• SPORTİF AÇILIM

    Bileşik kaplar ilkesi her alanı etkiliyor! Ayrılıkçılık ve dincilik spor alanlarında da duyumsanıyor. Futbol bu bakımdan ayrıcalıklı!

    Gol sevincini secdeye vararak gösteren mi ararsın? Yoksa, özerklik/ayrılık hevesini tribünde açtığı pankartla dışavuran mı?

    OLAY282015

    Yönetenlerin bu gelişmeler karşısındaki tutumu da ibretlik!

    Anımsamadıklarımı listeye siz ekleyin!

    Fethiyespor, Bergama Belediyespor, Göztepe ve son olarak Altay!

    Rastlantı mı bilmek güç ama hepsinin ortak özelliği, Ege, İzmir takımı olmaları!

    images (1)

    Örneğin, ülkenin Van’ında asker selamı sorun oluyor. Cizre ise İstiklal Marşı okumak isteyenlere mezar olma potansiyeli taşıyabiliyor!

    Spora dinselliğin ve etnikçiliğin karıştırıldığı ortamda “Yüce Atatürk” diyen Fethiyespor’un payına ise ceza düşüyor.

    images

    İzmir’deki Altay-Diyarbakır maçında ayrılıkçı bayraklar açılması bir etkiyse tepkisi geç kalmıyor!

    “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” demek disiplin soruşturması gerekçesine dönüşüyor.

    Ülkeyi ince ince dilimleme sürecinde futbol yönetimi kendisine görev çıkartıyor!

    Ceyhun BALCI, 31.01.2015

  • YUNAN SEÇİMLERİ VE GELİŞMELER

    indir (1)

    Yunan seçimlerinin sonuçları daha epeyce su kaldıracak gibi görünüyor. SYRIZA ve önderini etnikçi Demirtaş’la özdeşleştirme çabalarına gülümseyip geçmek en iyisi!

    Olmayanlar üzerinden değil de gözlemlerden yola çıkarak yorum yapmak çok daha doğru olur.

    Başbakan Çipras’ın ant içme töreni başlı başına önemli ipuçları içeriyor.

    Diğer yandan, ant içme töreninin simgesel de olsa öğesi olan papazın fotoğraf karesinin dışında kalması en azından psikolojik etkiye sahip. Bilindiği gibi Yunanistan’ın kuzeyinde, bizim bildiğimiz adıyla Batı Trakya’da sayıları 150 bine varan Müslüman Yunan vatandaşı yaşıyor. On bir milyonu aşkın toplam nüfus içindeki oranları göz ardı edilebilir olsa da çoğulculuk gereği olan bu yeni uygulama Müslüman Yunan yurttaşlarının kapsanması ve onların da güveninin kazanılması bakımından son derece önemli ve olumlu bir gelişmedir. Yine, iyi bilinmektedir ki; Yunanistan nüfusunun azlığına karşın Ortodoks dünyasının önde gelen ülkelerindendir. Buna karşın, Çipras’ın devrim niteliğinde olduğu öne sürülen davranışı son derece yerindedir.

    Yunanistan’daki bu görüntüye alkış tutanların Türkiye’de 90 yıldır bu durumun hiç olmazsa yürürlükte olduğunu göz ardı etmeleri de bir o kadar anlamlıdır. Hiç kuşkusuz, Diyanet ve dinin siyasete/gündelik yaşama karıştırılması önemli bir sorundur Türkiye için. Keşke bunlar olmasaydı! Ama, Atatürk’ün Cumhuriyet’i kurduktan hemen sonra 1924 başında (3 Mart) üçlü devrim yasasının çıkartılması ve ilerleyen yıllarda 5 Şubat’ta (1937) Laiklik ilkesinin anayasaya girişi  gerçek anlamda devrime denk düşen bir uygulamadır.

    Vatanlarındaki devrimlere sahip çıkmayanların Yunanistan seçimleri sonrasındaki devrimsel gelişmelere hayranlığı anlaşılabilir midir?
    Ceyhun BALCI, 31.01.2015

  • RENNAN PEKÜNLÜ KOMİTESİ ÇAĞIRIYOR!
    5 ŞUBAT 2015
    İZMİR ADLİYESİ
    SAAT 10:00

    pekünlü

    Yunanistan seçimleri sonrasında ortaya çıkan tablo pek çoğumuzun hayranlığını kazandı!
    En çok da yeni Başbakan Çipras’ın Din-Devlet işlerini ayırma kararlılığı ve göreve başlarken dinsel ant içmemesi!

    Oysa, bizlerin hayranlığını kazanan bu durum yaklaşık 90 yıldır söz konusuydu yaşadığımız topraklarda!

    Anayasaya aykırı bir şekilde yargılanan ve önceden kurgulandığı gibi hapishaneye konulan yiğit Cumhuriyet savaşçısı Prof Rennan PEKÜNLÜ için başlıkta anılan yer ve saatte buluşmak anlamlı bir ileti verecektir bu anayasadışılığı sahneleyenlere!

    Bu çağrı yalnızca PEKÜNLÜ için değildir. Ayrıca, Rennan PEKÜNLÜ kendisi için bir şey istemekte de değildir. Ne yaptıysa çağdaş, uygar ve başı dik bir toplum düzeni içindir!

    Bugünlerde Çipras’a ve yaptıklarına imrenen bizlerin kendi elimizdeki değerleri koruma, kollama konusunda da benzer şekilde duyarlılık göstermesi zamanıdır!

    Tüm Cumhuriyet duyarlısı ve çağdaşlık sevdalısı Türk vatandaşlarına Rennan Pekünlü Komitesi’nin çağrısıdır!

    5 Şubat 2015 Saat 10:00’da İzmir Adliyesi’nde buluşmak dileğiyle!

    Ceyhun BALCI

  • MADALYA
    Türk Kara Kuvvetleri Komutanı’na ABD’de madalya takılmış olduğu haberini okuyunca çoğu zaman yaptığım gibi sözlüğü açtım. Şunlar yazılıydı madalyanın karşılığında!
    Madalya : Savaşta yararlık gösterenlere, yarışlarda derece alanlara ödül, bazen de önemli bir olay dolayısıyla ilgililere hatıra olarak verilen metal nişan. (Türk Dil Kurumu Sözlüğü)
    Madalyayı takanlar arasında Odierno ve Mayville adlarına rastlayınca aklıma birden çuval geldi.
    Tarih : 4 Temmuz 2003
    Yer : Süleymaniye (Irak)
    Kentte konuşlu askeri timimize çuval geçirilmişti anımsarsanız. Doğrusu o çuval hepimizin başına geçirilmişti. İki buçuk günlük uğraşı sonucu timdeki askerlerimiz burunları kanamaksızın geri getirilmişlerdi.
    İşte o olayın yaşanmasında buyruklarıyla pay sahibi olanlar bu kez Kara Kuvvetleri Komutanı’na madalya taktılar. Hep dövecek değiller ya! Bu kez sevdiler!
    Bu madalya töreni basında yer buldu kendine!
    Her ne kadar madalya takılanın yüzüne yansıyan ifade hoş değilse de hoşnutsuz da görünmemekteydi.
    Sözlükteki karşılığın yetersiz olduğu anlaşılmış oldu böylece!
    Madalya her zaman kıvanç ve övünç getirmez! Bu örnekte olduğu gibi utancın da anıtlaştırılmasına yarayabilir!
    Övünç ve kıvanç madalyalılarını içeri tıktırmakta sakınca görmeyen bir kurumun tepesindekilerden birinin utanç madalyasını kabullenmesinde şaşılacak bir şey yok!
    Bir sonraki Genelkurmay Başkanı bu madalyalandırma aracılığıyla kamuoyu gündemine hızlı bir giriş de yapmış oldu!
    Ceyhun BALCI

  • BİRLEŞTİK!

    082912-ermeni-yalanlar-ortaoretim-okullarnda-1
    Tarihimizin önemli bir dönüm noktasında hep birlikte güzel bir sınav verildi! Adı Perinçek-İsviçre Davası olsa da gerçekte Türkiye’nin emperyalizmle davası söz konusuydu. Bugün, Strazburg’dan yansıyan tablo bunun çok ama çok iyi algılandığını kanıtladı. Türkiye’den gidenlere eklenen, Avrupa’nın hemen her ülkesinden Türkler Strazburg’da bu davayı izlemenin yanı sıra “birleşme”yi yaşama geçirmiş oldular. İşini gücünü bir yana bırakıp Strazburg’a koşanlar özveriyle ve kendi olanaklarıyla var oldular mahkeme önünde!
    Bir ulusu kendine getirmiş olması, tek yumruk yapması bakımından da önemli olan bugünkü buluşma bizim dışımızdakilere de önemli bir ileti vermiş oldu! “Türk Milleti Ölmedi!”
    “Birleştik!” demiştim! Birleşme Türkiye’nin olmak ya da olmamak sorunudur. Kime ve neye karşı kimler birleşecek sorusunu da kısaca yanıtlamakta yarar var!
    Öyle ya, “birleşme” hemen her kesimin ağzındaki sakız!
    Sözü dolaştırmadan verelim yanıtı!
    Çok değil bir hafta kadar önce kendilerine “Hrant’ın Dostları” adını takan ama Hrant’ı zerre kadar anlamamış oldukları her hallerinden anlaşılan bu insanların “Yüzleşme” çağrısının yanı sıra sorunu Türk-Ermeni çelişmesine indirgedikleri gözlemlenmişti. Oysa, sorunun çözümü halkların, ulusların biri birine düşürülmesinde yatmamaktadır. Ne yazıktır ki; Ermeniler bu konunun öznesi değil, nesnesi konumuna düşürülmektedir. Bu ve benzeri gruplar bir sorunun çözülmesinden çok egemen güçlerin hedeflerine varması yolunda payandalık işlevi görmektedirler.
    Gerçek şudur!
    Ermeni Soykırımı savlarıyla bir yandan Ermeni ve Türk ulusları karşıtlaştırılırken diğer yandan da emperyalizmin işi kolaylaştırılmaktadır.
    Asıl çelişme göz ardı edilmemelidir!
    XX. yüzyılda denenip de başarılamayan Türklerin teslim alınması işlemi bu kez XXI. yüzyıl başında bir kez daha denenmektedir.
    Dünya görüşü, siyasi eğilimi ve başkaca farklılıkları ne olursa olsun Türkiye’de yaşayan herkesin ve elbette dünyanın dört bir yanındaki Ermenilerin de bu gerçeğin farkına varmaları önde gelen gerekliliktir.
    Ermenilerin, Türkleri; biz Türklerin de Ermeni ulusunu incitici ve aşağılayıcı söylemlerden uzak durması yaşamsal önemdedir.
    Karşıtımız biri birimiz değil emperyalizmdir!
    Bugün Strazburg’da bir araya gelen Türkler olgun, ağırbaşlı ve taşkınlıktan uzak tutumlarıyla bu bilince sahip olduklarını ortaya koymuş oldular.
    Birleştik, hem de en doğru yerde diyebiliriz onurla, gururla ve kıvançla!
    Ceyhun BALCI, 28.01.2015

  • STRAZBURG’A DOĞRU!

    images

    AİHM Büyük Daire 28 Ocak’ta 2013 yılının aralık ayında yine AİHM tarafından alınmış olan kararı kesinleştirecek. Yanlı, yansız tüm gözlemcilerin uzlaştıkları nokta farklı bir karar alın(a)mayacağı yolunda!

    Dava, Perinçek-İsviçre adını taşısa da gerçek adı Türkiye-Emperyalizm davasıdır. Ermeniler bu davanın öznesi değil, olsa olsa nesnesidirler. Bu önemli noktanın ayırdında olmak ve olaya bu bilinçle bakmakta yarar vardır. Bu bakış açısının doğal olarak ulusal dava algısı yaratması beklenir. Böyle bir durumda ise düşünsel duruşları hiç uyuşmayan akımların tek yürek olması bir diğer beklentidir.

    Dava dosyasına girmiş olan ilginç bir kanıtın bilinmesinde yarar olduğunu düşündüm. Emperyalist taraf “Ermeni Soykırımı” tezini güçlendirmek adına Ergenekon Davası’nı Fransızca’ya çevirterek AİHM Büyük Daire’nin bilgisine sunmuş. Dolayısı ile bu sözde kanıt dosyadaki yerini almış.

    Bunu duyunca katıla katıla gülmek geldi içimden! Keyiflendim! Emperyalistlerin eğreti tezlerini savunmak için kumpas ürünü Ergenekon Davası’ndan medet ummaları onlar açısından bir sefalet göstergesidir. Buna da bizlerin gülmekten başka yapabileceği hiç bir şey olamaz!

    Haberin devamında bu dosyayı davaya katan kurumlardan söz edilirken, bu çabayı eksik etmeyenlerin Türkiye’deki izdüşümünün İnsan Hakları Derneği olduğunu öğrenince dehşete düşmekten alamadım kendimi!

    Bilinmekte olsa da İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Türkiye’deki etkinlikleriyle etnik ayrılıkçı teröre arka çıkma konusunda ustalaştığını ve bu tutumunu insan hakları kavramının arkasına saklayabildiğini getirdim aklıma! Hatta, sırf bu yüzden pek çok kimsenin insan hakları sözünü duyar duymaz ürperdiğini biliyorum. Kısacası, bu dernek sayesinde Türkiye’de insan hakları terörle özdeşleşmiş durumdadır.

    Emperyalizmin ahtapot kollarının neden dünyanın her yerine uzanabildiğini, olur olmaz yerde karşımıza çıkabildiğini bir kez daha gözden geçirme fırsatı vermiş oldu bu ilginç birliktelik.

    Türkiye’de etnik ayrılıkçılığa verilen destek, başka bir yerlerde Türkiye’nin ölüm kalım savaşımına denk düşen bir konuda yine Türkiye’ye vuran bir bağlaşıklığa dönüşüveriyor.

    Bu kadar da olmaz dedirten bir durum olsa da ilk bakışta; resmin bütününe bakıldığında bu dehşet verici gelişmeye şaşırmak gereksizleşiyor.

    Emperyalizm bu!

    Yeri gelince etnik ayrılıkçılığı, yeri gelince dinci gericiliği ve elbette fırsatını bulduğunda tarihte kalmış olayları allayıp, pullayıp önünüze koyabiliyor!

    Elbette yerseniz!

    Bu kokmuş yemeği yemek istemeyenler bedenleriyle, gönülleriyle Strazburg’a koşuyorlar!

    Yalana nokta konacağı günü yerinde izlemek ve bu tarihsel gelişmeye yakından tanık olmak için!

    Yazıya başlarken bu işbirlikçi tutuma uygun bir sıfat düşünmeye başlamıştım! Yazı bitti yine de bulamadım!

    En iyisi hoş görünüze sığınıp bu işi okura bırakmak diyorum!

    aihmde_tertipdedi_h25807

    Ceyhun BALCI, 26.01.2015

  • Sayın Şafak Pavey,
    Sayın Sezgin Tanrıkulu,
    Sayın Kadir Gökmen Öğüt,
    Sayın Alaattin Yüksel,
    Sayın Hüseyin Aygün,
    Sayın Mustafa Moroğlu,
    Sayın Umut Oran,
    Sayın Süleyman Çelebi,

    Saygıdeğer (olmasını dilediğim) vekiller,

    Sözcükler her şeyi açık ve yalın bir şekilde anlatır! Sizler vekil bizler ise milletiz! Her ne kadar şimdilerde aslını yadsımakta olsa da Cumhuriyet’i kuran partinin vekillerisiniz! Dolayısı ile ilkeli ve sözüne sadık olma yükümlülüğü ile karşı karşıyasınız!

    Hrant Dink’i anma etkinlikleri sırasında hiç yeri ve gereği yokken “Ermeni Soykırımı” ile yüzleşmeye çağrıda bulunan bir pankartın ardında yürümüş olduğunuzu okudum/gördüm basından. Buna hakkınız yoktur!

    indir

    Hrant Dink gibi bir iyi anmak başka onun adını Türkiye’nin başına örülen çoraba alet etmek başkadır. Hrant Dink’i ona yaraşır şekilde anmaya elbette karşı çıkılmaz. Ama, onun adını emperyalizmin oyununa karıştırmak kabul edilemezdir.

    Bu bağlamda, vekili olduğunuz partinin programını elinize almanızı ve 131-132. sayfaları okumanızı dilerim. Bunu yaptıktan sonra bu yazıya konu olan eyleminizi bir kez daha değerlendirmeniz gerekir.

    chpprogram.pdf erişimi için tıklayın

    Bu değerlendirme sonucunda özür dilemeniz kaçınılmazdır.

    Yok, eğer özür dileyecek bir durum yok derseniz siyasi yaşamınızı parti programıyla çelişen bir konumda sürdürmemeniz gereği anımsatılacaktır.

    Her ne kadar tarihsel gerçeklerle bağdaşmıyor olsa da; “Ermeni Soykırımı ile Yüzleşmeliyiz” söylemi düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Ancak, bu hakkı şu anda üyesi olduğunuz parti rozetini taşıyarak kullanmamanız siyasi etik gereğidir. Vekili olduğunuz partiye oy veren milyonlarca kişinin parti programına onay vermiş olduğu var sayıldığında partinize oy veren milyonları hiçe sayan bir tutum içinde olduğunuz gerçeği ortaya çıkmış olur!

    Bildiğiniz gibi, 28 Ocak’ta Strazburg’da AİHM’de görülecek olan Perinçek-İsviçre davası Ermeni Soykırımı savları bakımından yaşamsal önemdedir. Ermeni Soykırımı savlarını güçlendirecek olan davranışınızın bu önemli davanın öngününde çok daha anlamlı olduğunu bilmem anısmsatmam gerekir mi?

    Vekili olduğunuz partinin Cumhuriyet’i koruma, kollama yerine; onu yerle bir etme görevi olmadığından hareketle Cumhuriyet yıkıcılığı anlamına gelen davranışınızı gözden geçirmeniz ve gereğini yapmanız dileğiyle…

    Son söz : Bu hoş görülemez davranışınızın bir anlık dalgınlık sonucu olduğuna inanmak isterim. Bu kabul edilemez davranışınızın yarattığı hasarı biraz olsun onarmak adına 28 Ocak’ta Strazburg’da bulunmanız her şeyden önce yurttaşı olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti için önemli bir eylem olacaktır.

    082912-ermeni-yalanlar-ortaoretim-okullarnda-1

    Ceyhun BALCI, 25.01.2015

  • SU İŞLERİ

    indir
    Önceden uyarmış olayım!
    Sıralayacağım bilgilerden sonra dehşete düşebilirsiniz! Düşmenizde sakınca yok bence! Bir tür altüst oluş toplumlar gibi bireyler için de iyidir!
    • Aral Gölü’nün doğu havzası 600 yıl aradan sonra tümüyle kurumuş!
    • Kaliforniya eyaleti üç yıl boyunca eşi, benzeri görülmemiş bir kuraklık yaşamaktaymış!
    • 2050 yılından önce dünyadaki su gereksinimi % 40 oranında artış gösterecekmiş!
    • 2025 yılından önce ise 1.8 milyar insanın yaşadığı bölgelerde su kıtlığı yaşanacağı öngörülmekteymiş! Yine, bu zaman aralığında dünyada yaşamakta olan insanların 2/3’ü su gereksinimlerini karşılamakta sıkıntıya düşeceklermiş.
    • Şu anda 750 milyon insan güvenli içme suyuna erişimden yoksun durumdadır.
    • Atık suların % 80’i deniz, ırmak ve göllere dökülmekte, boşa akmaktadır.
    • Her yıl 2 milyon çocuk temiz su yokluğu ve hijyen eksikliği nedeniyle yitirilmektedir.
    • 22 ülkede 1 milyar insan açıkta dışkılamaktadır.
    • 2.5 milyar insan sağlıklı kanalizasyondan yoksundur.
    Bu bilgileri paylaşan BM yetkilileri insanlığı harekete geçmeye çağırmıştır!
    Kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, gereği yapılmazsa insanlık su savaşlarına hazır olmak durumunda kalacaktır.
    Oysa, su insanlığın komşuluk ve ortaklık paydasıdır. Pek çok deniz, göl ve akarsu devletlerin ortak kullanım alanlarını oluşturmaktadır.

    Kayıp kaçak oranlarının dehşet verici boyutlara erişebildiğine ilişkin bir örnek İzmir’den verilebilir. 2000 yılında 3.3 milyon kişinin yaşadığı İzmir’e 237 milyon m3 su verilmişken; 2013’te nüfus % 22 artış göstermişken verilen su niceliği % 23 azalarak 184 milyon m3 olmuştur. (İzmir’de su kesintisi ya da darlığı söz konusu değildir)
    http://www.haberler.com/suda-buyuk-tasarruf-6748255-haberi/
    Şebeke kayıplarının azaltılması kadar savurganlığın an aza indirilmesi de bir o kadar önemlidir.
    Bu gibi durumlara yolda yürürken de kolaylıkla tanıklık edebilirsiniz. Örneğin, kaldırımı yıkayan esnaf, arabasını yıkayan vatandaş, vb durumlar sıradanlaşmıştır.
    Masamıza gelen pek çok gıdanın bir porsiyonu için harcanan su niceliğine bakıldığında kimilerini tüketmekten caymak bile gündeme gelebilir.
    http://oasis-rainharvesting.co.uk/how_much_water_is_needed_for_our_food_production
    Ormansızlaştırma, savurganlık ve kentleşme/betonlaşma önde gelen su düşmanı gelişmeler gündelik yaşamımızın parçalarına dönüşmüşlerdir!
    Büyümeyi her şeyin önüne ve odağına koyanların bu sorun için çözümleri var mı?
    Ceyhun Balcı, 21.01.2015
    Yazının ilk bölümündeki istatistiksel değerler Nature dergisinin 1 Ocak 2015 tarihli sayısından alıntılandı. (Sayfa 6, The rising pressure of global water shortages)

  • AKLAMA, PAKLAMA

    17 Aralık vekilleri dünkü formalitenin de yerine gelmesiyle aklandılar! Beklenmedik olmayan bu gelişme sonucu her birisi, her birimiz gibi alnı ak, başı dik ve yüzü pak konuma geldiler. Oldular demiyorum, o konuma getirildiler. Bilindiği gibi, bu süreç ne hukuka ne de vicdanlara uygun bir biçimde gelişmedi. Böylelikle demokrasi dediğimiz aygıtın bir kez daha son derece tehlikeli bir iki tarafı keskin bıçak olduğu da anlaşılmış oldu!
    Belirli aralıklarla kurulan sandıklar, o sandıklarda birilerinin yaptığı listelerin halka onaylatılması ve onaylanmış bir takım insanların parmak kaldırıp/indirmeleri sonucunda demokrasimizin eriştiği aritmetik boyut her birimize parmak ısırtacak düzeye erişmiştir!
    Bu toplumsal koşullanmanın, TBMM’de de karşılık bulduğu kesindir!
    Muhalefete soracak olsanız “ne yapalım, sayımız bu kadar” karşılığını alırsınız! Bu durum onların da aritmetik demokrasiyi fazlasıyla içselleştirdiklerinin kanıtıdır.
    Demokrasi dediğimiz şey buysa gerçekten de yapılacaklar tükenmiş demektir!
    Türkiye’nin içine düştüğü durumdan bildiğimiz demokratik yöntemler, bir başka deyişle sandık aracılığıyla kurtulacağı sanısının TBMM muhalefeti nezdinde de kabul gördüğü sır değildir.
    Demokrasiyi aritmetik penceresinden görme alışkanlığından vazgeçilmelidir.
    İnsanlık tarihinin çok boyutlu demokrasi anlayışına dayalı başarımlarla bezeli olduğunu anımsayalım!
    Dünkü aklama ve paklamaları bir kenara not edelim!
    Muhalefet dediğimiz aygıtın her şeyi niceliğe indirgeme koşullanmasından vazgeçerek; niteliği de önemsemesi ve anımsamasını dileyelim!
    Tez zamanda uykudan uyanarak bir halk hareketinin önüne düşmesini bekleyelim!
    Bunun zor, zahmetli ve emek yoğun bir süreç olduğunu yadsıyamayız!
    Ama, artık başka çıkış yolu olmadığını da fark edelim!

    23e19cb546888c40478c9b992406c29a3d8b3fd874e6b00ba110b732eff2ab14

    Tek çare bu unutulmaz manzaraya yansıyan halk hareketidir!
    Ceyhun BALCI, 21.01.2015

  • BATININ TERÖRLE İMTİHANI

    Çok uzak zamanda değil son yıllarda yalnızca Irak’ta milyonu aşkın insan savaş olarak nitelenen teröre kurban gitti. Kimi zaman her gün camilere, pazar yerlerine ve başka topluca bulunulan yerlere gerçekleştirilen intihar saldırılarında ölenler üç basamaklı sayılara tırmandı! Bu gibi dehşet verici olaylar batı basınının kıyı, köşe haberi olmayı ancak hak edebildi!

    Paris’teki Charlie Hebdo saldırısı ise üzerinden iki haftaya yakın zaman geçmiş olmasına karşın bir gündemden düşecek gibi görünmüyor.

    Vahşi batının başı kendi yarattığı canavarla fena halde dertte! Yalnızca Paris’e değil Avrupa’nın bütününe korku ve ürkü egemen olmuş durumda.

    Dün ABD’nin, bugün Avrupa’nın başına geleni önünden ve sonundan ayırarak anlamak olanaklı değil.

    Kendi aydınlanmasını tamamlamış, akıldışılıkla ilintisini kesmiş olan uygar batılının bugün yaşadıklarını bumerang etkisine benzetmek hiç de yanlış olmaz.

    Filmi geriye sarıp günümüze yolculuk yapmakta yarar var!

    İkinci Dünya (paylaşım) Savaşı faşizm tehlikesinin elbirliğiyle devre dışı bırakılmasıyla sonuçlandı. Hiç kuşkusuz olumlu ve sevindirici bir gelişmeydi. Keşke, savaşın hemen ardından yarım kalan paylaşım savaşı başka bir düzlemde başlamamış olsaydı!

    23sentlikasker-3-728

    İkinci Dünya Savaşı da pek çok savaş gibi bir barış antlaşmasıyla sonlanmış oldu. Elbette görünürde ve biçimsel anlamda!

    Gerçekte savaş bütün hızıyla sürdü. Adı soğuk savaş olarak değişti. Yerel çatışmalar da yaşanmakla birlikte küresel savaş silahsız bir çatışma ve çekişmeye evrildi.

    İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde çalışmaya başlayan saat bizi ilgilendiren yanıyla önemliydi. Savaşı bitiren barışın gerçek anlamda barış getirmeyeceği Kore Savaşı ile kanıtlanmış oldu. Savaş sonrasının bu ilk çatışması bizim açımızdan da önemli bir sonuç doğurdu. Her ne kadar şimdilerde seslendirilmekte olsa da gerçekte yeni Türkiye tam da o zaman kuruldu. Emperyalizme karşı verilen eşsiz bir savaşla var olan Türkiye Cumhuriyeti Kore’de rol alarak intihar etmiş oldu. Nazım Hikmet’in 23 sentlik asker şiiri o tarihten başlayarak Türkiye’ye biçilen rolü de belgelemiş oluyordu. Emperyalizmin kucağına oturtulan Türkiye, Kore serüveniyle ergenliğini kanıtlamış oldu. Ödül NATO üyeliğiydi. Yakın geçmişini ve savaşımını yadsıyan Türkiye’de ordudan, toplumsal ilişkilere, gündelik yaşamdan tüketime varıncaya dek bir dizi değişiklik Küçük Amerika olma hevesinin dışa vurulmasıne eşdeğer değişiklikleri yaşamamız anlamına geldi.

    Türkiye’de karşıdevrimin başlangıcı kimilerine göre 10 Kasım 1938’dir. Ama, Çok partili demokrasiye geçiş sonrası ikinci seçimlerin yapıldığı tarih olan 14 mayıs 1950 de önemli bir dönüm noktasıdır. Bu seçimle el değiştiren iktidar göreve gelir gelmez 16 Haziran 1950’de, seçimden 32 gün sonra, ezanı yeniden Arapça okutmaya başlamıştır. Atatürk’ün 1933’te Bursa Söylevi’ni vermesine yol açan Arapça ezan olayı bu kez onun yokluğunda halkın onayıyla yaşama geçirilmiş oldu.

    BursaSylevi

    Kendisi antiemperyalist bir savaşın ürünü olan Türkiye’nin çıktığı bu yeni yolda kendisini yadsımasına şaşırmak gerekmeyecektir.

    Fransa’nın Cezayir’de gerçekleştiridiği katliama Birleşmiş Milletler’de sessiz kalarak onay vermek yeni Türkiye’nin sicilindeki kara lekelerden birisi olarak geçecektir tarihe.

    569_fransa-nin-cezayir-ve-ruanda-katliamlari_m

    Emperyalist blok 1959’da Küba Devrimi ile sarsılacaktır. Arka bahçedeki bu beklenmedik gelişmeyle ivedilikle başa çıkma girişimleri sonuçsuz kalacak ve yanı başındaki dertle yaşamaya alışacaktır savaş sonrasının başamperyalisti ABD!

    55178_0

    Altmışlı yıllar soğuk savaşın uzayda ve yeryüzünde olanca hızıyla sürdüğü dönem olarak anılacaktır uzak olmayan bir gelecekte. Doğu Asya’da Vietnam’da yaşananlar güçlünün hukuku ilkesi gereğince unutulmaya yüz tutacaktır. Vietnam’da işlenen sayısız insanlık suçu belleklere kazınsa da gerçek anlamda bir hesaplaşmaya konu olamayacaktır.

    vietnam-savaşı_4645

    Vietnam eşi, benzeri az görülen bir savaşa sahne olsa da dünyanın her yerinde bu şekilde silah kullanımı gerekmeyecektir. Örneğin, eş zamanlı olarak batılı için sorun oluşturan Endonezya’da hizadan çıkan, komünizme göz kırpan Ahmed Sukarno’dan kurtulmak için bir darbe fazlasıyla yetecektir. Yerine geçen Suharto acımasız diktasıyla ülkede komünist avına çıkmış ve onlardan iz bırakmamacasına bir yok etme eylemine girişmiştir. Bugün köktendinciliğin son derece güç kazandığı Endonezya’nın yaklaşık yarım yüzyıl önce böyle bir süreçten geçmiş olduğunu anımsayan var mıdır?

    Dünyanın hemen her yerinde etkinlik gösteren emperyalizm için orta doğu her zaman öncelikli ve ayrıcalıklı bir bölge olmuştur. Bölgenin varsıl petrol kaynakları bu ilginin biricik nedenidir.

    Mısır’da kendini Nasır’la gösteren sosyalist akım öncelikle İsrail’le girişilen savaşlarda aldığı yenilgilerle; onu izleyerek de Nasır’ın ardıllarının onun izinden sapmasıyla güç yitirecektir. Böylelikle Birleşik Arap Cumhuriyeti denemesi de başarıya ulaşamadan tarihe karışacaktır.

    h (Small)(6)

    Keza, İran’da millici Musaddık çıkışının başarısızlığa uğratılması emperyalizmin başarı hanesine yazılmış bir başka gelişme olarak yazılacaktır tarihe.

    Muhammed-Musaddık-1882-1967

    Arap yarımadasının Suudi Arabistan’ı ve onlara eklenen körfez emirlikleri emperyalizmin neredeyse hiç sapmayan sadık izcileri olmuştur. Koyu gericiliğin ve diktatoryanın hüküm sürdüğü bu gibi ülkelere demokrasi götürmenin akıl edilmemiş olması ilginç değil midir?

    İslam tutuculuğuna ilişilmemesi 80’li yıllardan başlayarak bu tutuculuğun Yeşil Kuşak adı altında palazlandırılmasına dönüşecektir. Afganistan’daki Sovyet işgalinin bu yöntemle sona erdirilmesi batılıları bu yönteme iyice sarılmaya özendirmiştir. Sonradan başını ağrıtmış olsa da ABD, genel olarak köktendinci düzeneklerden içtenlikle yakınmacı olmamıştır. Yakınmacı gibi göründüğü tekil durumlar bir yana bırakıldığında; bölgedeki dengeleri bozan bu oluşumlar başta ABD olmak üzere batı emperyalizminin bölgeyi yönetme fırsatı yaratmada epeyce işe yaramışlardır.

    1_d

    İkiz kulelere yönelik köktendinci saldırı ABD’yi öfkelendirse de; enerji kaynaklarına egemen olma olanağı doğurduğu için sonuçta emperyalizmin işine yaramıştır.

    Irak’ın Kuveyt’I işgalini özendiren, seyirci kalan ABD öncülüğündeki batı bu kez Irak’a yerleşme fırsatı olarak kullanmıştır bu gelişmeyi. Zamanında İran’a savaş açarken sırtını sıvazladıkalrı Saddam artık şer odağıdır. Kimyasal, biyolojik ve başka bir çok türden ölümcül silaha sahip olmakla suçladıkları Saddam’ı ortadan kaldırmak zamanı gelmiştir. Birinci ve ikinci Irak savaşı sonucu ülke Saddam belasından kurtarılmakla kalmamış; mezhep ve milliyet temelinde de özenle dilimlenmiştir. Bugün için dert edilmiş gibi görünülen IŞİD Irak’ın üçe bölünmesi projesinin önemli bir bileşeni olarak gerçekte batı üretimi bir oluşumdur. Bölgeyi şekillendirmede önem taşıyan bir başka öğe olan Kürt kartına yönelik eylemleri olmasa dert de edilmeyebilirdi. Şu anda IŞİD’e karşıtlık özden çok sözdedir.

    indir

    Libya ve onu izleyen Suriye süreci de batı güdümlü gelişmeler olarak tarihteki yerlerini almış durumdadır.

    Şu ana dek sergilediği dik duruş ve dirençle Suriye, emperyalizmin bölgedeki oyununu bozan önde gelen unsurdur. Bunda Rusya-İran-Çin üçlüsünün kararlılığının da payı azımsanmamalıdır.

    besar-esad

    Yarım yüzyıldan bu yana uzak doğudan başlayarak ortadoğuya taşınan köktendinci özendirme, palazlandırma ve onları bir güç olarak karşıtların üzerine salma politikası tartışılmaz getiriler sağlamıştır.

    Örneğin, son IŞİD olayında batılı emperyalist ülkelerden çok ciddi nicelikte bir insan kaynağı akımı söz konusu olmuştur. Suriye’de Esad rejimini devirme hevesiyle körleşen emperyalizm bu akımın geriye dönüşü olabileceğini göz ardı etmiştir. Bugün batılı ülkelerde terörist eylemlere girişen pek çok kişinin orta doğuda kendisini gösteren köktendinci terör örgütleriyle ilintisi olduğu anlaşılmaktadır. Sorun terörün uzakta değil, batının kalbinde ortaya çıkmış olmasından kaynaklanmaktadır.

    charlie_main

    Emperyalizm eliyle beslenmiş, büyütülmüş ve güçlendirilmiş köktendincilik anlaşılmadan ve göz önüne alınmadan ne bugünlerin konusu olan Charlie Hebdo saldırısı anlaşılabilir ne de yakın gelecekte yaşanacak olan başkalarının önüne geçilebilir.

    Vahşi batılı, kendisi için kutsal olan değerleri başkalarından esirgediği; dinci akımları başka ülkelere egemen olmanın sıradan bir aracı olarak görmekten vazgeçmediği sürece dehşeti kendi topraklarından uzak tutmada başarılı olamayacaktır.

    Kınama, lanetleme, gösteri yürüyüşü yapma ve benzeri yaklaşımlar vicdan yıkama etkinliklerinin ötesinde bir anlam taşımamaktadır.

    pariste-cumhuriyet-yuruyusu-basladi_1434489_720_400

    Bu fotoğraf karesindekiler (bir kaçı dışında) terörü önleyecek adımları atarlar mı?

    Ceyhun BALCI, 18.01.2015