• ÖZ’ÜNE DÖNEN KARA’NLIKLAR!
    Türkiye geçtiğimiz 7-8 yıl boyunca yargıç/savcı kılıklıların terörüyle sarsıldı. Kişilerin başına gelenler de hiç kuşkusuz önemliydi! Bu nedenle aramızdan ayrılanların adlarını bile bir çırpıda sayamaz olduk! Hesabı sorulmalıdır! Ama, asıl hedef Türkiye’ydi! Emperyalizm adliyeden devşirdiği piyonlarla tek kurşun atmadan koca bir orduyu teslim alabildi. Parti önderleri, aydınlar, yazarlar ve onlara eklenen başkaları! Tek suçları vatansever olmak olan insanlara darbecilik yaftası yapıştırılmak istendi.

    İlginç bir not!

    Hakkında iddianame düzenlediklerinden birisi olan Mehmet Perinçek “Ermeni Soykırımı Yalanı”yla ilgili akademik çalışmalarıyla tanınır. Akademik çalışmaları iddianameye terörist faaliyet olarak yazabilecek denli piyondu! Önce Gürcistan’a oradan da Ermenistan’a kaçması manidardır. Türkiye’de Ermeni Soykırımı Yalanı bayraktarlığı yaptığına göre orada el üstünde tutulacaktır. Türkiye ve Ermenistan arasında suçlu ve zanlıların iadesi anlaşması olasılıkla yoktur. Dolayısı ile burnumuzun dibinde adaletten kaçabilecektir, yıllar boyunca adaleti ters yüz etme becerisi gösterebilmiş bu adam!

    Şimdi bazı sorular soralım!

    Bundan 8 yıl önce Ümraniye’de metruk bir evde bulunduğu öne sürülen el bombaları ile tetiği çekilen Ergenekon sürecinin ne olduğu daha baştan tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştı! Devşirilerek tanık da yapılan suçlu Osmanım olgusu; biraz daha uzak geçmişinde Çine görevi sırasında haraç toplamaya varan kara lekeler… Say say bitmeyecek tuhaflıklar!

    Her şey bu denli ortadayken!

    AKP’ye ve davanın eşsavcısı RTE’ye soru sormaya gerek yok! İktidar kavgası sonrasında aralarına kara kedi girmese cemaatle kol kola yürüyüşleri sürüyor olacaktı.

    Bu düzmece, kumpas davalar sürecinde TSK’nin üst düzey komutanlarına sormadan geçemeyiz! Ellerinizle çakallara teslim ettiğiniz çok sayıda değerli subayınızın saf dışı bırakılmasına nasıl rıza gösterdiniz? Kumpasın karşısına dikilmek bu kadar zor bir iş miydi?

    Siyaset kurumu da az suçlu ve kusurlu değildir!

    Darbecilikle mücadele edilmeli, hukuka güvenilmeli, yargı her şeyi çözer yollu uydurma yaklaşımlarınızdan dolayı bugün en ufak rahatsızlık ve utanç duymuyor musunuz?

    Bir soru da insanlarımıza!

    Birileri canını dişine takıp Silivri kapılarını zorlarken oralı olmayanlar; oralı olur görünüp ortalıkta görünmeyenler! Ya da Türkiye bağırsaklarını temizliyor türünden iğrenç sözlerle hukuksuzluğu göz ardı edenler!

    Kabahatin birazı da sizde değil mi? İçiniz rahat, alnınız ak, başınız dik mi?

    İçinde yer aldığı şebeke son bir iyilik(!) yaptı belli ki savcı kılıklıya! Kumpasla Silivri’ye sürdüklerinin yerinde biraz zaman geçirse çok ibretlik olurdu! Olmadı, olamadı!

    Bu namus yoksunluğunun peşi bırakılmamalı!

    Er ya da geç hesap sorulmalı! Bedeli gereğince ödetilmeli!

    Bu gerçekleştiği gün kafamızı yastığa iç rahatlığıyla koyabiliriz!

    Ergenekon tutuklamaları sırasında kanunsuz şekilde göz altına alınan; ardından kumpas gereğince cezaevine gönderilenlerin başı dik ve haykırarak görüntü verdikleri unutulmuş olamaz!

    Gürcistan üzerinden Ermenistan’a kaçan savcı kılıklıların basına yansıyan insan içine çıkamayacak durumdaki görüntüleri her şeyi fazlasıyla anlatıyor aslında!

    Kaçış görüntüleri:
    http://www.aydinlikgazete.com/politika/savcilarin-kacis-goruntuleri-yayinlandi-h75348.html

    Ceyhun BALCI, 12.08.2015

  • ENTERPRISE VE TÜRKİYE NOTERLER BİRLİĞİ
    Blogumdaki tüketici köşesi epeydir boş kalmıştı. Oraya biraz katkı olsun!
    Enterprise, Anadolu Jet internet sitesinde de tavsiye edilen ve Anadolu Jet yolcularına indirim yapan bir araç kiralama şirketi. Yaklaşık 6 aydır birkaç kez araç kiraladım Enterprise’dan. Hoşnut da kaldım! Son seferdeki yanlışlık olmasa hoşnutluğum sürebilirdi. İnternetten bir hafta önce yaptırmış olduğum rezervasyonumu son anda iptal etme gereği doğdu. Şirketi aradığımda geç kaldığımı, aracı kiralamak zorunda olduğumu para iadesi yapamayacaklarını söylediler. Üstelik, öncekilerde hiç yapmadıkları bir uygulamayı bu kez yapmışlardı. Rezervasyon anında kiralama bedelini kredi kartımdan tahsil etmişlerdi. Bu sıra dışı uygulama bile huylanma gerekçesiydi oysa. Beklenmedik durumlarda rezervasyon iptalinin hiç olmazsa belirli bir ceza karşılığında gerçekleştirilmesi gerekir(di). Yanlış mı düşünüyorum?

    Böyle durumlarda işin peşini bırakmam! Olan oldu deyip köşeme çekilmek gibi bir alışkanlığım yoktur. E devlet üzerinden yakınmacı olmak istedim. Islak imzalı olmayan başvuruların yalnızca elektronik imza kullanılması durumunda kabul edileceği uyarısıyla karşılaştım. Böylelikle benim için yeni bir tüketici/satıcı serüveni başladığını bilemezdim. Meslek örgütümün resmi internet sitesinde tanıtımı yapılan TNB’ye başvurdum. Türkiye Noterler Birliği e imza sağlayıcılığı da yapıyormuş. Hiç sakıncası yok! Hatta, bir kamu kuruluşu olması güven duygusunu güçlendirir. Ama, bu durum iyi hizmet verileceğini de garanti etmiyor. Bilgilendirme eksikliği küçük de olsa cebimden çıkan bedelin çöpe gitmesine neden oldu. Evde i Mac kullanıyorum. Her şey bittikten sonra öğreniyorum ki; TNB’nin e imzası i Mac bilgisayarda çalışmıyor. Önceden söylense edinmezdim. Ya da bu tip bilgisayarda çalışan e imza arayışına girerdim. Durumu aktardığımda neden i Mac kullanıcısı olduğumu söylemediğim sorgulandı. Çözüm olarak da evdeki i Mac’e Windows da yükleyebileceğim, böylelikle TNB’nin e imzasını kullanabileceğim iletildi. Olsa olsa bilişim okuryazarı sayılabilecek bendeniz sakin olma kararlılığı adına gülümsemekle yetindi bu eğlenceli öneri karşısında. E imza alacaksanız TNB’yi seçmeyin! Öğrendiğim kadarı ile çift işlemcili flash belleklerle bu sorun aşılabiliyormuş. Merak ettiğim TNB’nin bu olanağı neden kullanmadığı ve e imza için kendisine başvuranlara kullandırmadığıdır!

  • TÜRKİYE’DE TERÖR
    HİÇ BU KADAR GÜÇLÜ OLMAMIŞTI!
    Bir sihirli değnek dokunmuş gibi azdı terör! Açılım kandırmacasıyla uyuşturulan beyinler şaşırdı belki de bu duruma!
    Açılımın temel koşulu olan silah bırakma söz konusu olmamıştı. Hatta, tümüyle denetim ve izlem dışı kalan terör gruplarının rahatlamaları silahlanmayı ve uygun konumlanmayı kolaylaştırdı bile denebilir.
    Şu günlerde yaşadıklarımız acı gerçekle yüzleşmedir! Önünde, sonunda yaşanacaktı bu durum!
    Geçmişte terörün çok daha fazla insanı aramızdan aldığı süreçler de yaşandı!
    Türkiye’deki ayrılıkçı terörün güçlenmesi saptamasını niceliğe değil de niteliğe dayandırmak gerekir.
    Terör son günlerde silahları ateşlerken; toplumsal desteği sağlama yolunda da önemli adımlar atabildi.
    Bağlantılara göz atarsanız durum daha iyi anlaşılabilir.
    http://www.aktifhaber.com/640-kurumdan-baris-cagrisi-1208760h.htm
    http://direnisteyiz.net/haber/izmir-baris-bloku-izmir-halkini-savasa-dur-demeye-cagiriyoruz/
    Gerçeklikten kopuk bir barış algısıyla terörün sözde barışçı kolunun peşine düşenler arasında kimler yok ki! Milletvekilleri, öğretim üyeleri, hukukçular, hekimler, mühendisler, sanatçılar…
    Gerçekten kaygı verici olan ve tüyler ürpertici olan durum tam da budur!
    Uykusunda öldürülen polisler, eşinin gözü önünde katledilen binbaşı, bankamatikten para çekerken ensesinden vurulan uzman çavuş…
    Toplumsal bir felç ve körlük hali yaşanıyor Türkiye’de!
    İstanbul’da karakola saldıran eşkıya, olay yerinden ayrılmayıp, patlama sonrasında karakol bahçesine çıkan polisleri uzaktan da olsa vuracak kadar özgüvenli ve güçlüdür!
    Böylesi bir terör ortamında barış haykırışlarıyla suyu bulandırma görevini başarıyla yerine getirenler olabildiğine göre terör hem silahsal hem de toplumsal gücünü korumayı sürdürecektir!
    Ne yazık ki…
    Ceyhun BALCI

  • OSKAR SCHINDLER FABRİKASI
    Krakov’da Vistül’ün sağ tarafında ilgimizi çeken yerlerden birisi Oskar Schindler Fabrikası’ydı. Mutlaka görülmeli listesinde olduğu için tarihi bölgeyi kısa kestik. Bir gün önceki Auschwitz ziyaretinde olduğu gibi hava bunaltıcı derecede sıcak. Fabrikanın önüne geldiğimizde ister istemez Spielberg imzalı Schindler’in Listesi filminden kareler beliriyor gözlerimizin önünde. Hiç de o denli kasvetli ve iç karartıcı bir manzara yok karşımızda. Ama, sevimli göründüğü de söylenemez!
    Auschwitz’de bir toplu mezarlıkta gibi duyumsamıştık kendimizi. Burası ise savaş karanlığının göreceli olarak giremediği bir yerdi. Kuşkusuz bugünden bakıldığında söyleyebiliyoruz bu sözleri. O günleri bu fabrikada geçirenler kim bilir neler yaşadılar, ne gibi gelgitlerle karşılaştılar?

    IMG_4498

    IMG_4455 IMG_4457

    Sağkalanlar

    Oskar Schindler Fabrikası Vistül’ün diğer yakasındaki Zablocie bölgesinde. Lehçe “za blotem” kökünden türemiş. Bataklığın diğer yakası demek. Krakov’un Kazimiers bölgesi geçmişte Yahudilerin yoğunlukla yaşadığı yer olsa da Naziler işgalden sonra tüm Yahudileri Schindler Fabrikası komşuluğundaki Yahudi Gettosu’nda toplamışlar.

    20120618-194513IMG_4517

    Kazimierz ve komşuluğundaki Oskar Schindler Fabrikası’nın yer aldığı  Podgorsze bölgesi 

    Auschwitz kadar olmasa da duygulandırıcı bir ortamda bulunduğumuz kesin! Önceden okuduğumuza göre ziyaretçilerin uzun kuyruklar oluşturabildiklerini ve içeriye giriş sırası beklemek gerekebildiğini biliyoruz. Şanslıyız ki; yarım saati bulmayan bir bekleme sonrası kendimizi müzenin içinde buluyoruz.

    IMG_4458 IMG_4459

    Fabrikada kullanılmış olan pres

    Fabrikanın bulunduğu yerde işgal öncesinde “Rekord” mutfak gereçleri üretilmekteymiş. İşgalle birlikte sermayesini de taşıyan Naziler fabrikayı bir Südet Almanı olan Oskar Schindler’in işletmesine vermişler. İş gücü gereksinimi de yakındaki Plaszow kampındaki Yahudilerle karşılanmış. Toplama kamplarındaki başta Yahudiler olmak üzere çeşitli milliyetlerden çalışabilir kimseler patrona ucuza kiralanmış. Böylelikle, patronun kazanç payı artırılırken Naziler için gelir kaynağı yaratılmış. Fabrikanın Rekord olan adı da Deutsche Emailenwarenfabrik (DEF) olarak değiştirilmiş.
    Fabrika Nazi ordusunun da gereksinimlerini karşılayacak şekilde geliştirilmiş.
    Fabrikaya adını veren Oskar Schindler’i biraz olsun tanıyalım.

    IMG_4456

    Oskar Schindler

    nsdap
    1908’de bugünkü Çek Cumhuriyeti sınırları içindeki Zwittau’da dünyaya gelmiş. Büyük Depresyon’da iflas edene dek babasının tarım makineleri firmasında çalışmış. Daha sonra büyük bir çiftçinin kızı olan Emilie Pelzl ile evlenmiş. 1935’te Südet Alman Partisi’ne üye olmuş ve Alman istihbaratının işbirlikçisi olmuş. Bu etkinliklerinden sonra tutuklanmış. Ancak, III. Reich’ın Südet bölgesini ilhak etmesi sonrasında serbest kalmış. Üyesi olduğu Südet Alman Partisi Nasyonal Sosyalist Alman Çalışma Partisi’yle (NSAÇP) bütünleşik olduğu için aynı zamanda bu partinin de üyesi olmuş.
    Almanya’nın Polonya’yı işgali sonrasında Krakov’a gelmesi istenmiş. İş adamı görüntüsü ardında Alman istihbaratı için çalışmış. Yine, işgalcilerin isteğiyle Rekord fabrikasının işletmesini üstlenmiş.
    Schindler bu süreçte Gestapo tarafından yasadışı işler yaptığı savlanarak pek çok kez tutuklanmış. Ancak, üst düzey ilişkileri nedeniyle her seferinde kurtulmayı başarmış.
    Her geçen gün daha fazla Yahudi’ye iş vermiş. Başlangıçta 100 dolayında olan Yahudi çalışan sayısı 1944’te 1100’e ulaşmış. Fabrika alanını genişleten Schindler çalışanlar için barınaklar yaptırmış. Bu barınaklardaki beslenme ve sağlık hizmetleri diğer toplama kamplarındakilerle karşılaştırılamayacak kadar iyi düzeydeymiş.
    1943’te fabrikasını çalışanlarla birlikte Krakov’dan Moravya’ya taşımış. Savaş bitince Moravya’yı da terk etmiş. Ancak, zamanında canlarını kurtardığı Yahudilerle bağlantısını hep sürdürmüş. Hatta, kurtardığı insanlar sonradan parasal yardımda bulunmuşlar Schindler’e.
    Daha sonra Arjantin’e giderek çiftçilik yaptıysa da iflas etmiş. Almanya’ya geri dönmüş.
    Çağrı üzerine 1963’te İsrail’e gitmiş. Yad Vashem Enstitüsü tarafından dürüstlük ödülü almış.
    1974’te ölmüş. Bedeni Kudüs’teki Zion Dağı’na gömülmüş.
    Çoğumuz Oskar Schindler’i Steven Spilberg’in “Schindler’in Listesi” filmiyle tanıdık.

    schindler_s_list_e76b6b377052c4fa955eba5372fc659ajpg_5adb00d62eSchindler's List
    Fabrikanın bir bölümü Krakov Tarih Müzesi tarafından düzenlenirken bir diğer bölümü de Krakov Modern Sanatlar Müzesi olarak işlev görüyor. Zaman yokluğundan yalnızca tarih müzesi kapsamındaki bölümünü gezebildik.
    Henüz kuyruktayken müzeyi gezmeye başlamış oluyorsunuz! Burada çalışıp da yaşamını kurtaranların fotoğrafları, fabrikada kullanılmış bir pres aygıtı ilk gördükleriniz olarak belleğinize işleniyor.
    Müzede ilk bölüm, Krakov’da yaşananların ayrılmaz parçası olduğu için “Nazi İşgali Altındaki Krakov” (1939-1945) Özgün nesneler, fotoğraflar, savaş dönemi belgeleri, özel tasarlanmış bölümler, bilgisayar destekli sunumlar, filmler, ses kayıtları göreceğiniz pek çok şeyin başlıkları olabilir ancak!

    IMG_4463 IMG_4461 IMG_4468

    İşgal altında Krakov

    Girişte orak/çekiçli Sovyet bayrağı tarafından karşılanıyorsunuz. Gamalı haçlı Nazi bayrağı olmazsa olmaz. Onlara eklenen Stalin portresi, portresi olmasa da Hitler dönemin öne çıkan kişilikleri olarak o zamanı özetlemiş oluyor.

    IMG_4472sscb
    Savaş öncesi Krakov (1918-1939) görselleri de unutulmamış müzede! Zaman dilimlerine bakıldığında Polonya için son derece trajik bir durumun söz konusu olduğu anlaşılabiliyor. 1795’ten başlayarak 1918’e dek bağımsızlığını yitiren bir ülkenin yaklaşık 20 yıl süren bağımsızlığı bu kez çok daha acımasız ve biçici bir güç karşısında yitirmiş olması göz ardı edilmemeli.

    IMG_4469

    Tanket : Polonya tasarımı bir tankçık!
    Bu kısa barış dönemine ilişkin olarak Krakov nüfusunun % 25’ini oluşturan Yahudi topluluğunun öne çıkmış olmasına da şaşırmamak gerekiyor.
    Rastladığımız bir aygıt bizi çocukluk yıllarımıza götürdü. Buradaki stereoskop son derece oylumlu olmakla birlikte gözümüzün önünden geçen görüntüler geçmişte elimize alabileceğimiz kadar küçük olanlardan çok da farklı görseller sunmuyordu. Krakov’un o yıllardaki görüntüleri doğal olarak siyah/beyazdı. Üç boyutlu görüntü yanılsaması yaratan bu aygıtın zamanında Krakov’un Szczepanska Meydanı’nda kullanıldığını öğreniyoruz.
    Bir başka ilginç nesne de ıstampa düzenekleriydi gözümüze çarpan. Savaş yıllarının önemli gelişmelerinin tarihlerini taşıyan kartlar ziyaretçiler için hoş birer anı belgesi olması bakımından iyi düşünülmüş.

    IMG_4479stampalar

    Istampa

    Geçmişten belgelerin yanı sıra kimi zaman bir tramvayla bile karşılaşmanız olası bu müzede.

    IMG_4473IMG_4474IMG_4482
    Krakov işgal sırasında Alman karargâhına da ev sahipliği yapmış. Böylelikle belirli bir Alman kolonisi oluşmuş kentte. Onların yaşamına ilişkin belgeler de müzede yer alıyor. Müzenin bazı bölümlerdeki yer karoları da Alman işgalini anımsatır türden. İşgalin özellikle Yahudilere yönelik bir terör dalgası yarattığını göz ardı etmemek gerekiyor.

    IMG_4478 IMG_4480 IMG_4484
    Adını taşıyor olması bakımından Oskar Schindler’in bürosu doğallıkla etkileyici bir mekân.

    IMG_4509 IMG_4507 IMG_4499schindler

    Oskar Schindler’in bürosu, Schindler’in kurtardığı Yahudilerin listesinin yer aldığı oda…
    Polonya altı yıl süren yeni bir işgal döneminden sonra bir kez daha umuda ve bağımsızlığa yelken açıyor. Henüz bir müzeye konu olmamışsa da Nazi işgali sonrası dönemin de müzelik olduğunu vurgulamak gerekir.

    YAHUDİ GETTOSU

    IMG_4516 IMG_4504 IMG_4476yahudi
    Schindler Fabrikası’ndan karmaşık duygular içinde ayrılırken, yakındaki Yahudi Gettosu’na da uğramak kaçınılmaz oluyor. Krakov’da elektrikli golf arabaları turistlerin gezdirilmesi için yaygın biçimde kullanılıyor. Sürücü aynı zamanda rehber. İster grup ister bireysel olarak bu yolla ulaşım ve gezinti yapmanız olası.
    Savaştan önceki adı Plac Zgody olan Bohaterow Ghetta Meydanı’na vardığımızda meydana serpiştirilmiş 70 büyük boy bronz sandalye görüyoruz. Her birisi 1000 Yahudi’yi simgeliyor. Naziler işgal etmeden önce Krakov’da 60-80 bin Yahudi yaşıyormuş. 1943’te Getto boşaltıldığında 70 sandalyeye karşılık gelen sayıda Yahudi ölüme yolculuğa çıkartılmış ve çeşitli kamplara gönderilmişler.

    sandalyesandalyeler

    Meydandaki sandalyeler yitirilen Yahudilerin mobilyalarını simgeliyor.

    Bulunduğumuz yere göre Vistül’ü geçer geçmez ayak bastığımız alan olan Kazimierz Yahudi mahallesiymiş. İşgal sonrası Yahudilerin kimliklerini dışa vuran kolluk takmaları zorunluluğu getirilmiş. Ardından, Yahudi Ghettosu oluşturulmuş. Çevresine duvar bile örülmüş gettonun. Böylelikle Yahudilerin denetim altında tutulmaları ve yalıtılmaları kolaylaştırılmış. Çalışabilecek olanlar ayrıldıktan sonra çalışma kamplarına; çalışamaz durumda olanlar ise toplama ve ölüm kamplarına gönderilmiş.

    tifüs

    Tifüs’e neden olarak da Yahudiler gösterilmiş
    Meydana bakan yapılardan birisinin zemin katında ziyaret edilmesi unutulmaması gereken bir müzecik var.

    getta meydanı

    Ghetta Meydanı (Plac Bohaterow Ghetta)

    Kartal Eczanesi (Pod Orlem) !

    eczanemadalya

    Kartal Eczanesi Müzesi

    İşletmecisi Leh Tadeusz Pankiewicz ve çalışanları gettoda yaşanan pek çok trajik olaya tanıklık etmişler. Bu yönüyle getto tarihinin bir parçası sayılıyor. Ayrıca, Naziler tarafından Yahudi Gettosu’nda bulunmasına izin verilen tek Leh kökenli olarak biliniyor Pankiewicz. Gettoda yaşam savaşı verenlere zor günlerinde her türlü ilacı üstelik ücretsiz olarak sağlamaya çalışmış Tadeusz Pankiewicz. O zamanlarda sergilediği bu davranış ödüllendirilmiş.

    kartal eczanesi eczane2 eczane7 eczane6 eczane3

    Eczaneden görünümler

    Gettoyu geride bırakıp Vistül’ün karşı yakasına geçip Kazimierz’e geçiyoruz rehberimizin sürücülüğündeki golf arabasıyla.

    vistülgolf arabsı

    KAZİMİERZ
    Adından da anlaşılacağı gibi bu bölgeye adını veren Büyük Kazimierz. Polonya tarihinin önemli hükümdarlarından sayılan Büyük Kazimierz bölgeyi XIV. yüzyılda yerleşime açmış. Bölgeye ayrı bir hükümet konağı ve çevresini sınırlayan surlar yapılmış. Azize Katerine ve Corpus Christi (İsa’nın Bedeni) kiliselerini yaptıran da Büyük Kazimierz.
    Kazimierz’in bölge olarak Yahudi yerleşimine açılması ise XV. yüzyılda kral Jan Olbracht döneminde olmuş. Böylelikle bölgenin ayrıcalıklı konumu güçlenmiş. 1791’de yönetsel bakımdan Krakov’la bütünleştirilen Kazimierz farklı özelliğini bugüne değin korumuş.

    golf P1150901 vistül1
    Kazimierz’de ilk olarak Eski Sinagog’u görüyoruz. Geçmişte en önemli Yahudi tapınağıymış. Dinsel ve toplumsal yaşam burada yoğunlaşmış. Krakov Yahudilerinin tarihine adanan Galiçya Yahudi Müzesi de burada. Sinagog XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başlarında yapılmış. İbadete açık olmamakla birlikte tarihsel önemini koruyor.

    IMG_4571eski sinagog1

    eski sinagog2 eski sinagog
    İsa’nın Bedeni Kilisesi’nin yapımına 1340’da Büyük Kazimierz döneminde başlanmış ve ancak XV. yüzyılda tamamlanabilmiş. Bölgenin önemli ve görkemli yapılarından birisi olarak boy gösteriyor.

    korpus kristi5 korpus kristi4 korpus kristi1 korpus kristi korpus christi

    İsa’nın Bedeni Kilisesi (Corpus Christi)
    Bir başka önemli kilise Vistül kıyısındaki “Kayaüstü Kilisesi”. İlk olarak XI. Yüzyılda Aziz Maykıl Kilisesi olarak yapılmış. Bu Roma biçemli kilisenin yerini XIV. yüzyılda Büyük Kazimierz tarafından yaptırılan Gotik biçemli kilise almış. Yıkılma tehlikesi taşıdığı için 1733’te şimdiki Barok biçemli olanı yapılmış. Kilise 1731 yapımı Aziz Stanislav heykeliyle süslenmiş. Azizi işkenceyle öldürüp vücudunu parçalayanlar kestikleri parmak parçasını kilise önündeki pınara atmışlar. O gün bugündür bu suyun iyileştirici olduğuna inanılıyor.

    kayaüstü kilise6 kayaüstü kilise kayaüstü kilise5 kayaüstü kilise2 kayaüstü kilise1 kayaüstü kilise7

    Kayaüstü Kilisesi

    Mahzeninde ise ünlü Polonyalıların mezarları yer alıyor. Ressam ve iç tasarımcı Stanislaw Wyspianski (1869-1907) bu ünlülerden birisi. Bu yönüyle günümüzde ulusal Panteon işlevi görüyor.

    Kilisedeki düğün töreni nedeniyle ne yazık ki içeriye girip, ayrıntılara eğilemedik!

  • 6 AĞUSTOS 1945

    Slide1
    Dünya ilkini aratmayan yoğunluktaki ikinci paylaşım savaşının sonuna gelmişti.

    Mayıs 1945’te Avrupa’da nokta konulan savaşın başka yerlerde sürmesi için en küçük neden yoktu!

    Birincisi kullanılan zehirli gazlar nedeniyle “kimyasal” unvanını alan dünya savaşlarının ikincisine de bir tanımlayıcı gerekiyordu.

    Çok daha fazla acı, gözyaşı, kan ve ölüm yeterli olmamıştı belli ki!

    II. Dünya Savaşı’na konulan nokta savaşın unvanı da olacaktı!

    Bitmiş savaşı bitiren atom bombasının son denemeleri kullanım tarihinden 15 gün önce yapılmıştı.

    Önce Hiroşima’ya ardından Nagazaki’ye bırakılan bombalar insanlık tarihinin o güne dek görmediği bir sonuca yol açmıştı!

    Laboratuvarda yaratılan yıkıcı silahın gündelik yaşama uygulanması için sahibinin bir sonraki savaşı beklemeye niyeti ve sabrı yoktu!

    Bitmiş savaşı bitirmek için Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları bir bakıma geleceğe de yatırım anlamı taşımaktaydı.

    Savaşı izleyen yıllara damga vuracak olan Soğuk Savaş’ın ilk habercisiydi belki de bu bombalar!

    Soğuk Savaş başlamadan gözdağı verilmiş oluyordu!

    Bu büyük insanlık suçu hiç konuşulmadı, soruşturulmadı, kovuşturulmadı!

    Çünkü, kazananın başka deyişle güçlünün hukuku egemendi ortama!

    Böylelikle insanlık tarihi utanç verici bir sayfaya daha kavuşmuş oldu!

    Ceyhun BALCI, 06.08.2015

  • KRAKOV’DA BİR GÜN

    indir (1)

    Krakov’a gidip de Auschwitz’e gitmemek olmazdı! Bu koşul Krakov’a ayrılan günü sınırlamış oldu. Bu durumda Krakov’u bir akşama ve bir tam güne sığdırmak kaçınılmazdı.
    Krakov’a Varşova’dan trenle gelmeyi seçtik. Seçimimizin doğruluğunu Krakov Merkez Garı’na başka deyişle kentin kalbine adım atınca daha iyi anladık. Uçakla da gelinse benzer zaman yitirilirdi. Varşova-Krakov yolculuğu PKP treniyle iki buçuk saat sürüyor. Polonya demiryolları son derece güvenli ve rahat bir ortam sunuyor tren yolcularına. Çay-kahve ve soğuk içecek ikramı bile var düşünülmüş. Birkaç adım atıp lokanta vagonuna geçerek daha fazlasına erişmek de olası.
    Krakov, nüfus bakımından Varşova’nın yarısı kadar. Metropol nüfusu 1.5 milyona yaklaşmakla birlikte merkezde 750 bin kişi yaşıyor. Vistül Krakov’u da ikiye bölüyor. Irmağın güneyinde Oskar Schindler Fabrikası ve Yahudi Gettosu dışında ilgimizi çekebilecek yer yok.

    P1150931 IMG_4619

    PKP treni ve Krakov Eski Gar

    Krakov tam bir butik kent! Yürüyerek ulaşmanız olası her türlü hedefe. Polonyalılar Batı’nın alışveriş çılgınlığına Krakov’da biraz daha fazla tutulmuşlar gibi geldi bize. Krakov Garı aynı zamanda bir alışveriş merkezine dönüştürülmüş. Geldiğinizde ya da dönerken yolunuz çağın tapınağına dönüşen bu mekândan geçmek zorunda. Ayakbastı parasını bu şekilde ödemek durumundasınız. Güzelim eski gar binası ise bakımlı olmakla birlikte en büyük gereksinimi olan yolcudan arındırılmış ve emekliye ayrılmış durumda.

    KRAKOW GLOWNY (2) KRAKOW GLOWNY221

    Krakov Garı ve Alışveriş merkezi

    Otelimize yürüyerek gideceğimize göre sınırlı zamanda olabildiğince fazla yer görmekte sakınca yok.
    Elinizde bir harita varsa gerisi kolay!
    Eski Kent’i Florianska Kapısı ve Barbikan’la başlıyoruz keşfetmeye!

    IMG_4242 IMG_4247BARBİKAN KAPISIIMG_4246

    Barbikan

    Eski Kent’in bir gerdanlığa benzer şekilde yeşil bir kuşakla çevrelendiğini belirtelim. Planty adı verilen bu yeşil kuşak hiç kesintisiz bir biçimde çevreliyor Eski Kent’i! Planty bahçeleri geçmişteki kent surlarının yerini almış. 1285’te Dük Kara Lezsek Krakov kenti çevresine surların yapılması buyruğunu vermiş. Zamanla tamamlanan surlar 47 kuleliymiş. XVII. Yüzyıl sonunda Polonya’nın egemenlik sorunları yaşamasıyla birlikte surlar silinmeye başlamış. XIX. yüzyılda ise yerini tümüyle Planty’e bırakmış.

    IMG_4235 IMG_4238IMG_4234planty

    Planty

    Barbikan’ın öyküsü biz Türklerle de ilintili. Jan Olbracht’ın Bukovina’da Türklere yenilmesini izleyerek Türk akınlarından korku duyulması üzerine eklenmiş kent surlarına. Avrupa’nın en iyi korunmuş Barbikan’ı olduğu bilgisini ekleyelim.
    Floranski Kapısı’ndan içeri girip Eski Kent’in derinliklerine yönelmeden önce Barbikan’ın tam karşısındaki Jan Matejko Meydanı’na göz atmak istiyoruz. Meydanı Polonya tarihinin önemli kişiliklerinden Kral Jagiello’nun atlı heykeli süslüyor. Jagiello Polonya’nın kara yazgısına son vererek Grunwald’de Töton Şövalyeleri’ni yenmesiyle tanınıyor en çok. Anıt, 1910’da zaferin 500. Yıldönümü anısına yaptırılmış. Aziz Florian Kilisesi anıta fon oluşturuyor. Anıtın önündeki Meçhul Asker gömütüyle görüntü tamamlanmış oluyor.

    IMG_4249 IMG_4252 IMG_4253 IMG_4254 IMG_4255

    Jagiello Anıtı, Aziz Florian Kilisesi, Güzel Sanatlar Akademisi, Meçhul Asker Anıtı

    Meydana adını veren Jan Matejko’nun kurucusu olduğu Güzel Sanatlar Akademisi meydanın Bastowa Caddesi’ne açılan köşesinde yükseliyor.
    Jan Matejko (1838-1893) Polonya tarihinin önemli askersel ve politik olaylarını betimleyen tablolarıyla tanınan Krakovlu bir ressam. Grünwald Savaşı’nı da betimleyen bir tablosunun varlığı adını taşıyan meydanın Grunwald’le özdeşleşmesi anlamına gelmiş oluyor. Jan Matejko adı ayrıca Scepanski Meydanı’ndaki Sanat Sarayı’nda da yaşatılıyor. Bir de Florianski Kapısı’ndan girdikten sonra dikkat çeken çerçeve içindeki heykeli unutulmamalı.

    IMG_4243matejkoIMG_4258matejko5matejko3

    Jan Matejko

    IMG_4273

    Florianski Kapısı

    IMG_4241KÜRE EVİ1

    Küre evi
    Eski Kent’i çevreleyen surların içine girmeden önce Küre Evi’ni de fotoğraflamadan geçmek istemiyoruz. Ticaret ve Sanayi Odası tarafından 1906’da yaptırılan Yeni Sanat mimarlık örneği bu yapıyı sıra dışı kılan piramit biçimli külahının tepesine yerleştirilmiş olan yerküre.
    Artık Florianska Caddesi’ne yönelip Eski Kent’e girebiliriz.

    ESKİ KENT

    Hemen sağımızdaki Czartorsyki Müzesi ve onun önündeki küçük meydanı süsleyen Merkür Anıtı hoş geldiniz diyor gezginlere.

    IMG_4268 KRAKOV MERKÜR

    Czartorsky Müzesi ve Merkür heykeli

    Tam adıyla Adam Jerzy Czartorsky (1770-1861) yabancımız sayılmaz. İstanbul’da Polonya Kolonisi kurulmasını sağlayanlardan. Polonya bağımsızlığını yitirince kendisini gösteren diyasporanın öncülerinden. İstanbul’daki Polonezköy ilk olarak onun adıyla Adampol olarak çıkmış ortaya. Üç katlı bu yapı günümüzde sanat müzesi olarak kullanılmakta.

    Birkaç adım sonra Pazar Meydanı’ndayız. Burası Eski Kent’in en önemli ve görkemli meydanı. Krakov, Varşova’ya göre daha şanslı bir kent. Her ne kadar Naziler Krakov’u da işgal etmişlerse de; Varşova gibi yerle bir olmamış. Bu meydan öteden beri Krakov’un merkezi olmuş. 200X200 metre boyutlu meydana her bir kenardan üçer cadde açılıyor.
    Meydanın ortasındaki Giysi Pazarı (Sukienicce) kapalı çarşı biçemli bir alışveriş merkezi. Bir büyük yangın sonrası 1555’te yeniden yapılmış, 1875’te ise yeniden düzenlenmiş. XIX. yüzyıl Polonya sanatı örneklerinin yanı sıra hediyelik ve takı dükkânlarını barındıran kapalı çarşı gezginlerin önde gelen uğrak yeri.

    Aziz Meryem azizadalbert kule1 sukienicce

    Aziz Meryem Kilisesi, Aziz Adelbert Kilisesi, Kule, Giysi Pazarı

    Giysi Pazarı’nın doğusunda Adam Mizckiewicz heykeli yer alıyor. Vatansever Polonyalı burada da unutulmamış. Meydanın güneyinde Krakov’un en eskilerinden olan Aziz Adalbert Kilisesi yer alıyor. Söylenceye göre Aziz Adalbert Prusyalıları dine çağırmak için başladığı misyoner yolculuğuna burada verdiği vaaz ile başlamış.

    Aziz Meryem AZİZ MERYEM aziz meryem5 kafaMİZİKİEWİC

    Azize Meryem Kilisesi, Kafa ve Adam Mizikiewicz
    Yakındaki 70 metrelik Hükümet Konağı Kulesi XIX. Yüzyıla kadar bu meydanda yer alan varlıklardan geriye kalan tek yapı. Kulesi ayakta olan yapının kendisi 1846’da tümüyle yıkılmış.
    Meydanın batı tarafında yan yatmış “Kafa” ya da diğer adıyla “Eros Benedato” Tadeus Kantor’un öğrencisi İgor Mitoraj’ın elinden çıkmış. Gezginlerin ilgisini çeken ve buluşma noktası olan heykel ilk olarak gardaki alışveriş merkezinin önüne konulmak istenmiş. Sanatçının direnmesi üzerine şimdiki yerine yerleştirilmiş.
    Azize Meryem Kilisesi’nin çifte kulelerinden kuzeydeki XV. yüzyılda uzatılarak külahla taçlandırılmış. Bu kuleden her saat başı borazan çalınıyor. Diğeri ise çan kulesi olarak iş görüyor. Giriş kapısı üzerindeki sundurma da oldukça estetik bir görünüme sahip. İç duvarlarında yer alan sanat yapıtlarının tasarımı Jan Matejko imzalı.
    Meydanda sıra sıra gezgin bekleyen faytonlara rastlıyoruz. Erkek sürücüye mutlaka hoş giysileri içinde bir de hanımefendi eşlik ediyor. İsteyenler Krakov’da fayton keyfi de yapabilirler.

    fayton fayton1 fayton2

    Paytonlar

    Meydandan Grodzka Caddesi yoluyla güneye doğru ilerliyoruz. Franziskanska Caddesine eriştiğimizde sağımızda Franziskan ve solumuzda ise Dominikan kiliseleri boy gösteriyor. Fransizkan Kilisesi 1672’de yapılmış. Mahzenindeki özgün hava koşullarının buraya konulan ölülerin kendiliğinden mumyalanmasını sağladığı söyleniyor. Franziskan Kilisesi’nin önündeki küçük meydanda Dr Josef Dietl’in (1804-1878) heykeli yer alıyor. Hastaları kaplıcalarda tedavi eden Dr Dietl Jagiellonian Üniversitesi Rektörlüğü de yapmış. Özerk Galiçya döneminde, 1866’da Krakov’da seçilmiş ilk belediye başkanı olmuş. Heykelin yeri uzun uğraşlar sonunda seçilmiş. Krakov’daki en iyi konuşlandırılmış heykellerden birisi olarak görülüyor.

    DOMİNİKAN FRANZİSKAN

    dietl dietl-franz

    Dominikan ve Franziskan Kiliseleri, Josef Dietl Anıtı

    1250’de yapılmış olan Dominikan Kilisesi’ndeki Aziz Jacek türbesi burayı kitlesel hac noktasına dönüştürmüş. Geçirdiği yangından sonra 1872’de yeniden yapılmış.
    Güneye doğru Grodzka boyunca yürürken solumuzda sırasıyla Aziz Peter ve Aziz Paul, Aziz Andrew ve Aziz Martin kiliselerini görüyoruz.
    XVII. yüzyıl başında yapılan Aziz Peter ve Paul Kilisesi Roma’daki II Gesu Cizvit Kilisesi örnek alınarak yapılmış. Erken Barok biçemin Orta Avrupa’daki en muhteşem örneklerinden birisi sayılıyor.

    PETER PAUL TABELA AZİZ PETER VE PAUL PETER VE PAUL

    Aziz Peter ve Aziz Paul Kilisesi

    Aziz Andrew Kilisesi Krakov’daki en iyi Romanesk mimari örneklerinden birisi olarak kabul ediliyor. İlk yapım tarihi 1098 olmakla birlikte 1200’de yeniden yapılmış. 1241’deki Tatar akınları sonrasında ayakta kalan tek yapı olmuş.

    AZİZ ANDREW1 aZİZ ANDREW

    Aziz Andrew Kilisesi

    İlk olarak XIII. yüzyılda yapılan Aziz Martin Kilisesi’ne Çıplak Ayaklı Karmelite Rahibeleri getirilmiş. Rahibeler XVII. Yüzyılda yıkılan eskisinin yerine yenisini yaptırmışlar.

    AZİZ MARTİN

    Aziz Martin Kilisesi

    Grodzka Caddesi barındırdığı tarihsel yapıların yanı sıra farklı ülke mutfaklarına da ev sahipliği yapıyor. Ukrayna ve Macar lokantaları denendi. Önerilir!

    smak5 SMAK2 SMAK1 grodzka balaton

    Grodzka Caddesi’nde Ukrayna ve Macar lokantaları

    Grodzka’nın sonuna geldiğimizde Krakov’un ilk yerleşim yerlerinden de olan tarihsel Wawel Tepesi’ne varmış oluyoruz.

    WAWEL TEPESİ

    IMG_4377 IMG_4378 IMG_4382 IMG_4383

    Wawel Tepesi Krakov’un Kabataş devrine uzanan tarihine beşiklik etmiş. Krakov’a adını veren Kral Krak’ın VIII. yüzyılda burada yaşadığı düşünülüyor. Vistül’e egemen bu tepenin geçmişte ne denli değerli bir yerleşim olanağı sunduğuna kuşku yok. Wawel eskil dönemlerden beri yerleşim almakla birlikte Cesur Vladislav ve Kazimierz dönemlerinde biraz daha fazla ilgi odağı olmuş. Polonya’nın bağımsızlığını yitirdiği yıllarda Wawel Avusturya birliklerinin garnizonu olmuş. Wawel tepesi II. Dünya Savaşı’ndan etkilenmeyecek kadar şanslıymış.
    Kale surları XV. yüzyıldan başlayarak XIX. yüzyıla kadar değişik dönemlerde yükselmiş. Surlarla bütünleşik üç burçtan Sandomierz’e çıkmak ücreti karşılığında olası. Yüz kırk dolayındaki basamağı biraz soluk kesici olsa da tepesinden çevreye göz atmak çok daha soluk kesici. Vistül ve Krakov’u egemen bir yükseklikten görmek için bire bir.

    IMG_4400

    Sandomierz Kulesi

    IMG_4415IMG_4431IMG_4433IMG_4434IMG_4438IMG_4443IMG_4446

    Sandomierz’den görünümler

    Önemli yapılardan biri olan Krakov Katedrali Kısa Vladislav tarafından yaptırılmış. Zygmunt kulesinde 11 tonluk ağırlığı ve 2 metrelik çapıyla Polonya’nın en büyüğü olan çanı, Barok külahı ve Zaluski şapeliyle ilginç bir yapı. Katedral Müzesi 1978’de Başpiskopos Karol Wojtyla ya da bizim bildiğimiz adıyla Papa II. Jean Paul tarafından kurulmuş.
    Ayrıca, katedralde ünlü şairler Adam Mickiewicz ve Julius Slowacki’nin yanı sıra krallar Stefan Batory ve III. Jan Sobieski’nin mezarları da yer alıyor.

    IMG_4403 IMG_4404 IMG_4391 IMG_4390

    Wawel’de Krakov Katedrali ve Papa II. Jean Paul Heykeli
    Wawel tepesinde yapılardan arta kalan alanda arkeolojik bölge yer alıyor. Buradaki yapılar XIX yüzyıl başında Avusturyalılar tarafından yıkılmış.

    IMG_4389 IMG_4388

    Arkeolojik alan

    Wawel Kraliyet Şatosu’nun eski dönemlerdeki durumuyla ilgili ayrıntılı bilgi yok. Bugünkü şatoyu Güçlü Kazimierz ve sonrasında Kısa Vladislav yaptırmış. Başkent olduğu yıllarda pek çok taç giyme törenine tanıklık eden şato başkentin taşınmasıyla önemini yitirmiş. Sonraki yıllarda işgal güçlerinin barınağı olmuş. Şu anda bir sanat müzesi olarak işlev görüyor.

    IMG_4393 IMG_4394 IMG_4396 IMG_4397

    Kraliyet Şatosu

    Kraliyet Şatosu’nun eklentileri olan mutfak ve mahzenleri de düzenlenmiş. Burada da “Yitik Wawel Sergisi” gezilebiliyor. Wawel’in ortaçağdaki durumunu yansıtan eserlerle dolu müze son derece ilgi çekici.

    IMG_4405 IMG_4407 IMG_4408

    Yitik Wawel’den görünümler..

    Wawel’den ayrılmadan önce Ejderha İni de gezilebilir. Dış taraftaki ejderha heykeliyle yetinilebileceği gibi sarkıtlı, dikitli mağaradan geçilerek de çıkılabilir heykelin önüne. Şansınız varsa belirli aralıklarla ağzından ateş saçışına rastlayabilirsiniz. Biraz daha şanslıysanız görüntüleyebilirsiniz.

    IMG_4423 IMG_4421 IMG_4429 IMG_4425IMG_4426

    Ejderha ini ve ejderha heykeli

    Ejderhaya ilişkin bir de söylence var. Geçmişte, ejderhanın zulmünden yılan hükümdar onu alt edecek kişiyi kızıyla evlendireceği sözünü vermiş. Bunun üzerine harekete geçen ayakkabı tamircisi Skuba ejderhaya katran ve sülfürden oluşan karışımdan yedirmiş. İçi yanan ejderha Vistül’den olanca suyu içince patlayıp ölmüş. Skuba da bu becerisinin karşılığında krala damat olmaya hak kazanmış.
    Krakov gezisi büyük ölçüde tamamlanmış oldu. Vistül’ün diğer yakasındaki Schindler Fabrikası ile yanı başındaki Yahudi Gettosu ve Kazimierz bölgesini ayrıca bir yazıya konu etmek çok daha iyi olacak diye düşündüm.

    Daha fazla görsel için : https://picasaweb.google.com/113712996036446725753/KRAKOV1718TEMMUZ2015

  • BARIŞ(!)

    138565585_tn30_0
    Son günlerde tırmanan terör umarsızlık ve umutsuzluk fitilini ateşlemiş görünüyor. Eller tetikten çekilsin, iki taraf da silah bıraksın diyerek terörle devleti aynı kefeye koyan mı ararsın! Yoksa, biraz daha ileri gidip; açılım kesintiye uğrarsa sonuçlarına katlanılır diyen “Büyük İnsanlık” mı?
    “Barış” bu sürecin tılsımlı sözcüğü! Analar ağlamasın, cenazeler gelmesin metaforu öylesine iyi iş görüyor ki; hiç ummadığınız insanlar bu akıntıya kaptırıveriyor kendisini.
    Kasım 1918! Mustafa Kemal Mondros gereğince orduların dağıtılması sonucu Suriye’den İstanbul’a döner! Haydarpaşa’dan boğaza baktığında gözlerinin önüne serilen manzara sayısız düşman gemisinden oluşmaktadır!
    “Geldikleri gibi giderler!” sözleri dökülür dudaklarından…
    Dediği gibi geldikleri gibi gitmişlerdir. Ama, epeyce emek, özveri, kan ve can pahasına! Barışa erişmek hiç de kolay olmamıştır. Epeyce dokunmak gerekmiştir tetiğe!
    Yıl 2015!
    Binbaşı Arslan Kulaksız Malazgirt’te eşinin ve çocuklarının gözü önünde öldürülüyor.
    Bir başka güvenlik görevlisi para çekerken katlediliyor.
    Diyarbakır’da ise iki polis memuru evlerinde derin uykudayken kahpece aramızdan alınıyor.
    Daha dün Tatvan’da asker hastanesine doğrultuluyor namlular!
    Tüm bunların yaşandığı ortamda “barış” sözcüğü epeyce ilgi görüyor.
    Kuşkusuz en gerekli şeydir barış özellikle içinde bulunduğumuz koşullarda!
    Sorun barışın nasıl sağlanacağıyla ilgilidir! Her nedense barış sözcüğünü diline dolayanların söylemlerine de neredeyse hiç yansımamaktadır bu önemli ayrıntı!
    Kahpelikle, kalleşlikle ve alçaklıkla pazarlık edilerek mi erişilecektir barışa?
    Yoksa, barışın önündeki bu engeller temizlenerek mi?
    İçi boş barış söylemciliğinin yükseldiği günümüzde Fransız Devrimi’nin önemli kişiliği Maximillien Robespierre’in şu özlü sözü düşüyor aklıma!

    “Terörsüz (güçsüz) erdem bir hiçtir, erdemsiz terör (güç) ise ölüm saçmaktan başka işe yaramaz!”

    Erdemsiz terörün etkisiyle barış aşkına düşenlerin düşünmesi gerekenler var!
    Ceyhun BALCI, 04.08.2015
    Not : Terör Fransız Devrimi’nin bir dönemini tanımlamış. Güncel anlamından çok o döneme ilişkin anlamıyla algılanmalı!

  • HA BU DA SANA SON DERS OLSUN!

    Av Cemil CAN

    Bu yaz tatilinde atımı yükseklere sürmeye karar verdim.

    Yolculuğa ise kötü bir haberle başladım: Tarih 20 Temmuz 2015 Pazartesi. Canlı bomba Adıyamanlı Şeyh Abdurrahman Alagöz, Urfa’nın Suruç ilçesinde, kesin sonucu açıkladı…

    Basın açıklaması sırasında; tekbir makamında; 3 kez, aynı sloganı attı ve fitili ateşledi…

    Kendi ile birlikte; 32 gencin vücudu parçalara ayrılıp, havada uçuştu…

    Bu nasıl bir inançtır, bu nasıl bir insandır, anlamak mümkün değil!..

    Birkaç saat içerisinde; başta gençleri bu hüzünlü ölüme sürükleyenler olmak üzere, tek sermayeleri; insan cesedi üzerinden siyaset yapmak olanlar; sahalara indiler… Bu trajik olay, acımasızca sömürülmeye başlandı…

    İnsanoğlu hakikatten ilginçtir; yaşama dair bir sözü ve iddiası bulunmayan canlı bomba Şeyh Abdurrahman, attığı slogan ile kendinden önceki canlı bombalara öykündüğünü de itiraf etti…(1)

    ***

    Yol düzgün fakat yolculuğum kötü geçiyor; yolu görmeden gidiyorum diyebilirim… Radyolar ha bire, Suruç katliamında ölen gençlerin, cenaze törenlerini haber veriyor…

    Ordu’dan geçerken, Otogar’dan hemen sonra, görünmez bir el direksiyonu sağa kırdı. İtiraz edemedim: Eskipazar, Uzunisa, Fındıklı tabelaları önümden hızla geçti gittiler… Derken; Gürgentepe, Gölköy, Güzelyayla, Mahmudiye…

    Mesudiye’de durdum. Gördüğüm ilk çocuğa Ilışar Mahallesi’ni ve mezarlığı sordum. Hava buğulu, toprak yakıyordu…

    Ailesinin isteği üzerine, gece yarısı toprağa verilen Aydan Ezgi Şalcı‘nın mezarı başında öylece dikildim. Onun için adını kalın puntolarla yazmak ve Fatiha okumaktan başka yapabileceğim bir şey yoktu…

    Şehit olduysa, zaten Fatiha’ya da ihtiyacı olmaz diye mırıldandım, geri döndüm…

    Yolda Aydan’ın ailesinin durumunu düşündüm. Bir hiç uğruna ölen genç kızlarının mürüvvetini bile göremediler. Üstelik, sanki utanılacak bir şey yapmış, bir ayıbı varmış gibi, çocuklarını gece yarısı toprağa verdiler…

    Belli ki, “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü bu gibi durumlar için söylenmişti…

    Tabelalar önümden akıp akıp gidiyordu…

    ***

    Of İlçesi yolumun üzerindedir.

    Koray’ın mezarını da ziyaret etsem iyi olur, hemşerimdir. Koray Çapoğlu da aynı gün toprağa verilmişti…

    O da Aydan ile aynı kaderi paylaştı; sanki toprağa verilmemişte de aile mezarlığına gizlenmişti…

    Düğün yapamadığı gibi, cenazesine en yakın arkadaşlarının katılmasına da izin vermediler!..

    Bu kararı el yordamı ile alan ailesi, yerden göğe kadar haklıdır…

    Kısa yaşamında gençliğimi gördüğüm Koray’la, uzun uzun konuşmaya karar verdim:

    Ne de olsa mahremim sayılırdı… Solaklı Vadisi’nin parmakla sayılacak kadar az olan solcularından biriydi.

    Eee! Benim de o kadarına hakkım var zaten; ne de olsa eski toprağım, Koray gibilerin abisi sayılırım…

    Başlıyorum:

    -Ulan oğlum!

    -Sosyalist düşünceyi benimsemiş olmana bir şey diyemem. Bu düşünceyi benimseyen herkes, başımın tacıdır. Bu yönünle, gözümde giderek büyüyorsun… Ölme nedenini ise, bir türlü içime sindiremedim, sindiremeyeceğim…

    -Bu yüzden, kendi başıma iken bile “Koray’ın anısı önünde saygıyla eğiliyorum” diyemiyorum…

    -Çünkü, öldürülmenizde çok ciddi şüphelerim var. Zaten onları konuşmak için burada değil miyim!Yoksa mezarlıkta işim ne! Denizin kıyısında otururdum…

    ***

    -Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nu (SGDF) dediğiniz örgüt, “Halkların Demokratik Kongresi” bileşenlerinden biri olan; Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) gençlik yapılanmasıdır.(2)

    -Hadi itiraf et, bunu bilmiyordun!

    -HDP’nin Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın, ESP’nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı (3) olduğunu da ilk benden duyuyorsun!..

    -Kürt milliyetçilerinin, BDP adlı bir partisi varken, HDP’yi kurma nedenlerini hiç sorgulamadın mı?

    -Nasıl ki, Kürtler, “Türkiye partisi” görüntüsü ile halkı aldatmak için BDP varken, HDP’yi kurdular, aynı şekilde; Türk solunu aldatıp, gençleri PKK’nın peşine takmak için de SGDF’yi kurdular…

    -SGDF, ESP’nin gençlik yapılanmasıdır!(4)

    -Kobani’nin 3 yıl önce boşaltıldığını, IŞİD kuşatmasından sonra, bir günde 180 bin Suriyelinin Türkiye’ye sığındığını (5) ve bu insanların halen bizimle yaşadığını da mı bilmiyordun?

    -ABD’nin hava bombardımanı ile Kürtlerin teslim aldığı bu küçük Suriye kasabada; her Allah’ın günü; PYD ile IŞİD çatıştığına göre, çocukların bulunmadığı böyle bir yerde; “oyun parkı” ve “kütüphane”ye ihtiyaç duyulmayacağını da mı kestiremedin?

    -Gerçekten de Kobani’yi “yeniden inşa” etmeye mi gidiyordunuz? Buna samimi olarak inandın mı?

    -Çoğunuzun pasaportu bile yoktu yeğenim. Türkiye gibi bir ülkede; bir kaç saat içerisinde, pasaport çıkartılabileceği yalanına nasıl inandırıldın?

    -Bu kadar saf, nasıl olabilirsin Oflum!

    ***

    -CHP İzmir Gençlik Kolları Başkanı Mustafa Evsen’in: ”Barış için atılan hiçbir adım yarım kalmayacak” sloganı ile Kobani’ye çocuk oyuncakları toplayacaklarını duyurması,

    -CHP Aydın Gençlik Kolları’nın da aynı yalanla aldatılıp, tuzağa düşürülmesi; (6)

    -CHP Ankara İl Gençlik Kolları‘nın da aynı tezgahın içerisine yerleştirilmesinde tanık olduktan sonra, seninle yüz yüze konuşmaya karar verdim… (7)

    -Bu yüzden geldim…

    -Bizim çocuklar, ”Aydın’dan Kobani’ye Umut ve Barış Köprüsü” adıyla kampanya başlatmışlar…

    -Güler misin, ağlar mısın!

    -Emperyalizme karşı, ilk zaferi kazanan Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk‘ün kurduğu partinin gençlik kollarının, ne hale geldiğini ve kimlerin eline geçtiğini gördükçe, senin aldatılmanı çok görmüyorum oğlum…

    -Bu yüzden de seni suçlamıyorum…

    -Beni duyuyor musun “Çaplı” soyadlı, çapsız çocuğum?

    -Obama’nın “kara gücümüzdür” dediği PKK ile sizin SGDF’nin, aynı amaca hizmet ettiklerine zerre kadar kuşkum kalmadı artık!..

    -Kürtler, “Kobani Kantonu”nu kurup, Batı’nın yardımıyla özerklik ilan edeceklerini gizlemiyorlar ki…

    -Sonra Kobani’yi, diğer kantonlarla birleştirip, Akdeniz’e uzanan Suriye Kürdistanı’nı inşa edecekler…

    -Sonrasının, senin gibiler için malum olması gerekir!…

    -Daha sonra ise, sıra Türkiye’nin bölünmesine gelecektir elbette!

    -Bunu anlamamak için kör, sağır ve akılsız olmak gerekir!..

    -Kobani,Türkiye’ye ihanetin adıdır çocuğum; “Bağımsız Kürdistan”a giden yolda, sadece bir kilometre taşı sayılır…

    ***

    -Seninle birlikte ölenlerin arasında, neden bir tek HDP yöneticisi bulunmuyor, hiç düşündün mü?

    -Kürtler, böylesine ses getirici, ciddi bir eylemi sahipleniyorlar ama, onlardan aranızda bir tek tecrübeli siyasetçileri yok!.. Nedendir acaba?

    -Bu durumu olağan kabul edebilir misin?

    -PKK, sizlerin öldürülmesini bahane ederek, Türkiye’yi ateşe verdi: Olaydan bir gün sonra, bu katiller iki polisimizi (8) şehit ettiler… Güya, intikamınızı alıyorlar. Kanınız hala yerde mi değil mi söyler misin delikanlım!?..

    -Aslan yeğenim!

    -Çık şu mezarından da anlat bakalım; sizi kalleşçe öldüren o polisler miydi?

    -Haaa! Aklıma gelmişken söyleyeyim: ABD’nin kara gücü olmayı kabullenen PKK‘lılar, Suruç olayının intikamını almak için Kars, Ağrı ve Iğdır tarafında da onlarca kamyonu ateşe verdiler…

    -Yoksa, Ağrı’da kamyonları yakılan, gariban şoförler mi aranıza girip, o hain bombayı patlatmışlardı? Eğer öyleyse, onlardan da intikamınız alındı!?.. Rahat uyuyun!..

    -Bu gece rüyama gel ve bana bir cevap ver çocuğum!

    ***

    -Taze bedenin, bu fani dünyadan göç ettikten sonra, küresel güçler 76 milyona neler yaşattı biliyor musun?

    -Bir kısmını anlatayım da dinle:

    -Üzerini örten o kutsal toprak henüz kurumamışken, İstiklal Caddesi’nde terörü lanetlemek üzere, bir yürüyüş yapıldı… Y-CHP‘nin şaşkın milletvekili Mahmut Tanal, her zamanki gibi protestocuların arasındaydı…

    -Anlayacağın, kafa karışıklığından Millet olarak ne yapacağımızı şaşırdık:

    -Bu yüce Milletin yaşayan ölüleri, güya katilinizin arkasındaki güçleri kınamak için; 40 bin kişinin katili Öcalan’ın posteri altında yürütüldüler!..(9)

    -Komik ötesi bir durum değil mi?

    -Bundan sonrasını da sen anla artık!..

    -Şehit misin yoksa Niyazi mi ona göre bir karar ver!

    ***

    -Siz aramızdan ayrıldıktan sonra, Y-CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba da sahnedeki yerini aldı.

    -O da SezginTanrıkulu ile aynı makamdan aynı türküyü okudu tabi!.. (10)

    -Öldürülme nedeninizi, hedefinize bağlayarak, şunları söyledi: “Gençlerin hedefi Kobani’de kütüphane kurmaktı, biz de CHP’li belediyeler olarak hem yasını tutacağız, hem de kütüphane ve çocuk parkını inşa edeceğiz”!..

    -Siyaset adamı mı etki ajanı mı sen ona da karar ver.

    -Demek ki, bu reziller, ne yapmak istediğinizi sizden daha iyi biliyorlardı!..

    -Unutmadan söyleyeyim: Y-CHP’nin Genel Başkanı Dersimli Kemal de sizler için, 3 günlük yas ilan edilmesi teklifinde bulunmuş!…

    -Bu defa konuşurken, suç üstü yapılmış gibi yüzü bir tuhaftı, sesini de ilk defa bu kadar tiksindirici buldum…

    -Bana, bir işgal subayının yatıştırıcı konuşmasını anımsattı!..

    -Hazret, “yas ilanı”nda; PKK’nın öldürdüğü 40 bin kişiyi unutmuş.5 bin güvenlik görevlisi aklına hiç gelmedi. Öldüğünüz gün Adıyaman’da arazi çalışması sırasında şehit edilen Onbaşı Müsellim Ünal’ı,herhalde “Niyazi Defteri”nde kayıtlı sandı!..

    -Böyle günlerde, onun görevinin gerçeği gizlemek olduğunu duymuştum. Doğru bir tespit yapılmış, inanıyorum, o da görevli biridir…

    ***

    -Sen gittikten sonra yeğenim, Suriye tarafından askerimize ateş açılmış. Bu katiller, bir astsubayımızı daha şehit ettiler…(11)

    -Hatırlatmadan geçmeyeyim: İstanbul’da arkadaşlarının cenazelerini, güpe gündüz otomatik silahlı PKK militanları karşıladı!.. Cesaret işi tabi?!

    -Polis, yasa dışı bu duruma müdahale edemedi! O da bir başka utanılacak yanımızdır, aramızda kalsın! Ankara’dan emir bekliyorlardı, bir türlü gelmedi…

    -Sen gittikten iki gün sonra çocuğum, Diyarbakır’da trafik kazası yalanı ile pusuya düşürülen iki polis memurundan biri şehit oldu…(12)

    -Telsiz konuşmalarından tespit etmişler, katiller Suriye tarafına kaçtı…

    -Sizleri öldüren bombayı, sanki o trafik polisleri patlattı da, PKK bu kalleş eylemi ile intikamınızı almış oldu!..

    -Sonuç olarak; bir büyük ihanette, yem olarak kullanıldın Koray’ım!…

    -Samimi kanaatim budur…

    -Bu şekilde mezar taşına yazıyorum…

    -Fatiha’ya ihtiyacın var mı bilmiyorum, varsa benden sonra gelen ilk ziyaretçin okusun…

    ***

    -İçimde kalmasın. Hakkındaki düşüncemi burada söyleyeyim: Kim ne derse desin, ben yüzde 1500 hain olmadığına eminim…

    -Of‘un Lega Mahallesi’nden çıkıp, sağ görüşlü olarak bilinen ailene rağmen, solcu olmayı başarabilmen, her türlü takdirin üzerindedir. Bu yönünle, benim için daha çok değerlisin…

    -Lakin, solculuğu doğru öğrenememişsin oğlum!

    -Hiç kusura bakma ama öyle çocuğum…

    -Solcu dediğin yürekli olur, doğrudur; Bolivya ormanlarında Che, Gemerek’te Deniz Gezmiş gibi yaşar… Emperyalizme karşı savaşır, gerektiğinde de bu yolda canını da verebilir!..

    -İnsanları ancak böyle bir ölüm, ölümsüzleştirir…

    -Solcu dediğin yiğit; safta PKK uşağı gibi değil, Kurtuluş Savaşı’mızın bir neferi gibi durur…

    -Mazluma yoldaş olur, her türlü zulme ve haksızlığa karşı mermi gibi dikilir…

    -Solcular, asla emperyalizmin maşası olan PKK/HDP gibi örgütlerin yanında yer almaz, kuyruğuna takılmazlar!..

    -Kobani yalanlarına inanmayacak kadar da birikimli ve zeki olurlar…

    -Ahhh! Öyle olduğuna bir inanabilsem; yemin ederim burada, şu anda, yine şapkamı çıkartır, mezarının başında ihtiram nöbeti tutarım…

    -Solculuk; bir yaşam tarzıdır çocuğum; herkes bunu anlayamaz…

    -Bayağı bir mürekkep yalamayı da gerektirir.

    -Solcunun kendine duyduğu öz saygı, bu soylu düşüncesinden kopup gelir…

    -Bu yüzden, gerçek solcuların önünde hep önümü ilikleyerek konuşurum!..

    -Hadi, sen de bana önümü iliklet be çocuğum!..

    ***

    -Sen öldükten sonra, neler yaşadığımızı özetledim işte…

    -Bir tek Devlet erkanının Ankara’da toplandığını ve Ordu’nun teyakkuzda olduğunu söylemedim…

    -Onu da bilmeyiver…

    -Ve şimdi söyle çocuğum, yaptığın eyleme değdi mi?

    -Bu muydu yaşamından beklediğin?

    ***

    -Hukukta “Cui Bono” (13) diye Latince bir söz var. Bayağı işe yarıyor…

    -Kobani’ye; oyuncak götürmek, park yapmak ve kütüphane açmak aldatmacasıyla başlatılan olayları, ayrıntısı ile biliyorsun artık…

    -Bu elindeki temel veri olsun…

    -Bu yöntemle durumu analiz edip, varacağın sonucun kimin yararına olduğunu tespit et istiyorum…

    -Sonra da sizeöykünen gençlere anlat. Aksi halde hakkımı helal etmiyorum!

    -Bari bu genç yaşında, bu yaşanılası ve ölümlü dünyadan göç ederken, bir işe yara be oğlum!..

    ***

    -Dün akşam merak edip, internetten dernek tüzüğünüze baktım.

    -Kurucunuz; tek amacınızı “Sosyalist düşünceyi yaymak”(14) olarak ilan etmiş!..

    -Sonuçlardan yola çıkarak, söyler misin çocuğum; birkaç gündür bu millete yaşattıklarınızın sosyalist düşünce ile ne ilgisi var?

    -Yaşamının önemli bir bölümünü bu düşünceyi anlatmak için ayıran birine, bana anlat ve ikna et bakalım…

    -Bu kadarına da hakkım var!..

    ***

    -İngilizler, Suruç olayının hedefini “IŞİD’e karşı TSK’yı, PKK yanında savaştırmak” olarak açıkladılar…

    -Duydun mu?..

    -Times dergisi; “Erdoğan, IŞİD’e karşı mücadele edenler arasında sahada fark yaratan tek güç olan Kürtlerle işbirliği yapmalı” sonucuna varmış!…

    -Fatiha yerine, bu cümleyi bir daha okuyayım istersen…

    -İngiliz basını, Kürtlere sahada fark yaratan tek güç diyor…

    -Peki, bu övgüye ne diyorsun?.. Hiçbir şey anlatmıyor mu sana?

    -Fena halde kullanıldınız demeye dilim varmıyor ama durumunuzu anlatmak için başka sözcük de bulamıyorum…

    -Umarım bu yaşanılanlardan bir ders çıkartabilirsin!..

    -Habu da sana son ders olsun!..

    Cemil Can

    DİPNOTLAR:

    (1) Canlı Bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz, patlamadan önce: 3 kez “Arin’den Sibel’e Yürüyoruz Zafere” sloganını attırdı…

    Arin dedikleri Arin Mirkan’dır. Sibel ise Sibel Bulut… Afrinli Arin, Ekim 2004’te Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken;canlı bomba eylemi yaparak ölmüştü.

    http://www.evrensel.net/haber/93395/arnin-fedailigi-ypgnin-direnis-tutumudur

    Sibel ise, Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) militanıdır, o da Kobani’de IŞİD’e karşı savaşırken öldürüldü. Sibel ile ilgili MLKP Rojava açıklaması şöyleydi: “Onur ve Özgürlük Savaşında Ölümsüzleşenlerin Bayrağı Kobane’de dalgalanıyor. Sibel Bulut Yoldaş ölümsüzdür.”

    http://www.evrensel.net/haber/99772/mlkpli-sibel-bulut-koban-de-yasamini-yitirdi

    (2) https://tr.wikipedia.org/wiki/Ezilenlerin_Sosyalist_Partisi

    (3)https://tr.wikipedia.org/wiki/Figen_Y%C3%BCksekda%C4%9F

    (4)http://www.milliyet.com.tr/sosyalist-genclik-dernegi-gundem-2090164/

    (5) http://www.gazetevatan.com/30-bin-suriyeli-kobani-ye-dondu-751553-dunya/

    (6)http://www.milliyet.com.tr/chp-genclik-kollari-ndan-kobani-ye-yardim-aydin-yerelhaber-894245/

    (7) http://www.antalyaajans.net/gundem/chp-gencligi-koban-ye-dogru-yola-cikiyor-h29435.html

  • BİR BUÇUK GÜNDE
    VARŞOVA

    indir

    Varşova Arması

    Sawa Varşova’yı ikiye bölen Vistül ırmağında yaşayan bir denizkızıdır. Balıkçı Wars’a aşık olur… Bizim Türkçe Varşova olarak söylediğimiz kent gerçekte Wars-Sawa’dır. Denizkızı Sirenka kentin armasındaki önemli ikonlardan birisidir. Bir Orta Avrupa klasiği burada da söz konusudur. Hatırı sayılır debisi olan bir ırmak kenti ikiye bölmektedir : Vistül!

    VİSTÜL

    Vistül

    Zamanımız dar olduğu ve gezginlerin ilgisini çekebilecek hemen tüm varlıklar sol/batı yakada olduğu için diğer yakaya uzaktan bakmakla yetindik.
    Varşova kent merkezinde 1 milyon 700 bin kişi yaşıyor. Metropolün nüfusu 2.5 milyonu aşkın. AB kentleri arasında nüfus bakımından 9. sırada. Geçen yılki Belgrad gezisinden sonra yaptığımız tanımlama Varşova için de oldukça uygun! Sulak ve yeşil! Doğa ve iklim yeşilin var olması için son derece elverişli! Ama, insanın yeşil sevgisini de göz ardı etmemek gerek! Her ne kadar kent merkezinde yüksek kuleler boy gösterse de; Varşova yeşilini korumakta kararlı bir görüntü sergiliyor. İnsanlık adına olumlu bir manzara. Özellikle, Türkiye’de giderek tırmanan yeşil ve doğa düşmanlığı göz önüne alındığında kıskanmadan edemiyoruz bu olumlu durumu!
    Kentin kuzeyde ve güneyde iki uluslar arası havaalanı var! Uçağımız ünlü Polonyalı besteci Frederik Chopin’in adını taşıyan alana teker koyduğu için şanslı sayıyoruz kendimizi. Kente de oldukça yakın! Alandan otele ulaşmamız 20 dakika sürüyor. Yol boyunca göz alabildiğine uzanan geniş bulvarlar ve onlara eşlik eden uçsuz bucaksız yeşil yıkılışının üzerinden çeyrek yüzyıl geçse de sosyalist dönemin izleri gibi görünüyor gözümüze. Eskisiyle, yenisiyle konutlar bizdeki lüks tutkusundan uzak bir görüntü çiziyor.

    P1150981

    Chopin Havaalanı

    Alçakgönüllü ve ikincisi henüz yapılmakta olan tek hatlı metrosunun yanı sıra kitle ulaşımı ağırlıklı olarak yüzeyden tramvay ve otobüslerle sağlanıyor. Hemen hiçbir saatte kent içi trafiğine ilişkin karmaşa ve yoğunluk gözlemlemedik.
    Varşova güneydeki Karpat dağlarına da kuzeydeki Baltık’a da eşit uzaklıkta ve deyim yerindeyse bizim Ankara gibi ülkenin tam da göbeğinde.
    Tarih sahnesine 14. yüzyılda çıkan Varşova Polonya’nın 3. başkenti. III. Sigismund 17. yüzyıl başında başkenti Krakov’dan Varşova’ya taşımış.
    Zaman az görülecek yer çok olunca iyi bir planlama kaçınılmaz oluyor. Gitmeden önce okuduklarımızdan esinlenerek kenti bölgelere ayırıyoruz.
    Kent merkezini de kapsayan batısıyla başlamayı tercih ediyoruz.

    KENT MERKEZİ VE VARŞOVA GETTOSU

    warsaw-map-0
    Merkezde ilk göze çarpan yapılardan birisi ve en önemlisi Plac Defilad’ı (Geçit Meydanı) tüm görkemiyle dolduran Bilim ve Teknoloji Sarayı. Varşova II. Dünya Savaşı’nı çok derinden yaşamış ve duyumsamış bir kent. Biçilmiş ve yerle bir edilmiş. Özgün biçemli bu yapı yeni yapılan gökdelenlere karşı “en yüksek” unvanını korumayı sürdürüyor. AB ölçeğinde bile 8. yüksek yapı olması da ilginç bir başka bilgi. Yüksekliği 231 metre olan ve Sosyalist Klasisizm olarak da tanımlanan biçemiyle göz dolduran, fark edilmemesi olanaksız bir yapı. Üç yılda tamamlanmış yapımı ve 1955’te kullanıma açılmış. Kongre merkezi, çeşitli müzeler ve konser salonlarını da barındıran yapı II. Dünya Savaşı sonrasında neredeyse haritadan silinmiş olan Varşova’ya Sovyetler Birliği’nin armağanı olarak yapılmış. Çevresine ünlü Polonyalılar Kopernik, Mizikieviç ve Chopin’in heykelleri serpiştirilmiş. Görkemli yapının 30. Katına çıkmak için zaman ayırırsanız pişman olmazsınız. Varşova ve çevresine ilişkin panoramik manzara en az yapının kendisi kadar etkileyici görüntüler elde etmeniz anlamına da gelecektir. İzleri silinmeye çalışılsa da sosyalist döneme ilişkin yıkılmaz bir anıt gibi kent merkezini süslemeyi sürdürüyor bu ilginç yapı. Kuzey girişindeki eski otomobil de yapıyla birlikte geçmişe göndermede bulunur gibiydi.

    IMG_4701IMG_4642 IMG_4645  IMG_4690

    Stalinist mimarlık örneği Bilim ve Kültür Sarayı

    Bu görkemli yapının yanı başındaki Varşova Merkez Garı ülke içi ulaşımda önemli yeri olan trenlerin yarattığı hareketliliği yansıtan bir başka önemli mekân!

    IMG_4633

    Varşova Merkez Garı

    Varşova Gettosu’na yönelirken çevresinde çocuklar olan Janusz Korczak (1878-1942) heykeli çekiyor dikkatimizi. Çocuk hekimi, eğitimci ve çocuk kitapları yazarı Korczak’ın tutkusu kendi sonunu da getirmiş. Her ne pahasına olursa olsun sahiplendiği Yahudi yetimlerle birlikte Treblinka kampında yitirmiş yaşamını.

    494 495  498

    Janusz Korczak ve Çocukları

    Buradan batıya yöneldiğimizde Varşova Gettosu’na adım atmış oluyoruz. II. Dünya Savaşı’nda Almanya Polonya’yı işgal edince 3.4 km2 ‘lik yüzölçümü olan bu bölgeye 300 bin Yahudi yerleştirilmiş. Öncelikle ayrıştırılan ve diğer unsurlardan yalıtılan Yahudilerin 250 bin kadarı başta Treblinka olmak üzere Polonya’daki çeşitli toplama kamplarına gönderilmiş. Önceki yaşam standartlarında gerileme olan Yahudilerin yeni evlerinin darlığı nedeniyle ev eşyalarını satmaları o dönemde ev eşyası bolluğuna ve fiyatlarda düşmeye neden olmuş.
    Yahudi Gettosu’nda olsak da Hıristiyan mabetleri de yok değil bölgede.

    332 327

    Gettoda kiliseler

    Son derece umutsuz durumda olsalar da Yahudiler 1943’te Nazilere başkaldırmışlar ve bastırılan bu başkaldırı sonrasında bölge yerle bir edilmiş. Yalnızca bu başkaldırıda 10 bin Yahudi yaşamını yitirmiş.
    Varşova Gettosu çevresine izleri bugün de görülebilen bir de duvar örülmüş. Çin Seddi’nden bu yana duvar örme tutkusu bir şekilde önlenemeyen insanoğlu Varşova’da da bu tutkusunu sergilemekten geri durmamış.

    339

    Getto Duvarı

    Papa II. Jean Paul Bulvarı boyunca yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Adını anmışken onunla ilgili birkaç söz söyleyelim. Bizlerin bir Türk tarafından vurulmasıyla tanıdığı Polonyalı Papa aynı zamanda Soğuk Savaş döneminin önemli aygıtlarından birisiydi. Sosyalist Blok’a karşı Batı’nın verdiği savaşın önemli bir aktörü olmuştu anımsanırsa. Rahibe Tereza ve Dalay Lama ölçeğinde bir din adamıydı bu bağlamda. Çok önemli işlev gördüğü izleyen yıllardaki gelişmelerle doğrulanmış oldu. Belki de onun sayesinde sosyalist blokta ilk gedik açılan nokta oldu ülkesi Polonya.

    343papa
    Yürürken Pawiak Hapishanesi kalıntılarıyla karşılaşıyoruz. 1830 yapımı bu ünlü hapishane Nazi işgali döneminde epeyce insanın kapatıldığı, işkence gördüğü ve yaşamını yitirdiği yer olmuş. Artık müze olan kalıntıların önündeki kurumuş ağaç ve ona iliştirilmiş ölüm duyurularına göz atıyoruz. Burada yaşamlarını yitirenlerin adları böylelikle ölümsüzleştirilmiş.

    349 352 350

    Pawiak Hapishanesi

    Yürüyüşümüzü sürdürünce bir başka önemli yere ulaşmış oluyoruz. 1988’de düzenlenen bu anıtın bulunduğu yerde II. Dünya Savaşı yıllarında demiryolu istasyonu varmış. Az önce anıtına rastladığımız Janusz Korczak ve Yahudi yetimlerin yanı sıra çalışma kamplarına gönderilen 300 bin Yahudi ölümcül yolculuklarına buradan çıkmış. Bugün Umschlagplatz olarak anılan bu yalın anıtta İbranice, İngilizce ve Lehçe yazılar dışında fazlaca bir şey çekmiyor dikkati. Son derece alçakgönüllü bir anıtla ölüme yolculuğun başladığı yer ölümsüzleştirilmiş.

    380 381386

    Umschlagplatz

    II. Jean Paul’ün adını taşıyan bulvarda ilerlerken asıl adı Karol Josef Wojtyla olan Papa’nın ölümüne göndermede bulunan bir taşanıta rastlıyoruz. 2 Nisan 2005, 21.37. Anımsanırsa Papa’ya silah doğrultup öldürmeye çalışan bir Türk’tür. Suikastle değil ama eceliyle ölmüştür. Ölüm tarihi saatiyle anımsatılmış.

    369
    II. Dünya Savaşı’nı çok derinden yaşayan Varşova’da pek çok noktada Varşova Ayaklanması’na göndermede bulunan anıtlara rastlayabilirsiniz. Varşova Gettosu Ayaklanması ve Varşova Ayaklanması II. Dünya Savaşı sürecinin olayları olmakla birlikte farklı kavramlar.
    Getto Kahramanları Anıtı ve aynı adlı müzeyi barındıran parkın bir köşesinde 1970 yılında Varşova’yı ziyaret eden Federal Almanya Başbakanı Willy Brandt diz çökmüş şekilde özür dilerken betimlenmiş. Anıtın hemen yanı başında görkemli müze ve Getto Kahramanları Anıtı yer almakta.

    387 388

    Willy Brandt özür dilerken

    392 390 389

    Getto Yahudileri Müzesi

    Getto başkaldırısı bastırılırken 10 bin Yahudi yaşamını yitirmiş. Onların anısına çevresinde anıtlar bulunan bir büyük müze yapılmış. Anıttaki şu satırlar her şeyi fazlasıyla anlatıyor olmalı!

    “Benzersiz bir kahramanlıkla insan onuru, Yahudi ulusu, özgür Polonya ve insan özgürlüğü için toprağa düşenlerin anısına… Polonya Yahudileri.”
    Zaman bulunursa yakındaki mezarlık da ziyaret edilebilir. Treblinka’da ölüme giden Janusz Korczak’ın yanı sıra Esperanto dilinin mucidi olan ve aynı zamanda göz hekimi, filolog Ludwig Lejzer Zamenhof’un (1859-1917) da aralarında bulunduğu ünlüler bu mezarlıkta uyuyorlar.

    VİSTÜL BOYUNCA
    KALE, YENİ KENT, ESKİ KENT, KRALİYET YOLU VE LAZİENKİ PARKI

    KALE

    SİTADELDE BURÇ (2) SİTADELDE BURÇZİTADEL GİRİŞİZİTADEL MEZARLIK (2)ZİTADELDE MEZARLIK

    Kale : Giriş ve mezarlıklar

    Kaleler bir parçası oldukları şehirlerin önemli ziyaret noktaları olmalıdır diye düşünmesek buraya yolumuz düşmeyebilirdi. Nedense göz attığımız kaynaklar burayı çekici bir yer olarak göstermemekteydi. Kimi zaman bu bile inatla oraya yöneltebiliyor gezgini.
    Polonya, Rusya egemenliği altındayken Çar I. Nikola döneminde XIX. yüzyılda yaptırılmış kale. Sıkça yaşanan ayaklanmaların denetimi amaçlanmış böylelikle. Bir yandan 5000 kişilik Rus birliğine ev sahipliği yaparken içindeki kimi yapılar hapishane olarak da kullanılmış. Önündeki haçlar bir mezarlığın varlığını düşündürüyor. Burada epeyce insan infaz edilmiş. Onların anısına dikilmiş oldukları anlaşılıyor. Bu yönüyle Polonyalıların burayı anımsamamalarını anlayışla karşılamak gerekiyor.
    Her şey bir yana çevresindeki yeşil doku ve dingin ortamla birleşen Vistül manzarası için bile buraya zaman ayırmaya değer!

    421 420 418 414 411

    Vistül görünümleri

    YENİ KENT
    Kaleden ayrılıp Yeni Kent’in yolunu tutarken Vistül’ün çağrısına karşı koyamıyoruz. Irmak kıyısına inip bir süre arkadaşlık ediyoruz Vistül’le. O Baltık’a ilerlerken biz Varşova merkezine doğru yol alıyoruz. Yeni Kent sınırına ulaşıp da karşıya geçtiğimizde Romuald Traugutt Parkı’ndan geçiyoruz. Traugutt (1826-1864) bir Polonya milliyetçisi. Rus ordusundan emekli olmuş. Polonya Rus boyunduruğu altındayken 1863’teki ayaklanmanın önderlerinden birisiymiş. Bu davranışı az önce gezdiğimiz kalede idamla karşılık bulmuş. Son nefesini kalede vermiş olan Traugutt adı parkta yaşatılmış. Parktan çıkar çıkmaz Yeni Kent’e adım atmış oluyoruz. Yeni sıfatıyla gözlerimizin önüne serilen manzara taban tabana zıt! Arnavut kaldırımı yolun iki yanına sıralanmış eski yapılar yeni değil elbette. Ancak, Varşova’nın II. Dünya Savaşı’nda yerle bir olduğu ve bugün ayakta kalmış görünen yapıların fotoğrafları üzerinden yeniden yapıldığı bilgisini eklemek gerek.
    Freta Caddesi’ne girmeden önce dikkatimizi çeken yapı Fransizkan Kilisesi.

    442FRANSİZKANSKA CADDESİ

    Franziskan Kilisesi

    Biraz daha ilerleyince Yeni Kent Meydanı’na (Rynek Nowego Miasta) ulaşıyoruz. Özgün hali dikdörtgen olan meydan sonradan tuhaf bir üçgene dönüşmüş. Bu şirin meydanın en önemli yapısı Kazimiers Kilisesi. III. Jan Sobieski döneminde XVII. yüzyıl sonunda yapılmış. Barok biçemi görmezden gelinecek gibi değil. Tam karşısındaki metal çeşme küçük meydanı tamamlıyor.

    450 452 459

    Yeni Kent Meydanı : Kazimierz Kilisesi ve Çeşme
    Sonradan yapılmış olsalar da bölgedeki tüm yapılar göz zevkini okşayan görünümde.

    433 FRETA CADDESİ

    Yeni Kent Freta Caddesi

    Eski kente doğru yol alırken ünlü bir Varşovalı’ya rastlıyoruz. Maria Sklodowska Curie (1867-1934). Henüz 24 yaşındayken Paris’e göçen bu ünlü Polonyalı ilki 1903’te eşi Pierre Curie ve Bekerel ile birlikte fizik alanında; ikincisi de 1911’de kimya dalında olmak üzere iki kez Nobel Ödülü’ne değer görülmüş. Radyoaktiviteyle ilgili pek çok buluşun altına imza atan Marie Curie uzakta da olsa ülkesini unutmamış. Radyum’un yanı sıra bulduğu bir başka elemente Polonyum adını vererek anavatanını onurlandırmış. Paris’e göçmeden önce yaşadığı evin önündeyiz.

    466 467 471

    Marie Curie Evi
    Onarımdaki Aziz James Kilisesi önünden ilerleyerek Eski Kent sınırına erişmiş oluyoruz.

    475

    Aziz James Kilisesi
    ESKİ KENT (STARE MİASTO)
    Barbikan (Gözetleme Kulesi) ve surlar çağrıda bulunur gibi duruyorlar.

    BARBİKANBARBİKAN5BARBİKAN

    Surlar ve Barbikan

    Bu çağrıyı kısa süre bekletip sağa doğru yöneliyoruz. Biraz ileride Varşova Ayaklanması Anıtı beni sakın unutmayın der gibi bekliyor. Adı ayaklanmayla özdeşleşen Varşova’nın bir başka ayaklanma anıtı. Bronz heykellere fon olan görkemli sütunlar fotoğraflanmayı hak ediyorlar. Varşova’da nereye adım atsanız savaşın ve acıların anımsatıldığı bir anıta rastlamamak neredeyse olanaksız.

    VARŞOVA AYAKLANMASI PLAKETİVARŞOVA AYAKLANMASI ANITI (2) VARŞOVA AYAKLANMASI ANITI (4) VARŞOVA AYAKLANMASI DUVAR SERAMİ
    Surların geçmişi 13. – 14. yüzyıla uzanıyor. Mazovya Prensi’nin şatosunu çevrelemek için yapılmış.
    Bu kez adıyla uyumlu bir ortamda buluyoruz kendimizi. İlerlediğimizde Eski Kent Meydanı’na (Rynek Stare Miasto) varıyoruz. Yeni Kent Meydanı’na göre meydanla daha fazla özdeşleşen bir alandayız.
    Kentin armasına da girmiş olan denizkızı Sirenka ve iki yanındaki tulumbalı çeşmeler meydanın ana öğeleri. Kenti çevreleyen yapılar da eski sıfatını tamamlayan diğer unsurlar. Kafe ve lokantaları da unutmamak gerek!
    Polonya mutfağı çok da geniş bir menüye sahip değil. Pierogi denilen mantı benzeri hamurişi denenebilir. Biraları Avrupa’nın diğer ülkelerindeki gibi son derece lezzetli. Çok duyulmamış olsa da votka üretimi hatırı sayılır bir yere sahip Polonya’da. Bal katkılı yerel içkisi Miody’nin de tadına bakılabilir.

    PİEROGİTYSKİEsobieski-640x853zetaw=20miod=C3=B3w=20pitnych-kadr
    Meydanı geride bırakıp ilerlediğimizde Cizvit Kilisesi ve yanı başındaki Aziz John Katedrali’nin önüne geliyoruz.
    Aziz John Katedrali XV. Yüzyılda yapılmış. Ancak, katedral statüsüne XVIII. yüzyıl sonunda kavuşmuş. II. Dünya Savaşı’nda ağır şekilde hasar gören yapı aslına uygun şekilde yeniden yapılmış. Son kral Poniatowski’nin taç giyme töreni burada yapılmış. Kimi ünlü Polonyalıların mezarları da burada. Bu yönüyle bir tür panteon işlevi görüyor.

    VARŞOVA KATEDRALİ VARŞOVA KATEDRALİ4

    Aziz John (varşova) Katedrali

    Varşova’yı gezmek için yürümek en iyisi. Uzaklıklar son derece sembolik. Eski Kent bir başka şekilsiz meydanla Zamkovi’yle sonlanıyor.

    ZAMKOVİ MEYDANI PLAKASIZYGMUNT SÜTUNUPANORAMİK KRALİYET ŞATOSUTENEKE ÇATILI SARAYKRALİYET ŞATOSU

    Zamkovi Meydanı : Kraliyet Şatosu, Metal Çatılı Saray, Zygmunt Sütunu

    Bu meydanın en önemli yapısı Kraliyet Şatosu. Meydan ağırlıklı olarak Varşova’nın başkent oluşuna ilişkin eserleri barındırıyor.
    Kraliyet Şatosu başkenti Krakov’dan Varşova’ya taşıyan III. Zygmunt tarafından yaptırılmış. Pek çok kez değişikliğe uğratılmış olsa da Barok görünümü korunmuş. Altmış metre yüksekliğindeki görkemli saat kulesine ilk saat 1622’de konulmuş. Müzeleştirilmiş ve gezmek için uzunca zaman ayırmak gerekiyor.
    Kraliyet Şatosu’nun hemen arkasında Vistül kıyısındaki metal çatılı saray Varşova’nın diğer saraylarının taş kiremitli çatılarının dışındaki tek örnek.
    Kraliyet Şatosu’nu yaptıran III. Zigmunt’un heykelini taşıyan sütun yer alıyor. Başkenti Varşova’ya taşıyan Zygmunt anısına dikilen 22 metrelik sütunu oğlu IV. Vladislav yaptırmış.

    KRALİYET YOLU

    Zamkovi Meydanı’nı geride bırakıp Kraliyet Yolu’na giriyoruz. Krakovskie Predmiescie Caddesi boyunca güneye doğru yol alacağız. St Anne Kilisesi XV. Yüzyılın ikinci yarısında Mazovya Prensi III. Boleslav tarafından yaptırılmış. Barok biçemli yapı XVII. Yüzyıldaki İsveç işgali sırasında ağır hasar görmüş. Soluğunuza güveniyorsanız 100’ü aşkın basamağı tırmanıp çan kulesine çıkabilirsiniz. Bilim ve Kültür Sarayı’nın 30. Katındaki gibi bir panorama sunmasa da yakın çevreyi gözlemlemek için iyi bir yükselti olduğu kesindir. Özellikle, Vistil’ün karşı yakasındaki Ulusal Stadyum görüntülenmeye değer. Stadyum 2012’de Ukrayna ile ortaklaşa düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası için yapılmış.

    P1150941 475 ST ANNE KATEDRALİ ÇAN

    St Anne Kilisesi Çan Kulesinden görünümler : Ulusal Stadyum, Çan

    Biraz ileride Polonya’nın Namık Kemal’i sayılan Adam Mickiewicz’i (1798-1858) selamlamayı unutmuyoruz. Kırım Savaşı sırasında Türklerin yanında savaşan Leh birliklerine moral vermek için İstanbul’a gelen Polonyalılar arasında olan Mickiewicz yaşamını İstanbul’da yitirmiş. Hatta, iç organlarının Beyoğlu’nda yaşadığı eve gömüldüğü söylenir. Türklerle dostluğu önemsemiş ve bu dostluk üzerine yazmış bir yazın insanı.
    Mickiewicz Polonya tarihinin karanlık dönemine rastlayan yaşamını vatan davasına adamış. Şu sözleri vatan sevdasının kanıtıdır!

    ADAM MİZİKİEVİÇ ADAM MİZİKİEWİÇ
    “Kutsal vatanı kurtarmak için gayretlerimizi – sonucu ölüm olabilecek korkunç ihtimallere karşı – birleştirmeliyiz. Hep birlikte, milletimiz ve vatanımız uğrunda enerjimizi harcamalıyız. Daha üstün bir şekilde, bütün engellere ve tehlikelere karşı koymak gücünü bulmalıyız. Despot bir hükümdarın yönetimine karşı, bu gibi örgütlerin havasında tatlı bir sihir vardır.”
    İstanbul’da yakalandığı koleradan ölmek üzereyken yine Polonya kökenli İskender Paşa’ya söyledikleri de anlamlıdır.
    “İstanbul’da, koleradan öleceğimi bilseydim, yine buraya gelirdim. Çünkü bu benim görevimdi. Ben, Fransa’da bir ilim akademisinin umumi kâtibi olmaktansa, bir Türk taburunun kâtibi olmayı tercih ederdim.”
    Mickiewicz heykelinin sırasındaki Namientkowski Sarayı önceleri köklü ailelerin sarayı olarak hizmet vermiş. Rus işgali döneminde ise Çarcı yönetimlerin yerleşkesi olmuş.

    JAN SOBİESKİ (2)

    Namientkovski Sarayı

    II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar görmüş olan saray 1955’de Varşova Paktı görüşmelerine ve 1970’te Almanya ile görüşmelere ve 1989’da yuvarlak masa toplantılarına mekân olmuş. 1994’den bu yana Polonya Devlet Başkanı konutu olarak kullanılıyor.
    Bu sarayın sırasındaki Varşova Üniversitesi ülkenin en büyük eğitim ve bilim kurumu.
    Yürürken müzik sesi çalınıyor kulağımıza. Karşıya geçtiğimizde oturma bankından geldiğini anlıyoruz müzik sesinin. Ayrıca, bankın üzerinde Polonyalı Frederik Chopin’le ilgili kısa bilgi yer alıyor. Chopin’in yaşamının bir bölümünü önünde bulunduğumuz konutta geçirdiğini öğreniyoruz. Bu yaratıcı buluş için Varşova belediyesini kutlamak geliyor içimizden.

    CHOPİN BANKI (2) CHOPİN EVİ (2) CHOPİN EVİ CHOPİN PLAKASI

    Chopin Evi

    Chopin ve Nobel’li edebiyatçı Wladislaw Reymont’un yürekleriyle birlikte onlardan arta kalan küllerin aynı sırada biraz ilerideki Kutsal Haç Kilisesi’nde olduğunu öğreniyoruz. Chopin’in eviyle küllerinin neredeyse yan yana oluşu da ilginç bir rastlantı olsa gerek!
    Caddenin sonunda Staszic Sarayı ve önünde bir heykel görüyoruz. Heykel, dünya merkezli gökyüzü anlayışını değiştirerek dünyaya haddini bildirenlerden olan gökbilimci Nikolaus Kopernik’e (1473-1543) ait. O da ünlü bir başka Polonyalı. Saray ise Polonya Bilimler Akademisi tarafından kullanılmakta. Darısı bizim sarayın başına diye mırıldanıyoruz.

    KOPERNİK CADDESİ PLAKASI KOPERNİKSTASİC SARAYISTAZİC SARAYI

    Stazic Sarayı ve Kopernik
    Buradan başlayarak caddenin adı Nowy Swiat (Yeni Dünya) olacak ve bizi ortasında plastik bir palmiye bulunan Dö Gol Meydanı’na götürecek.

    DE GOL MEYDANI VARŞOVA NOWY SWİAT PLAKASI

    Dö Gol Meydanı ve Nowy Swiat Caddesi 

    Biraz daha güneye ilerlediğimizde ortasında Aziz Aleksander Kilisesi bulunan Üç Haç Meydanı’na varıyoruz.
    Yakındaki Polonya Parlamentosu SEJM’in yarım dairesel ve kabartılarla bezeli dış cephesini görüntüleyip yönümüzü Lazienki Parkı’na çeviriyoruz.

    LAZİENKİ PARKI

    116
    Lazienki Parkı 76 hektarlık yüzölçümüyle Kraliyet Şatosu’nu daha güneydeki Wilanow Sarayı’na bağlayan Kraliyet Yolu üzerinde yer alıyor. İnişli çıkışlı yollarıyla, içine serpiştirilmiş heykelleri, küçüklü, büyüklü saraylarıyla tam bir cennet bahçesi Lazienki Parkı. Kentin birkaç adım ötedeki karmaşasından kurtulmak için bire bir. Şirin sincaplar cirit atarken alabildiğine uzanan çimler üzerinde; ördeklerin gölcüklerdeki keyifli görünümü dinlenmek için başka şeye ne gerek var dedirten türdendi.

    138 122

    Lazienki Parkı’nda sincap ve ördek

    Bir an için kendimize bizim parklarımızda neden ördekler ve sincaplar bulunmaz diye soracaktık ki; iki ve dört ayaklı avcılar geldi aklımıza. Ördekler iki ayaklıların mangal eti, sincaplar da kedilerin avı olurdu tez zamanda!
    Parkın girişinde Polonya’nın ve Varşova’nın önde gelen ünlüsü Chopin karşılıyor görkemli heykeliyle bizleri. Yanı başında ise bir başka müzik ustası Franz Lizst. Bu yapıtta Chopin bir söğüt ağacının altında doğadan esinlenirken betimlenmiş.
    Yine girişteki bir camekânın içinde Josef Plsudiski’nin (1867-1935) limuzini sergileniyor. Plsudiski, uzun yıllar Prusya ve Rusya arasında paylaşılarak boyunduruk altında kalan Polonya’nın I. Dünya Savaşı sonrası yeniden tarih sahnesine çıkışında önemli bir figür olarak tanınıyor. Aynı, zamanda bu yeni dönemin ilk Cumhurbaşkanı olma onurunu da taşımış. Plsudiski, Harkov’da tıp okurken siyasal nedenlerle okuldan uzaklaştırılmış. Bunun da üzerine adı Çar III. Aleksander’a suikaste karışınca Sibirya’ya sürülmüş. Çarlığın çöküp Sovyet Rusya’nın kurulması tıpkı bizim Milli Mücadele’mize olumlu etki yaptığı gibi Polonya’nın da yeniden bağımsız bir devlet olmasının önünü açmış.
    Neo Klasik görünümlü ahşaptan Sibil Tapınağı, Mislewicki Sarayı ve antik görünümlü tiyatronun yanı sıra parkın en önemli yapısı Sudaki Saray. XVII. Yüzyılda yapılmış olan hamamlar XVIII. yüzyılda saraya dönüştürülmüş ve son Polonya kralı Poniatowski’nin (1732-1798) yazlık kullanımı için düzenlenmiş.

    175 118

    Lazienki Parkı’nda gölcük ve Sibil Tapınağı
    Parka çıkıştaki köprünün üzerindeki III. Jan Sobieski’nin (1629-1696) atlı heykelini fotoğraflayarak veda ediyoruz. III Jan Sobieski bizim için bozgunla sonuçlanan II. Viyana Kuşatması’nda karşımızdaki güçlerden birisinin başında yer almış. Böylelikle, Polonya-Litvanya Birliği’ni canlandırdığı söylenir.

    189 119 180

    Lazienki Parkı’nda Jan Sobieski heykeli

    Sınırlı zamanda Varşova bu kadar gezilebildi.
    Umarız ve dileriz yazarak da olsa gezdirebilmişizdir Varşova’yı bu yazıyı okuyanlara!

    Daha fazla görsel için : https://picasaweb.google.com/113712996036446725753/VARSOVA151619TEMMUZ2015

  • TERÖRLE İMTİHANIMIZ!

    1108353_620x410

    Şehit Binbaşı Arslan Kulaksız’ın acılı ailesi. Bu durumda bil dik durabilmiş olmaları övgüye değer!

    “(S)açılım” rehavet yarattı! Koş İmralı’ya, çık Kandil’e derken eğlenceliydi. İktidar tehlikeye düşüp de sonlandırma sinyalleri verince bu saçmalığı dağlardakilerin eli armut toplamayacaktı.
    Bugün kendisini gösteren terör (s)açılım sürecinin de ne denli aldatıcı ve gerçeklikten yoksun olduğunu ortaya koydu.
    Dağdakilerin değil silah bırakmak daha da silahlandıkları anlaşılıyor!
    Dağdakiler ovaya iniyor ama ellerinde silahlarla! Kentlerin orta yerinde güvenlik görevlilerini arkadan kahpece vurabiliyorlar!
    Bu ortamda TBMM terörü araştırma önergesini oyluyor. Kabul edilirse komisyon kurulacak ve yüce meclisimiz ovaya inen terörün nedenlerini araştırıp bulacak!
    Dünkü oylamada evet diyenlerle hayır diyenleri tokuşturmayı gereksiz zaman ve enerji kaybı olarak görüyorum.
    Cumhuriyet kurulmadan önce tanıştık biz ayrılıkçı ve gerici terörle! Hatta, bir yandan düşmanla savaşırken diğer yandan da içteki alçaklarla uğraştık. Süreç içinde inişli çıkışlı gidiş gösteren Türkiye’nin terör sorunu son 30 yılda farklı bir tablo çizdi. Son 10 yılda ise dinci iktidar ayrılıkçı terörle yazgı birliğine girdi.
    Öyle ki, yapılan yasal düzenlemelerle ayrılıkçı terör koruma altına alındı!
    TSK İç Hizmet Yasası’nda yapılan değişiklikle terörü izleyen, onunla ilgili bilgi alan TSK’nın kışlasından çıkması suça dönüştürüldü.
    Dağdakiler ovaya insin, siyaset yapsın denilerek İmralı-Kandil hattına tutsak düşüldü. Hatta, ovadakiler dağa çıkar oldu!
    Manzara bu iken, TBMM terörü araştıracakmış da, o araştırmanın sonucuna göre mücadele verilecekmiş!
    Hadi canım sen de demek yetmez bu akıl tutulmasına! Bulunacak sıfatı sizlerin yaratıcılığına bırakıyorum!
    Türkiye’nin terörle ilgili araştıracakları değil yapacakları var!
    Araştırılırsa sürer, yapılırsa biter!
    Ceyhun Balcı, 30.07.2015

    11221294_675010522630526_5195341694085173057_n

    (S)açılım dağdakini ovaya indirmedi ama ovadakini dağa çıkardı!