak gerekir! Dünya kocaman bir köye dönüşmüştür teknolojinin sağladığı olanaklar aracılığıyla! Dolayısı ile para ve mal serbestçe dolaşırken insana ve insanın insanca yaşamasına sınır koymaya kalkıp; iyilikler benim hakkımdır, siz kötülüklerinizle baş başa kalın derseniz olmaz!
    Charlie Hebdo’nun yanılgısı tam da buradadır!
    Dinselliğe sınırsız eleştiriyi küresel bir iyilik hali için çabalamakla bütünleştirememek tam bir engellilik durumudur!
    Bundan aylar önce dilimizi döndürüp de anlatamadığımızı Charlie Hebdo anlatıyor. Suriyeli Aylan’ın sahile vuran minik bedeni üzerinden sergilediği iğrençlik her şeyi fazlasıyla ortaya koyar nitelikte!
    http://www.hurriyet.com.tr/dunya/30075645.asp
    “Hepimiz Çarliyiz!” kolaycılığından da bir ses, bir nefes duyar mıyız acaba?
    Ceyhun BALCI, 16.09.2015
    Charlie Hebdo saldırınıa ilişkin Ocak 2015’teki yazılarım!

    HEPİMİZ ÇARLİYİZ (?)

    BAHREYN’DEN PARİS’E!

  • Benim oyumla dağdaki çobanın oyu nasıl olur da eşit sayılabilir derseniz tepki görürsünüz. Seçkincilikle suçlanıp linç edilmeniz işten bile değildir!

    Bu konuya farklı bir yaklaşım olasıdır!

    Onu yapmaya çalıştım!

    http://www.e4haber.com/yazarlar/ceyhun-balci/oy-esitligi/31/