• HAVANA’DA TÜRK TURKUSU

    havanada-turk-tutkusu

    CB RTE, Latin müslümanlarını karşısında bulunca elbette onlara pas verecekti. Amerika’yı müslümanlar buldu, Küba’ya cami yaptılar sözleri Latin dünyasına yöneliktir!

    Hayal kurmak elbette çok olumlu ve gerekli bir davranış biçimi. Ama, ileriye dönük oldukça! Geriye dönük hayalcilik ise tarih çarpıtıcılığı olarak yaftalanabilir!

    Gün gelecek, Küba müslüman olacak dense gülümsenip geçilebilir! Ama, belge gerektirecek serbest atışlar önünde sonunda baş ağrıtacaktır!

    Kübalılar 19. yüzyıl sonlarında İspanyol egemenliğine karşı varlık savaşı vermektedir. Bugün de saygıyla anılan Kübalı vatansever şair Jose Marti o bağımsızlık savaşının kahramanlarından biridir.

    Eşzamanlı olarak Osmanlı da Girit adasındaki ayrılıkçı başkaldırıyla baş etme derdindedir.

    Kızıl Sultan namlı Ulu Hakan II. Abdülhamit’in aklına nereden geldiyse (belki de getirildiyse) ordunun haberalma biriminden Ahmet Paşa’yı Küba’ya gönderir. Amaç, oradaki bağımsızlık savaşını görüp, edinilecek bilgiler ışığında Girit’teki ayrılıkçılığa karşı strateji belirlemektir.

    Ulu Hakan’ın şabloncu yaklaşımı eleştiriye ve yoruma açıktır. Bu yazının konusu olamayacak denli de ayrıntılı bir olgudur bu yaklaşım!

    Amerika’nın müslümanlarca keşfi ve Küba’ya cami yapılması kanıta muhtaç bir durumdur. Ama, Abdülhamit’in Küba’ya paşa göndermiş olduğu gerçektir.

    Küba’nın önceki Ankara elçilerinden Ernesto Gomez Abascal bu gerçeği “Havana’da Türk Tutkusu – 1898” adıyla romanlaştırmış. Küba fantezisinin üzerine söz etmemek olmazdı!

    Ceyhun BALCI, 16.11.2014

  • FUTBOLDA DİP DALGASI!

    Nereden nereye? Dünya üçüncülüğü ve onu izleyen Avrupa yarı finali derken korkulu Kazakistan bekleyişini yaşamak da varmış! Yenilirsek çok kötü bir gelişme olur, digger yandan gerçekleri ayırt etme olanağı yakalanır. Yenersek, Alo Fatih’e kredi açılmış olur. Yeryüzünün en çok kazanan futbol adamlarından biri olmayı sürdürür. Olağan sonuç Türkiye’nin rahat kazanmasıdır!

    Dün geceye bakınca korkmamak olası mı?

    Haritadaki yeri bilinmeyen 1400 km2 ‘lik koyun adaları (Faroe Adaları) Kuzey Denizi’ndeki becerilerine Ege’de yakaladıkları büyük balıkla taçlandırdılar. Avrupa Şampiyonu Yunanistan ter atmak için çıktığı maçtan yenilgiyle ayrıldı. Faroe Adaları’nda 50 bin kişi yaşıyor. Skandinav soylu bir ulus. İçişlerinde özerk dışişlerinde Danimarka toprağı! Norveç ve İzlanda arasında tam orta yerde konuşlu. Koyunu, keçisi, kazı ve ineği ile tanınıyor. Balıkçılık önde gelen gelir kaynağı. Kuzey Denizi petrolleri de umut kaynağı adalılar için. Aç, açıkta, yoksul ve yoksun değiller! Kişi başına düşen gelir 31 bin USD.

    fo harita_faroe_adasi_in_avrupa

    Komşu Yunanlara sabır dilemekten başka şey gelmiyor elden.

    Gecenin ikinci dip dalgası Moldova’da gösterdi kendini! Moldova da futbol başarısı olan bir ülke değil belki ama Lihtenştayn söz konusu olunca oldukça yukarılarda bir yerdedir. Avusturya-İsviçre arasına sıkışmış bu prensliğin 160 km2 ‘lik yüzölçümü ve 33 bin kişilik nüfusuyla ülke minisi olduğu kesindir. Kişi başına düşen ulusal gelir dudak uçuklatacak türdendir. 91 bin USD!

    1000px-Flag_of_Liechtenstein.svg vaduz

    FİFA sıralamasında 124. Sıradaki Lihtenştayn’da her 20 kişiden birisi futbol oyuncusudur.

    Gecenin son şaşırtıcı duyutu (haber) San Marino’dan geldi. İtalya’da Floransa’nın doğusunda denize kıyısı olmayan San Marino 61 km2 yüzölçümü ve 30 binlik nüfusuyla futbolda başarım sahibi olmayı beklemeyen, adını bu alanda geçirmekle yetinen bir ülkeydi. Bugüne değin yalnızca 4 maçta gol yememeyi başarmış olması sözlerimizin anlamını tamamlamaya yetecektir. Gol yememeyi başardığı maçlardan birisi de 1994 Dünya Kupası elemelerindeki Türkiye maçı olmuş.
    Önceki iki örneğimiz gibi San Marino da boyundan büyük kişi başına gelire sahiptir. 42 bin USD!

    sm geography-of-san-marino0

    Dip dalgasının dün akşamki kısa öyküsü böyle!

    Bizim kaygılı bekleyişimize rastlamış olması şanssızlığımız mı? Belki de hiç sorun yaşamayacağız bu akşam! Ama, her iki durumda da gerisi nasıl gelecek?

    Başarı ölçütünün maç kazanmak ya da puan almak şöyle dursun gol yememek olduğu diptekilerin yarattığı dalga doğal olarak korku saldı!

    Bu akşamki karşıtımız Kazakistan dişe dokunur futbol başarısı olmasa da adlarını andığımız takımlardan bir kaç gömlek üstündür!

    Çok ama çok özenli olmak öncelikli davranışımız olmalı!

    Benzer öykülerin kurbanı olmak istemiyorsak…

    Ceyhun BALCI, 16.11.2014

  • EYLEM YOKSULU ÜLKEDE
    EYLEM BEĞENDİREMEMEK!

    asker_cuval_abd

    3 Temmuz 2003’ten bu yana çuval geçir(il)mek aklımızdan çıkmayan bir olguya dönüştü!

    3 Temmuz 2003’te Süleymaniye’deki Türk askerleri sözüm ona bağlaşık ülke ABD’nin askerlerince çuvallandı! Üstlerin direnilmemesi buyruğu bu olayın acısını derinleştirmekle kalmadı! Bugüne uzanan bir etki yaratmış oldu!

    Bir kaç gün önce TGB’li gençler İstanbul’un orta yerinde karaya çıkmış olan Amerikalı askerlerin başına çuval geçirme eylemi yaptı!
    http://sozcu.com.tr/2014/gundem/abd-askerinin-kafasina-cuval-gecirdiler-645738/

    Yandaş ve yalaka basının bu göz ardı edilemez eylem konusundaki körlüğü üzerine bir şeyler söylemeye bile değmez!

    CHP’den gelen Akif Hamzaçebi kaynaklı yergi seçime yakın olmanın ve liste kaygıları göz önüne alındığında doğal karşılanabilir.

    Yine, CHP’den Hüseyin Aygün’ün bu eylemi övücü yaklaşımı önemlidir. Aynı görüşte olmasa da TGB’li gençlerin eylemini övmüş olması dürüstlüğünün göstergesi olarak algılanabilir!

    Yergi tarafındakilerden birisi daha var! Üzerinde durulmaya değerdir!

    Eylem yoksulu ülkede eylem beğendirememe kavramına uyan bir durum! Tuncay Özkan bu eylemi hiç beğenmemiş! Hatta, yermiş!

    Meğer Amerikalı askerler yoksul halk çocuklarıymış! Bu hesapça Irak’ta, Suriye’de ve dünyanın başka ülkelerinde Amerikan kurşun ve bombalarıyla toprağa düşen milyonlarca kişi mutlu mu olmalı? Ağacın kendisini kesen baltaya, hiç bir şeye yanmam da sapın bendendir demesine benzer bir tepkiyle mi yetinmelidir Amerikan vahşetiyle toprağa düşenler?

    Yıllarını hem de yok yere Silivri zindanında geçirmiş olan Tuncay Özkan’a yakışmayan bir yaklaşımdır TGB’li gençlerin eylemini beğenmemek!
    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/tuncay-ozkan-tgbnin-cuval-eylemini-yanlis-buluyorum-h41295.html

    Öncelikle bu pırıl pırıl gençlerin eyleminde en küçük bir fiziksel zarar söz konusu değildir! Barışçıl ama bir o kadar da etkili ve ses getirici bir eylemin altına imza atmıştır TGB’li gençler!

    Ayrıca, Tuncay Özkan’ın hepimizden iyi bildiği bir durumu daha anımsamakta yarar var!

    Eylemini beğenmediği TGB’li gençlerin pek çoğu Tuncay Özkan Silivri duvarlarının ardındayken, yağmur çamur, kar kış, sıcak, toz toprak demeden Silivri kapılarına dayanmıştır.

    “Ahde vefa” sözünü dilinden düşürmeyen Tuncay Özkan’a hiç yakışmamıştır bu yergi!

    İyi konuşmak kadar susmak da bir erdemdir!

    Ceyhun BALCI, 15.11.2014

  • Bize öz Türkçe yaraşır (*)

    Tarık Konal Kitabı-afiş

    Bir okunca (kitap) tanıtımı yapmalı!

    Yazarı Tarık KONAL!

    Asıl işi olmasa da iyemli (güzel) Türkçe’ye gönül vermiş!

    Haksız değil elbette!

    Geçen pazar günü İzmir’de Atatürk’ü Anma Yürüyüşü’nün sonunda yüce Atatürk’ün atlı yontusunun da bulunduğu Cumhuriyet Alanı’nda toplanmıştık. Birlikte olduğumuz dostlardan biri anımsattı! Çevrenize göz gezdirdiğinizde Türkçe işyeri, kuruluş adına rastlamak neredeyse olnaksızdı! Bir şekilde kendisini burada bulan kişi Türkiye’de olduğundan kuşkuya düşebilirdi.

    Kitap Arkası’nda Tarık Konal 1948 doğumlu bir öz Türkçe tutkunu olarak tanımlanmış!

    Yazaç (harf) Devrimi ile ülkemiz insanının bir günde köklerinden kopartıldığını ileri süren bilisiz (cahil) seslerin yeri, göğü inlettiği bugünlerde Tarık Konal’ın tutkusu özellikle önem kazanmış oluyor.

    Güzel Türkçemizin tutkunlarının sayıca artması önde gelen görev olarak önünde durmakta vatansever yurttaşların!

    “Tarık Konal, “Bize, Dil Devrimi gibi olağanüstü bir kalıt (miras) bırakmış Bilge Devrimci Atatürk’e olan borcumuzun hiç değilse bir bölümünü Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca sözcükler yerine öz Türkçe sözcükler kullanarak ödemeyi neden düşünmüyoruz?” diye sormaktan yaşamı süresince hiç erinmedi.
    (Kitap Arkası’ndan)

    Bu kitabı edinin, edinmekle yetinmeyin!

    Özümseyerek okuyun!

    Okumakla da yetinmeyin!

    Uygulayın!

    Okuncayı okuyarak yılmaz bir Türkçe tutkununun yanı sıra ödünsüz bir Cumhuriyetçiyle tanışmış olacaksınız!

    Okuncayı okuyarak Türkçe dağarcığınızı geliştirmiş olacaksınız!

    Okuyarak güzel Türkçemizi yakından tanıyacağınız ve onunla ilgili bilmediğiniz pek çok yeni bilgiye erişmiş olacağınızın güvencesini duraksamaksızın verebilirim.

    Tarık Konal’a bu duyarlı ürünü nedeniyle saygılarımı sunarken, okuncayı yazması için yüreklendirenler sıralamasında adıma yer verdiği için de teşekkürlerimi sunuyorum!

    Onurlandım!

    Ceyhun BALCI, 15.11.2014

    (*) Bize öz Türkçe yaraşır, Tarık Konal, Kutlu Yayınevi, 2018.

  • ÖLÜMCÜL GEREÇ : SANDALYE

    sandalye
    Sandalyenin yerine koltuk, kanepe ve başka oturma gereçlerini de yazabilirsiniz. Amerikalılar günlerinin ortalama 13 saatini oturarak geçirmekteymişler.
    Sekiz bin sekiz yüz erişkinin katılımıyla yapılan bir çalışmada TV karşısında günde 4 saat ya da daha uzun oturanların 2 saatten daha kısa süre TV izleyenlere göre ölüm riskinde % 46 artış saptanmış. Tüm ölüm nedenleri göz önüne alındığında uzun süre oturanların diğerlerine göre ölüme % 50 daha yakın olduğu sonucuna varılmış.
    Tam zamanlı iki ayaklı olarak insanın tasarımı uzun süre oturmak için uygun gözükmemektedir. Çok eski dönemlerdeki atalarımızı gözümüzün önüne getirirsek geçmişte türümüzün uzunca süre oturmak gibi bir alışkanlığı olamayacağını kestirebiliriz. Yerleşikleşmeyle başlayan uygarlaşma ve sonuçta endüstri devriminin bu eğilimi güçlendirdiği kesindir. Çok değil 10-15 yıl önce garaj kapısını açmak için arabasından inmek zorunda olan bizler artık bu işi uzaktan kumanda aracılığıyla yapar olduk. Yorulmaksızın, kolaylıkla! Böylelikle sağlıklı olmaktan uzaklaşıp ölüme yaklaştığımızın ne kadar farkında mıyız?
    Hareket azlığının metabolizmayı yavaşlatarak bedende yağlanmayı artırdığı son derece iyi bilinen bir durum. Yağlanma ise obezite demek. Bunun da kalp damar hastalıklarına, diyabete, artrite ve başkalarına neden olduğu sır değil.
    Buna karşılık sağlık sorunlarının çok yemekten kaynaklandığı kanısı egemenken, çok oturmaktan kaynaklandığı neredeyse dillendirilmeyen bir durum. Oysa, çok önemli bir sağlık sorunu nedeni olan oturma alışkanlığından kurtulmak yeme alışkanlıklarını değiştirmekten çok daha kolay.
    Obeziteyi izleyerek insülin kullanımına geçip de hareketle kilo azaltıp bu tedaviden kurtulabilenlerin sayısı hiç de az değildir. Sorunun çözümündeki anahtar sözcüklerden birisi ve önemlisi harekettir. Kendimizi yeniden keşfetmek gibi görünse de özümüze ve tasarımımızın gereğine dönüş olarak da tanımlamak olasıdır bu durumu!
    Hareketli olmak için ağır egzersizlere ya da sportif etkinliklere de gerek olmadığı kolaylıkla söylenebilir.
    Çevresel etkenlerin tutsağı olmaktan kurtulup özgürleşerek başlanabilir sağlıklı yaşama adım atmaya!
    Özellikle bilişim teknolojisinin önde gelen bileşenine dönüşen sandalye/koltuk vb gereçlerden kurtulmakta yarar var. Yaşamımızın vazgeçilmezi olan cep telefonu hareketli konuşma olanağı da veriyor. Bir yandan konuşurken diğer yandan yürümek olanaklıdır. Bazı şirketlerin çalışanlarını iş görüşmelerini yürüyerek gerçekleştirmeleri yolunda özendirmeleri önemli bir olumlu adım olabilir.
    Birkaç adım uzaklıktaki çalışanların sanal iletişiminin önüne geçilmesi de hareketi özendirecek bir başka önlem olabilir.
    Oturmanın önde gelen eylem olduğu okullarda da benzer şekilde hareketi özendiren önlemler alınabilir; yöntemler devreye sokulabilir.
    Kentlerde de oturmaktan caydırıcı tasarımlarla yalnızca sağlıklı yaşam sunulmuş olmaz aynı zamanda tutum da sağlanabilir.
    Sözü sandalyeyle bağlamak gerekirse ergonomik, rahat, ayarlanabilir sandalyeler yerine rahatsız olanları yeğlenerek hareket ve dolayısı ile de sağlıklı kalmak özendirilmiş olacaktır.
    Ceyhun BALCI, 14.11.2014

    Not : Scientific American’ın Kasım 2014 sayısındaki James Levine imzalı Killer Chairs derlemesinden esinlenilmiştir.
    http://www.scientificamerican.com/article/killer-chairs-how-desk-jobs-ruin-your-health/

  • BİR OLGU, BİR SORU!

    Şaşırtıcı ve bir o kadar da ürpertici bir olgu! Lice’de yaşanmış! Geçenlerde en yetkili ağızlarca da doğrulandı! Güneydoğu’da alan egemenliği PKK’ye geçmiştir. Olağan koşullar altında utanç kaynağı olması gereken bu sözler yetkillerin ağzından dökülürken hiç birinin insana ait böylesi bir duygulanım içinde olmadığı kolaylıkla anlaşılabiliyordu!

    Lice’de jandarma yol denetimindedir. Dur uyarısı yaptığı bir otomobil hızla uzaklaşmak ister. Önce uyarı ateşi açan jandarma, otomobilden silah doğrultulması üzerine hedefe ateş eder. Otodaki kişi ağır yaralanır. Hastanede yaşamını yitiren kişinin yakınları ortalığı biri birine katar! Ölen kişinin 7 yıl hapis cezasına hükümlü olduğu anlaşılır. Ayrıca, otoda silah ve sahte kimlikler bulunur. Ölen vatandaş uyarı gereğince durmuş olsa adalet yerini bulacak, infazı başlayacaktır. Adaletten kaçan birisine ateş açılmayacak da bir demet çiçek mi sunulacaktı?

    Daha bitmedi!

    Egemenliğin PKK’ye geçtiği alanda valinin izni olmadan ülkesini koruyamayan asker kasten adam öldürmekten yargıç karşınıa çıkartılır. Bugün tutukludur!

    Atatürk yaşasaydı savaş suçlusu olarak mahkemelik olurdu diyenlere gülümseyip geçerdim! Ciddiyetlerine inanmam gerekiyormuş!

    Soruya gelince!

    Çok değil bir kaç yıl sonra vatan görevine koşacak olan bir oğul babasıyım! O göreve koşup da istenmeyen durumlarla karşılaşan pek çok ana, babanın ağırbaşlılıkla “vatan sağolsun” dediklerini biliriz!

    Görevi gereği silahını kullanan ve buna karşılık olarak tutuklanan askerin yakınlarının bu durum karşısında neler düşündüklerini bilmek isterdim.

    Benim başıma böyle bir olay gelse başta onu korumayan komutanları olmak üzere bu ülkeyi yönetemeyenlere yazıklar olsun demek geçerdi içimden!

    Çok değil bir ay önceki kalkışmada 40 dolayında insanını yitirmiş bir ülkenin, terör örgütü denetimine geçen bölgesinde yaşananlar utanç verici olduğu kadar, ürperticidir de!

    Söyler misiniz şimdi, bunların yaşandığı yerde bir asker, güvenlikçi ya da bir başka kamu görevlisi görevini yapmaktan kaçınmayacak mıdır? Böyle bir durumun sorumluluğu kimlerde olacaktır?

    Ceyhun BALCI, 13.11.2014

  • KUYRUKLU YILDIZLA İZDİVAÇ

    Rosetta_Philae_Artist_Impression_Close_4k rosttataşı
    Hüseyin Rahmi Gürpınar “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç”ı yazalı bir asır olmuş. Ayla başlayan, Mars’la süren uzay serüveni çok daha uzaklardaki bir gök cismiyle yeni bir boyut kazanıyor.
    Avrupa Uzay Ajansı tarafından 10 yıl önce fırlatılan Rosetta 6.4 milyar km yol aldıktan sonra 67P/Churymov-Gerasimenko kuyrukluyıldızına erişti. Philae adlı modülü kuyrukluyıldıza yumuşa iniş yaparak insanlık tarihinde yeni bir sayfa açılmasını sağladı.

    Kuyruklu-Yıldız-Altında-Bir-İzdivaç
    Rosetta (Rashid) 1799’da Mısır’da gün ışığına çıkartılan bir eskil kentin adı. Buradaki özgün taşlara kazınmış olan hiyeroglifler deşifre edilerek yitik bir kültürün izleri sürülmüş. Kuyrukluyıldızlar da güneş sisteminin en eski yapıtaşları olarak biliniyorlar. Mısır’da eski bir uygarlığın anahtarı olan Rosetta bu kez evrenin gizini çözmede bir anahtar işlevi görebilir. Modül Philae da Nil bölgesindeki bir adadan almış adını. Buradaki bir dikilitaş Rosetta taşındaki hiyerogliflerin deşifre edilmesini sağlamış.

    images
    Kuyrukluyıldızların bugünün okyanuslarına su taşıdığı, dünyadaki evrime önemli etkisi olan temel maddeleri getirdiği düşünülüyor. Başta dünya olmak üzere güneş sisteminin karakutusu olarak da görmek olası bu gök cisimlerini.
    67 P bulanların adını taşıyor, yaşatıyor. 1969’da Klim İvanoviç Churymov ve Svetlana Ivanovna Gerasimenko adlı Sovyet gökbilimcilerce tanımlanmışlar.
    Ceyhun BALCI, 13.11.2014

  • BREZİLYA DERSİ

    590714

    Brezilya maçı 20. dakikada sona erdi. Bizimkilerin yüzünden okunduğu kadarı ile keyif almak bir yana bitse de gitsek havası egemen. Silkinmek için dibe vuruş gerekliliği kuramına göre biraz daha diplememiz gerekiyor. Başka alanlardaki kepazelikler yasayla, polisle ve imajla saklanabilirken; İzlanda’ya, Çek Cumhuriyeti’ne, Letonya’ya ya da Brezilya’ya söz geçirmek ne mümkün! Dua edelim de Kazakistan da durumdan cesaret alıp bekle bizi Türkiye demesin!

    Bu maçta futbol adına yazılacakları işin ustasına bırakıp konuyu dağıtalım! Ülkeler coğrafyası Brezilya yazmak için iyi bir başlık!

    Brezilya 200 milyon nüfusu ve 8.5 milyon kilometre kare yüzölçümüyle deyim yerindeyse bir ülke irisi. Kabaca 10 Türkiye demek yüzölçümüyle. Unutmamalı ki, bu uçsuz bucaksız toprakların önemli bölümü yağmur ormanlarından oluşuyor. Dünyanın akciğerleri dense yeridir. O denli uçsuz bucaksız ve balta girmemiştir ki Amazonlar, bugün bile bir yerlerinde henüz modern dünyayla karşılaşmamış ilkel kabilelerin varlığı kimseleri şaşırtmaz!

    İnsani gelişmişlik indeksi sıralamasında Türkiye’nin 5 sıra üzerinde 85. ‘dir.

    1500 yılında Portekizli Pedro Cabral’in ayak basmasıyla Portekiz kolnisi olması bir oluyor. Portekiz kökenli göçün yanı sıra Brezilya karşı kıyıdaki Afrika’dan yeni dünyaya olan köle göçünün de yarısını almış.

    Maç başındaki törende göze hoş görünen Brezilya renklerinin bayrağıyla da bütünleştiğini gözlemliyoruz.

    Yeşil dikdörtgen yağmur ormanlarını, sarı eşkenar dörtgen yeraltı mineral varlığını ve en içteki lacivert daire Rio’dan gökyüzü görünümünü simgeliyor. Yıldızların her biri federatif Brezilya’nın eyaletlerini yansıtıyor. “Ordem e Progreso” yazısı ise “İste ve İlerle” anlamına geliyor.

    Brezilya üç yüzyılı aşan sömürge döneminden sonra 1822’de bağımsız krallığa dönüşmüş. Bağımsızlık gerçekleşmiş mi diye sorulacak olursa yanıt olumsuz olacaktır. Bağımsızlık sürecinin arka bahçeliğe özdeş bir dönemi simgelediğini söylemek kaçınılmazdır. Darbeler ve diktatörlükler döneminin sona erişinin üzerinden 30 yıl ancak geçmiş durumdadır.

    Latin Amerika uyanışına ayak uyduran Brezilya’nın önce Lula da Silva ile başlayan ve bugün ilk kadın başkan Dilma Roussef’le süren gerçek bir bağımsızlık dönemi yaşadığını söylemek olası. Brezilya ortaçağa dönüş yapan dünyanın bu sürece direnen onurlu güneyinin bir parçası artık günümüzde. Yaptığı sıçramayla Brezilya’nın Venezüela, Uruguay, Bolivya ya da Ekvador ölçüsünde olmasa da yoksulluğun önünün alınmasında ilerleme sağlayarak bayrağındaki sözcüğe uygun düşen bir yolda olduğu söylenebilir.

    Bayrağına yansımamış olsa da Brezilya’nın dünya ölçeğindeki önde gelen zenginliklerinden birisi de futboldur. Kentlerin favelaları her bakımdan yoksul, yoksun ve çoraktır. Ama, söz konusu futbol olunca favelalar bereketli topraklardır. Umuda yolculuğun, yaşama tutunmanın ve küçük olasılıkla da olsa pırıltılı bir dünyanın giriş kapısıdır aynı zamanda favelalar.

    Dünya küçülmeden çok önce, 70’li yıllarda Valdir Pereira Didi aracılığıyla tanıştı Türkiye Brezilya futboluyla. Fenerbahçe’deki başarılı teknik direktörlük kariyerini tamamlayıp da ayrılık vakti geldiğinde pek çok kişinin gözlerini nemlendiren bir güzel insan olarak yer etmiştir anılarımızda Didi!

    indir

    Konumuz Brezilya olsa da iğneyi kendimize batırmadan geçmeyelim! Ağır yenilgi kadar ruhsuzluk, isteksizlik ve özsaygı eksikliği canımızı acıtmadı diyebilir miyiz?

    Ceyhun BALCI, 12.11.2014

  • ANILARDA ATATÜRK

    Atatürk-imza

    Bir bizden bir de uzaktan iki Atatürklü anı!

    On beş yıl kadar önceydi. Bir yaz günü Kuşadası’nda bir lokantadaydık! Yan masadaki yabancı gezgin garsona uzaktaki Atatürk anıtını göstererek kim olduğunu soracak oldu!

    Garsonun yanıtı belleğime kazındı!

    “THE BEST MAN IN THE WORLD!”

    26 Ağustos 2006
    Yer Montevideo!

    Buenos Aires’den günübirliğine geldiğimiz Uruguay’ın başkentinde kent turuna çıkıyoruz. Turun başında rehberimiz Elizabeta gezginlerle tanışma isteğinde! Herkes adını ve ülkesini söylüyor!

    Türkiye’den geldiğimizi söyler söylemez yakasındaki Atatürk rozetini göstermesi bir oluyor!

    ANLADIK Kİ ATATÜRK DÜNYANIN EN İYİ İNSANI OLMAKLA KALMAMIŞ!

    “AYNI ZAMANDA UZAKLARDA DA BİLİNEN BİR EVRENSEL DEĞERMİŞ!”

    YÜCE ANISINA SAYGIYLA…

    10 KASIM 2014

  • DUVAR

    5291_berlin_duvari-1-300x228

    Bugün Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25. yıldönümü!! Özellikle Batılı için önemli bir başarıdır duvarın yıkılışı! Sosyalist bloğun dağılması yaklaşık yarım yüzyıllık bir düştü emperyalist Batılı için!

    Hazır fırsat bulmuşken duvar üzerinden kouşmayı sürdürelim!

    Berlin Duvarı ile birlikte insanlık tüm duvarları yıkıp, duvarlardan gerçekten kurtulabildi mi?

    Sözüm ona duvarsız bir dünyaya adım atılmıştı oysa! Soğuk Savaş geride kalmıştı! İnsanlığın kucaklaşması için ortada hiç bir engel kalmamıştı!

    Önünde engel kalmayanlar yalnızca haydutlardı! Bunu anlamak için çok da beklemek gerekmeyecekti! Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’nın pek çok ülkesinde yaşananlar belleklerimizden silinmiş olamaz!

    Saldırganları durdurmayı amaçlayan duvarlar yerle bir olmuşken insanlık tarihi belki de en kanlı ve acılı dönemlerinden biriniyaşamış oluyordu!

    Berlin Duvarı’nın yıkılışının bir başka önemli sonucu da dünyadaki dengelerin saldırganlık yararına değişim göstermiş olmasıydı!

    Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25. yıldönümünde unutulan bir şey var! Unutulan demeyelim de, göz ardı edilen!

    Berlin Duvarı Filistin’e taşındı!

    751355_detay

    Berlin Duvarı 46 km uzunluktaydı. XXI. yüzyıl başında akla getirilen bu parlak fikir tamamlandığında Filistin hapishanesinin duvarları 760 km uzunlukta olacak. Filistin Duvarı projesi 10. Yılında!

    Ortalama 8 metre yüksekliğe sahip bu üçüncü binyıl hapishanesi her nedense Berlin Duvarı anmacılarını pek de ilgilendirmiyor!

    Berlin Duvarı yaygarasının yapıldığı günde Filistin Duvarı’nda gedik açma eylemleri gerçekleştirilmiş.

    Görüneniyle, görünmeyeniyle gerçekten duvrasız bir dünya özlemiyle!

    Ceyhun BALCI, 09.11.2014