• SURİYE ZİYARETİ

    emperyalizme_ve_terore_karsi_birlikte_direnecegiz_h64211_5daaa

    Türkiye, vatan ve millet sevgisinden yoksun bir iktidar önderliğinde yakın tarihinde rastlanmamış bir karmaşaya yuvarlanmış bulunuyor. Irak’la başlayan güney komşularımızdaki yangın Suriye’nin de içine çekilmesiyle yayılmış oldu. Böylelikle Irak’taki dilimleme çalışmalarına Suriye eklendi.
    Ege Denizi’ndeki 16 dolayında adacık ve kayalığın Yunanistan tarafından ele geçirilmesi karşısında sessiz kalabilen yetkililerimizin Şam’daki Emevi Camisi’nde namaz kılma sevdaları Süleyman Şah Karakolu’nun yitirilmesiyle sonuçlanmış oldu.
    Çok daha kötüsü gerek Irak ve gerekse Suriye’de yaratılmış olan emperyalist güdümlü karmaşaya verdiğimiz destekle kendi iç ve dış güvenliğimizi de tehlikeye düşürmüş olmamızdır. Komşu Suriye’ye terör ihracatı yapmanın getirdiği onursuzluk da cabası!
    İktidar ve onun gizli ortağı HDP bu karmaşadan rahatsızlık duymuş gibi görünmemektedir. Özellikle HDP kundaklanan Suriye’de oluşan boşluktan yararlanan eşkıyanın kurduğu kantonlarla utanç değil tersine övünç duyduğunu saklama gereği duymamaktadır.
    Türkiye’nin iç ve dış güvenliği birlik ve dirlik içinde bir Suriye’yi vazgeçilmez gereklilik olarak dayatıyor. Başka deyişle Suriye ile dayanışma içinde olmak yalnız Suriye halkına değil Türk halkına da mutluluk sağlayacak çok önemli bir girişimdir.
    İşin ilginci bu yaşamsal ve onursal girişim TBMM’de grubu bulunan partilerden değil de çiçeği burnunda Vatan Partisi’nden gelmiştir.
    Vatan Partisi öncülüğünde hem partilileri hem de partili olmasalar da konuya duyarlıları kapsayan bir heyet birkaç gündür Suriye’dedir!
    Bugün Beşşar Esad’la görüşen heyetin çok önemli ve anlamlı bir girişime imza attığının altını çizmek gerekir. Bu girişim Türkiye’nin yararına bir eksikliği gidermesinin yanı sıra, emperyalist saldırganlık karşısında vatan savunması yapmakta olan komşu Suriye ile dayanışma bakımından da anlamlı ve önemlidir!
    “Yurtta barış, dünyada barış!” ilkesinin gereği yerine getirilmiştir.
    Bu girişim TBMM’deki “dörtlü koalisyon”un ipliğini pazara çıkartması bakımından da yararlı olmuştur.
    Önümüz seçim!
    TBMM’de 5. bir partinin varlığının da çok yararlı olacağı görülmüştür!
    Ceyhun Balcı, 03.03.2015

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/dogu-perincek-besar-esad-la-gorustu-iste-o-gorusme-h51708.html

  • DÉJÀVU OLMAK!

    nevsehir-de-universtesinde-sag-sol-catismasi-cikti-3-yarali

    Eski oyun bir kez daha sahne alıyor. Sağ-sol kavgası! İllerin, kentlerin, ilçelerin ve hatta mahallelerin paylaşıldığı; kurtarılmış bölgelere dönüştürüldüğü yıllarda sağ-sol kavgası ölümcül sonuçlara yol açtı. 12 Eylül’ün birincil değilse de kolaylaştırıcı, haklı kılıcı gerekçesi oldu! Sırf bu yüzden, 12 Eylül gibi bir darbe halk gözünde haklılık kazandı. Sokakta yürümenin olanaksızlaştığı yıllarda halkın bu algısını aşağılamak yerine anlamak gerekliydi. Anayasasına % 90’ı aşkın destek veren halka 12 Eylül kötüydü dedirtebilmek için yılların geçmesini beklemek gerekti.

    “…… üniversite yerleşkesinde karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavgada…” haberleri bir kez daha basında yoğunlaşır oldu. Bunların güncel olanlarından birinde Ege Üniversitesi’nde bir gencimizi yitirdik. Sağ-sol ayrımının bir toplumda yaratabildiği yarılma, pek çoğumuzun belleklerinden silinmiş olsa da; belgecilikleri ve bellek tazelikleriyle ünlenmiş kurgucular tarafından hiç ama hiç unutulmadı!

    Çok kullanışlı bir aygıt olduğundan kuşku duyulabilir mi?

    Geleneksel kalıplarla düşünen, dünyayı bu eksenden görmekte kararlı olanların HDP ve temsilcisi olduğu PKK’yı sol algıyla değerlendirmekte oluşu tüyler ürpertici bir durumdur. İstanbul’da bir üniversitede bazı “solcu” öğrencilerin Ege Üniversitesi’ndeki olaylarda ölen yaşıtlarına ağlayacak yerde, üniversiteyi faşistlere dar eden sözde düşündaşlarına destek veren söylemleri ibretliktir.
    http://nettavir.com/index.php?islem=haberoku&id=34375

    Algının bu şekilde olabildiği bir ortamda sağ-sol kavgası görünümlü karmaşanın yaygınlaşmasında şaşılacak bir şey yoktur. Aslan devrimciler faşistleri tepeleyecek, gözüpek milliyetçiler komonistlere hadlerini bildirmekte geri kalmayacak! Bu basit senaryo bir kez daha gündemde ne yazık ki!

    Ortam var!

    Oyuncular fazlasıyla hazır!

    Düğmeye basan da olduğuna göre varın siz hesaplayın varılacak noktayı!

    Bundan 35 yıl önce kıyasıya çatışan sağ-sol örgütlerin aynı kaynaktan beslendiği yeterince anlatılamamış olmalı!

    Faşizmin karanlık kuyularına yuvarlanmış olan günümüz Türkiyesi’nde sağ-sol kavgasını canlandırmanın, bu eksende çatışarak sonuç almaya çalışmanın Fatih İstanbul’u alırken meleklerin cinsiyetini tartışan papazların yaptığından farkını söyleyebilir mi birileri?

    Günümüzün gereksinimi sağ-sol ayrışması üzerinden sanal çatışmalar yaratmak değildir. Böyle bir eksene teşne olduğunuzda, bebek katilinin değirmenine su taşımaktan öteye bir anlam taşımaz ortaya koyacaklarınız. Benzer şekilde milliyetçilik taslayan birilerinin vatansız liberal takımıyla kolkola girmesi de kaçınılmazdır sırf sağcılık duyguları doyurulsun diye.

    Ege Üniversitesi’nde öldürülen Fırat Çakıroğlu’nun bir siyasi partinin gençlik örgütüyle olan bağlantısı basının çok ilgi gösterdiği ayrıntı olarak öne çıktı. Oysa, bundan daha çok millici duruşuydu onu ölüme götüren!

    Sağ-sol ekseni üzerinden oluşturulmaya çalışılan izlenim aracılığıyla Türkiye’nin başına örülen çorapların dikkatten kaçırılması ve çözülüş sürecinin acısız, ağrısız ve tepkisiz bir biçimde yaşama geçirilmesi amaçlanıyor!

    Farkına varılmasında yarar olan bir önemli ayrıntı değil midir bu durum?

    Sol-sağ eksenli dejavu karabasan değilse nedir?

    Ceyhun BALCI,

  • ORTAÇAĞDA PARLAMIŞ BİR YILDIZ:
    İBN EL HAYTAM

    images (1)
    İslam dünyasının bugünkü durumu yoruma gerek bırakmayacak kadar ortada! Bir buçuk milyar insan karanlıkta, aklını kullanma yetisinden tümüyle uzakta! Tam anlamıyla aydınlanma gereksinimi içinde! Böyle bir topluluğun ortaçağda aklın ve bilimin merkezi olduğunu düşünmek neredeyse olanaksız! Ama, bu da bir gerçek! Neden böyle oldu sorusunun yanıtı sayfalarca yazmayı gerektirir. Onun yerine ortaçağın yıldızlarından İbn El Haytam’dan söz edelim. Batılıların bildiği adıyla Alhazen!
    İçinde bulunduğumuz 2015 Işık Yılı olarak çeşitli etkinliklere sahne olmakta. Bu ortaçağ bilimcisinin anılması bu bakımdan da ayrıca önem kazanmış oluyor. Harap olmadan önceki Basra’da İS 965’te dünyaya gelmiş. Yedi ciltlik Optik Kitabı (Kitap el Manathir) başyapıtı. Öyle önemli ki; 600 yılı aşkın zaman aralığında görme algısı ve perspektifin doğası alanında hem batıda hem de doğuda birincil başvuru kaynağı olmuş.
    Bu yapıtı nedeniyle ona şükran borcu olanlar arasında Da Vinci, Descartes, Kepler ve Newton ilk akla gelen adlar. Newton’un 700 yıl sonra yayımlanan aynı adlı kitabı kadar önemli sayılıyor İbn El Haytam’ın Optik Kitabı.
    Optik alanına ilginin kökeni quartz mercekler kullanan Babilliler, Mısırlılar ve Asurlulara dayanıyor. Geometrik optiğe ilişkin ilkelerin temelleri Platon ve Öklid tarafından atılmış. Işığın düz çizgi halinde ilerlemesi, aynadan yansıması gibi ilkeler bu dönemden kalma.
    İyi bir eğitim alan genç Haytam bir matematik ve bilim dehası olarak kabul edilir. İspanya’dan Hindistan’a uzanan İslam İmparatorluğu döneminde başka pek çok dehanın başına gelen onu da yoklamış. Akıl hastalığıyla engelli olduğu ileri sürülmüş.
    İzleyen binyılın ilk yıllarında Nil’e baraj projesiyle ünlenmiş. Bu amaçla, dönemin Fatimi halifesi tarafından Mısır’a çağrılmış. Ancak, durumu gözleriyle gördükten sonra projenin kendisini aştığını ifade etmiş. Buna karşılık halife tarafından Kahire’de hapsedilerek özgürlüğünden yoksun bırakılmış. Ancak, bu durum El Haytam için optik alanında düşünme ve yazma fırsatı yaratmış. Özgürlüğüne kavuştuğu 1020’de çalışmalarını yoğunlaştırarak ışığın doğası üzerine bir dizi deney gerçekleştirmiş. Örneğin, karanlık kutu (camera obscura) aracılığı ile ışığın düz çizgi şeklinde hareket ettiğini; aynaların ışığı yansıttığını ve merceklerin ışığı kırdığını göstermiş.
    Tüm bu çalışmalarının yer aldığı Optik Kitabı bir bilimsel başvuru kitabı olmuş asırlar boyunca. Çalışmalarının ayrıntıları bu kitapta fazlasıyla yer almıştır. Gözlemlerini kuramlaştırmış ve başkalarını da bu deneyleri yinelemeye özendirme çabası içinde olmuş. Pek çok bilim tarihçisine göre El Haytam çağdaş bilimsel yöntemi kullanan ilk kişidir.
    Yedi ciltlik yapıtının ilk üç cildi görme kuramına, göz fizyolojisine ve görme algısının psikolojisinden söz etmektedir. Geri kalan ciltlerde ise geleneksel optik fiziği işlenmiştir.
    O zamanlarda bilimcilerin görmeye ilişkin bilgileri çöpe eşdeğerdi denilebilir. Örneğin Empedokles gözden kaynaklanan özel bir ışığın varlıkları görünür kıldığını öne sürmüştür. Bu kuram Eflatun tarafından görme için bir dış ışığın gerekli olduğu biçiminde düzeltilmiştir. Öğrencisi Aristo da gözden yayılan ışıktan çok gözle varlık arasındaki havanın görme algısına yol açtığını ileri sürmüştür.
    İlk İslam bilginleri El Kindi ve İbn İshak da gözden çıkan ve göze giren ışık üzerinden kimi kuramlar oluşturmuşlardır.
    Bu sorunu çözmek dahi El Haytam’a düşmüştür. Bu gün de kabul gören ve varlıkların ışığı yansıtması sonucu görme algısının oluşumu kuramını geliştirmiştir. Böylelikle, El Haytam Eflatun ve Öklid’in görme ışınları kuramını tartışmaya açmış ve varlıktan göze geri dönüş olmadan görmenin gerçekleşemeyeceğini saptamıştır. El Haytam’a göre göz kaynaklı ışık aracılığıyla görme dayanaksız bir kuramdır.
    El Haytam kırılma fiziği konusunda da daha önce hiç kimsenin başaramadığı kadar ilerleme sağlamıştır. Ona göre ışık hızı sonlu ve ölçülebilirdir. Tüm çalışmalarını geometrik ilkeler doğrultusunda yapmıştır. Cisimlerinden kaynaklanan ışığın atmosferde kırılmaya uğradığını belirlemiştir.
    Kendisini izleyen İslam bilginleri olan İranlı Kutb El Din El Şirazi ve Kemal el Din el Farisi optik alanındaki bilgileri geliştirmişlerdir. Optik’in Gözden Geçirilmesi (Tankih el Manazir) kitabının da yazarı olan El Farisi Alman bilgin Freibergli Teodor’dan bağımsız ve eş zamanlı olarak gökkuşağının tanımlanmasında ilk doğru matematiksel eşitlikleri oluştururken geometriden yararlanmıştır.
    Optik Kitabı Latince’ye ilk olarak XII. yüzyıl sonu ve XIII. yüzyıl başlarında de Aspectibus adıyla çevrilmiştir. İngiliz filozof Roger Bacon’un kitaba ilişkin özeti sonrası de Aspectibus Avrupa çapında başvuru kaynağı olarak kabul edilmiştir.
    De Aspectibus XIV. yüzyılda İtalyancaya da çevrilmiş ve Rönesans bilim ve sanatını derinden etkileyen bir bilgi kaynağına dönüşmüştür.
    Rönesans döneminin devrimci sanatçılarından Leon Battista Alberti, heykeltıraş Lorenzo Ghiberti ve Piero della Francesca’ya da esin kaynağı olan El Haytam’ın algı tartışmaları kanvas üzerine resimlerde ve frizlerde üç boyutlu algı yanılsamasının oluşturulmasına önemli katkılarda bulunmuştur.
    Günümüzde atomların manipüle edilmesinde kullanılan lazer ışınları, nöronların ışıkla uyarılması ya da karmaşık fotonlarla ilgili bilgilerin iletilmesi çağında 1000 yıl önceki El Haytam buluşlarını (saygıyla) anımsamak gerekiyor!

    Esin kaynağı :

    Nature, 12 February 2015, Book of Optics, Books&Arts Comment, Jim Al-Khalili.

  • ÜRPERTİCİ GELİŞMELER!
    Geçmişte dağları, kırları mesken tutan etnikçi terör artık kentlere inmiş durumda! Üstelik en küçük bir karşı çıkış olmaksızın! Tılsımlı “açılım” sözcüğünün ne gibi gelişmelere yol açabildiği de böylelikle görülmüş oldu. Pervasızlık ve sınır tanımazlık da cabası! Bağlantıdaki haber her şeyi çok daha iyi anlatacaktır. Faşizm iş başındadır belli ki! Fırsat bulunca ön alan faşizm böyledir de ya yönetimler ne yapmaktadır?
    http://nettavir.com/index.php?islem=haberoku&id=34375
    Güneydoğu’da bayrak indiren, yakan; Atatürk heykeli yıkan terörist anlayış gemi azıya almış durumda. “Bırakınız yapsınlar” duyarsızlığının doğal sonucudur bugünlerde yaşananlar.
    Ege Üniversitesi’nde kendini gösteren ve gerçekte İzmir kentinin düşünsel yapısıyla bağdaşması olanaksız olan bölücülük geçen hafta bir gencimizi aramızdan almıştı. Uzunca süredir hedef gösterilen Fırat Çakıroğlu’yu üniversite yönetimine durumu bildirmiş olduğu da ele geçen belgelerden anlaşılmakta. Bu belge ele geçene kadar, yönetimin geliyorum diyen tehlike karşısında edilgen kalmış olduğunu söyleyebilirdik. Şu andan başlayarak, tehlikenin belgelenmiş olduğunu da göz önünde tutarak üniversite yönetiminin en iyi olasılıkla aymaz bir tutum içinde olduğunu saptamamız yerinde olacaktır.
    http://www.haberhergun.com/gundem/ulkucu-sehit-firat-in-o-dilekcesi-ortaya-cikti-h24374.html
    Bu belgenin ortaya çıkışından sonra çok daha ürpertici bir durumla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
    Hatta, söylenmelidir!
    Ceyhun BALCI, 26.02.2015

  • MEZAR TAŞLARI

    tarama01532

    Osmanlıca tutkusunun önde gelen gerekçelerinden birisi oldu mezar taşları. Latin harflerine geçtiğimiz gün geçmişle bağımız kopmuştu kimilerine göre! Sular seller gibi okuyup yazan bizler ertesi günü atalarımızın mezar taşlarını okuyamaz duruma gelmiştik.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı iyi bir iş yapmış! İzmir’deki mezarlıklarda yer alan mezar taşları konu edilmiş “Taşa Kazınan Hayatlar” kitabında.

    Güncel konu olduğu için kitabı hemen edindim. İlgiyle okudum.

    Latin harflerine geçildiği için eski yazıyla bezeli mezar taşlarında okuyamadıklarımızı öğrenmiş oldum.

    Kitabenin ilk tümcesi “Geriye kalan O’dur” O, Allah’ı işaret ediyor. İnsan ölümlü, Allah ölümsüz olduğuna göre son derece doğal bir durumu yansıtıyor bu sözler.

    Kitabenin geri kalanında doğum ve ölüm tarihleriyle, ölenin ve ölenin ana-babasının adları yer alıyor. Kitabedeki sınırlı boşluğa daha fazlası da sığdırılamaz ki!

    Yalana, dolana ve boş lafa kanmamalı insan!

    Cahil cesareti ve densizliğiyle saçılan inciler bilgi duvarına toslamış oluyor böylelikle!

    Ceyhun BALCI, 24.02.2015

  • EĞİTİM HAKKINI ENGELLEMEK

    firat-cakiroglu-cinayetinde-yeni-gelisme-5337395

    Yazıya başlık olan kavramın Rennan Pekünlü’yü çağrıştırmaması olası mı? Yaşamın cilvesine bakın ki; aynı kavram hem de aynı üniversitede bir kez daha gündemdedir. Düzmece belgelerle ve kumpasla engizisyon ateşine atılan Rennan Pekünlü’nün çok şanslı olduğunu anlıyoruz Fırat Çakıroğlu’nun toprağa düşmesinden sonra!

    rennan_pekunlu_sessizligini_ulusal_kanala_bozd_h41682
    Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğrencisi Fırat Çakıroğlu bölücü grubun saldırısı sonucu pisi pisine aramızdan alındı. Ayrıntılar, çoğu zaman olduğu gibi iş işten geçtikten sonra yansıyor kamuoyuna! Meğer, Fırat Çakıroğlu okula koruma eşliğinde gelip gidebiliyormuş. Sınavlarına bile güçlükle girebilen Fırat bölücü örgüt tarafından ölüm listesine çoktan yazılmış. Bu olay Türkiye’nin en batı ucunda, İzmir’de yaşandı. Fırat’ın okulu sol görünümlü etnik ayrılıkçıların kurtarılmış bölgesine dönüştürülmüş de haberdar değilmişiz!
    Bu durumda sormak hakkımız değil mi?
    Anayasa’ya uyduğu için Rennan Pekünlü’nün yakasına yapışanlar, eğitim hakkını engellediği gerekçesiyle onu özgürlüğünden yoksun bırakanlar Fırat Çakıroğlu’nu aramızdan alan olay karşısında parmaklarını kımıldattılar mı?
    Etkililer, yetkililer ve üzerine alınacak olan diğerleri!
    En kutsal ve korunası hak olan yaşam hakkını koruyamadığınız Fırat Çakıroğlu’nun ardından içiniz ve vicdanınız rahat mı?
    Olay ortadadır! Dolayısı ile söz cambazlığına girişmeden, bizleri aptal yerine koymadan vermelisiniz yanıtınızı!
    Evet mi, hayır mı?
    Bir yerlerde Fırat Çakıroğlu ile karşılaşmamanız dileğiyle…
    Ceyhun BALCI, 24.02.2015

  • Duyarlı Kitlelere DUYURUYORUZ,

    Sorumluları UYARIYORUZ..  

    pekünlü

    Türk Astrofizikçi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü 27 Kasım 2014 gününden beri Foça Cezaevi’ndedir.

    Anayasa Mahkemesi kararları ile “türbanlı öğrencilerin üniversiteye girmelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu” belirlenmiş, Yargıtay ve Danıştay kurulları bu doğrultuda hükümler vermiş, YÖK(Yükseköğretim Kurulu) üniversitelere bu yasakları duyurmuş ve uygulanmasını istemiş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu uygulamayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmamıştır.

    Bugün, bu hukuksal durum hala geçerli olmasına karşın, Anayasa hükümleri çerçevesinde türbanlı öğrencileri uyaran ve tutanak düzenleyen Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü şikayetçi öğrencinin derslere girmesine fiilen engel olmadığı, uyarma görevini yerine getirdiği ve konuyla ilgili tutanak tuttuğu bilinmesine , öğrencinin devamsızlığı ve başarısızlığının olmadığı belgelerle kanıtlanmasına karşın, Türk Ceza Kanunu’nun 112. maddesindeki “eğitimin ve öğretimin engellenmesi” suçundan ceza verilmiştir..

    Bu süreçte, soruşturmacıların ve “yargılanması gerekir” kararı veren Üniversite ve YÖK yöneticilerinin payı ve sorumluluğu olduğu da unutulmamalıdır.

    Hedef, Rennan Pekünlü ile birlikte, laiklik ve hukuk devleti ilkeleri, aydınlanma felsefesi, üniversite ve bilim kavramlarıdır.  Cezaevine gönderilen yalnız Rennan Pekünlü değildir. Hukuk devleti güvencesi, bilim özgürlüğü, laiklik ilkesi de hapsedilmiştir.  Dava süreci, Cumhuriyetin laik ve demokratik niteliğinin ve bu konudaki Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayıldığını göstermektedir

    Anayasa hükümlerini uygulamak isteyen bir profesörün cezaevine gönderildiği ülkemizde, yurttaşların hukuken güven içinde olduklarından söz edimesi de mümkün değildir.

    Hukuk ve yargı geçmişten taşınan birikimlere, öfkelere alet edilerek, bir intikam aracı olarak kullanılmamalıdır.

    Bilimin yol göstericiliğini ve aydınlanma felsefesini yürekten benimsemiş olan bizler, Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü ile birlikte toplumun akıl ve vicdanının da hapsedilmesine itiraz ediyoruz.

    Türkiye’nin bu ayıptan kurtulmasını, Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü’nün bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını, politik baskılarla hakkında açılan tüm davaların sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılmasını istiyoruz.

    Rennan Pekünlü cezaevinde kaldıkça, hakkındaki mahkumiyet kararı ortadan kalkmadıkça, aynı suçlama nedeniyle davalar devam ettikçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu bir iddiadan öteye geçemeyecektir.

  • NEDEN İLLA ANTİEMPERYALİZM

    Sözüm özgürlükçüsünden dincisine, sosyal demokratından kendisine solcu denmesini isteyen liboşuna ve de etnik ayrılıkçısına, bir şekilde emperyalizmin (finans kapital) dayattığı sistemle (neoliberalizm / postmodernite) barışık insanlara! Bakın sizleri heyecanlandıran ve hayata bağlayan o lüks arabalar, renkli ekranlar, süper lüks apartman daireleri olmasa da villalar, yalılar vs. inanın benim de kalbimi hızlı attırıyor. Sizi anlıyorum ama ne olur siz de beni anlamaya gayret edin, benim için değil kendiniz için gayret edin.
    Kapitalizm, özellikle inançlı insanlar nezdinde değersizleştirmek için, Marksizm’e “Tanrısız Din” derdi. Uzun uğraşlar sonunda alt ettiği rakibinin yerine geçerek kendi tanrısı olan para ile boşluğu doldurdu. Bugün kendini ve inancını ne olarak ifade ederse etsin, kapitalist toplumlardaki bireyler için paranın anlamı; her şeye kadir olan, her şeye gücü yeten şeydir. Ve finans kapitalin küreselleşmeye çalıştırdığı değerler sistemi yaygınlaştıkça parayataparlık insanlığın gelecekteki dini olacaktır. Bu önerme karşısında inançlı insanların zıpladıklarını görür gibiyim ama amacım bu değil. Söylemek istediğim eğer inançsız biri iseniz de bu önerme sizi zıplatmalı. Zira herkesi eskisine göre daha paralı ama aslında zengini daha zengin yapan bu sistemle varacağınız yeri doğru görmek zorundasınız. Size çok çocuk derken aslında çok parayı hedefleyen uyanık kadar biliyorum; çok para için çok nüfus gerektiğini. Ve her yeni doğanın poposundaki bezden başlayarak, kıyafetinden, bilgisayarına, evine, arabasına bir “tüketici” olduğunu. Evet! Çok para ancak çok nüfusla mümkündür. Ve nüfus arttıkça kaotikleşen toplumu, ancak sistemin (finans kapitalin) önerdiği yeni özgürlükçülük (neo liberalizm) ve postmodernite ile yönetebilirsiniz. Bu anlaşılması zor satırın Türkçesi, sizin insanlıktan çıkıp sürünün bir ferdi haline gelmeniz, ormanın yeşilinin ve denizin mavisinin yerini asfaltın siyahı ve betonun grisinin almasıdır.
    Günümüze egemen olan emperyallerin güçlerinin kaynağının para olduğunu inkâr etmiyorum, paranın günümüzde en önemli harekete geçirici (motivatör) olduğunun da farkındayım ama tanklarıyla, coplarıyla, filmleriyle, romanlarıyla dayattıkları parayataparlıkla nereye gittiğimizi sorgulamayacak mıyız? Paramız arttıkça gerçekten mutluluğumuz da artıyor mu, sorgulamayacak mıyız?
    Sizleri avutarak aldatan modern teknoloji ürünü evlerinize, arabalarınıza, iletişim araçlarınıza, varsıllığınıza bir itirazım yok! Ama insanların haplar (antidepresanlar) olmadan yaşayamadığı ve ilişkiye giremediği, tüm anlamını ve şiirini yitirmiş bir sürü toplumunu bana “ileri bir uygarlık” diye pazarlamayın, tepemin tasını attırmayın.
    Yusuf Samim Lütfü

  • NASILSINIZ, İYİ MİSİNİZ?

    27922769

    İdam mı edelim yoksa hadım mı? Hadım edeceksek kimyasal mı fiziksel mi olsun? Otobüsleri ayırmıştık ya oldu olacak dolmuşları da ayıralım! İşte o zaman tecavüzlerin sonu getirilmiş olur! En iyisi kaç, göçtür!

    Anasının dizinden kışkıran insan müsveddeleri kaçıklıklarını özgürce paylaşabildiler.

    Bir başkası mini etek giyiyorsan tecavüzü göze almalısın demekte sakınca görmedi!

    Gebeler sokağa çıkmamalı diyeni çoktan unuttuk oysa!

    Kız çocuklarıyla evlenmekte sakınca yok diyen vatandaşımız da elini kolunu sallayarak aramızda gezmiyor mu?

    Bu gibi incileri sıralamaya kalksak ne yer yeter, ne de zaman!

    Özetlemek gerekirse insanı insanlığından utandıracak, ortaçağ artığı bu dilleri koparmak gerekiyordu! Özgürlük ve demokrasi damarımız sağlam çıktı! Olur böyle şeyler dedik, geçtik!

    Oluşturdukları ortam Özgecanları aramızdan almaya başlayınca geç de olsa ayılır gibi olduk!

    Ortaçağcıların dilini koparmazsan, onlar gelir Özgecan’ı senden koparır!

    Başörtüsünü özgürlük nesnesi sayan aydıncıklar, türban sorununu en iyi ben çözerim diyen uçtum akıllı siyasetçiler!

    Nasılsınız, iyi misiniz?

    Ceyhun BALCI

    27923386

  • VATANDA BİRLEŞMEK

    vatan-partisi-671

    Yaşamımda ilk kez bir siyasi partinin kurultayını izledim. İlk olduğu kadar ilginçti. İşçi Partisi’nin kurultayı için adım attığım salondan Vatan Partisi kurultayını izlemiş olarak ayrıldım.

    Kamuoyu ile paylaşıldığı gibi bir parti adını değiştirerek, dönüştü! Çok önemli ve özverili bir karardı.

    Türkiye siyasetinde bir kaç yıldır belirginleşen boşluk bu dönüşümün önde gelen gerekçesiydi.

    İlk deneyimim olduğu için karşılaştırma yapmam doğru olmaz! Ancak, bu iş için 15 bin kişilik bir salonun seçilmiş olması özgüvenin ve kararlılığın göstergesiydi demekte sakınca görmüyorum.

    Kalabalık ve coşkulu salonda sayısız insan manzarasından söz edilebilir. Eskiler, yeniler her kesimden insanlar!

    İçlerinden birisi vardı ki; söz etmeden geçilemez! Muazzez İlmiye ÇIĞ! Üç basamaklı yaşıyla kıdemli, pırıl pırıl zihniyle ve elbette coşkulu duruşuyla gencecik bir Cumhuriyet kızı! Her yaştan insana örnek olacak bir duruş!

    “Milliyetçiler, Sosyalistler, Halkçılar!” birleşmeli diyen bir kurultaydı. Bu kesimlerin adlarının bir arada anılması hiç kuşkusuz geleneksel siyaset eksenimizle zor bağdaştırılır. Diğer yandan da, siyasetin biraz da zorları başarma sanatı olduğu akıldan çıkartılmamalıdır.

    Geçen yüzyılın başındaki Anadolu’yu anımsamakta yarar var! Mustafa Kemal’in o dönemde bir araya getirdikleri düşünüldüğünde şimdiki hedefin hiç de olanaksız olmadığı anlaşılır.

    Yakın tarihi yaşamış olanlar bu kesimleri değil bir araya getirmek yolda karşılaştırmanın bile gerilim gerekçesi olduğunu düşüneceklerdir.

    Oysa, günümüzde Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu koşullarda eski alışkanlıkların bir yana bırakılması, geçmiş karşıtlıkların unutulması gerekiyor!

    Unutulmamalı ki; bir yanda vatansızlaştırılmış sağ/sol kesimler diğer yanda da “Vatan söz konusuysa gerisi ayrıntıdır!” diyen vatanseverler.

    İşte bu nedenle “Vatan’da Birleşmek!” çok önemli ve gereklidir!

    Kurultayda yaşama geçirilen ad ve birleşme odaklı strateji değişikliği tarihsel bir sorumluluk ve zorunluluktu! Bu sorumluluğu yerine getirenler tarih önünde çok önemli bir eylemi yerine getirdiler.

    Özetle anmaya çalıştığım gerekçelerle günümüz Türkiye siyasetinde ana eksenin sağ/sol değil milli/gayri milli ayrımı üzerinden kurulması gereklidir. Vatan Partisi bu gerekliliğin yerine getirilmesinde karargah işlevi görebilir.

    Bu ilk ve önemli adım yeterli olmayacaktır hedefe varmak için! Bu sıçramayı yoğun bir çalışma ve emek harcaması izlemek zorundadır. Vatan’da Birleştik demek yetmeyecek, bu paydada buluşması olası tüm güçlerin bir araya gelmesi için daha yapılacak çok şey olduğu akıldan çıkartılmamalı!

    Bu dönüşümün ve girişimin başarıya ulaşıp ulaşmayacağını zaman gösterecektir. İlk adımı atmak başka, başarıya erişmek başka şeylerdir.

    Sonucu görmek için gereken tek şey zaman!

    Bu yapının bir başarı ölçütü kendi başına elde edeceği sonuçsa, bir başkası da, siyasette boşluk yaratanların kendilerine çeki düzen vermesi olacaktır.