KÜBA DEVRİMİ 56 YAŞINDA
1 Ocak 1959’da utkuya erişen Küba Devrimi bir avuç insanın başlattığı hareketin ürünü.
25 Kasım 1956’da Meksika’nın Tuxpan kentinden Granma adlı 12 kişilik bir yata doluşan 82 kişi bir hafta sonra ayak basacakları Küba sahillerinde sonu belirsiz bir serüvene atıldıklarının fazlasıyla farkındaydılar.
26 Temmuz 1953’te giriştikleri Moncada Kışlası baskını da serüvenin ta kendisiydi. Canlarını kurtarıp da Meksika’ya sürgün edilmiş olmaları başladıkları işi tamamlama dürtüsünü kamçılamaktan başka işe yaramamıştı.
1943 yapımı Granma yatı Amerikalı bir işadamından 15 bin Meksika Pezosu karşılığında Fidel Kastro’ya aracılık eden bir Meksikalı tarafından satın alınmıştı.
2 Aralık 1956’da Küba’ya vardıklarında devrim yapmaya gelen 82 kişinin değil devrim yapmak açlıktan ve susuzluktan ayakta duracak halleri bile yoktu.
Küba Devrimi’ne kadar geçecek iki yıl boyunca 82 kişinin sayıları azalırken, peşlerine taktıkları halk yığınları utkuya giden yoldaki biricik güvenceleri oldu. 82 kişinin yarıdan fazlası 1 Ocak 1959’u göremeyecektir ama Küba halkı Fulgencio Batista diktasının sona erdiğine coşkuyla tanıklık edecektir.
Gerçek savaşımın 1 Ocak 1959’da başlayacağının farkına varmışlar mıydı? Varmamışlarsa da Sam Amca öğretecekti bunu onlara! Neredeyse o tarihte başlayan abluka altında Küba Devrimi yaşama tutunmayı ve ayakta kalmayı başaracaktı.

Bir sonraki kırılma noktası sosyalist blokun dağılmasıyla gösterecekti kendisini! Bir kez daha çetin bir sınav veren Küba Devrimi kendine özgü yöntemlerle yaşama tutunabilecekti!
Küba Devrimi 56. yaşına çok farklı koşullar altında giriyor.
İçinde bulunduğumuz yılın son günlerindeki bir gelişme Küba’nın ayakta kalma sürecini geride bıraktığını muştuladı. Küba’nın yanı başındaki ABD, yaptığı açıklamayla Küba’ya ablukanın kaldırılacağı ve ilişkilerin olağanlaştırılacağı sinyalleri verdi.
Sonuçlar ve gelişmeler zamanla çıkacaktır ortaya!
Ama, kesin olan bir şey varsa Küba Devrimi’nin ayakta kalma sürecini geride bıraktığı ve artık dize getirme sürecine girdiğidir.
“Tarih beni doğrulayacaktır!” diyen Fidel Kastro’ya ve Küba halkına selâmlarımızı gönderelim!
Ama, yine de kuşkuculuktan geri durmayıp, ABD’nin sopadan vazgeçmesini anlamlandırmaya çalışalım. Zaman gerçeği ortaya koyacak olsa da, insan sopayla olmadı, havucu deneyelim diyen bir anlayış mı devreye giriyor yoksa diye sormadan edemiyor.
Viva Cuba!….



Yorum bırakın