• 24 NİSAN ÜZERİNE BİR SORU

    bfa2aaee-a178-4388-93be-f0a3cda798fa
    Uruguay’dan Litvanya’ya, ABD’nin pek çok eyaletinden Avustralya’nın Yeni Güney Galler’ine varıncaya kadar dünyada pek çok ülke Ermeni Soykırımı’nı tanımış durumdadır. Öfkelenip bu ülkelere kızmak çözüm değildir.
    Sorun Türkiye’nin zavallı siyasetiyle ilgilidir. Türkiye zavallı siyasetten vazgeçmedikçe ve bu zavallı siyasetin zavallı oyuncularından kurtulmadıkça yazılacakların, çizileceklerin çok anlamı kalmamaktadır. Elimizde kapı gibi AİHM kararı varken bu konuyla uğraşıyor oluşumuz yukarıdaki saptamayı doğrulamaktadır!
    Bunca toz duman içinde bir nokta dikkat çekicidir!
    İngiltere bugüne dek bu konuyla ilgili bir parlamento kararı almamış; gündemine dahi getirmemiştir!
    Acaba neden?
    Biraz geriye uzanmakta yarar var!
    Malta Sürgünleri’ni anımsayalım!
    Malta Sürgünleri adıyla anılan Osmanlı vatanseverleri İngiltere tarafından enterne edilerek Malta adasında tutulmuş insanlardır. O dönemde Ermeni Tehciri sırasında yaşananlardan sorumlu tutulan ve haksız yere idam edilenleri de unutmamak gerekir.
    Benzer şekilde, İngiltere Kraliyet Başsavcısı da Malta Sürgünleri’ni Ermeni Tehciri’nden sorumlu tutabilmek ve haklarında dava açabilmek için epeyce çaba harcamıştır. Tüm bilgiler, belgeler ellerindeyken Malta’da bulunanlarla ilgili bırakınız yargılamayı; dava açmayı gerektirecek en küçük bir kanıta rastlanamamıştır.
    Özetle, bugün soykırım çığlıkları atan ve bu sorunla yüzleşelim diyen her türden insanın bu gerçekleri öğrenmesi gerekmektedir.
    Özellikle de, “Soykırımla Yüzleşelim!” pankartının ucundan tutan milletvekilleriyle, soykırım savunucusu vekil adaylarının ve elbette onlara karşı sessiz kalan diğerlerinin!
    Ne yazık ki, onlar da zavallı Türk siyasetinin yeni oyuncuları olarak çıkmaktadırlar karşımıza!
    Ceyhun BALCI, 24.04.2015

    Morgenthau-Kitap ermeni-milliyetciliginin-seruveni-1426522740 139058_B

  • TEK KİŞİLİK ORDU

    P1140455 P1140457
    Roman, öykü, deneme yazarı, gazeteci, fotoğraf sanatçısı, sinevizyon editorü.

    Kars, Sarıkamış kökenli bir öğretmen ailenin oğlu olarak Urfa’da geldi dünyaya.

    12 Eylül başka pek çok kişi gibi onu da yurdunun uzaklarına savurdu.

    1979’da Türkiye Yazarlar Sendikası yönetimine seçildi.

    Haftalık Yansıma gazetesini yayımladı.

    12 Eylül sonrasına rastlayan gezgin yazarlık sürecinde Almanya, Hindistan, Nepal, Meksika, Panama, Guatemala, Peru, Bolivya, Arajantin, Şili, Erivan, Paris, Vietnam ve Çin’de yaşadı.

    Afganistan’daki savaş ortamında gazetecilik yaptı.

    İngilizce, ispanyolca ve İsveççe bilir. Yaşamını Stokholm’de sürdürmektedir.

    Tekin Sönmez’le yolum nasıl kesişti?

    2011 yılındaki Sarıkamış Dayanışma Grubu yaz yürüyüşü sırasında tanıştık. O zamandan başlayan dostluğumuz, ağabey-kardeş sıcaklığında pekişti.

    Tek kişilik ordu Tekin Sönmez yaşamını Stokholm’de sürdürmekle birlikte ülkesindeki kitapla ilgili her türlü etkinliğe sektirmeksizin katılır.

    İzmir Kitap Fuarı’nda Salon 1’deki Nis Medya’da Tekin Sönmez’le tanışabilir, yapıtlarıyla ilgili bilgilenebilirsiniz.

    simgesi  kusekapak ankara c1549b61e9369ee8daf9962c7f291228

    Böylelikle marifete iltifat etme fırsatı da bulmuş olursunuz!

    Daha fazla bilgi için :
    http://tekinsonmezblogs.blogspot.com.tr/

  • HAVADAN SUDAN, KİTAP FUARINDAN

    P1140452 (1)

    Enis Musluoğlu’yla kitap fuarında…

    Dağarcık Türkiye’den daha önce de söz etmiş olmalıyım. Aylık internet dergisi diyebiliriz. Şimdiden yaşamımıza giren ama geleceğimizin başat ortamı olacağından da kuşku duyulmayan alanın Atatürkçü ve bağımsızlıkçı temsilcisi.
    Aylık 35-40 bin tıka erişen izlenirliğiyle Dağarcık Türkiye’nin şimdiden kendisini kanıtladığı söylenebilir.
    Durum böyle olunca farklı hedefler koyup, atılımlarda bulunmayı göz ardı etmiyor DT!
    Geçtiğimiz haftalarda Dağarcık Türkiye Yayınevi kurulmuştu. Her türlü basılı ve sanal yayıncılık öncelikli hedefti! Koşar adım giden Dağarcık Türkiye ilk yapıtını okurla buluşturdu.
    “Havadan, Sudan” (DT Yayınevi, Nisan, 2015) Dumanı üstünde bir kitap. İlk yapıtın ayakları yere basan, anti emperyalist, ulusalcı ve devrimci bir çevre emekçisinin yazılarından oluşması da çok anlamlı! Yayın politikasıyla da uyumlu!
    İzmir ve çevre hareketi denildiğinde Yusuf Savaş Emek adı ilgilisine yabancı gelmez! Kitap, Emek’in Aydınlık gazetesi ile Bilim ve Ütopya ve Ağaçkakan dergilerinde yayımlanmış yazılarından oluşuyor!

    4356546565474676476
    Gerçek anlamda çevrecilikle ilgili bilgilenmek, bununla yetinmeyip çevrecilik pratiğine ilişkin tarihsel resmi geçide tanıklık etmek isterseniz bu kitabın hoşunuza gideceği güvencesini verebilirim.
    Yakın Kitabevi’nin yanı sıra fuar boyunca Salon 1’deki Dağarcık Türkiye standından da edinmeniz olanaklı.
    Fuara uğrarsanız Dağarcık Türkiye yazarlarının kitaplarına da erişmeniz mümkün.
    Çok daha önemlisi Dağarcık Türkiye’nin öncüsü, eşgüdümcüsü, yöneticisi, ön cephedeki savaşçısı Enis Musluoğlu’yla da tanışmış olursunuz!
    DT bu yıl yayıncılığın dışında bir hedef daha koymuştu kendisine. Yusuf Savaş Emek’in gelenekleştirdiği Karaburun Ütopyalar toplantısının 20. si de DT tarafından düzenleniyor. 1-5 Temmuz’da Karaburun’da gerçekleştirilecek etkinlik programı önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.
    Ceyhun BALCI, 20.04.2015

  • BYE BYE TÜRKÇE

    213951b
    Oktay Sinanoğlu değeriyle tanınırlığı aynı oranda olmayan bir bilim insanıydı! Yalnızca o kadar mı? İyi bir vatandaş ve yılmaz bir dil savunucusuydu! Belki de Atlantik’in karşı kıyısında geçirdiği yıllar bu yanını daha da keskinleştirmişti. Nitelikli bir bilimci olarak dilde kirlenmeyle koşut giden bilimdeki sığlığı daha iyi görebilmişti demek de olası! Neden her neyse, pek çok bilimcinin aklından geçmeyen dil duyarlılığı bilimciliğinin farkında bile olmayan pek çoğumuzun dikkatini çekmişti. Onu o sayede tanımıştık desek yanlış olmaz!
    İlk okuduğum kitabıydı sanırım “Bye Bye Türkçe”! Yapacak işi yokmuş gibi Türkçe’nin içine düşürüldüğü durumu dert etmişti kendine. Ulusal Kanal’daki akıcı sohbetleri de unutulacak gibi değildir.
    Daha dün kitap fuarında onun yazarı olduğu “Matematik, Fizik, Kimya Terimleri Sözlüğü”ne rastladım TDK yayınları arasında. Çok da gereksinim duymadığım halde edinmekten alamadım kendimi!

    375562b
    Her akılcı ve bilimci gibi Atatürk tutkunuydu! Atatürk’e ve en büyük eseri Cumhuriyet’e kol, kanat gerenlerdendi!
    Tanınmış bir ailenin üyesiydi. Dört yıl önce yitirdiğimiz Esin Afşar, “Türk Humanizması”nın yazarı Suat Sinanoğlu bu ailenin diğer tanınmış üyeleri.
    Yirmi sekiz yaşında Yale’de profesör unvanı aldığına vurgu yaparak uğurlayalım bu iyi insanı!
    İnsanlık eksikliğini duyumsayacaktır!
    Ceyhun BALCI, 20.04.2015

    242108_2

  • IMG_5382

    ATAOL BEHRAMOĞLU İLE AYDIN ÜZERİNE

    Ataol Behramoğlu 50. Sanat yılını kutluyor! İstanbul’daki iki kutlamaya çağrılı olduğum halde katılamadım. Neyse ki törenlerde bulunamayanlar unutulmamış!

    “Yarım Yüzyıldan Şiirler” seçkisiyle ölümsüzleştirilmiş 50 altın yıl!

    Şiirine, yazılarına, aydın tavrını oluşturan eylem ve söylemlerine eklenen Rus Dili ve Edebiyatı uzmanlığıyla devleşen Ataol Behramoğlu’yla kendimi bildim bileli tanışıktım.

    Bir kaç yıl önceye dayanan kişisel tanışıklık Ataol Behramoğlu’nu daha yakından izleme ve anlama fırsatına denk düştü benim için!

    Türkiye’nin her geçen gün içine gömüldüğü koyu karanlıkta onu izlemenin, izleyenler açısından şans olduğunu paylaşmam gerek!

    Geri çekilme, vazgeçme ve umutsuzluk tırmanırken Ataol Behramoğlu’nun varlık nedenimiz olan Atatürk Cumhuriyeti’ni önemsemesi de, onun ilke ve devrimlerine bağlılığımızı pekiştirmesi de çok önemliydi. Kötümserlik ortamında zaman zaman Ernst Bloch’un “militan iyimserlik” öğretisini anımsatmış olması da bence son derece değerliydi!

    Özdemir İnce’ye göre her şeye burnunu sokan, düşünce ve söylem ileri süren, yanı sıra eylemsel atılganlık içinde olana deniyor aydın! Bu tanıma fazlasıyla uyan Ataol Behramoğlu eğilen, bükülen, saklanan ve hatta dönenlerin bol olduğu ortamda aydın tavrı göstermede de örnek oldu parçası olduğu topluma.

    “Yarım Yüzyıldan Şiirler”e göz atarken çok sayıda seçkin şiirin arasından aydın üzerine olanlar çekti dikkatimi her nedense! Hiç kuşkusuz aydın tavrı kıtlığının bir kez daha güncel olmasının etkisi vardı bu seçimimde!

    Ataol Behramoğlu’na nice yıllara derken “Yarım Yüzyıldan Şiirler”den bir kaç şiir paylaşıyorum. Daha fazlasını okumanızı öğütlüyorum!

    27350293

    BİR AYDIN TİPİNE
    Mangalda kül komazsın teorik konularda
    Pratiğe gelince ayağın suya erer
    Kendi korkaklığına kılıf ararsın boşuna
    Bu arada faşizm gelip tepene biner

    1977
    AĞIRBAŞLI AYDININ TÜRKÜSÜ
    Bu ülke bir gün
    Mutlu olacak elbet
    Fakat şimdilik
    Biraz sabret
    Görüşlerimi
    Kimseden gizlemem
    Fakat şimdilik
    Sesimi çıkarmak istemem

    Özgürlük için
    Özveri gerek
    Fakat şimdilik
    En iyisi beklemek
    Görevimdir
    Gerçeği söylemek
    Fakat şimdilik
    Neme gerek…
    1983

    UĞUR’A AĞIT DEĞİL ÖVGÜ

    Günümüzde insan olmanın
    Çok ağır bedeli var
    Ya parçası olacaksın alçaklığın
    Ya seni parçalarlar

    Oysa insan olmak
    Çoğalabilmektir başkalarıyla
    İnsansın , birinin canı yanarken
    Senin de canın yanıyorsa

    Bir bombayla canına kıyılan
    Çoğalmasını bilen biriydi
    Daha az Uğur Mumcu’yduk dün
    Daha çok Uğur Mumcu’yuz şimdi

    26.1.1993

    IMG_5381

  • PAPATYA FALI

    indir

    Her yıl nisan ayı gelince ve takvim yaprakları biri birini kovalayıp 24 Nisan’a gün sayınca papatya falına bakmaya alıştık!
    “Soykırım” mı “büyük felaket” mi diyecekler diye kaygılanırız!
    Bu sene ummadık taş baş yardı!
    Her sene Avrupa ve ABD’ye odaklanırken din devletçiği Vatikan kötü polis rolünü üstlendi!
    Bu arada, ABD’den gelen habere bakılırsa “büyük felaket” diyecekler bu yıl da!
    AP’nin tavsiye kararı bir kulağımızdan girip ötekinden çıkacağına göre 100. yılı az hasarla mı atlatacağız ne!
    Bundan böyle dışarısı kadar içeriyi de kollamamız gerekecek!
    Örneğin, soykırım savunucusu kadın vekil adayımız gelecek sene bu kadar insaflı davranmayabilir!
    http://odatv.com/n.php?n=eger-selina-hanim-bilmiyorsa-1604151200
    Bu arada o müstakbel vekilimizin genel başkanı da büyük felaket demiş! Soykırım deyip çok daha büyük felakete neden olabilirdi!
    http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/255835/Kilicdaroglu_ndan__soykirim__aciklamasi.html
    Şakayı bir yana bırakalım!
    Gerçeğe sırt çevirip onun gücü yerine güce tapınıp onun gerçeğine boyun eğmeyi sürdürdüğümüzce her nisan ayında yürek oynağı olmamız kaçınılmaz olacak!
    Tarihsel ve hukuksal gerçekleri hiçe sayanlara anladıkları dilden karşılık vermedikçe derin yaramızın kabuk bağlamasını umabilir miyiz?
    Ceyhun BALCI, 17.04.2015

  • RENNAN ÖĞRETMENE KAVUŞMA

    laiklik_ilkesini_cignetmeyiz_h56928_ea1c2

    Bugün 4.5 ay aradan sonra Rennan öğretmenle buluştuk! Elbette, coşkulu ve sevinçliydik.

    Rennan Pekünlü kendisine böyle seslenilmesini yeğler diye düşündüğüm için kullandım öğretmen sözcüğünü!

    Rennan Pekünlü 4.5 aylığına aramızda değildi. Elbette bedeniyle ayrıydı buna karşılık zihinsel birliktelik bu ayrılığın da etkisiyle pekişti demek yanlış olmaz!

    Ortaçağın hortlatıldığı Türkiye’de bundan sonra sıkıntıya girme sırası onu uydurma gerekçelerle cezaevine gönderenlerdedir. Evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Yıldırma ve sindirme girişimi geri tepmiştir.

    Rennan Pekünlü 27 Kasım’daki son dersi sonrası Foça’ya uğurlandığında kurulan Rennan Pekünlü Komitesi onun yokluğunda boş durmadı. Tahliye gününde yaşanan bir olay komitenin başarısını simgelerkwn diğer yandan da günü taçlandırmış oldu. Saat 14’teki karşılama törenini fark eden cezaevi yönetimi Rennan Pekünlü öğretmeni sabah saatlerinde evine gönderdi. Törensellik sekteye uğrasa da tutsaklığın erkenden sona ermesi günün coşkusunu güçlendirmiş oldu.

    P1140435P1140439

    Aramızda değilken de öğretmenliği sürdürdü Pekünlü. Aydınlık’ta haftanın iki günü yazdıklarıyla aydınlanma savaşçısına yaraşır bir eylem koymuş oldu ortaya.

    Rennan Pekünlü Komitesi’nin çağrısına uyan kişisel ve kurumsal bileşenlere eklenen çok sayıda aydınlanmacı akşam saatlerinde İzmir Barosu’nda bir araya geldi. Sıcak bir toplu hoşgeldin töreniydi bir bakıma gerçekleştirilen!

    Başta İzmir Barosu, EGÖDER (Ege Öğretim Elemenları Derneği) ve TGB olmak üzere kurumsal bileşenler öncülüğündeki toplantı komite etkinliklerinin özetlenmesiyle başladı. Sonrasında İzmir Baro Başkanı Aydın Özcan’ın konuşmasıyla sürdü.

    Geçen ay İzmir’de gerçekleştirilen 8. Üniversite Kurultayı sırasında oy birliği ile alınan karar uyarınca EGÖDER Başkanı Prof Dr Can CEYLAN “Yılın Direnen Bilim İnsanı” ödülünü Rennan PEKÜNLÜ’ye sundu.

    Pekünlü öğretmen yaptığı kısa konuşmada Karl Marks’ın yok olarak çoğalma kuramına göndermede bulunarak Türkiye’de laikliğin yok olarak çoğalmasının çok yakınında olduğumuza vurgu yaptı.
    Konuşmasının sonunda insan hissettiği yaştadır diyen Pekünlü TGB Başkanı Çağdaş Cengiz ve TGB İzmir Başkanı Meltem Ayvalı’ya TGB’ye katılma isteğini iletti.

    P1140432P1140438 P1140449P1140441

    İsteği kabul edilen Pekünlü öğretmen TGB’nin en deneyimli çiçeği burnunda üyesi olarak giriş belgesini imzaladı!

    Bu coşkulu akşam fotoğraflarla ölümsüzleştirildekn sonra törene son verildi.

    Ancak, kararlı ve dik duruşuyla Türkiye’ye ders veren Rennan Pekünlü’nün bu davranışı adını taşıyan komite aracılığıyla pek çok kimsenin beklemediği bir devinime erişmiş oldu.

    Rennan Pekünlü özgürlüğünden yoksun günlerini geride bırakırken, ülkemizin üzerindeki kara bulutlar dağılana dek çalışmak, çabalamak ve kararlı bir duruş göstermek görevi bizleri beklediğini bir an olsun aklımızdan çıkartmamız gerekiyor.

    Ceyhun Balcı, 16 Nisan 2015

    P1140442 P1140443

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/pekunlu-tahliyesinin-ardindan-ilk-kez-ulusal-kanala-konustu-laiklik-ilkesini-cignetmeyiz-h56928.html

  • IMG_0573

    MİLLİ ŞEHİTLER

    Uydurulmuş değil yazıya başlık olan konu! 14 Ekim 1922’de düşman denize henüz dökülmüşken TBMM kararıyla verilmiş Milli Şehit unvanı! Cumhuriyet kurulmamışken bile değerbilirliğini böylelikle koymuş ortaya.

    24 Nisan’ın 100. yıldönümünde soykırım tartışmaları hız kazanmış durumda. Kantarın topuzunu kaçıran kimilerine bakılırsa soyunu kuruttuğumuz Ermeni sayısı 2.5 milyon! Orhan Pamuk’a bile rahmet okutur değil mi?

    Bu olayı köklerinden kopartıp farklı boyutlarda irdelemek önünde, sonunda hatalı bir sonuca varılması anlamına gelecektir.

    Bir yanda sıcak denizlere inme derdindeki Rusya İmparatorluğu diğer yanda da ticaret yollarına egemen olmaya çalışan Britanya İmparatorluğu’nun Ermeni daha doğrusu Doğu Sorunu konusundaki rolleri unutulursa ağlaşma, bağrışma ve suçla(ş)ma kıskacına düşülmesi kaçınılmaz olur.

    Hasta Adam Osmanlı’nın yıkılması kararı alınıp da, topraklarının paylaşılması sürecinde Balkan Bozgunu’ndan esinlenip toprak edinme derdine düşen Ermeniler imparatorluğun doğudaki zayıf halkasıydı. Emperyalizm zayıf halkayı saptamada da, yaratmada da olağanüstü hünerlidir. Her zaman, her yerde, her türlü etkinlik emperyalin kendi eliyle yürütülmez! İşbirlikçiye, güncel deyişle taşerona da gereksinim vardır! Ermeniler bu gereksinimi karşılamak için bire bir görüntü çizmiştir.

    İki devlet savaşırken taraflardan birisinin içindeki bir topluluk kendi ülkesine yönelik ihanet içinde olursa ne olur? Ermenilerin başına gelen tam da bu durum kaynaklıdır. Ruslarla birleşip Osmanlı’yı vurma eğilimi Osmanlı topraklarındaki Ermenilerin yerlerinin değiştirilerek başka bir yere yerleştirilmelerini zorunlu kılar. Her ne kadar Osmanlı gerekli önlemleri alıp, bu işi bir düzen içinde yapmaya niyetlense de zamana özgü koşullar karşılıklı kırıma engel olamaz.

    Bu gibi olayların hesabının sorulması bahanesiyle işgal İstanbul’unda işgalcilerin güdümünde sözde mahkemeler kurulmuş ve günah keçisi olarak belirlenenler yargılama kisvesi ardında darağcına gönderilmiştir. Çok daha ilginç olan darağacına gönderilenlerin daha önce yargılanıp aklanmış olmalarıdır. Hukukun bir kişi aynı gerekçeyle iki kez yargılanamaz temel ilkesine aykırıdır yapılan ikinci yargılama. Buradan da bellidir ki; birileri bu sonucu önceden belirlemiş ve sonuca uygun kılıf oluşturulmuştur.

    Tam da bu noktada, düzmece mahkemeler, duyuma dayanan yalan tanıklıklar ve aceleyle alınan idam kararları bugünlerde yaşadığımız benzer mahkeme facialarını anımsatmış olmalıdır. Gizli/yalancı tanıklar, mahkeme sırasında uyuklayan savcılar/yargıçlar, gerçeklere dayanmayan acımasız kararlar ve bütün bunların sonunda onurlu konumlarından edilen askerler7vatanseverler. Ders alınmayınca, 100 yıl önce yapılanlar unutulunca bugün yaşananlara şaşırmak olası mı?

    Üç günah keçisi Ermeni Tehciri sürecinin kurbanları olacaktır. Üçünün ortak özelliği vatansever, başı dik, onurlu ve namuslu insanlar olmalarıdır.

    Aralarında en tanınmış olanı Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey! Bir şafak vakti ansızın idam edilen Kemal Bey’in yaşadıkları trajediden de ötedir! İdamdan hemen sonra oğlunu ziyaret için oradan geçmekte olan babasının oğlunu darağacında sallanırken görmesini kafanızda canlandırabilir misiniz? Kemal Bey, buna karşın vatan sağolsun diyebilecek, evlatlarını millete emanet ederek veda etme soyluluğunu gösterecek denli onurlu bir insandır!

    KemalBey-Denkmal-1KemalBey-Maertyr-1

    Adana Ceyhan’daki Kemal Bey Anıtı. Milli Şehit yazısı silinmeden önce!

    Kemal Bey (1885-1919)

    Kemal Bey’in darağacındaki son sözleri!

    “Sevgili vatandaşlarım. Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer buna adalet diyorlarsa hahrolsun böyle adalet.
    Benim sevgili kardeşlerim. Çocuklarımı asil Türk milletine emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara bakacaktır. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin!…
    Borcum var, servetim yok!
    Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın millet!”

    Kemal Bey’in cenazesini Tıbbiyeliler öncülüğünde vatanseverler kaldırır. Uğurlanışı büyük bir başkaldırı eylemine sahne olur! Gidişi bile umut tohumlarının ekilmesine vesile olmuştur.

    Mezar taşına yazılacağı da vasiyet etmeyi unutmamıştır!

    “Millet ve memleket uğruna şehit olan
    Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey!
    Ruhuna El Fatiha!”

    Kemal Bey kadar tanınmayan diğer iki kahramanımızdan ilki Bayburt Kaymakamı Nusret Bey’dir. O zamanın özel yetkili Nemrut Mustafa Paşa divanı İngiliz güdümlü bir sözde hukuk kurumu olarak onu da 10 Nisan 1919’da aldı aramızdan.

    NUSRET_BEY_BELGE_10

    Nusret Bey (1876-1919)

    Eşine mektubu!

    “Hayriye,
    Vazifei resmiyemi şimdiye kadar sadıkane ve müstakimane bir suretle ifa eylediğim gibi şu Ermeni işinde de vazifei insaniyetimi elimden geldiği kadar bihakkın ifa ettim.
    Binaenalyh bana isnat edilen bütün cürümlerin hepsinden uzaktayım. Fakat ihtiras ve garaz işte beni mahkum eyledi. Beni mahvettiler. Aciz kalan ailem, biçare üç çocuk ve seni de mahvettiler. Allah intikamımı alsın! Masumiyetim bilahare anlaşılacaktır. Fakat heyhat… Mustafa Paşa garazkar, Cemal Paşa ha keza! İşte iki şahıs ki, bir ailenin mahvına sebep oldular. İsnat olunan suçların hiç birinin faili değilim. Şehadet eden zevat içinde yalnızca fırka kumandan vekili doğru söyledi, öbürleri hayır! Çocuklarım sana emanet! Terbiyelerine itina et! Fakir ve açsınız! Allah muininiz olsun! Elveda! Nusret!”

    Diyarbakır Valisi Dr Reşit Bey başına gelecekleri sezdiği için çadır mahkemesinde figüran olmamak için kaçak yaşar bir süre. Yakalanacağını anladığı anda vasiyetini bırakarak, kafasına dayadığı tabancanın tetiğini çekmekte bir an bile ikileme düşmeyen bir başka dev adam olarak aldı tarihteki yerini.

    seydiogullari_1426275285145

    Dr Reşit Bey (1873-1919)

    Dr Reşit Bey’in canına kıymadan önce ailesine yazdığı mektup!

    “Pek sevgili refikam ve çocuklarım,
    Firarımdan dolayı polis müdürü ve muhafız paşa olanca güçleriyle beni arıyorlar. Ermeni tazıları da bunlara iltihak etmişmiş. Gayretsiz ve hissiz bazı dostlarımın ihmali planlarımı sekteye uğrattı. Utanmadan teslim olmaklığımı istiyorlar. Neticeyi karanlık görüyorum. Yakalanıp hükümetin oyuncağı ve düşmanlarımın eğlencesi olmamak için son dakikada intihar etmek fikrindeyim. Rövolverim bir dakika yanımdan ayrılmıyor ve hazırdır. Hayatımın bence hiç bir kıymeti kalmadı. Bir müsait vakitte milletime son vazifemi yapar ve hayatımın bakiyesini size hasr ve tahsis ederdim ümidiyle yaşamak isterdim. Ne çare, her istenilen olmadı. Sizi milletim için ihmal ettim. İstikbalinizi düşünemedim. Herkes beni Ermeni malıyla zenginleşmiş biliyor. Halbuki sizi temini maişetten aciz bırakıyorum. Bu da talihin bir cilvesi…”

    Her üç kahramanımızın da ortak özelliği vatansever olmalarıydı! Bir başka ortak noktaları bu soylu duruşlarının işgalcileri korkutmuş olmasıydı. Onlar var oldukça Osmanlı’yı paylaşamayacaklarını düşünenler için son derece doğru hedeflerdi.

    Milli şehitlerin yürek parçalayan öyküsüne değinmeye çalıştım.

    Milli Şehitler’in anıldığı bu etkinlikte iyi ki buradayım dedi salondaki izleyicilerin her biri!

    IMG_0612

    Boğazlıyan Kaymakamı Milli Şehit Kemal Bey’in torunu Yalçın GÜRENCİ (ortada) bu anlamlı etkinliğin onur konuğuydu

    Ceyhun Balcı, 15.04.2015

  • EDUARDO GALEANO
    (1940-13 NİSAN 2015)

    eduardo

    Uruguaylı yazar Eduardo Galeano bugün sonsuzluğa yürüdü! Bizim dünyamızı yapıtlarıyla ışıtmayı sürdürecek! Ama, gittiği yerdeki karanlıkları aydınlatacağından kuşku duymuyoruz!

    Gençliğindeki futbol ilgisi futbolcu olmasına yetmediyse bile “Gölgede ve Güneşte Futbol” kitabıyla geç de olsa gidermiş olmalıdır bu hevesini!

    zBK982827QV280_250

    Bir solukta sayılamayacak kadar çok kitabı içinde
    “Latin Amerika’nın Kesik Damarları”na
    ayrı bir parantez açılmalı!

    Galeano bu yapıtıyla Latin Amerika gerçeğini dünyamızda soluk alıp veren herkesin anlayabileceği şekilde anlatarak silinemeyecek bir iz bıraktı geride!

    2009’daki Amerika ülkeleri doruğunda Hugo Chavez tarafından Obama’ya armağan edilerek ününü katlamış oldu hem Galeano’nun hem de başyapıtının!

    1973 darbesi sonucu Uruguay’dan ayrılmak zorunda kalan Galeano, eteri gider beteri gelir örneğine uyan şekilde bu kez 1976 Videla darbesi sonucu İspanya’ya düşürmek zorunda kalacaktır yolunu!

    159864250_tn30_0

    Simon Bolivar ruhunun günümüzdeki güçlü temsilcilerinden biri sayabileceğimiz Galeano erken veda etti bizlere!

    Bu erken vedada teselli edici bir yön varsa, o da yaşamının Bolivar ruhunun Latin Amerika’da canlandığını görmeye yetmiş olmasıdır!

    Otuzu aşkın yapıtı 20’den fazla dile çevrilmiş Galeano’nun!

    Eduardo Galeano’nun çok önemli ve asla göz ardı edilmemesi gereken özelliği emperyalizmi kavramış, onunla yetinmeyip özümsemiş olmasıdır!

    images

    Çağdaşı pek çok iyi yazar gibi batıcılık sayrılığına yakalanmamıştır. Bu yönüyle Atatürk’ün Latin Amerika temsilcisi de sayılabilir.
    Emperyalistlerle ilgili şu sözleri onun bu çok temel özelliği konusunda fazlasıyla fikir vermeye yetecektir!

    “ABD kadar Avrupa da dünyanın pek çok ülkesine diktatörlük ihracı konusunda sorumludur. Bu halleriyle demokrasi havarisi kesilmelerine şaşıyorum”
    (Mayıs, 2009)

    Yalnız Uruguay ve Latin Amerika değil aynı zamanda dünyamız çok değerli bir evladını yitirdi!

    İyi ki yaşadı!

    İyi ki üretti!

    İyi ki öğretti!

    İnsanlık onuruna önemli katkılar sunmuşlardan biriydi!

    Unutmayacağız…

    Ceyhun BALCI, 13.04.2015

  • LATİN AMERİKA’NIN KESİK DAMARLARI(*)

    CB Trinidad Americas Summit Obama

    (*) Eduardo GALEANO (Uruguay) tarafından yazılan kitap 1970’lerin sonunda okurlara sunulmuş. Denilebilir ki; 40 yıldır köprülerin altından çokça su aktı, o yılların bilgileri geçerliliğini yitirmiş olabilir. İlk bakışta doğrudur! Ama, kitabı okuduğunuzda ad, yer ve zamanda küçük değişikliklerle bugünü de görebilirsiniz Galeano’nun o yıllarda kâğıda döktüğü satırlarda.
    Kitabın yeniden tanınması Hugo Chavez’in Obama’ya armağan etmesiyle söz konusu olmuş oldu.Amerikalar doruğunda Obama’ya yaklaşıp Galeano’nun bu başyapıtını armağan eden Chavez hiç kuşku yok ki güçlü bir ileti vermek istemiştir. Yine kuşkusuz danışmanları Obama’ya kitabın içeriğini kısa ve öz şekilde iletmiş olmalıdırlar!

    damarlar_1_1050
    “Çivisi çıkmış dünya”da bu denli soylu, bu denli kararlı ve bu denli açık bir yaklaşım olabilir mi?
    Hiç kırıp dökmeden baş yayılmacıya kimliğinin anımsatılması beni fazlasıyla keyiflendirdi.
    Ülkemize de gelen ve dış gezilerine başlarken ülkemizi izlenceye alan Obama’ya tapınmaya varan övgüler dizenler düştü bir an aklıma! Sultanahmet’teki “aşılı kedi sevme” gösterisi geldi gözlerimin önüne.
    Hatta, ana muhalefet önderinin de Obama’ya kitap armağanı son derece önemliydi. Ama, kitap seçimi için aynı şey söylenebilir mi?
    Yazın dünyamızın değerli adlarının kitapları armağan edilmiş olmakla birlikte böylesi armağanların ileti verme amacı önde geldiğinden özenli seçilmeleri de önemli.
    Oysa, Obama’ya ya da benzeri bir yayılmacı önderine “Şu Çılgın Türkler” ,“Diriliş” ve belki “Kuvay-ı Milliye destanı” armağan edilerek gereken ileti fazlasıyla verilemez miydi?
    Kimilerince küçümsense, yerin dibine batırılmaya çalışılsa da dünyaya örnek bir bağımsızlık savaşı vermiş ulusun bugünkü temsilcilerinin içine düştüğü zavallılık, siniklik ve eziklik üzülünmeyecek gibi midir?
    Bir düşüm var günün birinde gerçekleşsin istediğim : Latin Amerika’daki çoban ateşini tutuşturanların önde geleni olan Hugo Chavez Türkiye’ye konuk olmalı! Kuşkum yoktur ki; Türkiye’nin geçen yüzyıl başındaki soylu başkaldırısı onu da etkilemiştir.
    Dün olduğu gibi, bugün de onurumuzu, gururumuzu koruyabilseydik keşke!
    Uzun yıllar süren tutsaklık ve arka bahçe izlenimini silip atan Latin Amerika bugün var gücüyle yayılmacıya geçmişini anımsatıyor! “Bundan böyle hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyen Chavez’ler yolu yarıladılar bile!
    Başta Chavez olmak üzere, Lula’lar, Kirşner’ler, Vaskez’ler, Korrea’lar, Ortega’lar bugünlerde kesik damarları ana damarlarla ağızlaştırma çabasındalar!
    Darısı başımıza!
    Ceyhun BALCI, 18.06.2009