• ÇÖZÜM ATATÜRK (*)

    28838339

    (*) Çözüm Atatürk, Prof Dr Ülgen Zeki OK, İntertıp Yayınevi, Aralık, 2014.
    Yeryüzünde irili ufaklı, devlete benzeyen benzemeyen 200’ü aşkın ülke var. Her biri dilleriyle, bayraklarıyla, ulusal kimlikleriyle dünyaya renk katıyorlar. Gerçek şu ki; bunların önemli bölümünün insanlık tarihine dişe dokunur bir katkıları yok. Bu durum hiç kuşkusuz o ülke insanlarının yeteneksizliğiyle de ilintili değil. Coğrafya, koşullar ve başka etkenler pek çok ülkeyi renksiz, kokusuz ve etkisiz kılmış.
    Anadolu’da konuşlu bizlerin bu dünya manzarasında farklı bir yere sahip olduğu tartışılmaz bir gerçek.
    Her ne kadar 15’ini batırmış olsak da 16 devlet kurmuş olmak bile başlı başına bir ayrıcalık!
    Şu anda en sonuncusunu tarihe gömmek isteyenlerle korumak isteyenlerin amansız savaşına tanıklık ediyoruz!
    Yıkılmış bir imparatorluktan, çağdaş bir cumhuriyet yaratılması mucizesi şapkadan tavşan çıkartmaya eşdeğer bir beceridir. Bu becerinin adı Atatürk!
    Birincisinin üzerinden çok geçmeden ikinci savaşa tutuşanların karşısında barışı korumanın, dünya ekonomisi diplerdeyken büyüme rekorları kırmanın, ortaçağ karanlığından henüz çıkmış bir insan topluluğundan millet oluşturmanın da adıdır Atatürk ve o adda yoğunlaşmış olan Kemalizm!
    Kitapta yazarın gazetelerde yayımlanmış köşe yazıları aracılığıyla bir yakın tarih geçit resmi de bulmuş olacaksınız! Görünümü ortaya koymakla yetinmeyen yazar, Atatürk’e bakış ve dolayısı ile de çözümü ortaya koymaktan da geri durmamış.
    Daha fazlasını yazmanın hiç gereği yok! İlgi duyanın kitabı okumasını salık vermek en iyisi!
    Kendi görüşlerimle tamamlamakta yarar görüyorum bu kısa tanıtım yazısını!
    Kestirmeden söylemek gerekirse Atatürkçülük ya da diğer adıyla Kemalizm halk hareketi örgütleyiciliğinin ve önderliğinin adıdır.
    Özellikle, içinde bulunduğumuz koşullarda çözümün biricik adıdır!
    Seçime gün saymaya başladığımız bugünlerde pek çoğumuz kim bilir kaçıncı kez baskıcı iktidarın oyuncağına dönüşmüş seçimlerden çözüm çıkmasını bekleyeceğiz!
    Tam da böyle kısır döngülerin, umarsızlıkların çözümüdür Atatürk!
    Bu çözümü siyasetçilerimizin de anımsaması dileğiyle!
    Ceyhun BALCI

  • TARİHTE GEZİNTİ
    Doğum tarihi 1922 olan kadın hastam beni tarihte gezintiye çıkardı. Cumhuriyet’ten büyük, hatta 10 ağustosta geldiğine göre dünyaya Başkomutanlık Meydan Savaşı sırasında birkaç haftalıkmış. 10 ağustos Sevr’in imzalandığı gün. Bu bakımdan Sevr’in ikinci yıldönümüne denk düşmüş dünyaya gözlerini açışı.

    1 (24)
    Sevr biz Türklerin idam fermanıydı!
    Daha ikinci yıldönümünde bu fermanın yırtılma noktasına gelişi de mucizeye eşdeğer bir gelişme olsa gerektir.
    Yaşayan Kurtuluş Savaşı gazimiz kalmadı.
    O yıllarda doğmuş insanlarımızın sayısı da hızla tükenme yolunda!
    O dönemin kadınları söz konusu olunca kafamda beliren imgeyi paylaşmadan geçemem!
    Kucağında bebesi, sırtında mermisi kağnı arabasının önüne düşmüş bir insan manzarası! İstiklâl Savaşı madalyasına yansıyan görüntü başka deyişle!

    indir
    Hastam böyle bir manzaranın kahramanı mıydı? Zaman olsa da söyleşebilseydim!
    O güzel insanların anısına derin saygıyla…
    Ceyhun BALCI, 16.01.2015

  • YÜZÜNCÜ YILA HAZIR MIYIZ?

    aihm_karari_ermeni_entelektuel_terorunu_bitirmistir_h26368 (1)
    Çiçeği burnunda 2015 yılının biri birini izleyen yüzüncü yıllar dizisinin bir öğesi olacağını öngörmek zor değildi. Sözde Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı elbette tepe tepe kullanılacaktı.
    Bugünün konusu da değildi bu önemli başlık! Yaklaşık 40 yıldır önce canımızı acıtarak başlayan, şimdilerde başımızı ağrıtır olan bir konudan söz ediyoruz.
    ASALA terör örgütü dünyanın uzak, yakın pek çok ülkesinde dış temsilcilerimizin canını alırken gerçekte “tanıtım” yapmaktaydı. Bugün terör acısıyla kavrulan başta Fransa olmak üzere batılı ülkelerin gözetimi altında gerçekleşen bu süreç Orly’de, batılının canını yakınca sonlanmış oldu! Kanlı bir başlangıç yapan tanıtım sonraki süreçte diplomatik ve siyasi bir kisveye büründü. İyi polisi oynamanın zamanı gelmişti.
    Pek çok ülkede “Ermeni Soykırımı Olmamıştır” demek bile suç haline getirildi. Oysa, tarihçilerin konusu olan bir olayla ilgili olarak uluslararası düzlemde alınmış nesnel tek bir karar bile söz konusu değildi. Böyle bir durum olsa bugüne dek beklenmez, adı çoktan konurdu. Gerçeklerle ilintisi olmayan bir saptama oldubitti yoluyla benimsetilmek istenmektedir.
    Önce terör, onu izleyerek de diplomasi ve siyaset aracılığıyla tanıtım sürecinin tanınmaya evrilmesi yolunda epeyce ilerleme sağlandığı ortadadır.
    Geçtiğimiz yıllar boyunca ifade özgürlüğü şampiyonu batı ülkeleri her nedense bir başka ifade özgürlüğü konusu olan “Ermeni Soykırımı Emperyalist bir Yalandır” saptamasına hoşgörüyü esirgemiştir.
    Neyse ki, bu saçma sapan ve gerçeklerle ilintisi olmayan akıldışı etki, hak ettiği tepkiyi görmüştür.
    Talat Paşa Komitesi öncülüğündeki vatanseverler bu yasaları hem de çıkartan ülkelerde çiğneyerek gerekeni yapmaya başlayınca işin rengi değişmiştir.
    28 Ocak’ta AİHM’de görülecek olan Perinçek-İsviçre Davası bu bakımdan son derece önemlidir. Ermeni diasporası yüzüncü yıl etkinliklerinin kayaya çarpmaması açısından bu davayı ve sonucunu fazlasıyla önemsemektedir.
    Yaşamsal öneme sahip bu konuda Türkler ne yapmaktadır?
    Üzülerek söylemek gerekir ki; etkin bir tutum içinde gözükmemektedir Türkiye!
    Şükrü Server Aya, Yusuf Halaçoğlu, Türkkaya Ataöv, Mehmet Perinçek, Uluç Gürkan ve Bilal Şimşir gibi konuyla ilgili araştırma ve kitapları olan değerlerden yararlanılmasının düşünüldüğüne ilişkin tek belirti yoktur!
    Diğer yandan, 28 Ocak’ta AİHM’de görülecek önemli davanın tarafı olan Doğu Perinçek’in bu önemli günde Strazburg’da bulunmasının sağlanması konusunda adım atılması doğrultusundaki beklentiler karşılanmış gözükmemektedir.
    Öngörülerimde yanılmayı dileyerek, sahipsiz ülkemizin hiç olmazsa bu önemli konuda sahiplenilmesi umudumu korumak istiyorum.

    armenia-logo

    Ermenistan Futbol Federasyonu’nun logosu. Dikkatle bakınız Büyük ve Küçük Ağrı’yı göreceksiniz!
    Bu iş hafife alındığı ölçüde tanıtımı, tanımanın onu da tazminatın izleyeceği akıldan çıkartılmamalıdır. Tazminatın boyutları Türkiye gibi bir ülkenin olanaklarını bile fazlasıyla aşacağına göre ülkemizin doğusundaki 6 ili kapsayan bir toprak kaybına varabilecek sonuçlar kimseleri şaşırtmamalı!
    Bu yılın ve özellikle 28 Ocak Strazburg duruşmasının yeterince önemsenmemesi onarılması olanaksız sonuçlara yol açabilir!
    Ceyhun BALCI, 15.01.2015

    10906192_773497072724997_8813474350072676717_n

  • BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    Bilgiler, aşağıdaki bağlantıdan derlendi.
    http://www.informationclearinghouse.info/article40688.htm

    ICH4
    İnsanı şaşırtan ve düşündüren bilgiler olduğuna kuşku yoktur. Sosyal olduğu her fırsatta dile getirilen insanın bu niteliği konusunda kuşkuya düşmemize yol açabilecek veriler olduğu da açıktır.
    Belirli zamanlarda önemsenen, onun dışında dile getirmeye bile değer bulunmayan terör olaylarını kınamak, lanetlemek hiç kuşkusuz insanım diyene düşen öncelikli görev!
    Ama, kınamanın ve lanetlemenin yetmediği bir sorundur aynı zamanda terör. Kökleri derinlerde olan bu soruna ışık tutması bakımından da önemsenmesi gereken bilgiler olduğu için paylaştım.
    Daha fazla yorumu okuyanlara bırakıyorum!
    Her bilginin altında o bilgiyi doğrulayan kaynak yer almaktadır.

    Dünyanın “en” ülkesi ABD’de 1990’dan bu yana çocukların % 20’sinin yoksulluk sınırının altında bir yaşam sürdüğünü!

    p60-249.pdf erişimi için tıklayın

    Yine, ABD’de ortalama 11.000 USD olan siyah derili hane halkı gelirinin, beyazlarda 141.000 USD olduğunu!

    p60-249.pdf erişimi için tıklayın

    ABD’de ortalama CEO gelirinin ortalama işçi gelirinin 295 katı olduğunu! (Aynı oran 1965, 1978 ve 1995’te sırasıyla 20, 30 ve 122’dir)

    CEO Pay Continues to Rise as Typical Workers Are Paid Less


    Dünyaca bilinen Amerikan market zinciri Walmart Walton ailesinin 6 bireyine aittir. Bu altı kişinin servetinin ABD’deki 52.5 milyon aileninkine eşit olduğunu biliyor muydunuz? Bu hesapça bir Walton’un yaklaşık 9 milyon Amerikan ailesine bedel olduğunu da!

    Walton Family Net Worth is a Case Study Why Growing Wealth Concentration Isn’t Just an Academic Worry


    ABD savunma harcamaları toplamının Çin, Rusya, Suudi Arabistan, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya, Japonya ve Hindistan’ınkinden fazla olduğunu!
    http://pgpf.org/Chart-Archive/0053_defense-comparison
    Yerkürede 842 milyon insanın süreğen (kronik) açlık çektiğini!

    hdr14-report-en-1.pdf erişimi için tıklayın

    Dünyada 1.5 milyar kişinin elektrikten yoksun olduğunu, elektrik kullanan 1 milyar kişinin kullandığı elektriğin de güvenilir olmadığını!
    http://www.unfoundation.org/what-we-do/issues/energy-and-climate/clean-energy-development.html
    Amerikan halkının ev hayvanları için yılda 60 milyar USD’yi aşan harcama yaptığını!
    http://www.unfoundation.org/what-we-do/issues/energy-and-climate/clean-energy-development.html
    On beş-19 yaş arasında polis tarafından öldürülen siyah sayısının beyazlarınkinin 21 katı olduğunu!
    http://www.propublica.org/article/deadly-force-in-black-and-white
    Çocuk yoksulluğu sıralamasında (olumsuz anlamda) 34 üyeli OECD ülkeleri içinde ABD’nin 28. sırada olduğunu!

    CO2_2_ChildPoverty_Jan2014.pdf erişimi için tıklayın

    ABD’de 570 bin kişinin geceyi evsiz sığınma yerlerinde geçirdiğini!

    CO2_2_ChildPoverty_Jan2014.pdf erişimi için tıklayın

  • BAŞBAKAN ÇOCUKLARI

    Sukru_Saracoglu

    Şükrü Saraçoğlu

    Oğluna düşük not veren hocayı kutlayan başbakan

    Geçenlerde öğretim üyesi sıfatı taşıyan ama olamadığı anlaşılan birisi Cumhurbaşkanı RTE’nin elini öpmeye kalkıştı. RTE izin vermeyerek kendisini büyüten bir karşılık vermiş oldu. Karşısındakini ise hiç sormayın! Gözle seçilmesi olanaksız bir boyuta düşmüş oldu. Bağlantıdaki yazı gerçek bir öğretim üyesinin sergilemesi gereken tutumu göstermesi bakımından okunmaya değer.
    Öğretim üyeleri el, etek öpen değil elleri öpülesi insanlar olmalı!
    http://www.aydinlikgazete.com/turkiye/el-opmeye-kalkan-dekan-fatih-usan-ernest-hirschu-bilir-mi-h60701.html

    hirsch_web_739

    Ernst Hirsch Başbakan oğlu dinlemeyip eşitlikçi davranan Alman kökenli Türk hukuk profesörü
    El, etek öpen dekanı okuyunca aklıma bir başka olay geldi.
    http://www.kastamonupostasi.com/guncel/basbakanin-kizina-zayif-not-veren-ogretmenin-sinifi-degistirildi-h15519.html
    İlk örnekteki olayda Başbakan Şükrü Saraçoğlu’dur. Eksik not alan ise oğlu! Ayrımsız davranan da ünlü Alman hukuk hocası Ernst Hirsch!
    Son olaydaki Başbakan ise Ahmet Davutoğlu! Her fırsatta halkın yarısından fazlasının oyunu almış olmakla övünen bir siyasetçi.

    Saraçoğlu geri kalır mı? Kuşkusuz oy da almıştır! Ama, Saraçoğlu aynı zamanda Yunan işgalini duyar duymaz İsviçre’den arkadaşı Mahmut Esat Bozkurt ile birlikte bir geminin ambarında kaçak olarak Anadolu’ya dönüp, efelere katılandır.
    Davutoğlu oy aldıysa, Saraçoğlu da almıştır. Dahası, üzerinde yaşadığımız ülkeyi yoktan var edenlerdendir. Çocuğuna bedavadan not verilecekse en çok hak edenlerdendir.
    Birisi yakın geçmişten diğeri güncel iki olay karşılaştırıldığında iki insan arasındaki çap ve olgunluk farkı da ortaya çıkmış olmuyor mu?
    Ceyhun BALCI, 12.01.2015

  • İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ DEMİŞTİNİZ?
    ATİNA-PARİS

    Uğraşsanız, çabalasanız böyle bir örtüşmeyi başarabilir miydiniz? Hafta içinde Paris’te çizerlere yönelen barbarca saldırıyı izleyen süreçte pek çok söz söylendi. Belleklere kazınan kalıp “düşünce ve ifade özgürlüğü” oldu dense yeridir. Bu özgürlük her şeyin başında gelen bir kavram hiç kuşkusuz!

    turkiyenin_ermeni_soykirimi_yalani_ile_kazandigi_zafer_istanbulda_kutlandi_h21195

    İçinde bulunduğumuz yıl Ermeni Soykırımı savlarının havada uçuşacağı bir zaman dilimi olacak. Öngörüler hemen yılın başında doğrulandı. Yunan parlamentosu “Ermeni Soykırımı olmamıştır” demeyi suç sayan bir tasarıyı yasalaştırdı. Yunan siyaset çevrelerinde de tartışma yaratan bu gelişmeye karşı ise Talat Paşa Komitesi harekete geçti. Bu gibi yanlış düzenlemeler karşısında yapılması gereken Atina’ya gidip herkesin görebileceği bir yerde bu yanlışlığın kabul edilmediğini haykırmaktı.

    Paris’te ifade özgürlüğü kurşunlara hedef olurken Atina’da yasaklama konusu oldu. Talat Paşa Komitesi üyeleri havaalanından içeri sokulmadı. Oysa, aralarında bir eski TBMM başkan vekili, bir emekli general, iki öğretim üyesi, bir emekli öğretmen ve başkaları vardı. Gerekçe gülünç mü gülünçtü. Vizenin uygunsuzluğu olasılığı. Vizeyi veren Yunan makamlarıydı oysa. Bu olasılığı ortadan kaldırma görevi onlarındı.

    Bu arada iğneyi kendimize de batıralım. Atina’da TC Büyükelçiliği var. Bir görevi ülkemizin Atina’da temsiliyse, bir başka önemli görevi de oraya yolu düşen ve sıkınıtya düşen vatandaşlara yardımcı olmaktı. İfade özgürlüğünden vazgeçtik! Seyahat özgürlüğünün engellendiği ortamda elçi ağzından yapılan açıklama ilginç ve inanması güç türdendi. Talat Paşa Komitesi’ne yardımcı olacak yerde, “biz sizlere açıklamanızı yapacaksanız yapın, ama duyurmadan yapın demiştik. Başınıza glenlerden sorumlu değiliz!” diyesilermiş. Talat Paşa Komitesi’nin asıl kurşunu arka çıkması gerekenlerden yediğine kuşku yok. TC Büyükelçiliği Yunan tarafına destek çıkarak çok gereksiz bir tutum sergiledi. Oysa, Yunan tarafının buna hiç mi hiç gereksinimi yoktu. Kendi ülkesinde tartışılmaz otoriteydi.

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/yunan-istihbarati-48-saat-takip-etti-h46269.html

    Tarihsel gerçeklerle uyuşup uyuşmaması bir yana; tarihbilimcilere bırakılması gereken bir konuyu yasalaştırma özgürlüğünün, bu yasaya karşı görüş belirtme özgürlüğünü tanımaması ve bu uğurda seyahat özgürlüğünü bile kısıtlamayı göze alması ibretlik bir gelişmedir.

    Farkına varıldı mı bilemiyorum! Geçen hafta İzmir’de bir anma vardı. Yunan ordusunun Küçük Asya serüveninde Türklere silah doğrultmasını kabul etmeyen Yunan komünistleri saygıyla anıldı yapılan törenle. Vicdanlarına sığmayan bir buyruğuu uygulamayı kabul etmeyen 200 kadar Yunan askeri İzmir Balçova’da 1921 yılının ocak ayında kurşuna dizilerek cezalandırıldı.

    http://www.aydinlikgazete.com/politika/izmirin-isgaline-direnen-yunanli-komunistler-anildi-h60079.html

    Tıpkı onlar gibi, bugün de Yunanistan parlamentosunun aldığı akıl dışı kararı kınayan, kabul etmeyen sayısız Yunan dost var. Her kesimden Yunanlar kendi meclislerinin bu haksız kararına başkaldırırken; TC Büyükelçiliği’nin kendi vatandaşına ve dolayısı ile çıkarlarına sırt çevirmesi tarihe kara harflerle geçecektir.

    Atina’da yaşananlar, Charlie Hebdo saldırısı sonrası sıkça değindiğimiz tutarsızlıklara eklenen güncel bir halka olması bakımından anlamlıdır.

    Çoklu standarda dikkat!

    Ceyhun BALCI, 10.01.2015

  • HEPİMİZ ÇARLİYİZ(?)

    arzu-kok-aydin-olmanin-sorumlulugu

    Paris’te iğrenç ve ürkünç bir saldırının hedefi olan Charlie Hebdo dergisinin yasını paylaşmak için “Hepimiz Çarli” olduk! Olayın dehşeti azaldıkça olanları duygusallıktan uzak bir biçimde irdelemekte yarar var. Çözüme erişmek için Çarli olmak yeterli değil!
    Yanlış algıya yol açma pahasına paylaşmadan geçemeyeceğim bir nokta var. Adına tanışık olsam da Charlie Hebdo’yu boy hedefi yapan çizgilere göz gezdirme fırsatı bulmuş oldum bu vesileyle. Kaba ve kışkırtıcı içeriğiyle gülmece sanatçılarının alışılmış inceliğinden yoksun yapıtlar olduklarını belirtmekte sakınca görmüyorum.
    Musa, İsa ve Muhammed bugünün dünyasında yaşayanların kabaca yarısı için anlam taşıyan kişilikler. Üçü eşdeğer olmakla birlikte fark her üçünün simgesi olduğu inançların geçirdiği (ya da geçiremediği) evrimde gösteriyor kendisini.
    İsa’nın dini yüzyıllar önce evrimini tamamlayıp, yerini ve sınırını bilen bir konuma razı olurken; İslâm dini için böyle bir evrimden söz etmek olanaksız! Bir Hıristiyanın ya da Hıristiyan dininin egemen olduğu coğrafyadaki bir bireyin değer yargıları ile İslâm toplumlarınınkilerin çelişmesinde şaşırtıcı bir durum yok. Charlie Hebdo çizerlerinin bence kaba ve fazlasıyla kışkırtıcı çizimlerinin ardında bu çelişkinin göz ardı ediliyor oluşunun izleri olduğu kesindir.
    Yaklaşık 1.6 milyarlık İslâm dünyasının bugün için ortaçağı aşamamış olduğu bir yalın gerçek. Ama, bu gerçek bir sorunsa eğer Muhammed peygamber bu sorunun nedeni ya da sorumlusu değil. Yaşadığı çağın öncüsü, ilericisi ve hatta devrimcisi olarak nitelenen Muhammed üzerinden İslâm dünyasını eleştirmek hiç de akılcı bir tutum olamaz.
    Kent meydanlarında yakılan engizisyon ateşinde cayır cayır yanarak, kanla, canla bedel ödeyip aydınlığa kavuşan Hıristiyan dünyasının, karşısında evrimini ve aydınlanmasını tamamlamamış bir inançsal ve düşünsel topluluk bulunduğunu göz ardı etmemesi gerekiyor.
    Toplumsal ilişkilerin çağlar öncesini andırdığı, bilim ve sanatın yok hükmünde olduğu bir dünyanın kutsal bildiği değerler konusundaki barbarca tepkilerini bu açıdan da değerlendirmek gerekiyor.
    Keşke sorunları çözmek Muhammed karikatürleri çizmek kolaylığında olsaydı.
    Bir kez daha altını çizerek yinelemekte yarar var! Sorun ne Muhammed’de ne de onun dininde. Kuşku duyulmamalı ki; verimini ve aydınlanmasını tamamlamasaydı Hıristiyanlık da tutuculukta ve baskıcılıkta önde gitmekten geri durmazdı.
    Bu gerçekler göz önüne alındığında bir inancın kutsal görülen simgeleriyle uğraşmak ve onları aşağılama gerecine dönüştürmek amaçsız bir eyleme denk düşmüş oluyor.
    Ne yapmalı?
    Kolayı değil zoru seçmeli insanoğlu!
    Bir şempanze ya da fare ile genetik benzerliğimiz ortaya konmuşken, türdeşler arası farklar arayıp, birilerini üste bir başkalarını alta yerleştirme kötü alışkanlığı bir kenara bırakılmalı!
    Bilimsel buluşları izleyen endüstri devrimi ve bugün erişilmiş olan uzay çağı sürecinde kimi başarılara erkenden ulaşmış toplumların bu asimetrik durumu kalıcılaştırmaya giriştiğini insanlığımızdan utanarak izliyoruz.
    Kabaca, ezen-ezilen ya da emperyalist-antiemperyalist çelişkisi olarak niteleyebileceğimiz bu duruma seyirci olmanın ya da ilgisiz kalmanın aydın sorumluluğuyla bağdaşmadığı gerçeğinin altını çizmek durumundayız.
    Vatan topraklarının çiğnenmesine ya da sahip oldukları varsıllıkların başkalarınca yağmalanmasına kayıtsız kalan başta İslâm dünyası olmak üzere az gelişmiş ülkelerin durumu üzücü manzaralar olarak tarihteki yerlerini koruyorlar. Bu trajediyi yaşayanların bu gibi sorunları dert etmeyip kutsallarına ilişkin duyarlılıkları da ironik bir başka durumdur.
    Gelişmişlerin açısından bakacak olursak, bunca çelişki ve rahatsız edici durum ortaya çıkmışken; batılı aydının konuya nedensellik penceresinden bakmaksızın, simgeler üzerinden taşlamaya girişmesinde bir gariplik yok mudur?
    Son çeyrek yüzyılda kendisini gösteren, üretimi unutup vahşi finans kapitalizmiyle palazlanan batıyı bu açıdan mercek altına almakta yarar var. Yeryüzünde her geçen gün bozulan gelir dağılımı gelişmişlerin yağmadan aldığı payı katlarken yitirenler dibe doğru yolculuğunu sürdürmektedir. Bu durumun yaşamdaki karşılığı gelişmiş batıda her şeyin farkında olan ama görmezden, duymazdan ve söz konusu etmezden gelen devşirilmiş aydın tipinin ortaya çıkmasıdır.
    Batı açısından kazançlı olan bu durumun sürmesi talan ettiği coğrafyalarda karanlığın ve geri kalmışlığın olduğu gibi korunmasıyla olasıdır. Bu nedenle de gelişmiş batılı kendisine yaraşır bulduğu hiçbir değeri kendisi dışındakilere yakıştırmamaktadır. Çok iyi bilmektedir ki; karanlıkta kalmış toplumlar aydınlandığında; emperyalizm Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Suudi Arabistan’da ya da Afrika’nın gün yüzü görmemiş köşelerinde istediği gibi at oynatamayacaktır. Başkalarının vatanlarını çiğnemenin, varsıllıklarını yağmalamanın olmazsa olmaz koşulu o coğrafyalarda geri kalmışlığın sürmesidir.
    Bu varlık ve gönenç akışı karşılığında devşirilmek ve haksızlıkları görmezden gelmek insana yakışmayan bir tutumdur!
    Düşünce ve ifade özgürlüğü de hiç kuşkusuz inançların kutsalları kadar önemli ve değerli. Ancak, özgürlük davranışının onu benimseyenlere sorumluluk yüklediği de bir o kadar gerçek.
    Özgürlüğün suya sabuna dokunmaksızın, nedenselliği göz ardı ederek simgeler üzerinden kullanımının Charlie Hebdo ve benzerlerinin düştüğü temel açmaz olduğunu da görmek gerekiyor.
    Özgürlük algısının çatışmaya yol açmaması önünde sonunda eşdeğerlik gerektiriyor. Başka deyişle, bir batılının özgürlük algısının ortaçağı yaşayan bir başkası tarafından paylaşılması ya da hoş görülmesi olanaksızdır. Bu bağlamda, yazarıyla, çizeriyle ve her kesimden batılı aydının önce aynaya bakmaya ve onunla yetinmeyip kendisini yönetenlere söyleyecek sözü olduğunu anlaması gerektiğini düşünüyorum.
    Hem de ivedilikle!
    Bu yapılmadığında ne zaman, nerede ve hangi masumları hedef alacağını bilemediğimiz bir sonraki vahşette de benzer çığlıkları atarız!
    Sonuca ve çözüme erişemeden…
    Ceyhun BALCI,
    Charlie Hebdo vahşetiyle ilgili dış basından karikatür seçkisi :
    http://edition.cnn.com/2015/01/08/europe/charlie-hebdo-cartoons/index.html
    Dış basından iki yazı :
    http://www.informationclearinghouse.info/article40651.htm
    http://www.counterpunch.org/2015/01/07/what-to-say-when-you-have-nothing-to-say/

    From Syria to Paris

  • BAHREYN’DEN PARİS’E

    charlie_main

    Fransa’daki dehşet verici Charlie Hebdo saldırısı geçmişe yolculuk yapmamı zorunlu kıldı. Çok değil birkaç yıl önceydi. Arap Baharı’nın yaldızlı günlerinde ardışık olarak başkaldırı haberleri düşmekteydi kamuoyunun gündemine.
    Tunus, Libya, Mısır derken pek az kimse işin Suriye’de haydutluğa varabileceğini öngörmüştü. Bu gelişmelere özenen Bahreynliler de ülkelerine bahar getirmeye kalkışmasınlar mı? Tam da o anda Arap Baharı’nın ne olduğu (ya da ne olmadığı) ortaya çıkmıştı. Ama, başka pek çok yalın gerçek gibi bu da güme gitmişti.
    Sakız adasından daha küçük yüzölçümüne sahip, milyonu aşkın nüfuslu bu körfez ada ülkesinde Şiiler ayaklanmıştı! Komşu Vahhabi Suudi Arabistan askerleri tez elden Bahreyn’e ulaşmış ve münafık başkaldırıyı anında ezmişti. Bunların duyulmuş olduğunu bile sanmıyorum. Her yerde demokrasi çığlıkları atılırken bu küçük ada ülkesindeki insanlara demokrasi çok görülmüştü.
    Demokrasi havarisi batıdan ne bir ses, ne de bir nefes işitilmişti!
    Bunun nedeni bugün daha iyi anlaşılabiliyor.
    Bir süredir petrol fiyatları diplerde gezer oldu. Başta körfez ülkeleri olmak üzere batı kulu petrol krallıkları sayesinde.
    Tunus’ta, Mısır’da durumu izleyen, Libya’da Kaddafi’yi hızla düşüren batılı hiç gerek yokken Suriye’de Esad’ı hedef almakta sakınca görmemişti.
    Sovyetler’in Afganistan serüveninden kalma bir alışkanlıktan bir türlü vazgeçilmemişti. Yeşil Kuşak! İslâm yeşili, doların yeşilinin sadık bekçisine dönüştürülmüştü o yıllardan başlayarak.
    Ahh bir de hizadan çıkmasalardı!
    Afganistan’da Taliban, dünyanın pek çok yerinde El Kaide epeyce baş ağrıtsa da; yeşil terör, yeşil dolar ile avronun baş fedaisi olmayı sürdürdü. Közdeki kestaneleri almada maşa rolü verilen yeşil terör son olarak IŞİD adıyla Suriye ve Irak’ta biraz can sıksa da batılının orta doğuda dinsel motifli terör örgütlerini taşeron olarak kullanma alışkanlığı değişmedi.
    Rastlantıya bakın!
    Paris’teki Charlie Hebro baskınıyla eş zamanlı olarak Yemen’de 40 kişi katledildi! Duyan oldu mu? Elbette hayır!
    Dünden bu yana Paris saldırısı üzerine yer gök inletiliyor.
    Paris’in, Fransa’nın, Charlie Hebdo’nun başı sağolsun!
    Acıları acımızdır.
    Hepimiz Charlie Hebdo’yuz!
    Ama, aynaya bakma zamanı gelmedi mi diye de sormak zorundayız ektiğini biçen dostlarımıza!
    Paris’te eli kalem tutmaktan başka hüneri olmayanlara silah doğrultup kurşun yağdıranlara ise değil yan bakmak bir çift soru bile soramıyoruz.
    Bilinen nedenlerle…
    Ceyhun BALCI

  • PARİS’TE SİLAH SESLERİ

    03f2ab0

    Yer : Paris
    Tarih : 07.01.2014
    Yerde yatan bir yaralı! Saldırgan o denli yoğunlaşmış ki yok etmeye bu yaralının kafasına sıkıp işini bitirmeyi göz ardı etmiyor. İnsanlığın belleğine kazınacak bu kareyi hiç bir güç, hiç bir etki silemeyecektir. Amaç da bu olduğuna saldırganlar fazlasıyla başarılı olmuştur.
    Kör kurşunların hedefi bu kez Paris’teki bir gülmece dergisi oldu! Ürkü verici ve onaylanması olanaksız bu eylemin acıtıcı yanı da budur. Kaleme karşı silah! Okumayı, yazmayı, çizmeyi, kısacası düşünmeyi aklının ucundan geçirmeyenlere yakışan bir manzara!
    Bu olayda güvenlik güçlerinin yanı sıra eli kalem tutanların hedeflenmesi üzüntüyü katlayan bir etken.
    Ama, olaya bir başka açıdan bakmak da kaçınılmaz!
    Paris ve terör denilince aklıma hemen ASALA geldi. Uzunca süre dünyanın dört bir yanında üstelik her biri uygarlığın beşiği sayılacak kentlerde ASALA denen kana doymaz terör örgütü elçilik sürücüsünden, din görevlisine, büyükelçi eşinden konsolosuna ve hatta büyükelçisine varıncaya dek onlar Türk’ü yaşamdan kopartmıştı. Orly’de katliama girişip de baltayı taşa vuruncaya kadar bu vahşet eller, kollar bağlı şekilde izlenmişti! Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyen uygar batı namlular kendisine yönelince biletini kesebilmişti terörün!
    Paris’te yaşanan ve suçsuz insanların canını alan terörün hiç kuşkusuz kutsal gerekçeleri var! Kutsal kişiliklerin karikatürize edilmesi ve bu yolla kutsala el uzatılması kimileri için fazlasıyla haklı gerekçe olmaya yetebilmiştir. Fransız gülmece dergisi Charlie Hebro bu nedenle hedef alındı. Kutsalıma dokundun ölmelisin diyenlerin vatanları çiğnenirken, her türlü varlıkları talan edilirken suskun kalmaları, uysalca davranmaları da ilginç bir durum olarak not edilmeli!
    Bu dehşet verici görünümün oluşmasında tek sorumlu tetikleri çekenler değil elbette! Bu tetiklerin çekilmesinde sorumluluğu olan başkalarına da dokundurmak kaçınılmaz!
    Basın Paris’teki olaya “Fransa’nın 11 Eylül’ü” nitelemesini uygun görmüş.
    Biraz geriye gidip gerçek 11 Eylül’e ve sonrasına bakalım!
    Amerika’da ikiz kuleleri yerle bir eden olaydan sonra insanlık aynaya bakmak yerine ortaçağa dönmeyi yeğlemişti. Afganistan’la başlayan ,işgaller, Irak, Libya ve son olarak Suriye ile sürdü.
    Komşu Irak’ta milyonu aşkın insanın canını almak terör değil miydi?
    Yine komşu Suriye’de Esad’ı devirmek uğruna yığınla haydudu ortalığa salmak terör değilse neydi?
    Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana Tunceli’de feodal artığı Seyit Rıza’yı, gerici Şeyh Sait’i, Koçgirileri desteklemek terörün ağababası sayılmaz mıydı?
    Aradaki fark şuydu! Batılı terörü başkalarını yola getirmek için kullanma hakkı bulurken kendinde, terör ve dehşet kendi topraklarına geldiğinde tepki gösterir olmuştu. Bu bağlamda, batılının kendi yaşadığı yerleri uygarlaştırdığını görmedik mi hep? Kendisinden uzak oldukça, kendisine silah doğrultmadıkça terörü besleyip, büyüttüğünü nasıl unutabiliriz?
    Yayılmacı emellere hizmet ettiği sürece terörden yakınmacı olmayan batılının ikiz kuleleri yıkılınca terörün farkına varması, Londra’nın, Paris’in, Madrid’in göbeğini kana bulayan terörü yaşayınca dehşete düşmesi içtenlikli bir tepki midir?
    Bu olumsuzluktan bir olumluluk çıkmasını bekleyip, hiç olmazsa bu kez artık uygar dünyanın teröre destek vermekten vazgeçmesini umalım mı?
    Yoksa, alışmış kudurmuştan beterdir ya da huylu huyundan vazgeçmez diyen atalarımızı bir kez daha mı analım? Bu gerekçeyle batı kaynaklı şiddetin bir kez daha hız ve haklılık kazanması ne yazık ki olasılık dışı gibi görünmüyor!

  • TÜRK TELEKOM’A DERS!

    Yılın ilk günlerinde yaz aylarındaki Türk Telekom deneyimimle ilgili yazmak istiyorum. Umarım bu deneyim paylaşımı haksızlığa uğrayanları haklarını aramaya özendirir. Tüketici haklarında sağlanan ilerlemelere karşın Türkiye mal ve hizmet satıcılarının cenneti olmayı sürdürmektedir. Etik ve ahlâksal aşınmalar toplumsal boyutlu sorunumuz olmuşken tersini düşünmek neredeyse olanaksız.
    Yaz aylarında kullanmak üzere 3 ay süreli sınırsız kotalı internet erişimi satın almıştım Türk Telekom’dan. Türk Telekom’u bir kez daha seçmek benim hatamdı. Çünkü, bir önceki yıl satın almış olduğum sınırsız kotalı üç aylık internet hizmeti her nedense gündüzleri var, geceleri yoktu. Olasılıkla Çeşme’deki altyapı yetersizliğiydi buna neden. Daha fazla kazanç daha az yatırım ilkesi gereğince yatırımı gereksiz bulan Türk Telekom vardı karşımızda. (Birkaç yıllık cirosu karşılığında özelleştirilen-daha doğrusu altın tepsi içinde sunulan-Türk Telekom böylece daha iyi hizmet verecek diyenlerin kulağını çınlatmadan geçmeyelim)
    Bu yıl da değişen bir şey yoktu. İnternet erişimi bir var bir yoktu. Telekom’u aramalarımız sonuçsuz kalmaktaydı. Hizmet veremiyorsanız ürünü geri alın yollu önerimiz her nasılsa karşılık buldu ve kabul edildi. Ardından, Bornova Telekom müdürlüğüne uğrayarak hizmet iadesini gerçekleştirdik.
    Tam da içimiz rahatlamışken, yaklaşık 15 gün sonra hiçbir şey olmamış gibi kullanmadığımız hizmete ilişkin faturayı posta kutumuzda bulduk. 241 (iki yüz kırk bir) TL karşılığında hizmet verilmemiş olsa da istenmekteydi tarafımızdan.
    Durumu ne telefonla ne de yüz yüze görüşmelerde Türk Telekom yetkililerine anlatamadık. Para ödenecek deyip başka bir şey söylemiyorlardı.
    Son görüşmemde, Bornova Telekom’daki bir yeni yetmenin “bu fatura ödenecek, hukuk yoluyla sonuca erişmeniz olanaksız” diyerek efelenmesi aklımı başıma getirdi.
    Bir bakıma onur mücadelesi vermek gerekecekti.
    Çeşme Kaymakamlığı Tüketici Hakları Kurulu’na yazılan anlaşılır bir dilekçe ilk adım oldu. Sonrasında yaptığımız tek şey ara sıra arayıp sonucu sormak oldu.
    Geçtiğimiz günlerde yazılı bildirimle başvurumuzun haklı bulunduğu ve Türk Telekom’un ayıplı-eksikli hizmetin bedelini geri ödemesi gereğine karar verildiği tarafımıza bildirildi.
    Birkaç gün sonra da Telekom’dan arayan nazik bir görevli durumu anlatarak paranın aktarılabileceği hesap numarasını istedi. Para hesabımıza geçip de durum kesinleşince bu satırların yazılması gerekir diye düşündüm.
    Türkiye’de hâlâ hak aranabiliyor oluşu olumlu bir durum!
    Bunun için biraz çaba ve sorunu anlaşılabilir şekilde yazıya dökmek en azından bu örnekte yeterli olabildi.
    Kör kuruşun peşine düşülmeli! Parasal değerinden çok haksız kazancın önüne geçilmesi amacıyla…
    Ceyhun BALCI