• YÜZ KIRK YEDİ

    Slayt2
    Dinci terörün Kenya’da henüz aldığı can sayısı!
    Üç basamaklı!
    Bir seferde bunca insan ancak savaşlarda ölür.
    Umarız ve dileriz bugünlerde bir ya da birkaç batılının burnu kanamaz da gündemde yer bulur bu dehşet verici saldırı!
    Charlie Hebdo saldırısıyla eşzamanlı olarak Nijerya’da Boko Haram 2000 kişinin canına mal olan saldırılar gerçekleştirmişti.
    Birkaç batılının canı çok daha değerli olduğu için Paris sokaklarını adımlayan dünya liderleri, alanlarını dolduran yüz binler Nijerya’da olan, bitene kayıtsız kalmıştı.
    Oysa, Afrika çağdaş insanın köklerinin olduğu anakaradır.
    Artık, oldukça iyi biliniyor ki; bugünkü insan Afrikalıdır!
    Bakmayın siz ten rengine, dış görünüm farklarına!
    Hepimizin kökü ve özü bir!
    Bir şekilde kendisini gösteren gelişmişlik farkları insanların fiziksel özellikleriyle birleştirilerek ayrım konusu yapıldı, yapılıyor ve korkarız ki yapılacak!
    Sözü uzatmaya gerek yok!
    Burunları kanadığında ortalığı biri birine katan batılılar bugün yaşanan vahşet karşısında, bırakalım o vahşeti üretmeye destek vermeyi;
    “HEPİMİZ KENYALIYIZ!”
    diyebilecek mi?
    Ceyhun Balcı, 03.04.2015

  • KARANLIK GÜNÜN KANLI AKŞAMI

    593e90d47ddf04413d3ea722caac60ff-980x500
    Karanlıkla başlayan kanla sonlanan bir günü adam akıllı irdelemek gerek! Öncelikle vurgulamak gerekir ki; bu karmaşa son derece kötü yönetilmiştir! Güvenlik ve savunma uzmanları çok daha iyi değerlendireceklerdir bu olayı belki. Ama, silahlı iki kişinin eylemini bu denli hızlı ve aceleci bir biçimde karşılıklandırmanın gereği var mıydı sorusu yanıt bekleyecektir! Hele hele savcının da yaşamını yitirdiği koşullarda bu yakıcı sorunun birilerinin canını yakması gereği gün gibi ortadadır.
    Yanlış anlaşılmasın!
    Hoşgörüden değil, sabırdan söz ediyorum! Bu iki kişi çeşitli yöntemlerle oyalanabilirdi! Böylelikle fiziksel ve psikolojik tükenişin koşulları yaratılabilirdi. Bu koşullar altında gerçekleştirilecek bir kurtarma girişimi kansız ya da daha az kanlı kotarılabilirdi. Umarsızlıkla teslim olmaları da zayıf bir olasılık olmazdı!
    Türkiye’ye her geçen gün egemen olan otoriter yaklaşımın bu aceledeki payı göz ardı edilmemelidir.
    Artık, herkesin gözü önünde olduğu için anımsamakta yarar var!
    İmralı’daki vatandaşla yürütülen sabırlı ve üstelik hoşgörülü görüşmeler Çağlayan Adliyesi’ndeki karmaşadan esirgenmiştir. Sonucun son derece başarısız olduğu dökülen kandan bellidir.
    Dün akşamki kanlı Adliye olayı dünün beceriksizlik hanesine işlenmesi gereken ikinci olay olmuştur.
    Akılcılıktan yoksun atılgan ve hoyrat eylem dökülen kanın önde gelen nedenidir.
    Daha da kötüsü kaşının üstünde gözün var denilerek olur olmaz her şeyin sorgulama konusu olabildiği Türkiye’de dün akşamın hesabının sorulmayacak olmasıdır!
    Türkiye beceriden, öngörüden ve akıldan yoksun kadroların elinde hemen her gün böylesi felaketlere çağrı çıkartan bir dönemden geçmektedir!
    Halkın en iyi olasılıkla yarısının bu anlayışa onay veriyor oluşu bu gerçeğin gizlenmesine yetmemektedir.
    Ceyhun BALCI, 01.04.2015

  • KARANLIK GÜNÜN AKŞAMINDA LÜKSEMBURG

    images

    Uzunca zamandır karanlık dilimizden düşmedi! Bugün herhalde inandırıcı olmuştur şimdiye değin söylenenler!

    Bu karanlık güne başka ilginç olaylar da denk düştü!

    Haberlerin yasaklı, yasaklı olmayanların da habersiz olduğunu söyleyelim!

    Adliyede savcı rehin alan kuşbeyinlilik günün üzerine tüy dikecek türdendi! Onbinlerce kişinin katiliyle masaya oturanlar kan dökülmeden çözüme kavuşturulabilecek böylesi bir sorunda önceliği kan dökmeye verebildi. Savcı ağır yaralı!

    Çekilen bunca eziyet yetmemiş gibi böyle bir günün akşamına bir de milli maç sığdı!

    Hollanda dönüşü Lüksemburg’a uğrayıp bir milli temas yapalım; istatistikleri zenginleştirelim diye düşünmüş olmalılar. Futbolun paraşütsüz inişine hazırlık maçları karşıtlarımız da ayak uydurdu. Dip ekiplere kaldık!

    Lüksemburg’la yedinci maçımızda 6. yengi hiç de şaşırtıcı olmayacaktı. İlk yarı sonucu hiç de iç açıcı değil! Maçla ilgili yazmaya çalışmanın gereği yok!

    Arada bir göz atmak yeterli!

    Lüksemburg’u tanımak daha ilginç olabilir!

    luksemburg_haritasi

    Tam adı Lüksemburg Büyük Dükalığı! Fransızca-Almanca karışımı Lüksemburgca’nın yanı sıra Almanca ve Fransızca konuşuluyor bu 2.5 Sakız adası büyüklüğündeki karasal Avrupa ülkesinde. Her üçü de resmi dildir.

    Kırmızı-Mavi-Beyaz şeritlerden oluşan bayrağı yatay konumuyla Hollanda’nınkine benzer ve Fransız bayrağından esinlenilerek tasarlanmıştır.

    Etnik kökenleri Kelt olmakla birlikte günümüzde Alman-Fransız karışımı ülkeye egemendir.

    Nüfusu ise Sakız’ın 10 katından fazla! 500 bini geçkin. Nüfusun % 35’i göçmen. Ulusal gelir bakımından ise tam bir zengin irisi! Kişi başına düşen ortalama gelir 80 bin Amerikan dolarını aşıyor.

    Düşmanı olmadığı için 900 kişilik simgesel bir orduyla yetinmektedir Lüksemburg. Ayrıca, askerlik yapmak yaklaşık 50 yıldır isteğe bağlıdır. Buna karşılık zenginliği başına dert olmuştur. NATO’ya ait 20 dolayında savaş uçağını Lüksemburg finanse etmektedir.

    1980 yılından bu yana ülkede dinselliğe ilişkin bilgi toplanması ve istatistik yapılmasının yasaklanmış olması ilginç bir başka bilgidir.

    Geçmişte çelik egemen endüstri son yıllarda çeşitlenerek kimya ve kauçuk endüstrisini de kapsar hale gelmiştir. Bu alanlardaki gelişmişlikle yetinmeyen Lüksemburg bilişim alanının önde gelen kuruluşlarından Skype ve eBay gibi şirketleri merkezlerini dükalığa taşımaya özendirebilmiştir.

    Yazının sonunda maça dönmek kaçınılmaz!

    Yedinci maçımızda son sıra takımı Lüksemburg’un şansız futbol tarihine şanlı bir sayfa ekleme onuru yaşamamıza ramak kalmıştı! Türkiye dibe doğru yolculuğunu sürdürürken Lüksemburg’u sevindirmiş olacaktı! Zayıfseverliğimiz ilk olmayacaktı elbette!

    Daha önce San Marino ve Andorra’ya da benzer iyiliklerimiz olduğu belleklerdeki yerini korumaktayken bir başkasının ucundan döndük! Karanlık gün iyice kararmamış oldu!

    Ceyhun Balcı, 31.03.2015

  • GÜNCEL BİR AŞK HİKAYESİ

    İlkokul bilgilerimizi anımsayarak tümceyi bileşenlerine ayıralım!

    Yer : Türkiye
    Zaman : 2015
    Yüklem : Aşk
    Aşık olunan : HDP
    Aşıklar : Pek çok

    Türkiye bir başka “ölüm kalım!” seçimine giderken her şeyin önüne geçen konu şimdiden belli! Farkında mısınız bilmem ama Türkiye 2007’den bu yana hemen her seçime benzer temalarla gidiyor! Bir türlü yok edilemedi!

    HDP’nin olabildiğince parlatılması ve elbette baraj aşırtılması yolunda HDP sevgisi olsun olmasın pek çok kesimin desteğinin alınabilmesi için gerekli tüm koşullar oluşturuldu!

    AKP’nin tüm kötülüklerin kaynağı olduğu saptandığında ve elbette HDP’nin onun gizli değil açık ortağı olduğu unutturulduğunda işler kolaylaşmış oluyor. Bu ortaklığı unutmamak bakımından İmralı ziyaretlerini ve sonrasında AKP-HDP buluşmalarını gözlerinizin önünde canlandırınız!

    AKP-HDP = Anayasal Çoğunluk tehlikesi olarak algılanıyor.
    AKP+HDP = Anayasal Çoğunluk değil midir diye sormak usa getirilmiyor. Daha da ilginci bu önemli kırılma noktasından uzak durmak için her nedense HDP’den başka seçenek üretil(e)miyor.

    Sözü uzatmayalım!

    Bugün Türkiye dörtlü koalisyonla yönetilmektedir. Koalisyonun edilgen ve etkin ortakları olduğu söylenebilir kolaylıkla!

    AKP ve HDP etkin ortaklardır! Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkarak hem bölme, hem de dinsel temelde yeniden yapılandırma üzerindeki uzlaşıları kuşku götürecek gibi midir?

    Diğer ikilinin bu manzaradaki rolü ise karşı çıkar gibi yapıp ve hatta buna bile gerek olmadan izleyici koltuklarını doldurmak olarak belirlenmiştir. Salı günleri ve çok özel durumlar dışında muhalefetten iz göremezsiniz ne TBMM’de ne de yurdun her hangi bir köşesinde!

    Bunun yerine yanılsamanın derinleştirilmesi, sessizliğin korunması ve hatta duruma göre de iktidarın yaptıklarını ben daha iyi yaparımcı ataklık yeğlenir!

    AKP’nin anayasal çoğunluktan uzak tutulması doğrultusunda zahmetli ve çaba gerektirici eylemlerden uzak durularak kilittaşı olarak HDP’nin belirlenmiş olması rastlantı olabilir mi?

    Başka siyasi partilerin önderleri kendi partileri yerine HDP’nin TBMM’ye girmesi dileğini saklamaya gerek görmeksizin paylaşabilirler kamuoyuyla.

    Dört dörtlük kamuoyu güdüleme çalışması olarak öne çıkan HDP’ye baraj aşırtılması çalışmalarına demokratik kitle örgütleri, sanatçı kılıklı düzenbazlar ve başkaca pek tanınmışların katılmaya çabalanması da boşuna değildir.

    Her şeyi bir yana bırakınız!

    HDP de tıpkı AKP gibi bir projedir! Az önce televizyonda izledim! HDP aşkına sürüklenmek istenen 68’lilerin önceki önderlerinden birisi seslendirdi. HDP’ye tutunmak demek ABD emperyalizmine tutunmak demektir. Biraz daha açmak gerekirse HDP aşkı, ABD aşkına dönüşebilir! Sırf bu nedenle uzak durulmalıdır!

    Sonuç olarak…

    HDP bir sol parti değildir! Kökü dışarıda, başkalarının kurgularının sıradan oyuncusu olmayı içine sindiren etnikçi, ayrımcı bir yapılanmadır. Parti sıfatının eklenmesi gereksizdir.

    HDP’nin kendisine yönelen aşkı ateşlemek için attığı adımlar yanıltıcı olmasın! Başımızdaki büyük dertten kurtulmada en küçük işlevi olamaz bu kurgulanmış ve programlanmış yapılanmanın!

    Seçimlere 2 ay kalmışken bu aşka düşüp zaman yitirmenin, asıl çözümü ıskalamanın hiç ama hiç gereği yoktur!

    Ceyhun BALCI, 30.03.2015

  • İNSANLIĞIN LÜZUMU YOK!

    İşyerimin önündeki kaldırıma insan evladının birisi tertemiz alüminyum folyo sermiş. Üzerine de ıspanaklı börekleri ve çörek otlu poğaçaları özenle yerleştirmiş. Yiyesiniz gelir. Ama, bizim karınları ve de gözleri tok sokak hayvanlarımız dokunmamışlar bu leziz besinlere. Belki de, bir bardak çay olsaydı yerdik diye düşünmüşlerdir.

    IMG_0716

    Şaka bir yana!

    Sabah işe geldiğimde gözüme ilişen manzara öğle saatlerinde de varlığını sürdürünce fotoğraflayıp, insanlığa birkaç çift söz söylemek kaçınılmaz oldu!
    Benzer görüntülere kentin hemen her yerinde rastlanır oldu. Toplumun sokak hayvanlarına ilgi ve sevgisi arttıkça bu gibi davranışlar yoğunlaşıyor. Soslu makarnalar, bitirilmemiş salatalar, kebap artıkları, vb!
    Bu görüntülere bakıp da insanlığın lüzumu yok demek geldi içimden!
    Doğaya ve onu oluşturan her türlü varlığa insanca bakış yarar değil zarar getiriyor.
    Sokaklara su kapları ve kuru hayvan gıdaları bırakmaya tamam!
    Ama, tüketemediğimiz, bayatlattığımız ve hatta türdeşlerimizden esirgediğimiz artık gıdaları sokak hayvanlarıyla paylaşmak saygıdeğer ve insancıl bir davranış gibi gelebilir bizlere. Ancak, hayvansever ve doğasever bir tutum olmadığı da kesindir.
    Ortalık yere saçılan gıdalar her hangi bir canlının boğazından geçmediği gibi çevre kirliliği yoluyla doğaya kötülük anlamına da gelmektedir.
    İnsan kardeşlerime uyarımdır!
    İnsancıl duyguları kendi aranızda geçerli kılın! Hayvan dostlarımıza insanlık gerekli ve yararlı değil!
    İnsanlığın lüzumu yok!
    Ceyhun Balcı, 30.03.2015

  • OTUZUNCU YIL

    Hafta sonu Seferihisar’da “Eski Dostlar” buluşmasında geçti. Ege Tıp Fakültesi’ni 1985’te bitirmişler bir araya geldi. Hasret giderildi, anılar canlandırıldı!

    11082611_10152932630507885_8571649205393793618_n

    Arkadaşlıkları daha da geçmişe uzananlar bir yana bırakıldığında en azından 36 yıllık tanışıklık demekti bu!

    Bizler 30. yılımızı andığımıza ve Ege Üniversitesi de 60. yaşını devirdiğine göre üniversitemiz fakülteye adım attığımızdaki yaşını ikiye katlamış oluyordu.

    Yirminci yıldan bu yana hız kazanan buluşmalara ilk kez katılmakta olduğum dile getirildiğinde şaşırdım bir an için! İzmir’de yaşıyor olduğum, bu nedenle pek çok arkadaşla bir şekilde bir arada olduğumdan kaynaklanıyordu belki de bu şaşkınlığım. Sonuçta, 30 yıl sonra ortaya çıkan kaçaklardan biri olduğumu kabullenmem gerekti. Neyse ki yalnız değildim kaçaklıkta!

    Düzenleme yapan arkadaşlar yaka kartları hazırlatmışlar neyse ki! Dilimizin ucundaki adları anımsamamıza yardımı yadsınamaz! Kucaklaşırken çaktırmadan yaka kartına bakmak da hiç böyle yapmayıp doğrudan isimliğe yönelmek de söz konusu oldu uzun aradan sonraki bu ilk karşılaşmada. Yaşlanmak demeyelim ama yaş almak ve hatta yaşamda kıdemli olmak yadsınmaz gerçekti! Ve elbette çehrelere ve dış görünümlere yansıyan değişikliklere yeterli bir gerekçeydi.

    Sosyal medyanın hakkını yemeyelim! O sayede yıllardır görmediğimiz arkadaşları anımsamak kolaylaştı. Facebook’a şükranlarımızla!

    Yüz yirmi 85’linin varlığı yüksek katılımın göstergesiydi. Eşler ve çocuklarla birlikte 200 sınırını zorlamış olmak sevindiriciydi!

    Büyükanne/büyükbaba olanlarımız ve kucaklarında bebekleriyle 85’liler şaşırtıcı genişlikte bir profil sundular.

    Bir yandan koyulaşan sohbetlere yılların yaşanmışlıkları sığdırılmaya çalışılırken; diğer yandan da ayrıcalıklı anların ölümsüzleştirilmesi göz ardı edilmedi.

    Böyle bir buluşmada coşku ve heyecan kadar hüzüne de yer vardı. Otuz çok değilse bile iki elin parmakları niceliğinde arkadaşımızı aramızdan almıştı. Onları anmamak, anıları önünde saygıyla eğilmemek olmazdı! Onlarla yaşanmışlıklar bir film şeridi gibi geçip gitti buğulu gözlerimizin önünden!

    9 Eylül 1979 günü kayıt için Eskişehir’den gelip ürkek adımlarla öğrenci işlerine gelişimi anımsattı görsel sunuma yansıyan ilk kareler. Yakın tarihsel bir resmi geçit kadavra başı pozları, kantin sohbetleri, staj/nöbet kareleri, geziler ve elbette otuzuncu yılımızın başlangıcı olan 1985’teki mezuniyet töreniyle sürdü.

    İlerleyen saatlerde sahne alan “en”ler bölümünde en erken evlenenimizden, en uzun süre evli kalanımıza; en çok değişenimizden, hiç değişmeyenimize varan bir dizi alanda öne çıkan dönemdaşlarımızı seçmek de epeyce eğlenceli oldu doğrusu!

    11112841_10153174639043209_7526239491829796855_n

    Seferihisar buluşmasına Muğla, Denizli, Balıkesir, Manisa, Uşak, Aydın, İstanbul, Samsun, Ankara, Çanakkale, Antalya, Eskişehir ve Gaziantep’ten gelenlerimizin yanı sıra New York ve Hollanda gibi uzaklardan yetişenlerimizi selamlamak heyecan verici oldu.

    Şarkılar, danslar ve yöresel oyunlar coşku kabarmasının bu güzel gecete yansımaları olarak belleklere kazındı!

    Pek çoğumuzun ya tanıyamazsam, ya adını dilimin ucuna getirip söyleyemezsem ürküsüyle koşup geldiği coşkulu buluşma gecesi fotoğraf çekimleriyle noktalandı.

    Seferihisar’ın kara bulutlu ağlayan gökyüzü ertesi günün planlarını aksatsa da; buluşmaların yılda bir yinelenmesi kararı gereğince Çanakkale’de görüşmek üzere vedalaşıldı!

    Yazının sonunda bir izlenimi paylaşmakta yarar var!

    İlerleyen yıllar eski dostlukları pekiştiren ve buluşmaları sıklaştıran bir işlev görüyor. Bundan böyle, aksatmaksızın gerçekleştirilecek yıllık buluşmaların her geçen yıl daha fazla katılıma sahne olması şaşırtıcı olmayacak!

    Ege Tıp 85’liler arasındaki bağlar sıkılaşırken dostluk ve arkadaşlığın bir sonraki kuşağa, çocuklarımıza aktarılması yolunda da adımların atılması kimseleri şaşırtmayacaktır.

    IMG_1562

    Ceyhun BALCI, 29.03.2015

    Not :

    Tarafımızdan alınmış karelere erişmek için :

    https://plus.google.com/photos/113712996036446725753/albums/6131645004870757489?banner=pwa

    (Fotoğraf beceriklisi arkadaşların kareleriyle karşılaştırılmaması dileğiyle…)

  • YEMEN’DE NELER OLUYOR?
    Türkiye’nin başında yeterince dert ve saçmalık varken Yemen’den bize ne demek de mümkün! Son aylarda tırmanan gerilim Yemen’de savaş sahnelerine yol açtı.

    Yemen, çok kutuplu dönemde kuzey ve güney olmak üzere çifte ülkeydi. Doğal olarak birisi batı, diğeri de doğu bloku yanlısıydı. Kutuplaşmanın sonlanmasıyla birlikte Yemen tekleşti. Kutuplaşmanın bitimiyle birlikte ülkelerin genellikle bölündüğü düşünüldüğünde Yemen’in birleşip, tekleşmesi ilk bakışta olumlu bir durumdu. Bugünlerde bu olumluluğun acısı mı çıkartılıyor acaba diye sormadan geçilebilir mi?

    Yemen, Arap yarımadasının güney batı ucunda Kızıldeniz çıkışına egemen olan ve Afrika Boynusu’nun hemen karşısında konuşlu bir kara parçası. Akdeniz’i Süveyş Kanalı yoluyla Hint Okyanusu’na bağlayan su yoluyla ilintisi göz önüne alındığında Yemen’in önemi daha iyi anlaşılır.

    b-389742-yemen_haritası_1

    Bekçilik ettiği ve yol verdiği varsıllığın tersine Yemen yoksul bir ülke. Türkiye’nin üçte ikisi genişlikte toprağa sahip olan Yemen’de 26 milyon insan yaşıyor. Kişi başına düşen gelir USD cinsinden 1000 doları ancak aşabiliyor.

    Aralıklarla da olsa yemen’deki Osmanlı egemenliği yaklaşık 400 yıl sürmüş. 1Kasım 1918’de Osmanlı’nın yerini İngiltere almış. İnglizlerden kurtuluş ise 1967’de olabilmiş. Osmanlı I. Dünya Savaşı’nda Yemen’de de savaşmış. Yemen’in halk ezgilerine yansıması bundandır.

    kcumhuriyet36 Yemen_Sana2

    Tümü müslüman olsa da Yemen nüfusunun mezhepsel dağılım % 65 Sünni, % 35 Şii biçimindedir.

    Yemen’de El Kaide’nin kendisine önemli bir hareket alanı bulduğu ileri sürülür. Zaman zaman ABD’ye yönelik Yemen kökenli saldırıların da buna bağlandığı bilinir.

    Bir kaç gündür Suudi ordusu Yemen’e müdahil olmuş durumda. Bir kaç yıl önce Bahreyn’de yaptığını Yemen’de de yaşama geçirme peşinde Arap yarımadasının bu petrol deposu ve sahibinin sesi ülke.

    El Kaide gerekçesi olsa da Suudi ordusunun asıl amacı Yemen’de güçlenen Şii egemenliğine son vermek.

    Doğrusunu isterseniz Yemen’de savaşanlar Suudilerle İran’dır. Bölgemizde Şii denildiğinde akla gelmemesi olanaksızdır İran’ın. Nasıl ki, Sünnilik kayıtsız, koşulsuz Batı yandaşlığı ve emperyalist hizmetkarlığı demekse; Şiilik de İran etkisi ve bununla bağlantılı olarak entiemperyalist duruş demektir!

    Halkının yoksulluğuna ve yoksunluğuna karşılık konumuna paha biçilemeyen Yemen üzerindeki hesapların asıl kaynağı emperyal çıkarlar!

    Bu çatışmadan Yemen halkının payına en küçük zenginlik düşmeyeceği gibi kan, gözyaşı ve yıkım Yemenlinin değişmez yazgısı olmayı sürdürecek!

    Bölgenin dinselliğin pençesine düşmemiş az sayıdaki ülkesinden birisi olan Türkiye de içinde olmak üzere artık dinselleşmeden değil, mezhepleşmeden söz edilecektir önümüzdeki süreçte!

    Ceyhun BALCI, 26.03.2015

  • 20-21 Mart 2015 tarihlerinde Ege Öğretim Elemanları derneği (EGÖDER) tarafından düzenlenen “8.ÜNİVERSİTE KURULTAYI”nın ülke gündemine ışık tutan kurultay sonuç bildirgesi raporunu saygılarımızla paylaşırız.

    Prof Dr Can Ceylan
    Ege Öğretim Elemanları Derneği Başkanı

    10363936_618358658295713_6367529406073417201_nimagesimages (1)

    8. ÜNİVERSİTE KURULTAYI

    SONUÇ BİLDİRGESİ

    1. Üniversiteler ve akademisyenler olarak, susturulmuşluğu ve sindirilmişliği kabul etmiyoruz. Toplumu aydınlatma ve topluma yön verme işlevi, üniversitelerin asli görevidir.
    Üniversitelerin bilgi üretimi ve bilgi aktarımı yanında en az onlar kadar önemli bir diğer işlevi de hiç kuşkusuz, içinde bulunduğu topluma karşı olan aydın sorumluluğudur. Ülkemizde son yıllarda, barış ve huzur ortamı, temel insan hak ve özgürlükleri, ulusal değerlerimiz ve cumhuriyet kazanımlarımız konusunda önemli sıkıntılar yaşanmaktadır. Tüm bu olumsuzluklar karşısında üniversiteler suskun ya da duyarsız kalmayacak, topluma karşı uyarıcı görevini yerine getirmekten ve toplumu aydınlatmaktan asla vazgeçmeyecektir.

    2. Laiklik, aklı ve evrensel değerleri önceleyen çağdaş eğitim ve özgür bilimin, olmazsa olmaz ana koşuludur.
    Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş uygarlık yoluna girmesini sağlayan devrimlerin en önde gelenlerinden biri aydınlanma devrimi, diğeri de farklı din ve inançlara eşit mesafede duran, bireyin inancını kendi özgür iradesine bırakan evrensel ve humanist bir anlayış olan laikliktir. Bu iki devrim benimsenmedikçe ülkemizin uygarlık yolunda ilerlemesi, fikri hür, vicdanı hür kuşakların yetişmesi, temel insan hak ve özgürlüklerinin kalıcı olması, mümkün değildir. Son yıllarda üniversitelerde dinsel unsurların ve dinsel kadrolaşmaların ivme kazanması laik eğitim ve özgür bilim açısından son derece tehlikeli sonuçlara gebe olup kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.

    3. Üniversitelerde nitelik, niceliğin önünde olmalıdır.
    Son yıllarda “her ile bir üniversite” sloganı ile altyapısı ve donanımı, öğretim üyesi kadrosu ve tahsisi sağlanmadan çok sayıda özel, vakıf ve kamu üniversitesi açılmaktadır. Bu durum ülkemizde yeterli ve nitelikli eğitim almamış üniversite mezunu diplomalı işsizler ordusunun sayısının her geçen gün artmasına neden olmaktadır. Üniversite mezunlarının nitelik ve istihdam sorunu yanında, üniversite akademik kadrolarının belirlenmesinde de ne yazık ki bilimsel liyakat yerine bilim dışı güç odaklarına yakın olma gibi farklı ölçütlerin geçerli olması, akademik saygınlığı ve bilim üretimini olumsuz yönde etkilemektedir.

    4. Çağdaş bir yüksek öğretim modelinden söz edebilmek için akademik, mali ve yönetsel açıdan tam bir özerklik gerekir.
    Özgür bilimsel çalışma ortamı ve iş güvencesinin sağlandığı akademik özerklik; kamudan ayrılan bütçenin kullanılmasında seçilmiş yönetimin tam yetki ve sorumluluğa sahip olduğu mali özerklik ve yöneticilerinin üniversiteyi oluşturan unsurlar tarafından yapılacak seçimle belirlendiği yönetsel özerklik çağdaş bir yüksek öğretim modelinin olmazsa olmaz koşullarıdır.

    5. Üniversite Sanayi işbirliğinde piyasanın değil, toplumun çıkar ve ihtiyaçları temel amaç olmalıdır.
    Üniversitelerin sanayi ile yapacağı işbirliği, toplumun refah seviyesi ve ulusal kalkınma için önemlidir. Ancak bu işbirliği, bilimin sermayenin dayatmalarından bağımsız olduğu, sermayenin emrine girmediği, bilimsellikten ödün verilmediği taktirde kabul edilebilir. Bu koşullar sağlanmazsa bilimin, piyasanın ve ticari çıkarların reklam malzemesi olmasının önüne geçilemez. Bu bağlamda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, toplumun ihtiyaçları doğrultusunda bilimsel proje ve Arge çalışmalarını içinde toplayan ulusal bir araştırma alanı oluşturulması noktasında düzenleyici ve destekleyici işlevini vakit geçirmeksizin yerine getirmelidir.

    6. Üniversitelere girişte para değil, başarı ölçüt olmalıdır.
    Yükseköğretimde ilk özelleştirme vakıf üniversitelerinin kurulması ile başlamış, ardından kurulan özel üniversitelerle üniversiteler işletme, öğrenciler müşteri konumuna indirgenmiştir. Üniversite seçme sınavlarında ana ölçüt öğrencinin vereceği para değil, gösterdiği sınav başarısı olmalıdır. Başarının ölçüt olduğu kamu üniversiteleri ile paranın ölçüt olduğu özel ve vakıf üniversiteleri arasındaki puan uçurumları getirilecek taban puanı uygulamaları ile önlenebilir. Ancak bu uygulama sadece tıp ve hukuk fakülteleri için değil tüm fakülteler için geçerli olmalıdır.

    7. Üniversitelerde baskı ve şiddet değil, özgür düşünce, özgür bilim ve sağduyu egemen olmalıdır.
    Farklı düşünce ve fikirler, üniversitenin zenginliğidir. Farklı düşüncelere sahip öğrencilerin bu fikirlerini şiddete başvurmadan, sağduyudan ödün vermeden, üniversiteli olma ruhuna yakışır şekilde dile getirmeleri gerekir. Bu bilinç, küresel kirli senaryoların amacına hizmet etmemek, üniversitenin özgür düşünce ve tartışma ortamına zarar vermemek adına son derece önemlidir. Bu konuda üniversite yönetimlerine de büyük bir sorumluluk düşmektedir. Üniversite yönetimlerinin, üniversitenin can damarı olan, bilimsel, kültürel ve sosyal etkinlikleri iptal edip yasaklamak yerine, kampüslere kesici delici alet, ateşli silah gibi şiddet unsuru taşıyan maddelerin sokulmaması konusunda gerekli önlemleri zamanında ve etkin olarak almaları gerekir.

    8. Bilim ve sanat toplumsal kültürün oluşmasında birbirinden ayrılmaz iki evrensel değerdir.
    Çağdaş bireylerin topluma kazandırılmasında üniversitelerdeki akademik ve mesleki eğitim süreci kadar kültür, sanat ve spor eğitiminin verilmesi de son derece önemlidir. Sanat olmayan etkinliklerin kamu iletişim araçlarında sanat olarak gösterildiği, sanatın erozyona uğratıldığı, devlet tiyatroları, devlet opera ve balesi ve devlet senfoni orkestralarının kapatılmaya çalışıldığı, tüketim psikolojisinin kültürel yozlaşmayla sonuçlandığı günümüzde, yaratıcılığı geliştiren, bireyin düşünsel dünyasını zenginleştiren gerçek kültür ve sanat eğitiminin gerekliliği daha da güncellik kazanmış, daha da önemli hale gelmiştir.

    9. Evrimi dışlayan bir eğitim sistemi bilimsel olmaktan uzaktır.
    Bilim insanları arasında evrimin gerçekliğine ilişkin hiç bir kuşku yoktur. İnsanlığın yaşam seviyesini yükselten gelişmelerin temelinde, evrim biliminin anlaşılması ve uygulanması önemli bir yer tutar. Evrimi dışlayan bir eğitim sisteminin bilimsel ve akla dayandığını söylemek mümkün değildir.

    10. Üniversite rektörlük seçimlerinde öğretim üyesi iradesi tanınmalıdır.
    Mevcut rektörlük seçim sistemi antidemokratik yapısıyla tam bir aldatmacadır. Rektörlük seçimlerde öğretim üyelerinin oyları ile ilk sırada seçilen aday kayıtsız şartsız atanmalıdır. Bu bağlamda İstanbul Üniversitesi rektörlük seçimlerinde en yüksek oyu alan rektör adayının doğrudan atanması gerekir.

    11. “Direnen Bilim İnsanı” ödülü Prof Dr Rennan Pekünlü’ye verilmiştir.
    8.Üniversite Kurultayı’nda, sonraki kurultaylarda da geçerli olmak üzere özgür bilim ve evrensel değerleri savunan, bu konuda her türlü baskı ve otoriteyi reddeden, karanlığa ve gericiliğe karşı mücadele eden bir bilim insanına “Direnen Bilim İnsanı” ödülü verilmesine karar verilmiştir. Bu ödülün 8.Üniversite Kurultayı’nda tüm katılımcıların oy birliğiyle, Sayın Prof Dr Esat Rennan Pekünlü’ye verilmesine karar verilmiştir.

    İçinde bulunduğumuz tüm olumsuz koşullara rağmen üniversite öğretim elemanı dernekleri aydınlanma ve örgütlenme mücadelesini sürdürmeye kararlıdır. Kurultaylarımız bu mücadelenin temel araçları olmaya devam edecektir.
    “Dağ nice yüksek olsa da yol onun üzerinden aşar”

    Prof Dr Can Ceylan
    Ege Öğretim Elemanları Derneği Başkanı

  • KURULTAY

    Bu kez parti değil üniversite kurultayındaydım. Günün sonunda, son oturumunun son dakikalarında bulunabildim 8. Üniversite Kurultayı’nın. Ege Üniversitesi yönetiminin son dakika kararıyla üniversite olanaklarından yoksun bıraktığı kurultayın bilimsel (etkinlik) olmadığı savlanmıştı. Özellikle bu nedenle programa göz atmanızı dilerim!

    http://universitekurultayi2015.blogspot.com.tr/p/program.html

    Burada ne işim var sorusunu sormadan edemedim kendime! Akademisyen değilim, uzaklardan ve yakınlardan katılan pek çok dostla tanışıklıktan başka ilgim yok aslında bu etkinlikle. Bir de horlanan, aşağılanan bilime olan ilgim, başka deyişle işgüzarlığımtaşıdı belki de beni çok da ilgilendirdiği söylenemeyecek bu nitelikli ortama.IMG_0647

    Kurultaya gelmeden önce posta kutuma düşen bir ileti kurultayda izleyebildiğim bir konuşmayı tamamlayıcı nitelikteydi.

    Dünya patent başvuralarının üçte ikisi üç ülkeden

    Türkiye ekonomik büyüklük bakımından dünyada ilk 20’nin içinde yer alıyor. Fırsat varken övünebilirsiniz! Bir övünç verisi daha! Türkiye 181 üniversitesiyle dünyada üretilen bilimsel “kağıtlar” bakımından da ilk 20’de. Ne kadar güzel değil mi? Nüfusumuzun son verilere göre % 86’sının (yüzde seksen altı) kentlerde yaşadığı bilgisiyle birleştiğinde gönenç ve bilgi toplumu olduğumuzu söylemeye yeltenebiliriz.

    sa%C4%9Fl%C4%B1k%20istatistik%20y%C4%B1ll%C4%B1%C4%9F%C4%B1%202013.pdf erişimi için tıklayın

    Sabırlı olalım!

    IMG_0650

    Bir başka konuşmada Türkiye bilim ortamının taşeronluk işlevi görmekte olduğu söylenirken; bir başkasında, adı gerekli olmayan vakıf üniversitesinin birinde 15 bin TL karşılığında astroloji sertifikası verildiği söylenince taşlar yerine oturmuş oldu! Nicelik, nitelik asimetrisi ortaya çıkan manzaradır demek geliyor içimden.

    AR-GE sıralaması canımızı sıkacak! Bu bakımdan 75. sıradayız! Üretilen bilimsel etkinlikler yaşamımıza giremiyor. Anlaşılır deyişle teknolojiye dönüşemiyor. Daha farklı şekilde söylemek gerekirse teknolojiyi üreten ve satan olamamışız. Ver parayı al tekonolojiyi noktasındayız.

    Kurultay öncesi okuduğum yazıya gönderme yapmam gerekirse Türkiye patent başvuruları bakımından oldukça gerilerde kalıyor. Patenti özgün buluş saymak gerekirse geçen yıl yapılan 802 başvuru bilişim firması HP ve Panasonic’in gerisinde kalmış. Gerçekler her zaman kıvanç ve sevinç kaynağı olamıyor ne yazık ki! Ama, bunların farkında olup, düzeltme yoluna gitmek önümüzde duran görev.

    Niceliğin yanı sıra niteliğin öncelendiği, dosyalarda yer kaplamanın ötesine geçen bilimsel üretim kaçınılmaz gereklilik!

    Bilimsel olmadığı savlanarak üniversite dışına itilmeye çabalanan bir etkinlikten gün sonu izlenimlerini yorumunuza bırakıyorum.

    Kurultay Düzenleme Kurulu’nun yer değişikliği sorununu kısa zaman içinde hem de ustalıkla çzömüş olması her türlü övgüye değer bir durum.

    Ayrıca, Kurultay’ın değerli bilim insanı Alpaslan Işıklı’ya adanmış olması ve şu anda bir kumpas sonucu Foça Cezaevi’nde bulunan Prof Dr Rennan PEKÜNLÜ’ye selam gönderilmiş olmasının unutulmaması değerbilirlik örneği olması bakımından da önemli ve anlamlı geldi bana.

    Gündüz saatlerindeki eksikliğimi akşamki sosyal programla giderdiğimi söyleyebilirim. Yemek deyip geçemem! Öğrenmeyi sürdürdük. Değerli konuklar topluluğa seslenerek Atatürk’ün sofralarına benzetmiş oldular yemeği.

    Bu arada, aralarında Tolga Yarman, Coşkun Özdemir, Cüneyt Akalın, Recep Akdur ve Suay Karaman’ın da bulunduğu seçkin topluluğa hoşgeldiniz deme ve bir kaç söz söyleme fırsatı buldum. Büyük onurdu!

    Başta Can Ceylan, Ferhan Sağın, Murat Argon olmak üzere bencileyin ilgisiz konumuyla ters orantılı katkısını esirgemeyen sevgili dönem arkadaşım Dr Hadi Sağın’a da teşekkür borcunu unutmamak gerekirdi.

    IMG_0656

    IMG_0652

    Bugün tam günümü kurultaya ayırıyorum. Zaman ve fırsat bulabileceklere duyurulur. Montrö kapısına yakın Fuar Anemon’da olma fırsatı kaçmamalı!

    Ceyhun Balcı,

  • “BİZ SANA VALİ OLAMAZSIN DEMEDİK,
    MANİ OLAMAZSIN DEDİK!”

    SivriSinekCaz
    Bayramlarımız, kutlamalarımız, anmalarımız yasaklandıkça değerleniyor, daha coşkuyla kutlanıyor ve böylelikle yüceliyor!
    TC’nin sayıları hızla artmakta olan bir şaşkın valisi bu kez Çanakkale anması için yasak koymaya kalkıştı. Sonuçta, yasaklanamadığı gibi son yılların en görkemli kutlaması yapıldı!
    Türkiye başta gençliği olmak üzere Çanakkale’ye aktı! Öbek öbek insan Çanakkale’de buluştu!
    Buluşmakla kalmadı vatanseverler; görkemli gösterilerle andı yiğit atalarını!
    ADD!
    CKD!
    TGB/TLB!
    Vatan Partisi!
    Ulusal Kanal ve Aydınlık!

    SivriSinekCaz
    Türkiye’de başka kitle örgütü yok mu? Başka kadın derneği kalmadı mı? TGB/TLB’den başka gençlik örgütlenmesi yok mu?
    Siyaseti salı grup toplantılarında sergilenen orta oyununa indirgeyen meclis partilerinin hali ortada! Durum böyle olunca örgütsel ve partisel yokluklara şaşırmak ne mümkün!
    Medyanın bırakınız muhabir göndermeyi ve görüntülü izlemeyi haber değeri bile görmediği ortamda iyi ki Ulusal ve Aydınlık var demekten alamıyor insan kendisini!
    Kimse Başbakan vardı ya demesin! Seçilmiş ve kendilerince sakıncalılardan arındırılmış bindirilmiş topluluklar karşısında yapılan hokkabazlıktan öte anlam ve değer taşımaz onun kurgu dolu gösterileri!
    Yukarıda anılan kurum ve yapılanmaların dışında kalan, bu anlamlı ve önemli günü hem de 100. yıldönümünde anma onurundan uzak duranlara :
    Yazıklar Olsun!
    Çanakkale’de, Menemen’de, Anıt Kabir’de, 29 Ekimlerde, 10 Kasımlarda olmayacaksanız varlığınız ne anlam taşıyor?
    Ceyhun BALCI
    tgbden_canakkale_yasagina_cevap_hangi_cilgin_bize_zincir_vuracakmis_h48759_66244