• YÜCE DİVAN
    Yıllar önce Mustafa Balbay’ın “Devlet ve İslam” kitabından öğrenmiştim Türkiye’deki islâmcı oluşumların çeşitliliğini. O zamana dek her nedense tekil bir güç olarak görünmüştü gözüme bu oluşumlar. Haksız da sayılmazdım. Düşünsel, inançsal ve tecimsel farklarını çok da öne çıkartmadan sıkılı bir yumruk gibi duruşları farklılıkları alalamaktaydı.
    Bakanları aklayan komisyon kararından sonra aklıma bir kez daha düşmüş oldu bu yalın gerçek. Çıkar ortaklığı ve hedef birlikteliği oldukça bu sıkılı yumruğu açmak çok da olanaklı değil.
    Cemaat-AKP çatışmasını ise farklı bir yere koymak gerekiyor. Orada iktidar çatışması tetiklemiştir geriye dönüşü olmayan ayrılığı. Söz konusu iktidar olunca değil cemaate, babasının oğluna bile acımaz güç sahibi!
    Türkiye, demokrasi kılıflı bir kurguyla tuzağa düşürüldü. Demokrasiyle karanlığa, faşizme ve baskıya gitmek olanaklıyken; bu bataktan demokrasiyle kurtulmak olanaksızlaşabiliyor. Türkiye tam da bunu yaşamıştır.
    Güç sahipleri arasındaki çelişme ve çatlakları hevesle izleyenleri; yetinmeyip bu durumdan medet umanları gördükçe acı acı gülümser oldum.
    Dinciye göz kırpalım! Bölücüye mavi boncuk dağıtalım! Ya da başkaca cin fikirli yöntemler bulup oyları toplayalım! Sonra da bu karanlıktan kurtulalım! Biraz safça ve epeyce de ahmakça yaklaşımlar olarak görünüyor gözüme tüm bunlar!
    Biri birlerine düşsünler de, biz aradan sıyrılıp paçayı kurtaralım anlayışı, olsa olsa Nasreddin Hoca’nın çalılara takılan koyun yünlerini eğirip kazanç sağlaması kadar gerçekçi beklentilerdir.
    Edilgen tutumu bir yana bırakıp etkinleşmek, tepişmeden çıkacak çözüme tutsak olmaktan kurtulup bir halk hareketini kurgulayacak çıkış yolları aramak gerekiyor.
    Hiç kuşkusuz bu görev siyasete düşüyor!
    Ama, o siyasetin ana gövdesi önümüzdeki seçimde iktidar olmayı ummuyor! Çünkü, böyle bir hedefi yok!
    Büyük fırsat Gezi sürecinde kaçırıldı. O harekete sahip çıkılıp, bir halk hareketinin önüne düşmek varken kuyrukçusu bile olunamadı!
    Bu nedenledir ki; yüce divan oylamaları ya da cemaatle çatışmadan bir iktidar değişikliği bekleyemiyorum.
    Bu gibi çelişmelerin bir iktidar değişimine yol açması gerçek anlamda mucizeye eşdeğer bir gelişme olacaktır.
    Komisyondaki yüce divan oylamasının sonucuna şaşıranlara şaşırdım!
    Ceyhun BALCI, 06.01.2015

  • pekünlü-komitesi1

    RENNAN PEKÜNLÜ KOMİTESİ KURULUŞ TOPLANTISI
    Pekünlü Komitesi kuruluş toplantısı 27 Aralık 2014 Cumartesi günü Saat: 10.00’da İzmir Barosu’nda 30 temsilcinin katılımıyla yapıldı.
    Gündem:
    1-Açılış
    2- Komite Yürütme Kurulunun oluşturulması ve Komite Sözcüsünün seçimi
    3- Gerekli görülen alanlarda (hukuk, tanıtım, görsel ve yazılı basınla ilişkiler, bilim ve aydınlanma etkinlikleri ve benzeri) işbölümü yapılıp görev birimlerinin oluşturulması
    4- 14:00 Basın toplantısı
    5- Komiteyi temsilen bir kurulun Prof. Dr. Rennan Pekünlü’yü ziyareti (Hafta sonu ziyaretin mümkün olamayacağına karar verildiğinden bu madde gerçekleştirilemedi).
    AÇILIŞ
    Toplantı Meltem Ayvalı’nın toplantının hazırlıkları konusunda yaptığı kısa açıklama ile başladı. Toplantıyı yönetmek üzere Murat Fatih Ülkü, Kürşat Yıldız ve Zeynel Tunca’ya görev verildi.
    KOMİTE YÜRÜTME KURULUNUN OLUŞTURULMASI VE KOMİTE SÖZCÜSÜNÜN SEÇİMİ
    İkinci gündem maddesi çerçevesinde yapılan tartışmalar sonucu komite yürütme kurulu oluşturulmuştur. Komitenin İzmir, Ankara ve İstanbul ayakları planlanmıştır. Yürütme kurulu aşağıdaki isimlerden oluşmaktadır:
    -İzmir Barosu, Av. İrfan Koçana (Dönem Sözcüsü)
    -Türkiye Gençlik Birliği İzmir İl Başkanı Meltem Ayvalı (Komite Sekreteri)
    -Av. Murat Fatih Ülkü, Prof.Rennan Pekünlü’nün avukatı
    -Ege Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği Başkanı Can Ceylan
    -Cumhuriyet Kadınları Derneği İzmir Şube Başkanı Zuhal Of
    -Cumhuriyet İçin Güçbirliği Dönem Sözcüsü Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci
    -İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mete Güzelant
    -Atatürkçü Düşünce Derneği, İzmir’den sabit bir temsilci belirleyecek
    -Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, İzmir’den sabit bir temsilci belirleyecek
    – TÜMÖD Genel Sekreteri Suay Karaman
    -TÜMÖD İstanbul Şube Başkanı Kürşat YıIdız
    -Aydınlık Gazetesi Editörü Füsun İkikardeş
    -Bilim ve Ütopya Kooperatifi Başkanı Prof.Dr. Semih Koray
    -Ege Üni. Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynel Tunca
    Yürütme Kuruluna dahil etmek üzere Yargıçlar Sendikası Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu ile görüşülmesi kararlaştırıldı.
    ÇALIŞMA PLANI VE GÖREV BİRİMLERİNİN OLUŞTURULMASI
    Önümüzdeki süreçte komitemizin yapacağı işlerle ilgili aşağıdaki öneriler tartışılmıştır.
    – Komite’nin özellikle kurumsal temsiliyet bakımından genişletilmesi için çaba gösterilmesi,
    – Pekünlü Davası hakkında kamuoyunu aydınlatmak amacıyla sürekli toplantılar yapılması
    – Bir broşür hazırlanması
    -Yargılama sürecinde hukuk dışı etkileri olanlar hakkında suç duyurusunda bulunulması,
    – Rennan Pekünlü ile dayanışma amacıyla kart ve mektuplar gönderilmesi,

    – Bir web sitesi, blog, sosyal medya hesapları oluşturularak yaygın bilgilendirme yapılması,

    – Rennan Pekünlü’nün çevirisini yaptığı kitaplarla ilgili bir imza günü düzenlenmesi,

    – Köşe yazarlarının konuyu gündeme almaları için çalışma yapılması,

    – İmza kampanyasının yaygınlaştırılması,

    – İzmir’de imza kampanyasının da gerçekleştirildiği masa çalışmaları yapılması,

    -Uluslararası Bilim Kuruluşları ve dergilere konu hakkında bilgi verilmesi

    5 Şubat’ta İzmir Adliyesi’ndeyiz: Prof. Rennan Pekünlü’ye aynı konuyla ilgili açılmış davalardan ikincisinin duruşması 5 Şubat 2014 tarihinde Bayraklı Adliyesi’nde görülecektir. Komite olarak tüm gücümüzle orada olacağız. Hukukçulardan, öğretim üyelerinden, demokratik kitle örgütlerinden, İzmir’den ve tüm Türkiye’den geniş bir katılım olması için çağrı yapacağız.

    İZMİR TABİP ODASI
    İZMİR BAROSU
    CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ VE ŞUBELERİ
    ÇAĞDAŞ YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ İZMİR ŞUBESİ
    GENEL SAĞLIK-İŞ GENEL MERKEZİ VE İZMİR ŞUBESİ
    EGE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ
    TÜRKİYE GENÇLİK BİRLİĞİ
    MÜZİK EĞİTİMCİLERİ DERNEĞİ
    TOBAV
    ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ GENEL MERKEZİ VE İZMİR ŞUBESİ
    VARDİYA BİZDE PLATFORMU
    ÇAĞDAŞ ECZACILAR DERNEĞİ
    İZMİR EMEKLİ SUBAY EŞLERİ DERNEĞİ
    ULUSAL UYANIŞ PLATFORMU
    TALAT PAŞA KOMİTESİ İZMİR
    HACI BEKTAŞ EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİ
    TÜRK KADINLAR BİRLİĞİ KARŞIYAKA ŞUBESİ
    ENGELSİZ SANAT DERNEĞİ
    GÜNDOĞDU HALK KONSEYİ
    BÜRO-İŞ İZMİR ŞUBESİ
    TÜM ÖĞRETİM ELEMANLARI DERNEĞİ
    BİLİM VE ÜTOPYA KOOPERATİFİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ TİRE ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ KARŞIYAKA ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ KONAK ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BAYRAKLI ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BUCA ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ÖZDERE ŞUBESİ
    ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ BEŞİKTAŞ ŞUBESİ
    TESUD KONAK ŞUBESİ
    YENİ KUŞAK KÖY ENSTİTÜLERİ DERNEĞİ GENEL MERKEZİ VE İZMİR ŞUBESİ
    İZMİR 68LİLER PLATFORMU
    DENİZLİ BAROSU
    EĞİTİM-İŞ İSTANBUL 1 NOLU ŞUBE
    EĞİTİM-İŞ İSTANBUL 4 NOLU ŞUBE
    İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ
    BİRGÜL AYMAN GÜLER CHP İZMİR MİLLETVEKİLİ
    MUSA ÇAM CHP İZMİR MİLLETVEKİLİ
    HÜSEYİN TUGAY ŞEN İŞÇİ PARTİSİ İZMİR İL BAŞKANI
    MURAT FATİH ÜLKÜ AVUKAT
    PROF.DR. LEVENT KIRILMAZ EGE ÜNİ. ECZACILIK FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. CAFER İBANOĞLU EGE ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. MUSTAFA ERGÜN DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. HAYRETTİN ÖKÇESİZ AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    DR. MEHMET ALTINOK TIP KURUMU BAŞKANI
    DR.CUMHUR ERTEKİN BİLİMLER AKADEMİSİ ONURSAL ÜYESİ
    PROF.DR. ÇAĞATAY KESKİNOK ODTÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ALİ DEMİRSOY HACETTEPE ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. PINAR ERARSLAN İSTANBUL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.TÜLAY ÖZÜERMAN DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ESİN ERGİN İSTANBUL ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRT. ÜYESİ
    PROF.DR. FERHAN SAĞIN EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.DİLEK GÖZÜTOK ANKARA ÜNİ. EĞİTİM FAK. ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR.LALE GÜRMAN MARMARA ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. TÜRKAN SÜREN EGE ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. HAMİT SERDAR ÇÖTERT EGE ÜNİ. DİŞ HEKİMLİĞİ FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. COŞKUN ÖZDEMİR TÜRKİYE KAS HASTALIKLARI DERNEĞİ BAŞKANI
    PROF.DR.CAN AYDAY ANADOLU ÜNİVERSİTESİ UYDU VE UZAY BİLİMLERİ ENS.ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR.YAMAN ÖRS ANKARA ÜNİ. TIP FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    YARD.DOÇ.DR.ÇAĞRI SAĞLAM BİLKENT ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    DR.AHMET CAN BİLGİN DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. EYÜP SELAHATTİN KARAKAŞ ERCİYES ÜNİ. ORTOPEDİ VE TRAVMATOLOJİBÖLÜMÜ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.GÜREL NİŞLİ EGE ÜNİVERSİTESİ FEN FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. CENGİZ ÇAKIR EGE ÜNİ. ZİRAAT FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.FATMA TUNA İNCESULU EGE ÜNİ. EDEBİYAT FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.METE SEZGİN DOKUZ EYLÜL ÜNİ. GÜZEL SANATLAR FAK. EMEKLİ ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. MURAT ARGON EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. MUZAFFER HİÇYILMAZ EKONOMİ ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    MÜBERRA BAŞAR EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.DR. MÜNEVVER AKTAŞ DOKUZ EYLÜL ÜNİ. HUKUK FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ÖZDEMİR NUTKU DOKUZ EYLÜL ÜNİ. GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. RAMAZAN İNCİ EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    YARD.DOÇ.DR. SERAP AKFIRAT DEÜ FEN EDEBİYAT FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.MUALLA ULUSAVAŞ DOKUZ EYLÜL ÜNİ. EĞİTİM FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. RUHİ ÖZYÜREK EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. NAFİZ DELEN EGE ÜNİ. ZİRAAT FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. İLÇİN ASLANBOĞA EGE ÜNİ. ZİRAAT FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.ACAR SAVACI İYTE MÜHENDİSLİK FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.GÜLÜMSER KUBİLAY HACETTEPE ÜNİ.HEMŞİRELİK FAK. ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. LEYLA DİNÇ HACETTEPE ÜNİ. HEMŞİRELİK FAK. ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. AYŞE KARS HACETTEPE ÜNİ. MEDİKAL ONKOLOJİ
    PROF.DR. ALEV TÜRKER HACETTEPE ÜNİ. MEDİKAL ONKOLOJİ
    DR.GÜL YALÇIN HACETTEPE ÜNİ. NÖROLOJİK BİLİMLER VE PSİKİYATRİ ENS.
    PROF.DR.ZAFER KARS
    PROF.DR. EMRE KUMRAL EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    AYHAN NUHOĞLU EGE ÜNİ.İNŞAAT MÜH ÖĞRETİM ÜYESİ
    CANSU ÖZYAMAN EGE ÜNİ. İNŞAAT MÜH. ARAŞTIRMA GÖREVLİSİ
    YEŞİM ELMACI EGE ÜNİ. GIDA MÜH. ÖĞRETİM ÜYESİ
    ECE NÜKET ONDOĞAN EGE ÜNİ. MYO ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.BENGİ ARISOY EGE ÜNİ. İNŞAAT MÜH. ÖĞRETİM ÜYESİ
    MUSTAFA BERKANT SELEK EGE ÜNİ. MYO ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.ZEYNEL TUNCA EGE ÜNİ. ASTRONOMİ FAK. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ÇİĞDEM BİRCAN DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ÖZLEM EL DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. BURAK SADE DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. HÜSEYİN GAZANFER AKSAKOĞLU DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.DR. İLKAY AKSU DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.DR. GÜVEN ERBİL DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ. DR. TUNCAY KÜME DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. BEKİR ERGÜR DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. BANU ONVURAL DOKUZ EYLÜL ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    SEDEF MENKÜ DOKUZ EYLÜL ÜNİ. EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. MEHMET ALİ KAYA EGE ÜNİ. EDEBİYAT FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. MUSTAFA AYTAÇ ULUDAĞ ÜNİ. İİBF EKONOMETRİ ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. TAHİR BAŞTAYMAZ ULUDAĞ ÜNİ. İİBF ÇALIŞMA EKONOMİSİ ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. MELEK DİKER YÜCEL ODTÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.TOLGA YARMAN OKAN ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.KAYHAN KANTARLI EGE ÜNİVERSİTESİ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    KÜRŞAT YILDIZ TÜMÖD İSTANBUL ŞUBE BAŞKANI
    PROF.DR. ALİ GÖKMEN ODTÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.DR. HAKAN AKAT EGE ÜNİ. KİMYA BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. FÜSUN UÇAR EGE ÜNİ. BİYOLOJİ BÖLÜMÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    ARAŞ.GÖR. EMİR HALİKİ EGE ÜNİ. FİZİK BÖLÜMÜ
    PROF.DR. YASEMİN KABASAKAL EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    YRD.DOÇ.DR. TÜRKAN BAŞYİĞİT DEÜ ATATÜRK İLKE VE İNKILAPLARI ENSTİTÜSÜ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. SAİT EĞRİLMEZ EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ESER SÖZMEN EGE ÜNİ TIP.FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. EMİN TAŞKIRAN EGE ÜNİ.TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ÇETİN İŞLEĞEN EGE ÜNİ.TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ENGİN BERBER EGE ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    BERRİN YENİGÜN EGE ÜNİ. FEN FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    YARD.DOÇ.DR.OSMAN FERDA BAYTEKİN EGE ÜNİ. EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. RAGIP ÖZYÜREK EGE ÜNİ. EĞİTİM FAKÜLTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
    YARD.DOÇ.DR.GAYE GÜNGÖR GEDİZ ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. ALP ERGÖR DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.CAN SEVİNÇ DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.SEDEF GİDENER DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.TANER ÇAMSARI DOKUZ EYLÜL ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR.SERPİL HAZAR EGE ÜNİ. DİŞ HEKİMLİĞİ FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    HARUN VEYSEL EGE ÜNİ. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. GÖNÜL PEKER EGE ÜNİ. TIP FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    DOÇ.DR. HÜSEYİN YILDIRAN EGE ÜNİ. FEN FAK. ÖĞRETİM ÜYESİ
    PROF.DR. SÜLEYMAN ÇELİK GATA VE 19 MAYIS ÜNİ. EMEKLİ ÖĞR.ÜYESİ
    PROF.DR. NECLA ARAT KADIN ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ BAŞKANI
    ÇAĞRI MERT BAKIRCI Texas Tech Üniversitesi Doktora Öğrencisi
    CEYHUN BALCI DOKTOR
    MÜGE BİLGİN DOKTOR
    OZAN OZKUT DOKTOR
    NACİ BEŞTEPE AYDINLIK GAZETESİ YAZARI
    FÜSUN İKİKARDEŞ AYDINLIK GAZETESİ EDİTÖRÜ
    TUNCA ARSLAN AYDINLIK GAZETESİ YAZARI
    MUSTAFA MUTLU AYDINLIK GAZETESİ YAZARI
    ŞAHİN MENGÜ AYDINLIK GAZETESİ YAZARI
    MİNE KIRIKKANAT CUMHURİYET GAZETESİ KÖŞE YAZARI
    MECİT ÜNAL YAZAR
    HİDAYET KARAKUŞ YAZAR
    ERENDİZ ATASÜ YAZAR
    ATAOL BEHRAMOĞLU ŞAİR
    TİMUR SELÇUK SANATÇI
    UTKU ERİŞİK TİYATRO SANATÇISI
    İSMET ARSLAN YAYINCI BERFİN BAHAR DERGİSİ YAYIN YÖNETMENİ
    BARIŞ TINAY
    CUMHUR UTKU
    HALDUN SOYGUR
    MEHMET GÖKTAN
    MUTLUHAN İZMİR
    IŞIK YENERSU
    SIDIKA ÖZDİL GARDNER
    GÜVEN KAYA
    CEZMİ DOĞANER AVRUPA SOSYAL DEMOKRAT EYLEM PLATFORMU BAŞKANI
    NACİ KAPTAN
    TAMER OLGUN

    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/pekunlu-icin-birlestiler-h45048.html
    http://www.haberler.com/izmir-de-pekunlu-komitesi-kuruldu-6813090-haberi/
    http://www.haberler.com/prof-dr-rennan-pekunlu-icin-komite-kuruldu-6812353-haberi/
    http://www.haber7.com/guncel/haber/1258303-izmirde-pekunlu-komitesi-kuruldu
    http://www.gercekgundem.com/guncel/93617/pekunlu-icin-komite-kuruldu
    http://www.radikal.com.tr/izmir_haber/izmirde_pekunlu_komitesi_kuruldu-1260398
    http://www.haberekspres.com.tr/izmir/pekunlu-icin-komite-kuruldu-h71888.html
    http://www.egedebugun-gazetesi.com/haber/prof-dr-rennan-pekunlu-icin-komite-kuruldu-4528.html
    http://gazetedokuzeylul.com/?p=2080
    http://www.egeninsesi.com/178659-prof_dr_rennan_pekunlu_icin_komite_kuruldu
    http://sonkalemedya.net/haber/perkunlu-komitesi-kuruldu

  • Solculuk mu Millicilik mi?

    Ocak, 2015

    Ceyhun Balcı

    Yeni yıla eski ama önemli bir konuyla girelim. Ters yüz olmuş dünyada kavramlarında içinin boşaltıldığı bir çağda yaşıyoruz. Böylelikle toplumlar kutsal kavramlar aracılığıyla kolaylıkla güdülenebilmiş oldu.

    Siyasetin geleneksel ikonları bu amaç için biçilmiş kaftandı. Ne yazıktır ki; sorgulayıp sakınanlar olduğu gibi alışkanlıkların ve ezberlerin etkisiyle kavalcının peşine takılanlar hiç eksik olmadı. Böylelikle oluşturulan yanılsama ortamında algılar kolaylıkla yönetilebildi, başkaldırması gerekenler denetim altına alınabildi.

    Anlatım kolaylığı bakımından bir örnek verelim!

    Manuel Walls! Fransa Başbakanı. Valls sosyalist partili. Bir önceki hükümette içişleri bakanıydı. Bu görevi sırasında ağzından çıkan Çingenelere ilişkin sözler unutulacak gibi değildi. “Sosyalist” Valls Çingeneler dışarı diyebilecek kadar açık sözlü bir sosyalist olarak tanınmıştı. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/09/130925_fransa_roman

    Solculuk ölçüyse alın size solcu!

    İngiltere’nin önceki Başbakanı Tony Blair de bir solcuydu kartvizitine bakacak olursanız! İngiliz İşçi Partisi’nin anlı şanlı önderiydi. Diğer yandan, kanlı Irak işgalinin iki numaralı oyuncusuydu.

    Böyle bir durumda solculuğunu önceleyip, “o kadar kusur kadı kızında da olur” deyip işgalciliğini es mi geçelim! Yoksa, sorgulayalım mı?

    Epeyce kafamız karıştı değil mi?

    Bu kafa karışıklığına son vermek kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin en bunalımlı döneminden geçerken iyi niyetli pek çok kişi ve kurumun bu kafa karışıklığı cenderesinde olduğunu saptayalım.

    Sözü uzatmadan bir saptama daha yapalım!

    Solcu sıfatının yeterince ayırt edici olmadığından hareketle onun önüne ya da arkasına bir sıfat daha eklenmesi gereğini göz ardı etmeyelim.

    Bu durumda Tony Blair’e “işgalci solcu”, Manuel Valls’e de “ayrımcı solcu” sıfatları pek yaraşacaktır. Böyle bir durumda solcu sıfatları Blair ya da Valls’i eleştiriden bağışık tutabilir mi?

    Bir örnek daha vererek derdimi daha iyi anlatabileceğimi düşünüyorum.

    Türkiye bir halı olsun! Üzerindekiler de millet. Birilerinin milletin üzerinde durduğu halıyı altından çekmeye çabalamakta olduğunu tartışmaya bile gerek olmadığı son derece açıktır. Böyle bir durumda halının üstündekileri sağcı, solcu, orta yolcu diye ayırmak ne denli akılcı olabilir? Halıyı çekiştirenler arasında etnikçi bölücüler, dinci gericiler ve omurgasız liberaller var! Halının üzerinde ayakta durmaya çalışan farklı kesimlerin hiç düşünmeksizin yönelecekleri davranış biçimi eğilimleri ne olursa olsun yanı başındakiyle dayanışma ve işbirliği olmalıdır.

    Sonuç olarak, halının üzerinde ayakta kalmaya çalışanların kimliklerinden önce ayakta kalma çabalarını öne çıkartmaları gerekir. Bunu yapmadıklarında hep birlikte yere düşeceklerdir. Hem de bir daha ayağa kalkmamacasına!

    Böyle bir durumda, sağcı solcuyla, orta yolcu liberalle elele verip öncelikle ayakta durmayı düşüneceğine göre salt solculuk birleşme ve dayanışma için yeterli bir ölçüt olabilir mi?

    İçinde bulunduğumuz koşullar altında millicilik ve antiemperyalizm ortak paydası dururken; solculuk ya da sağcılık ekseninde birleşmeye çalışmak olsa olsa halıyı çekiştirenlere fırsat ve güç vermek anlamına gelmiş olmaz mı?

  • UMUT YILI

    ataolbehramoglu

    Ataol BEHRAMOĞLU, 03.01.2015, Cumhuriyet

    Yeni bir yıla genellikle umutlu bir başlangıç yapılır…
    Daha iyi bir yaşam için önceden alınmış kararların uygulamasına geçilir…
    Gelecek günlerin ne getireceği bilinemese de, umut için nedenler vardır ya da bize öyle gelir…
    Yaradılıştan kötümserleri ya da kötümser olmak için ciddi nedenleri bulunanları bu genellemenin dışında tutuyorum…

    ***

    Bireysel yaşamlar için geçerli olabilecek bu gibi genellemeler, konu toplumsal sorunlar olduğunda zora girer…
    Çünkü burada güvenilir değerlendirme ölçütü, kişisel yaşamlar için olması gerekenden çok daha fazla, bu sorunları irdeleyip anlamaya çalışırken ne ölçüde bilgisel donanıma sahip olduğumuzdur…
    Bizimki gibi temel eğitimde ciddi açıkları bulunan ve “enformasyon kirlenmesi”nin son sınırlarda olduğu ülkelerde, büyük çoğunluk bu alanda da sağlam bilgilerden çok dedikodularla, duygularıyla, mizaç özellikleriyle hareket eder…
    Gelelim yazının başlığının da çağrıştırabileceği asıl konuya…

    ***

    İlk günleri yaşanmakta olan 2015 nasıl bir yıl olacak?
    Ben, bu “yeni” yılın, bir umut yılı olacağını, olması gerektiğini düşünüyorum…
    Bunu söylerken hem duygularıma ve sezgilerime, hem bilgilerime dayanıyorum… 2015 sadece bir umut yılı da değil, özgüven, silkiniş ve ayağa kalkış dönemi olacak…
    Bunu içimin derinlerinde hissediyorum…
    Neden mi?
    Ak Saray denilen mekânda birkaç gün önce yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir görüntü, demek istediğimi yalın biçimde anlatıyor…

    ***

    Toplantı masasının başında, göstermelik olarak sarkıtıldığı besbelli iki bayrak arasında, cumhurbaşkanı sıfatı taşıyan asık yüzlü kişi oturmakta.
    Sağında, oldukça uzağında başbakan sıfatı taşıyan kişi…
    Masa başındakinin zorlama olduğu besbelli kaskatı duruşunun tersine, bu ikincinin, her an kaçacakmış gibi eğreti, tedirgin bir oturuşu var…
    Sanki oraya zorla oturtulmuş, ilk uygun zamanda tüymeyi bekliyor…
    Solda, cumhurbaşkanı sıfatını taşıyanın yine epeyce uzağında, en yüksek rütbelinin oturmakta olduğu görülüyor.
    Oturuşundan ve yüzündeki anlamdan ne düşündüğünü kestirmek kolay değil.
    Fakat sanki hem orada, hem o toplantının dışında. Duruşundan ve yüzdeki anlatımdan, tedirginlik ve sıkıntı okunuyor…
    Başbakan kadar kıpırdak olmasa da,
    o da sanki tası tarağı toplayıp bu sıkıntılı ortamdan kurtulmak için gün sayıyor, ya da içinden yâ sabır çekiyor….
    Masa başındakinin arkasında, esas duruşta sopa gibi dikilmekte olan bir başka üniformalı…
    Onun arkasında da ortamın kasvetine uygun olarak griye ya da benzer bir renge boyanmış bomboş bir duvar…
    Bu duvarda, bu gibi toplantılarda, Cumhuriyetin kurucusu ve simgesi güzel insanın ışıl ışıl bir portresi olurdu…
    Şimdi yok. İyi ki de yok. Çünkü bu kasvete hiç mi hiç yakışmazdı… Bu kasvetli ortamın kendisinin de güzelim ülkemize yakışmadığı gibi…

    ***

    İçimin derinlerinde hissettiğimi söylediğim şeye geliyorum…
    Ülkemizin dinamizmini, yaratıcı enerjisini, büyük ve derin kültürünü, çağdaşlığa ulaşma yolunda verilen nice özverili çabayı hiç mi hiç yansıtmayan bu iç karartıcı fotoğrafın parça parça edilip layık olduğu yere atılacağından en ufak bir kuşkum yok…
    Kim mi yapacak bunu?
    Duygularımdan ya da sezgilerimden çok, bilgilerimin sonucu olan yanıtım şöyle:
    Emekleri yağmalanan, yaşamları karartılan milyonlarca işçi…
    Doğayla birlikte kimlikleri de yok edilmekte olan milyonlarca köylü…
    Ezilen, horlanan milyonlarca kadın…
    İşsiz, umutsuz milyonlarca genç…
    Yerli, daha da çok yabancı sermayeye kurban edilen milyonlarca esnaf…
    Her toplumsal tabakadan, her yaştan, laik yaşamı, Aydınlanma değerlerini benimseyip içselleştirmiş milyonlarca insan…
    Yalana, hırsızlığa, arsızlığa karşı giderek yükselmekte olan toplumsal nefret…

    ***

    Söz konusu kasvetin dağılması an meselesidir…
    İnanın…
    Toplumbilim emrediyor bunu…

  • KÜBA DEVRİMİ 56 YAŞINDA

    vivacuba

    1 Ocak 1959’da utkuya erişen Küba Devrimi bir avuç insanın başlattığı hareketin ürünü.
    25 Kasım 1956’da Meksika’nın Tuxpan kentinden Granma adlı 12 kişilik bir yata doluşan 82 kişi bir hafta sonra ayak basacakları Küba sahillerinde sonu belirsiz bir serüvene atıldıklarının fazlasıyla farkındaydılar.
    26 Temmuz 1953’te giriştikleri Moncada Kışlası baskını da serüvenin ta kendisiydi. Canlarını kurtarıp da Meksika’ya sürgün edilmiş olmaları başladıkları işi tamamlama dürtüsünü kamçılamaktan başka işe yaramamıştı.
    1943 yapımı Granma yatı Amerikalı bir işadamından 15 bin Meksika Pezosu karşılığında Fidel Kastro’ya aracılık eden bir Meksikalı tarafından satın alınmıştı.
    2 Aralık 1956’da Küba’ya vardıklarında devrim yapmaya gelen 82 kişinin değil devrim yapmak açlıktan ve susuzluktan ayakta duracak halleri bile yoktu.
    Küba Devrimi’ne kadar geçecek iki yıl boyunca 82 kişinin sayıları azalırken, peşlerine taktıkları halk yığınları utkuya giden yoldaki biricik güvenceleri oldu. 82 kişinin yarıdan fazlası 1 Ocak 1959’u göremeyecektir ama Küba halkı Fulgencio Batista diktasının sona erdiğine coşkuyla tanıklık edecektir.
    Gerçek savaşımın 1 Ocak 1959’da başlayacağının farkına varmışlar mıydı? Varmamışlarsa da Sam Amca öğretecekti bunu onlara! Neredeyse o tarihte başlayan abluka altında Küba Devrimi yaşama tutunmayı ve ayakta kalmayı başaracaktı.

    400px-Pavil_Granma
    Bir sonraki kırılma noktası sosyalist blokun dağılmasıyla gösterecekti kendisini! Bir kez daha çetin bir sınav veren Küba Devrimi kendine özgü yöntemlerle yaşama tutunabilecekti!
    Küba Devrimi 56. yaşına çok farklı koşullar altında giriyor.
    İçinde bulunduğumuz yılın son günlerindeki bir gelişme Küba’nın ayakta kalma sürecini geride bıraktığını muştuladı. Küba’nın yanı başındaki ABD, yaptığı açıklamayla Küba’ya ablukanın kaldırılacağı ve ilişkilerin olağanlaştırılacağı sinyalleri verdi.
    Sonuçlar ve gelişmeler zamanla çıkacaktır ortaya!
    Ama, kesin olan bir şey varsa Küba Devrimi’nin ayakta kalma sürecini geride bıraktığı ve artık dize getirme sürecine girdiğidir.
    “Tarih beni doğrulayacaktır!” diyen Fidel Kastro’ya ve Küba halkına selâmlarımızı gönderelim!
    Ama, yine de kuşkuculuktan geri durmayıp, ABD’nin sopadan vazgeçmesini anlamlandırmaya çalışalım. Zaman gerçeği ortaya koyacak olsa da, insan sopayla olmadı, havucu deneyelim diyen bir anlayış mı devreye giriyor yoksa diye sormadan edemiyor.
    Viva Cuba!….

    Slide1
    Ceyhun Balcı, 01.01.2015

  • İSTİFA(DE)

    indir

    Yılın bu son gününde hiç yazasım yoktu. Posta kutuma düşen bir yazı düşüncemi değiştirmeme yetti.

    http://amerikabulteni.com/2014/12/30/gelir-vergisi-beyaninda-usulsuzluk-yaptigini-kabul-eden-abd-milletvekili-istifa-etti/?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+amerikabulteni+%28Amerika+Bulteni%29

    ABD Kongre üyesi vergi kaçırmak bir yana; vergiye esas olacak beyannamede usulsüzlük yapmış anlaşıldığı kadarı ile. Hakkındaki savlara karşın kasım ayındaki seçimde % 53’lük oy oranıyla bir kez daha seçilme başarısı göstermiş. İstifade etmesi için gereken her türlü koşul oluşmuş. Gelişmelerden anlaşıldığına göre ABD’de yargı vesayeti varlığını bir kez daha duyumsatmış.

    Tıpkı emirin demiri kestiği gibi, yargı oy zırhını paramparça etmiş. Bir bakıma bizimkilerin deyişiyle millet iradesi paradigması yerle bir olmuş! Yine bizimkilerin algısıyla Amerikan adaleti millet iradesini görev yapamaz duruma düşürmüş. Buradaki karşılığı darbeciliktir bu tutumun!

    Çok değil bir hafta önce birinci yıldönümünde kan ağladığımız tarihin en büyük hırsızlık/yolsuzluk dosyaları Türk usulü çözüme kavuşturulmuştu. Halkımız, oyu aracılığıyla bu konu beni ilgilendirmiyor, çaldılarsa kime ne, ben yine de onları seviyorum anlamına gelen bir tutum sergilemişti.

    Dilimizin dönmediği markasıyla, dudak uçuklatan fiyatıyla saat takan siyasimizden de; ayakkabı kutularına sığabilen, ancak makineyle sayılabilen, kıyıda köşede kalanıyla konaklar alınabilen paralardan söz etmek olanaksız değilse bile özenli olmayı gerektiriyor artık! Bu kirli paralar sahiplerine iade edildiği gibi, sahiplerinin kaybı bile giderildi. Nemalandırılarak!

    “Eller aya, biz yaya!” sözünün içi bir kez daha doldurulmuş oldu bu örnekle.

    “İstifade” sözcüğü okyanusu aşıp, yeni dünyaya varınca sonundaki ek düştü! Usulsüzlük bile “İstifa” gereği oluverdi! Yetmedi, bir de “mahpushane” eklendi vekilin yazgısına!

    Darısı başımıza dedikleri gibi, istifası ve elbette mahpushanesi bizimkilerin başına diyebiliyoruz!

    Sözlerimizin milli iradeye saldırı sayılmamasını dileyelim!

    Ceyhun BALCI, 31.12.2014

  • HOŞGELDİN 2015

    Slayt1

    Elimizden başka şey gelmediği için bugün dilemekle geçecek!

    Oysa, yeri geldiğinde insan denen varlığın hünerlerini sıralarız!

    Merakımız yakınlardan uzaklara odaklanmamızı sağladı!

    Artık, kuyruklu yıldızlara konabilir olduk!

    Yeryüzünde bunca başarıdan iz yok!

    Evrende bir ayrıntı olduğumuzu kabullenmedikçe rahat yüzü görmeyecek insanlık!

    Gandi’nin basit ama bir o kadar anlamlı sözüne kulak vermeli!

    “BASİT YAŞA Kİ, BAŞKALARI DA YAŞAYABİLSİN!”

    2015 bu doğrultuda zahmete girme yılı olsun!

    İyi yıllar ancak böyle mümkün!

    Dilemekle değil!

    Ceyhun BALCI, 31.12.2014

  • WordPress.com istatistikçileri bu blog için bir 2014 yıllık raporu hazırladılar.

    İşte bir alıntı:

    Sydney Opera House’daki konser salonu 2,700 kişiyi barındırır. Bu blog, 2014 içinde yaklaşık 47.000 kez görüntülendi. Eğer bu Sydney Opera House’da bir konser olsaydı, bu kadar insanın onu görmesi kapalı gişe yaklaşık 17 gösteri alacaktı.

    Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

  • SARAYLA İTİBAR OLMAZ…….İŞTE İTİBAR

    Ataturk-1930-amongpublic

    ATATÜRK HALKIN ARASINA KARIŞMAK İÇİN KORUMA ORDUSUNA GEREKSİNİM DUYMADI.

    Sarayla ülkenin itibarı arttı diyen RTE’ ye sunulur!
    1930’ların Atatürk Türkiye’sinde insanlarımızın en güzel ayakkabısı çarıktı.
    İsmet İnönü’nün çocukları pençe çakılmış ayakkabı ile okula giderlerdi.
    Atatürk bağ evinde otururdu, yerli malı merinos kumaştan elbise giyerdi….
    Ama………………..bakın Türkiye’nin dünyada itibarı nasıldı.

    1930 larda Almanyada öğrenci olan Ata Anbarcıoğlu anlatıyor.
    “Almanya’da öğrenci idim.Zaman zaman kahvelerde oturur sohbet eder oyun oynardık.Sık sık kahvelere Nazi polisleri gelir yabancı işçi,öğrenci,kaçak insan araştırması yaparlardı.Kahveye girer girmez de “pasaportlar” diye sertçe seslenirlerdi.

    Herkes cebinden pasaportları çıkarır gösterirdi. Yugoslav, Yunanlı,İtalyan,İspanyol gibi ülke insanlarının pasaportlarını polis dikkatle, uzun uzun ,sayfa sayfa incelerdi.

    Bize yani Türklere sıra gelince ilk sayfayı açtıklarında Türk bayrağını görünce derhal pasaportu kapatır,hazırola geçer,selam verir ve pasaportlarımızı iade ederlerdi.Atatürk döneminde Avru pa’da böyle bir saygınlığımız vardı.”
    ……………………………………
    Birleşmiş milletler kurulmuştur.Türkiye henüz üye değildir Atatürk’e üye olmamızı önerirler.
    Atatürk.-Bize başvursunlar düşünelin,der.

    6 Temmuz 1932 yılında Cemiyetin Çin-Japon uyuşmazlığını görüşmek üzere yaptığı olağanüstü toplantıda İspanya temsilcisi nin önerisi ve Yunanistan Temsilcisinin desteği ile Türkiye’nın cemiyete davetini öngören karar tasarısını kabul etmiş Türkiye’yi üye olmaya davet etmiştir.
    Böylece Türkiye Cemiyet tarihinde ilk kez 18 Temmuz 1932 yılında davet yolu ile üye olan ilk ve tek devlet oldu.
    Daha sonra -17 Eylül 1934 de Cenevredeki toplantıda Tür kiye 52 ülkenin 48 oyu ile milletler cemiyeti konsey üyesi oldu..Bir yıl sonra 1935 de Cenevre’de Birleşmiş milletler konfe ransına dışişleri Bakanımız Tevfik Rüştü Aras başkanlık etti

    ……………………………………….

    Lozanda Boğazlar silahtan arındırılmış ve bölgenin güvenliği Milletler Cemiyetinin güvencesi altına konmuştu.Atatürk bundan rahatsızdı.Bozazların güvenliğini bizat üstlenmek istiyordu. Türkiye bu görüşünü ilk olarak 23 Mayıs 1933 de Londra Silahsızlanma Konferansında ortaya attı.Ardından Milletler Cemiyeti ve Balkan Ententı toplantılarında tekrarladı.
    İngiltere ve diğer Avrupa’nın kalkınmış ülkeleri karşı çıkı- yorlardı.
    Türkiye 11 Nisan 1936 tarihinde Lozan Boğazlar Sözleşme- sinetaraf olan ülkelere birer nota göndererek sözleşmenin değiştirilmesini istedi.

    Boğazlar sistemini değiştirecek konferans İsviçre’nin Mont reux kentinde topalandı.

    İki ay süren Konferans görüşmelerı sırasında sert tartışmalar oldu.Montreux Boğazlar sözleşmesi 20 Temmuz 1936 tarihinde yani Türkiye’nın , konuyu dünya gündemine getirdiği tarihten 99 gün sonra Türkiye’nın istediği biçimde İngiltere,Fransa,Japonya, Yugoslavya ve Yunanistan tarafından imzalandı.Boğazlardaki egemenlik tamamen Türkiye’ye geçti.
    ………………………………….
    Hatay sınırlarımız dışında kalmıştı.Atatürk mutlaka Hatay’ı anavatana katmak istiyordu.
    Hatay konusunda çeşitli görüşmelerden sonra Fransa konuyu Milletler Cemiyetine götürmeyi önerdi Türkiye kabul etti.Paris’te başlayan ve Ankara’da devam eden Türk-Fransız gö- rüşmeleri sonucunda 4 Temmuz 1938 de Ankara’da Fransızlarlabir dostluk anlaşması imza edildi.Bu satırlara sığmayacak çeşitli girişimlerden sonar Hatay devleti kuruldu .
    Eylül 1938 de kurulan Hatay devleti bir yıl kadar bağımsız kaldıktan sonra 29 Haziran 1939 da Hatay Meclisi son toplantısını yaparak anavatana katılma kararı aldı ve dağıldı.
    Boylece Atatürk uluslarası büyük bir başarı elde ederek Hatay anavatana bağlanmış oldu.

    Not.Bu olayların ayrıntıları ve Atatürk döneminin ekonomik,sosyal,dış politika başarıları Nazmi Kal’ın yazdığı “Atatürk’ün Diktiği Ağaçlar”kitabında anlatılmaktadır.İsteme adresi.0 532 2635511. nazmikal@yahoo.com

    ATATÜRK’E SALDIRILARIN NEDENİ ATATÜRKÇÜLERDİR
    Atatürk’e saldırılar artıyor.Büstleri parçalanıyor,parçalayamazlarsa boya atılıyor,fotoğrafları duvarlardan indiriliyor…….
    Siyasiler,”Dikili ağaçları mı var,bu memlekete çivi mi çaktılar” diye beyanatlar veriyorlar.
    Piyasada pek çok Atatürk kitabı var….Atatürk yolu,Devrimci Atatürk,Atatürk’ün Sofrası,
    Sarı Paşa,Komutan Atatürk vs… vs…
    Yanlış anlaşılmasın bu kitaplar önemsizdir demek istemiyorum.

    Atatürk karşıtlığının yoğunlaştığı bir dönemde dönemin Başbakanı RTE’ nın “Dikili Ağaçları mı var bu memlekete çivi mi çaktılar” haksız ve tarihi bilgiden yoksun söylemine karşı kaleme aldığım bu kitabı bütün medyadaki Atatürkçü saydığım yazarlara gönderdim.
    Bu güne kadar Aydınlıkta Mustafa Mutlu ve İsmet Özçelik dışında kimse bu kitaptan söz etmedi.
    Halbuki Atatürk’ü soyut ifadelerle öven halkın kolayca anlamayacağı üst yapı devrimlerini , duygusal yönlerini anlatan (Bunlar önemsizdir demek istemiyorum) kitaplara yer verdiğinizi biliyorum.
    Atatürk’ün halka uzanan,halkın midesine ve cebine inen,onun sosyal yaşantısını düzelten,Silifkeli köylünün ineğinden aldığı 2.5 kilo sütü nasıl 18 kiloya çıkardığını,1926 da Kayseri’ye uçak fabrikası kurduğunu, yokluklarla 15 yıl gibi kısa bir dönemde 3100 km demiryolu yapan yaptığı gibi somut bilgileri anlatan bu kitaba yer vermeyişinizi üzüntü ile karşıladığımı belirmeme lütfen izin verin.
    Günümüzde Atatürk karşıtı eylemlerin ve söylemlerin sebebini şimdi daha iyi anlıyorum.
    Gençliğe Atatürk’ü putlaştıran,sadece öven, sadece “SEVELİM” diye yazılar yazan ama neden seveceğimizi anlatmayan anlayış bu gün Atatürk karşıtı insanlar yaratmıştır.
    Bu anlayıştaki insanların Atatürk’e ve cumhuriyete verdikleri zararın Atatürk karşıtlarından daha fazla olduğunu düşünüyorum.
    Ben bu kitabı para kazanmak için yazmadım.Sizin yazacağınız yazılardan beklentim para kazanmak değil Atamıza yapılan bu haksız saldırılara karşı gerçeğin geniş kitlelere duyurulmasına yardımcı olmanız idi..…
    Sizler,altı doldurulmamış “Atatürk’ü Sevelim,Sevmeyen ölsün” söylemleri ile Atatürk’ü sevdireceğinizi sanarak daha çok büstlerinin kırılmasına,gençlerin “Humeyni’yi tercih ederim” söylemlerine sebep olacaksınız.

    Nazmi Kal

    MUJİCA

    morales

    BİLMEM KAÇ MODEL VOSVOSUYLA MUJİKA YA DA EL ÖRMESİ ALPAKA YÜNÜNDEN KAZAĞIYLA EVO MORALES SAYGINLIK YİTİRDİLER Mİ? TERSİNE ÜLKELERİNİ ARKA BAHÇE OLMAKTAN KURTARDILAR.

    Castro-speaks

    YARIM YÜZYILI AŞKIN SÜRE BOYUNCA BOYUN EĞMEYEN KASTRO GEÇTİĞİMİZ GÜNLERDE ABLUKADAN VAZGEÇECEĞİM DİYEN ABD’Yİ DİZE GETİRMİŞ OLMADI MI?

  • izmirde-2-milyon-led-ampul-yanacak-

    ÇAM AĞACI
    Noelden sonrası yılbaşına gün sayarken her yer ışıl ışıl. Yılbaşının değişmez simgelerinden birisi aydınlatmaysa diğeri de çam ağacı. Kent meydanları, sokakları ve elbette konutlar bu süslemelerin önde gelen mekânları. Konutlardaki yılbaşı süslemeleri özellikle görünür konumlara yerleştirilerek, başkalarıyla da paylaşılır oldu.
    Hıristiyan geleneği olmakla birlikte çam ağacı pagan inanışlarla da ilgili anlamları olan bir simge. Yapraklarını dökmediği için hepyeşil bitki olması ölümsüzlükle özdeşleştirilmesinin gerekçesi olmalı.
    Kökenine ilişkin çeşitli görüşler bulunmakla birlikte orta ve kuzey Avrupa bu geleneğin çıkış noktası sayılmakta. Protestanlığın kurucusu Alman din adamı Martin Luther’in çam ağacını mumlarla süslemeyi başlatan kişi olduğu bazı kaynaklarca doğrulanan bir başka bilgi.
    Bazı kaynaklara göre ise çam ağacının yaşamın sonsuzluğuyla bağdaştırılmasını Mısırlılara, Çinlilere ve Yahudilere dayandırmak da olası. Ölümsüzlükle özdeşleştirmek söz konusu olunca orta ya da kuzey Avrupalıların çam ağacını seçmesini anlamak güç değil. Ama, Mısırlıların ya da Yahudilerin zeytin ağacı dururken çam ağacını ölümsüzlük simgesi olarak belirlemiş olmasını şaşırtıcı bulduğumu belirtmeliyim.
    Ağaçların tepesine yerleştirilen yıldız başmelek Cebrail’i ya da Bethlehem Yıldızı’nı simgelerken, top biçimli süsler yasak meyve elmayı canlandırıyor.
    Almanya’dan başlayarak orta Avrupa’ya ve Fransa’ya yayılım XIX. yüzyılda hız kazanmış. Başlangıçta aydınlatma için mum kullanılsa da elektrik kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte ışıklandırma giderek öne çıkmış.
    Avrupa kökenli bu geleneğin yoğun Avrupalı göçü alan Kuzey Amerika’da da hızla yayılmasına şaşırmamak gerekiyor.
    Ekim Devrimi sonrasında dinsellikle ilintisini alabildiğine azaltan Rusya’da yılbaşı süslemeleri uzay araçları, uçaklar ve kozmonotları kapsayan farklı ikonlar içermiş. Rusya’da yılbaşı olarak 7 Ocak’ın belirgin şekilde ağırlıklı tercih olduğunu da ekleyelim.
    Kent mekânlarındaki yılbaşı süslemeleri de inanılmaz hızla yayılmış. Örneğin, New York’ta Rockefeller gökdeleni önündeki görkemli yılbaşı ağacı her yılın aralık başında törenle aydınlatılır olmuş.
    Tüketimin beşiği sayılan ABD’de her yıl 30 milyonu aşan çam ağacı satışı yapıldığı, yılbaşı süslemeleri için harcanan paranın 1.5 milyar doları aştığını söylersek bu işin hatırı sayılır bir ekonomik harekete yol açmakta olduğunu da anlatabilmiş oluruz. Son yıllarda üretimi öne çıkan yapay yılbaşı ağaçlarının çam katliamını biraz olsun azalttığı düşünülse de yaratması olası çevre kirliliği de bir başka sorun olarak çıkmaktadır insanlığın karşısına.
    Yılbaşında gelenekselleşme eğilimi gösteren bir başka tüketim maddesi de hindi. Gerçekte Şükran Günü yiyeceği olan hindi zamansal yakınlık nedeniyle yılbaşının da yiyeceğine dönüşmüş zaman içinde. Hindi seçiminin ardında dinsel bir gerekçe yok. Duygusal (!) nedenlerle öne çıkmış. Tavuktan daha ucuz oluşu, yetiştirilmesinin kaza göre kolaylığı ve tam da bu mevsimde ideal ağırlığına ulaşıyor oluşu tercihinin akılcı gerekçeleridir.
    Yılbaşı Hristiyanlık temelli bir olgu olsa da günümüzde bu kavrama ilgi göstermek için ille de Hıristiyan olmak gerekmiyor. Türkiye’de, yılbaşı üzerine tartışmaların dinsel eksende geliştiğini görebiliyoruz. Özellikle, aşırıya kaçan ve gösterişe dönüşen yanıyla yılbaşı etkinlikleri dinci çevrelerin boy hedefi olmaktadır. Başka her hangi bir tüketim kaleminde dinsel inançları göz ardı edebilenlerin yılbaşına yönelik saldırganlıkları fazlasıyla dikkat çekicidir.
    Yılbaşı süslemelerine, yılbaşında hindi yemeye ya da yılbaşı kutlamalarına yönelik ölçüsüz eleştirilerin yaşamın her hangi bir alanındaki aşırılıklardan esirgendiğini sıklıkla görmekte olduğumuzu söyleyebiliriz.
    Kentlerde yılbaşı süslemesine ilişkin tartışmalarla konuya nokta koyalım!
    Kimi kentlerimizde süsleme söz konusu olmazken kimilerinde de süsleme krizine girildiği gözlemleniyor. Aşırılık ve abartı bu konuda en önemli ölçüttür. Yalın ve minimalist süslemeler göz zevkini okşarken, ölçüsüz yaklaşımlar parasal savurganlığa, görüntü ve ışık kirliliğine yol açmış olmaktadır.
    Yaşadığım kent İzmir’de bu yılki süsleme ve aydınlatmaların aşırılık ve ölçüsüzlük içerdiğini üzülerek gözlemliyorum. Hüiç kuşkusuz benimle aynı düşüncede olmayanlar da vardır. Onlara da saygıyla, herkese iyi yıllar dilerim.

    Kestirmeden söylemek gerekirse 2015, 2014’ü aratmasın!

    buyuksehir_belediyesi_yilbasi_icin_izmiri_isiklandirdi_h3804
    Ceyhun BALCI, 26.12.2014

    http://www.slate.com/articles/news_and_politics/recycled/2009/11/wherefore_turkey.html
    http://www.slate.com/articles/news_and_politics/recycled/2009/11/wherefore_turkey.html