• 12 EYLÜL

    01karikatur_2_1
    Bugün 12 Eylül’ün 35. ve 5. yıldönümü…
    Pek çok kez yapıldığı gibi ilk 12 Eylül’ün zararlarını sıralamaya gerek yok! 12 Eylül cuntasının sağ kalan son iki üyesinin de sonsuzluğa göçmesiyle 12 Eylül yargılanıyor tiyatrosunun sonuna gelinmesi iyi bile oldu! Hiç kuşkusuz, “Our boys did it!” denilecek denli yabancı destekli bir darbenin yargılanması önemlidir. Ancak, bunu mahkeme salonları kadar ülkenin her yerinde, her ortamda yapabilmek de bir o kadar önemliydi!
    Bu yapılamadığı gibi, ülkenin başına ikinci bir 12 Eylül belâsının sarılmış olması da bir başka ironik durumdur!
    12 Eylül 2010’da halk oyuna sunulan ve kabul ettirilen anayasa değişiklikleri sonucu Türk toplumunun dağarcığına yeni bir 12 Eylül karabasanı eklenmiştir!
    İlk 12 Eylül’den en çok zarar görmüş olduğu varsayılan budala solcuların da içinde yer aldığı koronun eşsiz katkılarıyla kabul edilen anayasa değişiklikleri sonrasında geçen 5 yıl akılları başa getirmiş midir bilinmez!
    Ama, kesin olan bir şey varsa ülkenin hiçbir şeyden habersiz, günü kurtarmaktan başka derdi olmayan milyonlarına katılan sözde aydınlarının katkısıyla oluşan tablonun henüz 5. yıldönümünde bile fazlasıyla dehşet verici olduğudur!
    Geç de olsa aklını başına toplamışlara geçmiş olsun!
    Kuyruğu dik tutup emperyalist destekli AKP’den demokrasi beklemekte kararlı olanlara ise 12 Eylül kutlu olsun…
    Çare mi?
    Ne Barış Bloku ne de ona benzeyen başka köksüz ve cılız birlikteliklerin sonuç vermesi olanaklı görünmüyor bu yıldönümünde!
    CUMHURİYETÇİ PAYDADA BİRLEŞMEK TEK ÇIKAR YOLDUR!
    Ceyhun Balcı, 12.09.2015

  • ON İKİ DEV ADAM

    12dev

    “On İki Dev Adam” metaforu yanılmıyorsam 2001’de Türkiye’de düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’yla birlikte başla(tıl)dı. Her ne kadar şarkısı şimdilerde söylenmese de; savsözü (slogan) belleklere işlendi.
    O şampiyonayı eşsiz yandaş desteğiyle ikinci sırada bitirdik!
    Arada, iniş çıkışlar yaşandı!
    Bu kez 2010’da yine Türkiye’nin ev sahipliğindeki dünya şampiyonasında bir kez daha kürsünün ikinci basamağında yer aldık! Zamanın federasyon başkanı üzerine görevmiş gibi; gündüz saatlerinde anayasayı oylayıp, akşamında da 12 Dev Adam’ın zaferini kutlayacağız diyebilmişti. Spora politika karıştırmak fena halde yasaktır! Sultana yaranmaksa amaç bu yasaktan bağışıksınızdır!
    O zaferimizi izleyen sayısız başarısızlık ve düş kırıklığı sayabiliriz!
    Geldik bugüne!
    Yine dilimizde “On İki Dev Adam” savsözü!
    Dün akşam İzlanda’yı uzatma sonunda da olsa yenebildik. Gerçi, bu maçın sonucu her ne olursa olsun bir sonraki tura kalmıştık. Başka deyişle dün akşam amaçsız ve bitse de gitsek türünden bir maç oynadık!
    Bu şampiyonada dikkati çeken bir kavramla tanışmış olduk!
    Basının yanı sıra takımın kenar yönetimi de bu kavrama sıkça göndermede bulundu!
    “Hedef maç”!
    Gruptaki İspanya ve Sırbistan maçlarını neredeyse hiç direnmeden açık farkla yitirdik. Maç sonunda en küçük heyecan yaşa(ya)madık!
    Yarın Fransa karşısındayız!
    Fransa bu şampiyonanın ev sahibi ve yanı sıra da güçlü şampiyonluk adaylarından!
    Grupta yenildiğimiz Sırbistan ve İspanya da şampiyonluğun diğer adayları!
    Sözü hedef maça getirmek gerekirse; Sırbistan ve İspanya hedef maç olarak görülmeyip, yitirilmesi kabullenilince karşımızda Fransa’yı bulduk! Maç 40 dakika, top yuvarlak ve çember de sihirli! İlk ya da ikinci çeyrekte havlu atmazsak umutlu olabiliriz elbette!
    Ama, şimdi sormak gerek hem maçları yayımlayan NTV Spor yorumcularına ve milli takım teknik yönetimine!
    Fransa maçı hedef maç mıdır?
    Yoksa, bizden bu kadar deyip bavulları toplamaya başladık mı?
    Şaka bir yana!
    Her maç hedef maçtır, hedef maç olmalıdır!
    Hedefiniz küçülürse, eriminiz (menzil) de küçülür!
    Hedefsiz insan(lar)ın başarısı rastlantıya kalır…
    Ceyhun BALCI, 11.09.2015

  • muazzez-ilmiye-cig-int

    Kemal KILIÇDAROĞLU

    Cumhuriyet Halk Partisi

    Genel Başkanı

    Doğu PERİNÇEK

    Vatan Partisi

    Genel Başkanı

    6 Eylül 2015

    Pek Sayın Başkanlar,
    101 yaşıma geldiğim şu günlerde artık devrimlerimizi değil ülkemin elden gitmesini görerek içim yanar, kan ağlarken sizlerin bir araya geldiğinizi görmek beni bir an olsun ferahlatti. Akıl ve mantık bunun olmasını gösteriyordu ama memlekette akıl ve mantık kalmadı ki; mantıklı eleştiriye bile kimse dayanamıyor, yapan ya hapse gidiyor ya işten atılıyor. Böyle bencil bir ortamda sizlerin bir araya gelmesi gönüllerimize su serpti ama asıl önemli olan sonu. Sen bunu alacaksın, ben bunu istiyorum dalaşması ile aranızın kapanmaması gerek. Artık, sen ben davasını bırakarak çabuk anlaşıp birleşmenizi, ayrıca diğer partileri de aranıza çekmenizi, eğer bir seçim olursa bu doymaz, hırslı, vatanı yok etmeye çalışan politikacıya ve ona uyan, şakşaklayıcılara yalnız iyi bir ders vermenizi değil, vatanımızın bu çirkef politikacılardan kurtarmanızı istiyoruz, zorluyoruz sizi. Başarılar dileği ile,

    Muazzez İlmiye Çığ

    Not : Bir iç savaş eşiğindeyiz. Öyle bir şey olursa istekleriniz, egolarınız bir işe yaramaz. lanetlenirsiniz. İnsanımıza, bu güzel vatanımıza çok yazık olur. insanlarımız gidecek yer, yiyecek bir şey bulamaz, çocuklarını yemek zorunda kalır, vaktiyle Sumer halkında olduğu gibi. o yüzden bu yaşımda çok çok üzüntülüyüm.

  • SENİ BAŞKAN YAPTIRACAĞIZ(!)
    NE DEMEK?

    31226651

    Her şekilde boyun eğen ve iktidarla uyum içinde olma tutumuna karşın Hürriyet gazetesi birkaç gün arayla iki kez saldırıya hedef oldu!
    CHP Konya il ve Sincan ilçe binaları da saldırganların diğer hedefleriydi!
    Bütün bunlara teröre tepki adı altında klakson çalma kolaycılığına yakalanmakla kalmamış; kendilerince belirledikleri hedeflere taşlı, sopalı saldırılarda bulunan başı bozuk kalabalıkları ekleyelim!
    Giderek belirginleşen bu gibi gelişmelerin kimi çağrışımlara yol açmaması olanaksız.
    Benzeri durumlarla Gezi sürecinde de karşılaşılmıştı. Polise destek veren gruplar, fırsat buldukları yerlerde korku, şiddet ve ürkü saçmıştı!
    Milis ve paramiliter sözcükleri düştü aklıma her nedense!
    Milita kökünden türetilmiş bu sözcükler yardımcı güvenlik gücü olarak tanımlanıyorlar. Silahlı ve son derece düzenli olabildikleri gibi taş, sopa ve başka kaba güç aygıtlarıyla da donatılabiliyorlar.
    Faşizme gidiş ya da oluşmuş faşizmin korunması bu güçlerin ortak paydasını oluşturuyor.
    Weimar Cumhuriyeti döneminde Almanya’da kendini gösteren bu gibi yapılar darbe yapmaya yeltenecek güce erişebildikleri gibi; SA (Sturm Abteilung)(Fırtına Kuvvetler) gibi yapılara da evrilerek zamanın Alman ordusundan daha kalabalık bir kuvvet oluşturabilmişler. Eriştikleri ve erişebilecekleri güç Hitler’in bile gözünü korkutmuş. 1934’te SA önderlerinin infaz edilmesiyle bilinen Uzun Bıçaklar Gecesi tarihte yerini almış. Nazilerin iktidar yürüyüşünde önemli paya sahip bu paramiliter kuvvetler, iktidarın ele geçirilmesi sonrasında; iktidarın pekiştirilmesinde ve sürdürülmesinde de önemli rol üstlenmişler.
    Benzer yapılanmalara özellikle darbeler ve diktatörler dönemindeki Latin Amerika’da da sıkça rastlanmış. İşleyeni belirsiz cinayetler, muhalefetin sindirilmesi, sivrilen muhalif önderlerin infazı, vb pek çok olay sayılabilir bu kapsamda.
    Karmaşa ve belirsizlik bu gibi yapılanmaların önde gelen besin kaynağı!
    Teröre tepki gösterilerinin bir parçası haline gelen saldırganlık, cam, çerçeve indirme, otobüs taşlama ve etnik farklılıklara vurgu yapan şiddet eylemleri bu gibi gruplarca da kışkırtılıyor olabilir. Kışkırtılmıyor olsa bile onlara altın tepsi içinde fırsat sunulduğu kesindir.
    Türkiye’de iktidar olmak için değilse bile iktidarda kalmak için milis yapılanmasından yararlanabilecekler olduğu akılda tutulmalı!
    Tarih yapılırken farkına varılmaz ama günün birinde yazıldığında bugünlerde yaşamakta olduğumuz dehşet tüm çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.
    Bugün teröre karşı tepki adı altında sergilenen saldırganlıkların bu gibilerin ekmeğine yağ süreceği kesindir. Diğer yandan da ülkenin bölünmesi riski katlanmış olmaktadır!
    Sorumluluk duygusu ve sağduyu bugünün en gerekli iki öğesi!
    Başa dönersek!
    Hürriyet gazetesini basan eşkıyanın başındaki vekil sıfatlı milis önderinin sözleri nedensiz değil! Dillerinden düşürmedikleri “milli irade”, hedeflerine varmaya izin vermediğinde zorla erişmek de var o hedefe kafalarında! Milis güçleri bu amaca hizmette önemli rol alabilir!
    Ceyhun BALCI, 09.09.2015

  • TEHLİKELİ GELİŞMELER
    siyah_kurdela_02

    Bölücü terör onar onar can almaya başladı! İşin üzüntü boyutu son derece dokunaklı ve etkileyici. Ne kadar doğru bilemiyorum ama bu gibi görüntülerin basında sınırsızca yer bulmakta oluşu da bir başka gerçek!
    İş tepki göstermeye gelince iç açıcı şeylerden söz etmek olanaksız!
    Tepki yürüyüşlerin yer yer amacından saptığını da üzülerek gözlemliyoruz!
    Pek çok yerleşim biriminde bölücü terörün siyasi uzantısı sayılan HDP binalarına saldırı tepki ritüelinin olağan bileşenine dönüşmüş durumda. Kapılar kırılıp camlar indirilerek içler ferahlatılmaya çalışılıyor! Son derece yanlış ve bir o kadar da tehlikeli. Diğer yandan da, çaresizlik göstergesi!
    Dağlıca saldırısının bardağı taşırmasıyla birlikte dünden bu yana bazı kentlerde güneydoğu kentlerine sefer yapan yolcu otobüslerinin taşlandığı ve hatta bir ilde de o yöreye yolcu taşıyan firmaların bilet satışının engellendiği haberleri alınmakta!
    “Etle tırnak gibiyiz!” bölünemeyiz demiyor muyuz? O halde, “bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz?” diyenler haklı çıkmaz mı?
    Bölücü terörün bir önemli amacı da ülke içindeki nefret ve dışlama dürtüsünü harekete geçirmekse eğer; ne yazık ki son gelişmeler bu girişimin başarı kazanma yolunda olduğunu doğrulamakta!
    Daha önce de pek çok kez denenmiş olsa da başarıya ulaşmayan bu senaryonun bu kez de boşa çıkartılması gerekiyor. Bunun için de öfke ve tepkilerinde yerden göğe haklı olan milyonların sağduyulu olması kaçınılmaz bir gereklilik!
    Çünkü, tanımı Atatürk tarafından yapılan Türk milleti kavramı ne etnisiteye ne de milliyetlere dayanmıyor! Kederde, tasada, sevinçte, coşkuda ve elbette vatan kavramında ortaklaşanların adıdır Türk milleti!
    Bir örnekle sonlandıralım!
    Geçenlerde Şırnak’ta çevresi sarılan bir uzman çavuşu eli kanlı katillerden kurtaranlar da Şırnaklı vatandaşlardı. Özetle, Şırnaklılar Türk milleti tanımını ezbere bilmeseler de verdikleri refleksle özümsediklerini ortaya koymuşlardı.
    Öfke ve tepki gösterisine girişen kimilerinin ateşle oynamamaları dileğiyle!
    Düşman biri birimiz değil bizleri biri birimize düşüren emperyalizmdir!
    dOLAYISI İLE BİRİLERİNE TAŞ ATILMASI GEREKİYORSA O EMPERYALİZMİN TA KENDİSİDİR!
    Ceyhun BALCI, 08.09.2015

  • İKİ MÜFTÜ

    turan-dursun-boşuna-namaz-kılmışız
    Turan DURSUN müftüydü!
    Aramızdan alınalı 25 yıl oldu. Okudu, araştırdı! İçinde bulunduğu ortamın sahteliklerini saptar saptamaz harekete geçti! Sönmeyen bir ışık gibi aydınlık saçtı!
    Karanlık dünyanın bekçilerini en çok korkutan şeydi aydınlık! Onlar, din adamlarının aydınlanmasına, dahası çevrelerini aydınlatmasına izin veremezlerdi!
    Gereğini yaptılar! Bedenini aramızdan aldılar!
    Ama, ışığını söndüremediler!

    *******************

    İkinci müftümüz İhsan ÖZKES!
    Üsküdar Müftüsü’yken Türkan SAYLAN’ın cenaze namazını kıldırmış ve o sırada sergilediği tutum sonrasında çıkmaya başlamıştı şöhret basamaklarını!
    Milletvekili oldu!
    Yetmedi partisinin yetkili kuruluna delegelerin en yüksek oyuyla seçildi! Cumhuriyetçi kesimdeki çağdaş ve aydınlık yüzlü din adamı sıkıntısı onun ünlenmesinde önemli etken oldu!
    Son günlerdeki U dönüşü dillerde!
    Pek çok kişi bu ikircikli duruş karşısında haklı olarak öfkeli ve tepkili!
    İnsan ölmüşken yaşar mı?
    Turan DURSUN’sa ölen yaşamayı sürdürür!
    Eski müftü, yeni vekil İhsan ÖZKES ise yaşayan ölülerden!
    Turan DURSUN bir kez öldü ve ölümsüzlüğe erişti!
    İhsan ÖZKES her gün ölmeyi seçti!
    Bir insana bundan daha ağır bir ceza olabilir mi?

    Ceyhun BALCI, 04.09.2015

  • DOKTORUN ÖLÜMÜ

    abdullah-bir

    Subay, uzman çavuş, Mehmetçik, polis, korucu derken ayrılıkçı terör bu kez aramızdan bir hekimi aldı. Böylelikle ayrılıkçı terörün kalleşçe ve kahpece iş gördüğü bir kez daha anlaşılmış oldu!
    Olay Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki Diyarbakır ilimizde yaşandı. Ayrılıkçı terör örgütünün eli kanlı militanları Kulp’u il merkezine bağlayan karayolunda kimlik denetimi yapmaktalarken aracı ile geri dönüp olay yerinden uzaklaşmaya çalışan Dr Abdullah Biroğul uzun namlulu silahla açılan ateş sonucu hizmet verdiği bölgede son nefesini vermiş oldu.
    Bölgede son aylarda giderek tırmanan terör Tatvan Asker Hastanesi ve Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi gibi sağlık kurumlarını da hedef almıştı. Yalnızca kurumlar değil kişiler de bedel ödemeye başladı bu konuda. Şanlıurfa’daki sağlık çalışanının ölümünden sonra Dr Abdullah Biroğul ve bugün Cizre’den gelen bir başka sağlık çalışanı kaybıyla sarsılmış olduk.
    Geçmişte o bölgede çalışmış bir hekim olarak kendi kendime sorular sordum!
    Asker, polis ve korucular ülkede ve bölgede boy hedefi konumundalar. Son zamanlarda aralarında baraj ve gümrük çalışanlarının da bulunduğu pek çok kamu görevlisinin ayrılıkçı teröre kurban verildiğini duyar olduk.
    Diyarbakır gibi bir kentimizin merkezine hiç de uzak olmayan bir yerde bölücü eşkıya nasıl olur da otorite gibi davranıp çevirme yapabilir? Yetinmeyip kimlik denetimi adı altında gövde gösterisinde bulunabilir?
    Bunun yaşanabildiği bir ortamda birlikten, dirlikten ve kamu hizmetinden nasıl olur da söz edilebilir? İnsanların en değerli şeyleri olan sağlıklarını ve canlarını emanet ettikleri hekimler ve sağlık çalışanları bile bu tür saldırıların hedefi olmaktaysa eğer; bu gibi görevliler nasıl olup da kendi can ve mal güvenliklerinden kaygı duymadan hizmet verebileceklerdir?
    Eğer, Türkiye Cumhuriyeti anayasası yürürlükteyse ve buna bağlı olarak birlik ve bütünlük içinde bir ülke olarak yoluna devam etme iradesi içinde olunacaksa ülkeyi yönetenlere düşen görev büyüktür.
    Her bir insanımız paha biçilmez değerdedir.
    Bölgeye ve ülkeye özveriyle hizmet verirken kör kurşunlara hedef olan bir hekimin artık aramızda olmayışı son derece ironik bir durumdur. Yanı sıra da öfkelendirici ve kahredicidir!
    Kanla, canla kurulmuş bir ülkeyi ve ona hizmet verenleri koruyamamak hepimiz için utanç vericidir. Bu satırların yazarı da, bu yazıyı okuyanlar da bu kabul edilemez durumdan az ya da çok sorumludur.
    Yazıyı iğneyi kendimize batırarak bitirelim! Sorum üyesi olduğum İzmir Tabip Odası’nın çatı örgütü Türk Tabipler Birliği’ne! Dr Abdullah Biroğul’un ölümü sonrası yayımladıkları bildiride teröre ve eli kanlı katillere tek sözcükle olsun değinmemişler. Onları lanetlemekten uzak durmuşlar! İzmir Tabip Odası’nın bağlantıdan erişilebilecek konuyla ilgili bildirisindeki gibi terörü lanetlemek bu kadar mı zordu?
    http://www.izmirtabip.org.tr/L/TR/mid/396/hcid/16/hid/1379/MESLEKTASIMIZ_DR.ABDULLAH_BIRO%C4%9EUL’UN_ETNIK_AYRILIKCI_TEROR_ORGUTU_PKK_TARAFINDAN_OLDURULMESINI_LANETLIYORUZ_!.htm#HaberDetay

    TERÖRÜ LANETLEYEMEMEK(!)
    Bir hekim örgütü üyesi bir hekimin yaşamına son veren terörü kınamaktan kaçınabilir mi?
    Bölücü terör dur durak bilmeden yol almayı sürdürüyor bugünlerde! Tırmanışı akıllara durgunluk verecek boyutlara erişmiş durumda!
    Bundan birkaç hafta önce Tatvan Asker Hastanesi’yle başlayan sağlık kuruluşlarına saldırılar birkaç gün önce Şanlıurfa Balıklıgöl Devlet Hastanesi’ne yönelik bir başka saldırıyla hız kazandı.
    Şanlıurfa’da bir sağlık çalışanı terör kurbanı olurken; Diyarbakır’da bir hekim ve son olarak da bugün Cizre’de bir başka sağlık çalışanı teröre canlarıyla bedel ödediler. Bu eğilim sürdükçe bu ve benzeri haberleri kanıksamamız da ne yazık ki söz konusu olacaktır diye korkmamız yersiz değildir!
    Hiç duraksamadan ve ikileme düşmeden artık hedef gözetmeyen; sağlık kuruluşlarıyla çalışanlarını da hedefe koymaktan çekinmeyen bölücü PKK terörünü nefretle lanetliyorum!
    Bunu yap(a)mayan meslek örgütlerinin varlığı öfkemizi katlıyor!
    Bu noktada iki meslek örgütünün konuya ilişkin açıklamalarını paylaşmayı gerekli görüyorum.
    İlki İzmir Tabip Odası’nın bağlantıdan da erişilebilecek açıklamasıdır. Hiç çekinilmeksizin PKK terörü lanetleniyor. PKK’nın sözde kimlik denetimi sırasında suçu (!) olay yerinden uzaklaşmaya çalışmak olan Dr Abdullah Biroğul’un uzun namlulu silahla vurularak katledilmesi olabilecek sertlikte kınanıyor ve lanetleniyor.
    http://www.izmirtabip.org.tr/L/TR/mid/396/hcid/16/hid/1379/MESLEKTASIMIZ_DR.ABDULLAH_BIRO%C4%9EUL’UN_ETNIK_AYRILIKCI_TEROR_ORGUTU_PKK_TARAFINDAN_OLDURULMESINI_LANETLIYORUZ_!.htm#HaberDetay
    İkincisi ise İzmir Tabip Odası gibi 60 dolayında il tabip odasının çatı örgütü olan TTB (Türk Tabipleri Birliği)’nin konuya ilişkin açıklaması! Açıklamada saldırıyı gerçekleştiren PKK terör örgütünün adını ara ki bulasın! Sanırısınız ki; Dr Biroğul’u inlerle, cinler öldürmüş! Dolayısı ile yuvarlak sözlerle ve kimliği belirsiz adrese yönelmiş, zevahiri kurtarmaya çalışan; hatta, onu bile başaramayan bir metin!
    http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/aciklama-5557.html
    Çok söze gerek yok!
    İllerdeki tabip odaları ve onların çatı örgütü TTB varlıklarını bir yasaya borçlu olan birer kamu kurumu olmalarından öte Türkiye’de köklü bir Tıbbiyeli geleneğine sahip hekimlerin örgütleri!
    Sorum TTB yetkililerine!
    Ülkemizdeki ayrılıkçılık akımlarından uzak dur(a)mıyor oluşunuz yeni bir olgu değil! Bu konudaki hatalı duruşunuzun hekim kamuoyunca değerlendirilerek gereğinin yapılması hekimlerin iradesinde olan bir konu!
    Ancak, her şey bir yana; terörü kınamak ve dil ucuyla da olsa onu lanetlemek bu kadar mı zor?
    Her fırsatta insan yaşamının kutsallığına vurgu yaptığınız da göz önüne alındığında çelişkiye düşmüş olmuyor musunuz bu ikircikli tutumunuzla!
    Dr Ceyhun Balcı
    İzmir Tabip Odası
    2014-2016 TTB Kongre Delegesi

  • BOŞ İNSANLIK

    Darkside....-Bu-kare-KARA-ozgecanaslan-icin-degil-cunku-o-isiklar-icinde.-Bu-KARAnlik-kare-hep-onun-
    Bugünlerde insanlığa çeşitli sıfatlar ekliyoruz! Dün gün boyunca “boş insanlık” peşimizi bırakmadı!
    El kadar bebenin sahile vuran ölüsü üzerinden epeyce söz üretildi!
    Bu fotoğraf yayınlanmalı mı, yayınlanmamalı mı idi soru!
    Yayımlanmamalı demeye getirenler bile fotoğrafı baş köşeye yerleştirmişti!
    O bebenin dirilerini görmek isteyenleri İzmir’de Basmane ve Konak dolaylarında kısa bir yürüyüşe çağırıyorum!
    Sorun fotoğrafın gösterilmesinden çok fotoğrafa yol açan nedene inilmesiyle ilgilidir!
    Neden el kadar bebeler, koca koca insanlar yaşamlarını tehlikeye atıp Ege’nin sularında yaşamdan kopup gidiyorlar?
    Suriye’deki yangın nedeniyle vatansız kaldıkları için! Her birisi kişi başına 1000-1500 Avro’yu insan tüccarlarına verecek güce sahip bu insanların! Başka deyişle bütünüyle yokluk ve yoksunluk içinde değiller.
    Fotoğrafı yayınlama/yayınlamama etiği üzerine satırlar döktüren necip medyamız her nedense bu duruma dil ucuyla da olsa değinmedi dün gün boyunca!
    Doğal olarak, bu insanlık trajedisinin çözümü için de söz söylememiş oldular!
    Onların söyleyemediğini ben söyleyeyim!
    Türkiye, emperyalist kurguların taşeronluğundan vazgeçmeli!
    Başta Suriye olmak üzere bölge devletleriyle işbirliği içinde öncelikle ülkeleri bölen, parçalayan etnik/dinsel kalkışmalara karşı durmalı!
    Bebekler vatansız kalmazsa denizlerin derin sularında boğulmaktan kurtulurlar!
    Bu basit ve zahmetsiz çözüm neden seslendirilmez?
    İşte asıl soru(n) budur!
    Burada yayımlanmaya değer tek görsel kapkara bir karedir bence!
    Utancımızı ve zavallılığımızı yansıtan…
    İnsanlığın içini doldurma zamanı çoktan gelmedi mi?
    Ceyhun BALCI, 03.09.2015

  • İZMİR SOKAKLARINDA VATANSIZLAR
    Günümüzde iki tür vatansızdan söz etmek mümkün!
    Birincisi hevesli vatansızlar! İstemli vatansızlardır. Oturdukları yerden vatansız olmanın güzellikleri üzerine yazıp, çizerler. Başkalarını da böyle olmaya özendirirler.
    İkinci tür ise zorunluluktan vatansızlar! Koşulların zorlamasıyla vatanlarından kopanlar, kopartılanlar!
    Şu günlerde İzmir sokakları, parkları, ağaç altları ikinci türden vatansızlarla dolu!
    Her türlü yokluk, yoksunluk, perişanlık ve zavallılık onların görüntülerine sinmiş durumda. Onları görüp de üzülmemek, insanlık adına utanç duymamak olanaksız!
    Yanı başımızdaki yangına duyarsız kalan pek çoğumuz insanlık trajedisi kapımızı çalıp, onunla burun buruna geldiğimizde isyan eder olduk!
    Üç ay önce seçimler yapıldı Türkiye’de! Kaç parti bu insanlık trajedisine değindi? Kaçı bu olumsuzluğun giderilmesi için öneride bulundu?
    Önümüz yine seçim!
    Partilerimiz bu konuya değinecekler mi? Göreceğiz! Dil ucuyla da olsa değinenler bir çıkış yolu gösterecekler mi?
    Parasızlık, besinsizlik ve başka yoksunluklar bir şekilde giderilebilir!
    Ya vatansızlık? Onun çaresi var mı?
    İzmir sokaklarına yansıyan vatansız manzaraları bir yandan “neden ölüyoruz” sorusuna da yanıt oluşturuyor.
    Vatansız kalmamak için gerekirse ölümü göze almak az şey midir?
    Anlayana çok şey anlatıyor kent sokaklarını mesken tutan vatansızlar!
    Ceyhun BALCI, 02.09.2015