• TOPLUMSAL ŞİZOFRENİ

    1 Mayıs pek çok renkli görüntüye sahne oluyor doğallıkla! Bugün fotoğrafladığım birisi var ki; üzerinde yazılmasa olmazdı!

    DKDD (Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği) kolu önünde taşınan bir pankart toplumsal şizofrenin vardığı noktayı ve ivedi sağaltım gereksinimini yansıtıyordu.

    SEYİT RIZA

    Ortada Seyit Rıza, bir yanında Alişer diğerinde ise Şahan Ağa!

    Zamane solcularının geçirdiği evrimi göstermesi bakımından ibretlikti bu pankart! Neyse ki arkadaşımın uyarısıyla fark ettim de fotoğraflayıp ölümsüzleştirdim.

    Bizlerin siyaset bilgisi mi yetersiz acaba diye düşünmekten alamadım kendimi! Geçmişte feodalite zaman dizinsel bakımdan ortaçağı simgelerdi. En azından bizler öyle öğrenmiştik diye anımsıyorum! Bu pankarttan anladığım kadarı ile feodalite dönüp dolaşıp güncelleşti. Bu saygıdeğer solcularımızdan daha iyi bilecek değiliz ya!

    Pankarttaki Seyit Rıza imzalı sözler RTE’ye söylenemeyeceğine göre, hedefi Atatürk olmalıdır! Çakma “devrimci”, gerçek devrimciye saldırının bayraktarlığını yapmakta sakınca görmemektedir bu hesapça!

    İlkesizliği, fırsatçılığı, tarih bilmezliği, kendi ulusuna yabancılaşmayı göze alabilen şizofrenik solculuk çok açıktır ki; “Düşmanımın düşmanı dostumdur!” ilkesine sarılma kansızlığı sergilemekte sakınca görmemektedir.

    Kendisine Dersimli adını takan ve pankarttaki sözlerin sahibi olduğu savlanan bir feodal artığın heykeli önünde söylev veren umut tacirlerinin olduğu yerde bu pankartı çok görebilir miyiz?

    Şaka bir yana!

    Toplumsal şizofreni ivedilikle sağaltım gerektiren bir hastalık olarak orta yerde durmaktadır!

    Ceyhun BALCI, 01.05.2015

  • İZMİR’DE 1 MAYIS
    İzmir’de 1 Mayıs alanıyla ilgili fazlaca atrtışma yaşanmıyor. En azından bir yerler ablukaya alınıp, insanların oraya erişimlerine yönelik engellemeler yaşanmıyor.

    Bu yanıyla bakıldığında bir karmaşa söz konusu değil.

    P1140487 P1140491

    Gündoğdu’ya yürüyerek gitmeyi tercih ettim. Yol boyunca katılımcı gruplara rastlamak olanağı verdiği için ve trafiğe kapanan yollar nedeniyle zaten işlemeyen toplu ulaşımdan uzak durmak bakımından seçimimin doğru olduğunu anlamakta gecikmedim.

    P1140495 P1140494 P1140493 P1140490 P1140489

    Her görüşten kişi ve grubun yer aldığı sendika, dernek, meslek odası ve parti toplulukları en küçük gerginlik olmadan (en azından benim gözlemleyebildiğim kadarı ile) Gündoğdu’ya ulaştılar. Bu kadar geniş katılımlı bir günde alanın dolmamış olması ilginç bir nottu. Miting sonrası yürüme uzaklığındaki Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ne çıkınca bu katılımsızlığın nedeni fazlasıyla göstermekteydi kendisini.

    P1140499 P1140500

    Kökleri uzaklarda, ayakları havada olan pek çok kişi, grup ve partinin yığınsal kalabalıkları orta ölçekli alanlarda toplaması bile pek olası gözükmüyor. Bu durum, Türkiye’de kendisini göstermekte olan toplumsal muhalefet eksikliğini açıklamada da yardımcı olabilir düşüncesindeyim. Çok uzak değil yakın geçmişte Gündoğdu Meydanı’nın metrelerce ötedeki başka alanlara varıncaya dek dolduğunu anımsarsak bugünkü manzara daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin, Gündoğdu 13 Mayıs 2007 Cumhuriyet Mitingi ve 2013 Cumhuriyet Bayramı (Andımız) buluşması milyona dayanan insan sayısının canlı tanığı olmuştu.

    IzmirMiting6 images

    Bir pankart taşınıyor genç insanlarımız tarafından. Üzerinde Rosa Lüxemburg, Vladimir Lenin, Karl Marks, Friederich Engels ve hatta Lev Troçki! Devrimcinin hası, önde gideni, kuramıyla ve uygulamasıyla ustası Atatürk yok! Hanımefendiler, beyefendiler bu kafayla giderseniz mitinge, ulaşamazsınız kitlelere!

    1 Mayıs emeğin ve aynı zamanda da dayanışmanın günü! Dayanışma ise meydanlara toplanan ve gerçekte o meydanların neredeyse değişmez figürleri olanların bir araya getirilişiyle değil; o meydanların aşinası olmayanların toplanmasıyla başarılabilir. Sen, ben, bizim oğlan dönemi tarihte kalmalı!

    Türkiye’nin ortak paydası deneyimle belirlenmiştir.

    Vatan, Millet,Bayrak ve Atatürk!

    Her geçen gün kan yitiren emek hareketi belki de ancak bu dörtlüye dört elle sarılınmasıyla güç kazanabilir! Başka deyişle az önce adını andığım saygıdeğerlere bayrak ve Atatürk eklendiğinde 1 Mayıs alanları gerçekten dolabilir, coşku tavana vurabilir!

    1 Mayıs alanlarının gediklisi olmuş grupların ulusal öğeleri anımsama, bu öğelere yüzünü dönme zamanı gelmiştir! Bu yapıldığında 1 Mayıs’ın değeri artacağı gibi, Türkiye’de kendisini duyumsatan muhalefetsizlik hastalığı da sağaltılmış olacaktır!

    P1140492

    Ceyhun BALCI, 01.05.2015

  • FREDDIE GRAY’İN ACIKLI ÖYKÜSÜ

    Protesters March Over Death Of Freddie Gray
    Freddie Gray, ABD’nin Maryland eyaletinin Baltimore kentinde yaşayan kara derili bir gencin adı! Kara yazgısı daha da karardı 12 Nisan günü!
    Tek suçu polisle göz göze gelmek ve yolunu değiştirmekti. Amerikan Rüyası’nın amansız bekçisi Amerikan Polisi hoş görür mü bu ikilemi! Hemen üst aramasına girişti. Üzerinde bir çakı buldu bu kara derili gencin. Robocop edasıyla çullandı yalnız gencin üzerine bir kaçı birden! Ne kadar makul bir şüphe ve sıradan davranışlar değil mi?
    Sonuçta Freddie Gray’in omurgası kırıldı. Bir hafta sonra 19 Nisan’da ise bu dünyadaki son nefesini verdi!
    Baltimore günlerdir karışık! Sokağa çıkma yasağı bir hafta daha uzatılmış durumda. Polisin gaddarca davranışı sonucu omurgasını kırarak öteki dünyaya gönderdiği kara yazgılı Freddie Gray’in ardından sokağa dökülenlere polisin öğüdü çok ilginç : “Tepkinizi Barışçıl Sergileyin!” Biz öldürelim ama siz sakin olun!
    Amerikan polisiye dizilerini izler misiniz bilmem ama birkaç sahne görseniz bile hayranlık duyarsınız bu insanlara! Bırakınız DNA incelemelerini otomobilin lastik izinden suçluya ulaşabilen bir akılcılık ve bilimsellik vardır o dizilerde. Olmayan tek şey, karanlık sokaklarda kara derililerden esirgenmeyen polis şiddetidir. Bizim “Arka Sokaklar” dizisi bile onların yanında daha gerçekçidir.
    Baltimore’dan önce Ferguson olayları yaşanmıştı. Yine kara derili, yine polis cinayeti ve yine onu izleyen öfkeli protestolar! Sönüp gitse de bu toplumsal olaylar polis vahşeti bitmedi. Geçmişte sayısız kez izlenen film yeni sürümüyle bir kez daha gösterimde.
    ABD, karşıt sinemacı Michale Moore’un da saptadığı gibi bir Haydut Devlet! Çoklukla sınırları ötesindeki haydutluklarıyla anılsa da kendi halkına karşı da haydutlukta kusur etmiyor!
    Çoğu zaman bu gibi haydutluklar karşısında haydudu suçlar, ona yöneliriz! Biraz kolaycı, biraz doğru ama epeyce de eksik bir yaklaşımdır! Haydudun gücünün kendisinden kaynaklanması bir ölçüde doğrudur belki, ama hayduda güç verenin onun haydutluklarına seyirci kalanlarda olduğu hiç ama hiç unutulmamalıdır!
    Baltimore olaylarıyla ilgili yararlı bir değerlendirmeye bağlantıdan erişebilirsiniz:

    Baltimore’un karanlık tarafı

  • BİR AFİŞ, İKİ EZGİ
    1 Mayıs’ın tarihçesiyle ilgili çok şey yazmaya gerek yok! Fazlasıyla yinelenmiş ve belleklere kazınmıştır!
    1 Mayıs’IN bizlerde bıraktığı iz ise gerginlik ve yasağa eşdeğerdir.
    Bütün bunların arasında 1977 1 Mayıs’ına ayrı bir parantez açmak kaçınılmazdır. Kandan beslenenlerin ekmeğine yağ süren bir gladyo eylemidir! Orada, o gün yaşamlarını yitirenleri saygıyla anmak hiç unutulmamalıdır!
    Nasırlı ellerde yükselen dünyayı betimleyen afiş her halde gözlerinizin önüne gelmiştir.

    57399
    Kütlesel kutlamanın ilk kez yapıldığı 76 1 Mayıs’ından önceki gün kendisini arayan DİSK yöneticilerinin isteği üzerine kısa zamanda üretmiş ressam Orhan Taylan bu afişi. Sanatçıların dar zamanda özgün eser üretme konusundaki sıkıntıları göz önüne alındığında çok daha değer kazanmış olur bu yapıt!
    Bu afişle 1979’da katıldığı bir yarışmada Amerikalı ve Sovyet sanatçıları geride bırakarak birinci gelmiş.
    Ünlü 1 Mayıs afişi 76 ve 77’de imzasıyla kullanılırken, daha sonraki DİSK yöneticileri imzasını silmiş nedense. Emeğe saygı bekleyenlerin saygısızlığı deyip geçmeli mi?
    Bunu da dert etmemiş! İlle de imzamı yerine koyun dememiş!
    Sanat dünyasında alışılmamış bir alçakgönüllülük ve dayanışma simgesi saymak da olası bu haliyle onu!
    Uzun ömürlü olsun! Üretmeyi sürdürüyor bu gerçek sanatçı!
    http://www.orhantaylan.com/contact.htm
    Bir de ezgi var kulaklarımızdan silinmeyen!
    1 Mayıs Marşı özüyle, sözüyle bir Türk’ün imzasını taşıyor!
    Sarper Özsan! Besteyi ilk olarak AST’ta sahnelenen Gorki’nin “Ana”sı için yapmış. Sonradan sözleri yazılarak 1 Mayıs Marşı’na dönüştürülmüş. Onun da ilk kez seslendirilişi 1976’da olmuş!

    Çok sayıda solist ve grup tarafından seslendirilen 1 Mayıs Marşı günümüzde de 1 Mayıs kutlamalarının vazgeçilmezi olmayı sürdürüyor.
    Sarper Özsan da tıpkı Orhan Taylan gibi bir adsız kahraman! İkisi 1 Mayıs simgelerinde bir araya gelen iki yüce değer!
    1 Mayıs dendiğinde vazgeçilmez çağrışımlardan bir başkası da Enternasyonalizm’di(r)!
    Sizlere ömür demek geçiyor içimden bu kavram için!
    Karl Marks’ın “Dünyanın Bütün İşçileri Birleşin!” öğüdü hiç kuşkusuz önemliydi. Ama, küreselleşme çağında dünyanın farklı ülkelerindeki emekçilerin birleşmesi gibi bir olasılık neredeyse kalmadı! Karşıtsız kalan emperyalizm kendi emekçilerini devşirdi! Savaş ganimetlerini onlara da pay ederek onları susturdu!
    Bakmayın siz meydanlarda enternasyonalizm söylevleri çekmeyi sürdüren romantik ve nostaljiklere!
    Bugünün temel sorunu ezen-ezilen, emperyalist-antiemperyalist çelişkisidir! Birleşmeyi umduğu emperyalist ülke emekçisi artık bu hedefle ilgili değildir.
    Ezen-ezilen ulus çelişkisi öne alınmak durumundadır! Bu nedenle bir başka tanınmış ezgi olan “Enternasyonal” geçmişe özlem unsurundan başka bir şey değildir. Enternasyonalizm diriltilene dek iç rahatlığıyla dinlenmeyecektir bu bir buçuk asırlık ezgi.
    Emekçiler entiemperyalist duruşu öncelemedikçe, vatan mücadelesini gündemine almadıkça geçmişin kavramları avuntu aracından öte anlam taşımayacaktır!
    Aynı zamanda Paris Komünü üyesi olan Eugéne Edine Poittier’in L’internationale (1871) şiiri marşın sözleri olmuş. Şiir Paris Komünü kurbanlarına adanmış.
    Belçikalı sosyalist besteci Pierre De Geyter (1888) ise bu anlamlı şiire yazdığı notalarla onu ölümsüzleştirmiş. Sözlerin ve bestenin özgün haline o günden bu yana dokunulmamış.

    1 Mayıs, emek ve vatan bilincinin uyandığı gün olması dileğiyle kutlu olsun!

  • RENKLİ KİTAPLAR, EMPERYAL KURGULAR

    24 Nisan geçse de başımıza biraz da kendi eylemimizle sarmış olduğumuz derdi irdelemeyi sürdürelim.
    Yinelemek gibi olacak ama bir kez daha altını çizelim. Ermeni Sorunu (Doğu Sorunu) emperyalizmin bölgeye özel aygıtıdır. Ermenilerin yerinde bir başka ulus da olabilirdi. Ama, o günün koşullarında en uygun ve istekli onlardı.
    O dönemin başat emperyal gücü İngiltere’nin başkenti Londra’da, Wellington House olarak bilinen yapının duvarlarının dili olsa da söylese! Bu bina savaş ve propaganda karargâhı olarak da tanımlanabilir. İngiltere emperyal hedefe varmada hemen her olanağı hakkını vererek kullanmıştır.
    Kitap yazımı ve bu yolla propaganda bu olanaklardan birisidir.
    Arnold Toynbee’nin Mavi Kitap’ı bugün de adı anılanlardandır. Türklerin Ermenilere yönelik “şiddet ve vahşeti” anlatılır bu kitapta! Ermenilerin çektiği acılar üzerinden asıl hedef İngiltere’nin Osmanlı üzerindeki baskısıdır bu kitapla amaçlanan.
    Aynı dönemde yine Wellington House’da Almanlar için sarı, Avusturyalılar için de turuncu kitaplar yazdırılmıştır. Osmanlı, Almanya ve Avusturya’nın o dönemde İngiltere’nin karşısındaki güçler olduğu göz önüne alınırsa bunda şaşılacak bir durum yoktur. Daha da ilginç olan İngiltere’nin bu kitapların propaganda amacıyla yazdırıldığını ve gerçekleri içermediğini kabul etmiş olmasıdır. Bu kapsamda Almanya ve Avusturya’dan özür dilenmiş olmakla birlikte Türkiye’den özür dilenmemiş olduğunu unutmayalım.

    20010103c
    Bir başka propaganda kitabı Osmanlı’nın son döneminde ABD Büyükelçisi olarak görev yapmış Morgenthau’nun kaleminden çıkmadır. Eşine yazdığı mektuplar üzerinden yazılmış kitapta Osmanlı’nın Ermenilere zulmünden söz edilmiştir. ABD’li tarihçi Heath Lowry bu kitaba konu olan mektupların doğru ama kitapta yer alan biçimlerinin uydurma olduğunu kanıtlarıyla ortaya koymuştur. Lowry, bir başka Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy ile birlikte Ermeni Soykırımı’nın söz konusu olmadığını söyleyen az sayıdaki yabancı tarihçilerdendir.

    0814329799.01.LZZZZZZZ
    Bundan 30 yıl önce çoğunluğu yabancı 70’e yakın bilim insanı Türklerin Ermenilere soykırım yapmadığını yazılı bir biçimde dünya kamuoyuna açıklamışlardır. Ancak, tehdit, korkutma ve yıldırma sonrasında bu saptamalarının arkasında duran iki kişi de yine Lowry ve Mc Carthy’dir.
    Bir başka propaganda malzemesi ise Naim Bey adlı bir Türk memurun anılarını kitaplaştıran Aram Andonian imzasını taşıyor. İlginç olan nokta bu kitaba konu olan belgelerin asıllarının ortaya konulamamış olmasıdır. Başka deyişle hiç hükmünde olmasıdır!

    propaganda_aram
    Propaganda emperyal hedeflerin önde gelen silahı olmuştur. Emperyal, yeri gelince kurşun attığı gibi yeri geldiğinde de kalemi keskin bir kılıç gibi kullanabilmiştir.
    Şimdilerde alevlendirilen Ermeni Soykırımı olgusunda başkalarını suçlarken özeleştiriden kaçınmamak gerekiyor.
    Hukuksal ve tarihsel düzlemde en küçük kuşkuya yer bırakmayacak kadar haklı olan bizler böylesine eğreti propaganda malzemesi aracılığıyla baskı altında tutulabiliyorsak eğer, kabahatin birazı da bizde demektir.
    Türkiye’de kendi milletleri için değil de başkalarının onayıyla başkaları için hükümet olma döneminin sona erdirilmesiyle başlanabilir işe!
    Ceyhun BALCI, 29.04.2015

  • ERMENİ BELGELERİYLE
    1915

    Kitap_4674125
    1915’in yüzüncü yıldönümünde iki cami arasında beynamaz gibiyiz! Bir yanda bilgiden yoksun tutuculuk! Diğer yanda, bildiği halde özürcülüğe ant içmiş hain takımı!
    Oysa, bu konuda son yıllarda geometrik artış gösteren Türkçe kaynak patlaması yaşanıyor.
    Bunlara bir de belgesel eklenmiş bulunuyor.
    “Ermeni Belgeleriyle : 1915”
    Serkan KOÇ’un çektiği doksan dakikalık son derece etkileyici belgesele devletin tek kuruş katkıda bulunmamış olması yönetenlerimizin bu soruna bakış açısını göstermesi bakımından anlamlı. Lozan’da, Berlin’de, Paris’te ve son olarak Strazburg’da bir avuç insanın Talat Paşa Komitesi önderliğinde ortaya koyduğu nitelikli işlerin değeri bu ilgisizlik karşısında daha iyi anlaşılmış oluyor.

    screen-shot-2015-02-11-at-15553-pm image00168
    İlk kez günyüzüne çıkmış röportajları da içeren belgeseli edinmeniz ve izlemenizi öneriyorum!
    Bu işi geniş bir zamanda yapmanızda yarar var! Çünkü, sık sık durdurup geriye sarmanız ve bazı bölümleri yeniden izlemeniz gerekecek!
    Her iki uçtaki tutuculuğu bilgiyle gidermek olası! Ancak, tek başına bilgi hıyanetin ilacı olamıyor ne yazık ki!
    Namus da gerekli o hastalığın sağaltımı için! Olmayan namusun var edilmesi için ne yapılması gerektiği konusunda en küçük fikrim yok! Ama, gerçeklerin aranıp, bulunması ve bu tiplerin suratına tokat gibi patlatılmasıyla başlanmasında da sakınca olmasa gerektir!
    Son söz : Bu çok değerli, emek ürünü belgeseli izlemeli ve izletmelisiniz!

  • TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
    MERKEZ KONSEYİ BAŞKANLIĞINA
    ANKARA

    Sayın Başkan ve üyeler,

    Hekimlere göndermiş olduğunuz ve tarafıma da bu yolla ulaşan iletiden 24 Nisan 2015’te Ermenistan Tabipler Birliği’ne mektup yazmış olduğunuzu öğrendim.

    Geçen yüzyılın başında dünyanın başka pek çok yerinde olduğu gibi Anadolu’da da acıların yaşandığı, savaşların ve karşılıklı kırımların sayısız can aldığı bilinmeyen bir durum değildir.

    Yazmış olduğunuz mektubu bir taziye iletisi olarak da değerlendirmek olasıdır. Bu noktada sormak isterim! Benzer bir taziye Ermenistan Tabipler Birliği’inden de tarafınıza iletilmiş midir? Mektubunuz bir acının paylaşımı amaçlıysa eğer; paylaşım tek yanlı olamaz! Karşılıklık olmazsa olmaz gerekliliktir. Benzer bir iletinin karşı taraftan size gelmiş olması beklenir. Böyle bir ileti geldiyse paylaşılmayacağı düşünülemeyeceğine göre gerçek anlamda bir paylaşımın söz konusu olmadığını söyleyebiliriz.

    Yüzüncü yıl dönümü gerekçesiyle Anadolu’nun doğu ve güneyinde geçtiğimiz yüzyılın başında yaşananlar üzerinden bilgiye ve dolayısı ile de gerçeklere dayanmayan söylemlerin öne çıktığı günler yaşıyoruz. Siz de farkında olmalısınız ki; bu hareketlilik bir acı paylaşımının ötesine geçmekte ve doğrudan bir milleti ve Türkiye Cumhuriyeti’ni hedef almakadır. Söz konusu olaylarla ilgili olarak vurgulanan 1915-1923 zaman aralığı hedefin yalnızca bir anma ve acı paylaşımı olmanın çok ötesinde olduğunu göstermeye fazlasıyla yetmektedir.

    Durum böylesine duyarlıyken biz hekimleri temsil eden TTB’nin çok daha özenli olmasını beklemek en doğal hakkımızdır. Acı paylaşımı kisvesine büründürülen mektupların/taziyelerin ülkemize ve ulusumuza yönelmiş olan saldırganlık değirmenine su taşımaktan öte anlam taşımadığını sizlere anımsatmak zorunda kaldığım için üzgünüm.

    Geçen yüzyılın başında Anadolu’nun doğusunda ortaya çıkan durum gereğince kaçınılmaz bir uygulama olan Ermeni Tehciri sürecinde yaşamını yitiren, saldırıya uğrayan yalnızca Osmanlı Ermenileri miydi? Her türlü etnik kökenden Osmanlı’nın payına bu acılardan hatırı sayılır bir pay düşmemiş miydi? Bu olaylar bahane edilerek yaşama geçirilen ve pek çoğumuzun belleklerindeki tazeliğini koruyan ASALA terörünün Türkiye’nin dünyanın pek çok ülkesindeki dış temsilciliklerinde 40’ı aşkın insanımızı aramızdan aldığı göz ardı edilebilir mi? Bu konuda birilerinin bizlerden özür dilemişliği var mıdır?

    Çok değil, çeyrek yüzyıl önce Azerbaycan’da, Hocalı’da katliam yapanlar bu vahşet nedeniyle özür dilemeyi bırakın, taziyede ya da acı paylaşımında bulunmayı akıllarından geçirdiler mi? Haydi diyelim ki onlar düşünmedi bunu! Sizin aklınızdan geçti mi Azerbaycan Tabipler Birliği’ne taziye iletisi göndermek?

    Sayın Başkan, üyeler,

    Her konudaki söylem ve eylemleriniz fazlaca anlam taşımakla birlikte; uluslararası boyutu da olan bu konudaki mektubunuz Türkiye adına bir adım olması nedeniyle çok daha önemlidir! Bu gibi önemli adımların düşünülerek ve özenle atılması gerekmektedir. Ne yazık ki, bu adımı özenle atmamış olduğunuz görülmektedir.

    Bu yanlış ve özensiz adımınızın başta Türk hekimleri olmak üzere Türk milleti adına bir şanssızlık olduğunu bilmenizi ister, saygılar sunarım!

    Dr Ceyhun BALCI
    İzmir Tabip Odası
    2014-2016 Dönemi
    TTB Büyük Kongre Delegesi

  • TTB :
    YUMURTASIZ OMLET USTASI

    TTB (Türk Tabipleri Birliği) Türkiye’deki 130 bini aşkın hekimin meslek örgütüdür. 6023 sayılı yasayla kurulmuş olan TTB gerçekte bir kamu kurumudur. Dolayısı ile kamu kurumuna yaraşır şekilde yönetilmelidir.

    Başta varlık nedeni olan hekimler olmak üzere toplum sağlığını önceleyen bir tutum içinde olması gerekir!

    Ne yazık ki; olması gerekeni bir yana bırakıp üzerine görev olmayan işlerle uğraşır bu kamu kurumu!

    Kılıfı da hazırdır! İnsan sağlığı ve yaşamı! Bu kılıfı geçirdiği hemen her konuda görüş belirtmekte; bununla yetinmeyip saf tutmakta sakınca görmez!

    Özellikle etnikçiliğe ve bu bağlamdaki bölücülüğe ilgisi yadsınamaz boyutlardadır bu kamu kurumunun! Kurumu suçladığımız sanılmasın! Eleştiriye konu sorunların kaynağındaki kişiler bu kurumun başına seçimle getirilen yöneticilerdir.

    Seçim sözü saygınlık gerekçesi olmasın!

    Pek çok tabip odasında yöneticilerin ve delegelerin % 10-20 dolayında üyenin katılımıyla seçildiğini anımsatalım! Dolayısı ile, seçimle gelmiş olsalar da hem tabip odalarının hem de o odaların delegelerinin seçtiği TTB yöneticilerinin hiç de meşru bir konumda olmadıklarını unutmamak gerekir.

    Kobani’yi, Roboski’yi, etnik ayrılıkçılık akımlarını dilinden düşürmeyen TTB için ulusal bayramımız yoktur. Atatürk’ü ölüm yıldönümünde bir kısa bildirge ile anmak akıllarından bile geçmez!

    23 Nisan’da bir bildirge yayımlamışlar. Bayramla tek ilintisi 23 Nisan günü yayımlanmış olması! http://www.ttb.org.tr/index.php/Haberler/23nisan-5313.html

    23 Nisan gökten zembille inmiş sanki! 1920’den, Anadolu’yu karış karış gezerek Milli Micadele hazırlığı yapan, bu süreci Büyük Millet Meclisi’yle taçlandıran Mustafa Kemal adını ara ki bulasın bu tuhaf bildirgede!

    TTB pek çok alandaki başarısızlığının ve etkisizliğinin yanı sıra iyi bir yumurtasız omlet ustası olmuş durumda!

    Hekimler kendi adlarına iş gören bu meslek örgütüne ivedilikle sahip çıkmalı! Ayrılıkçı tutumlarıyla öne çıkan, vatan, Cumhuriyet ve Atatürk sevgisinden yoksun kadroları görevden uzaklaştırmalı!

    Ceyhun BALCI, 25.04.2015

  • IMG_5381

    AÇIK KONUŞALIM

    Üstü kapalı konuşup yazmaktan zaten hoşlanmam. Fakat belli ki bazı konuları daha açık seçik anlatmak gerekiyor.
    Bunu, son iki yazımla ilgili olarak hakaretler yağdıran düşük düzeyli birkaç kişi için değil, HDP’li olsun olmasın bana gerçekten değer veren, şiirlerimi seven, fakat yazılardaki bazı görüşlerden incinen dürüst ve iyi niyetli okurlarım için yapıyorum.

    ***

    Az önce üşenmeyip söz konusu iki yazıyı bir kez daha okudum.
    Görüşlerimi şu anda da aynen tekrar ederim.
    Bu yazılardan, iyi niyetinden kuşku duymadığım bir okurumun suçlayıcı sözleriyle, “Oyunuzu HDP’ye vermeyin de kime verirseniz verin” diyormuşum gibi bir sonuç çıkarmak, acaba nasıl bir aklın ve duygunun sonucudur?
    Ben, “kendi payıma” vurgusuyla, HDP’ye oy vermek için bir neden görmediğimi belirtmiş ve nedenlerini de tek tek açıklamıştım.
    Bu partinin elbette, küçümsenemeyecek sayıda bir seçmen tabanı var ve bu da kuşkusuz demokrasinin, çok partili siyasal sistemin doğal sonucu ve gereğidir.
    Benim sorularımı yönelttiğim çevreler, HDP’li olmadıkları halde önümüzdeki seçimlerde bu partiye oy verilmesi çağrısında bulunanlardı.
    O sıradaki gerekçe ağırlıklı olarak, HDP’nin barajı aşamaması durumunda oyların AKP’ye gideceğiydi.
    HDP seçim bildirisinin açıklanmasından sonra, bildirideki demokratik hedefler, Türkiye partisi olma vurgusu, denebilir ki daha ağırlık kazandı ve HDP bir anda neredeyse demokrasi savaşımının öncü örgütü konumuna yükseltildi…
    Şimdi bu yeni durumu biraz irdeleyelim…

    ***

    Söz konusu seçim bildirisindeki demokratik hedeflere herhalde aklı başında kimse karşı çıkmaz, çıkamaz.
    CHP’nin, AKP’nin, MHP’nin seçim bildirilerinde de benzer ilkelerin bulunmasında şaşırtıcı bir yan olamaz.
    Kitle partilerinin açıklamalarında halka hoş gelecek sözlerin, vaatlerin sıralanması doğaldır.
    HDP’nin zaten yapması gereken ve yaptığı da budur… Gelelim Türkiye partisi olma konusuna… Türkiye “ortak vatan”mış… Ortak vatan diye bir şey yoktur, vatan vardır…
    Demagojiye sapmadan ve sövüp saymadan, berrak akılla düşünüp açık seçik konuşalım:
    Ortaklık rıza ile bir araya gelip ve eğer yürümüyorsa yine rıza ile ayrılma demektir.
    Şirket gibi bir şeydir.
    Vatan şirket olmadığı gibi yurttaşlık da şirket üyeliği değildir.
    Durup dururken ortak vatan demek, biz ayrıyız, farklıyız, ama birlikteyiz, ayrılmıyoruz, fakat gerekirse ayrılırız demenin bir başka ifadesi, farklılığın vurgulanışının daha üstü örtülü dile getirilişidir….

    ***

    Açık seçik konuşmayı sürdürelim…
    Bütün ulus devletler için olduğu gibi ve belki birçoğundan daha da çok, Türkiye birçok etnisitenin kaynaşmasından oluşmuş bir sentezdir. Hangisi olursa olsun ulus devletlerin hepsi kendilerine özgü farklılıkların sentezidir. Sentezin, alaşımın olduğu yerde ortaklık boş laftır. Demokrasinin, çoğulculuğun değil, ayrılıkçılığın örtülü dile getirilmesidir.
    Ulus devletleri oluşturan unsurlar birbirinden ayrılmaz mı?
    Ayrılır.
    Bunun koşulu, farklı etnik toplulukların farklı yerleşim yerlerinde, ekonomik bakımdan birbirine muhtaç olmaksızın, dil ve kültür düzeyleri arasında uçurum bulunmaksızın, zaten ayrı birer devlet gibi topluca yaşamakta olmalarıdır..
    İspanya, Çekoslavakya, Balkan ülkeleri, Belçika, İsviçre, bazı bakımlardan İrlanda, İskoçya için durum budur…
    Sömürgelerin kurtuluş savaşları da (Mozambik-Portekiz, Cezayir-Fransa, Kongo-Belçika vb.) yine kendine özgü konulardır…
    Türkiye’de etnisiteler olgusu ne yapalım ki bütün bunların hiçbirine benzemiyor…
    Çözüm mü?
    Çözüm, ortak vatanda değil vatanımızda, etnik sorunsalı değil, emperyalizme, sömürüye, ekonomik eşitsizliğe; zulmün, ayrımcılığın her çeşidine karşı savaşımı yükseltmektir…
    Faşist, demokrasi karşıtı bir pranga olan seçim barajı konusuna gelince…
    Sadece HDP’nin değil, başta Vatan Partisi olmak üzere toplumda ciddi karşılığı olan her partinin bu engeli aşmasını elbette istiyorum…

    Bu cumartesi ve pazar İzmir Kitap Fuarı’ndayım. 28 Nisan Salı saat 19.00’da ise sanatçı dostlarımla İzmir Fuarı İsmet İnönü Kültür Merkezi’nde gerçekleştireceğimiz “İzmir Şiire Yakışıyor” gecemize bütün okurlarımı bekliyorum…

  • ŞEHİT DİPLOMATLAR

    P1140459 P1140460

    Ağustos böcekleri gibi sürekli saz çalıp, çalışma zamanı gelince telaşa düşenler bugün dış seslere kulak kesilmişlerdi. Soykırım mı yoksa büyük felaket mi? Sanki aralarında fark varmış gibi!

    Tarihsel ve hukuksal düzlemdeki etkinliklere zerre kadar katkısı olmayan gafil ve hain takımının ASALA terörüne kurban gitmiş 42 Türk’e ilgi duyması beklenemezdi. Büyükelçiden, konsolosa, sürücüden, din ve güvenlik görevlisine ve hatta büyükelçi eşine varıncaya kadar 42 kayıp!

    P1140465 P1140466

    Sanki böyle şeyler yaşanmamış gibi! Her biri hayalete dönüştürüldüler!

    İş başa düştü!

    Talat Paşa Komitesi önderliği eline aldı bir kez daha!

    Çağrıya uyanlar ellerinde bayraklar ve yitirdiklerimizin fotoğrafları bulunan dövizlerle Bostanlı Vapur İskelesi’nden başlayarak Cengiz Topel Caddesi yoluyla Atakent’teki Şehit Diplomatlar Anıtı’na yürüdüler. Türkiye’de böyle kaç tane anıt var acaba?

    Yerini bilmeseniz gözünüze çarpması ve hatta arayıp bulmanız oldukça güç bu anıtı!

    P1140468 P1140478 P1140481

    2008’de kendisi de bir hariciyeci olan Onur Öymen’in katıldığı bir törenle açılmış. Yitirdiklerimizin fotoğrafları ve adları özel bir teknikle granit üzerine işlenmiş.

    P1140477 P1140479

    Saygı duruşu ve Belediye Bandosu eşliğinde söylenen İstiklal Marşı’nı izleyerek Talat Paşa Komitesi İzmir temsilcisi Kevser Külahçıoğlu topluluk içindeki çok özel kişiyi, haksız yere idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in torunu Yalçın Gürenci’yi tanıştırdı katılımcılara. Dedesi Kemal Bey evlatlarını millet emanet etmişti. Yalçın Gürenci de dedesinin emaneti sayılırdı bizlere. Saygıyla selamladık onu!

    P1140466

    Talat Paşa Komitesi İzmir Temsilcisi Kevser Külahçıoğlu.

    Daha sonra bir başka emanet olan Viyana’da katledilen Büyükelçi Erdoğan Özen’in kardeşi Ertan Özen kısaca seslendi topluluğa. Bunca yıl sonra ağabeyinin yanı sıra canlarını ASALA terörüne verenleri unutmadıkları için topluluğa şükranlarını sundu.

    P1140467 P1140472

    Şehit Büyükelçi, Erdoğan Özen’in kardeşi Ertan Özen topluluğa sesleniyor. Biraz gerisinde elinde dedesi Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in fotoğrafıyla torunu Yalçın Gürenci.

    Tören eski İzmir Milletvekili Metin Öney’in kısa konuşmasıyla sonlandı!

    P1140480

    Eski İzmir Milletvekili ve Türk Parlamenterler Birliği İzmir Şube Başkanı Metin Öney.

    Kimselerin aklına gelmeyen bu insani görevi yerine getiren Mustafa Kemal’in askerleri iyi ki vardı demekten alamadım kendimi!

    P1140461