cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • EYLEM YOKSULU ÜLKEDE
    EYLEM BEĞENDİREMEMEK!

    asker_cuval_abd

    3 Temmuz 2003’ten bu yana çuval geçir(il)mek aklımızdan çıkmayan bir olguya dönüştü!

    3 Temmuz 2003’te Süleymaniye’deki Türk askerleri sözüm ona bağlaşık ülke ABD’nin askerlerince çuvallandı! Üstlerin direnilmemesi buyruğu bu olayın acısını derinleştirmekle kalmadı! Bugüne uzanan bir etki yaratmış oldu!

    Bir kaç gün önce TGB’li gençler İstanbul’un orta yerinde karaya çıkmış olan Amerikalı askerlerin başına çuval geçirme eylemi yaptı!
    http://sozcu.com.tr/2014/gundem/abd-askerinin-kafasina-cuval-gecirdiler-645738/

    Yandaş ve yalaka basının bu göz ardı edilemez eylem konusundaki körlüğü üzerine bir şeyler söylemeye bile değmez!

    CHP’den gelen Akif Hamzaçebi kaynaklı yergi seçime yakın olmanın ve liste kaygıları göz önüne alındığında doğal karşılanabilir.

    Yine, CHP’den Hüseyin Aygün’ün bu eylemi övücü yaklaşımı önemlidir. Aynı görüşte olmasa da TGB’li gençlerin eylemini övmüş olması dürüstlüğünün göstergesi olarak algılanabilir!

    Yergi tarafındakilerden birisi daha var! Üzerinde durulmaya değerdir!

    Eylem yoksulu ülkede eylem beğendirememe kavramına uyan bir durum! Tuncay Özkan bu eylemi hiç beğenmemiş! Hatta, yermiş!

    Meğer Amerikalı askerler yoksul halk çocuklarıymış! Bu hesapça Irak’ta, Suriye’de ve dünyanın başka ülkelerinde Amerikan kurşun ve bombalarıyla toprağa düşen milyonlarca kişi mutlu mu olmalı? Ağacın kendisini kesen baltaya, hiç bir şeye yanmam da sapın bendendir demesine benzer bir tepkiyle mi yetinmelidir Amerikan vahşetiyle toprağa düşenler?

    Yıllarını hem de yok yere Silivri zindanında geçirmiş olan Tuncay Özkan’a yakışmayan bir yaklaşımdır TGB’li gençlerin eylemini beğenmemek!
    http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/tuncay-ozkan-tgbnin-cuval-eylemini-yanlis-buluyorum-h41295.html

    Öncelikle bu pırıl pırıl gençlerin eyleminde en küçük bir fiziksel zarar söz konusu değildir! Barışçıl ama bir o kadar da etkili ve ses getirici bir eylemin altına imza atmıştır TGB’li gençler!

    Ayrıca, Tuncay Özkan’ın hepimizden iyi bildiği bir durumu daha anımsamakta yarar var!

    Eylemini beğenmediği TGB’li gençlerin pek çoğu Tuncay Özkan Silivri duvarlarının ardındayken, yağmur çamur, kar kış, sıcak, toz toprak demeden Silivri kapılarına dayanmıştır.

    “Ahde vefa” sözünü dilinden düşürmeyen Tuncay Özkan’a hiç yakışmamıştır bu yergi!

    İyi konuşmak kadar susmak da bir erdemdir!

    Ceyhun BALCI, 15.11.2014

  • Bize öz Türkçe yaraşır (*)

    Tarık Konal Kitabı-afiş

    Bir okunca (kitap) tanıtımı yapmalı!

    Yazarı Tarık KONAL!

    Asıl işi olmasa da iyemli (güzel) Türkçe’ye gönül vermiş!

    Haksız değil elbette!

    Geçen pazar günü İzmir’de Atatürk’ü Anma Yürüyüşü’nün sonunda yüce Atatürk’ün atlı yontusunun da bulunduğu Cumhuriyet Alanı’nda toplanmıştık. Birlikte olduğumuz dostlardan biri anımsattı! Çevrenize göz gezdirdiğinizde Türkçe işyeri, kuruluş adına rastlamak neredeyse olnaksızdı! Bir şekilde kendisini burada bulan kişi Türkiye’de olduğundan kuşkuya düşebilirdi.

    Kitap Arkası’nda Tarık Konal 1948 doğumlu bir öz Türkçe tutkunu olarak tanımlanmış!

    Yazaç (harf) Devrimi ile ülkemiz insanının bir günde köklerinden kopartıldığını ileri süren bilisiz (cahil) seslerin yeri, göğü inlettiği bugünlerde Tarık Konal’ın tutkusu özellikle önem kazanmış oluyor.

    Güzel Türkçemizin tutkunlarının sayıca artması önde gelen görev olarak önünde durmakta vatansever yurttaşların!

    “Tarık Konal, “Bize, Dil Devrimi gibi olağanüstü bir kalıt (miras) bırakmış Bilge Devrimci Atatürk’e olan borcumuzun hiç değilse bir bölümünü Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca sözcükler yerine öz Türkçe sözcükler kullanarak ödemeyi neden düşünmüyoruz?” diye sormaktan yaşamı süresince hiç erinmedi.
    (Kitap Arkası’ndan)

    Bu kitabı edinin, edinmekle yetinmeyin!

    Özümseyerek okuyun!

    Okumakla da yetinmeyin!

    Uygulayın!

    Okuncayı okuyarak yılmaz bir Türkçe tutkununun yanı sıra ödünsüz bir Cumhuriyetçiyle tanışmış olacaksınız!

    Okuncayı okuyarak Türkçe dağarcığınızı geliştirmiş olacaksınız!

    Okuyarak güzel Türkçemizi yakından tanıyacağınız ve onunla ilgili bilmediğiniz pek çok yeni bilgiye erişmiş olacağınızın güvencesini duraksamaksızın verebilirim.

    Tarık Konal’a bu duyarlı ürünü nedeniyle saygılarımı sunarken, okuncayı yazması için yüreklendirenler sıralamasında adıma yer verdiği için de teşekkürlerimi sunuyorum!

    Onurlandım!

    Ceyhun BALCI, 15.11.2014

    (*) Bize öz Türkçe yaraşır, Tarık Konal, Kutlu Yayınevi, 2018.

  • ÖLDÜREN SANDALYE

    ÖLÜMCÜL GEREÇ : SANDALYE

    sandalye
    Sandalyenin yerine koltuk, kanepe ve başka oturma gereçlerini de yazabilirsiniz. Amerikalılar günlerinin ortalama 13 saatini oturarak geçirmekteymişler.
    Sekiz bin sekiz yüz erişkinin katılımıyla yapılan bir çalışmada TV karşısında günde 4 saat ya da daha uzun oturanların 2 saatten daha kısa süre TV izleyenlere göre ölüm riskinde % 46 artış saptanmış. Tüm ölüm nedenleri göz önüne alındığında uzun süre oturanların diğerlerine göre ölüme % 50 daha yakın olduğu sonucuna varılmış.
    Tam zamanlı iki ayaklı olarak insanın tasarımı uzun süre oturmak için uygun gözükmemektedir. Çok eski dönemlerdeki atalarımızı gözümüzün önüne getirirsek geçmişte türümüzün uzunca süre oturmak gibi bir alışkanlığı olamayacağını kestirebiliriz. Yerleşikleşmeyle başlayan uygarlaşma ve sonuçta endüstri devriminin bu eğilimi güçlendirdiği kesindir. Çok değil 10-15 yıl önce garaj kapısını açmak için arabasından inmek zorunda olan bizler artık bu işi uzaktan kumanda aracılığıyla yapar olduk. Yorulmaksızın, kolaylıkla! Böylelikle sağlıklı olmaktan uzaklaşıp ölüme yaklaştığımızın ne kadar farkında mıyız?
    Hareket azlığının metabolizmayı yavaşlatarak bedende yağlanmayı artırdığı son derece iyi bilinen bir durum. Yağlanma ise obezite demek. Bunun da kalp damar hastalıklarına, diyabete, artrite ve başkalarına neden olduğu sır değil.
    Buna karşılık sağlık sorunlarının çok yemekten kaynaklandığı kanısı egemenken, çok oturmaktan kaynaklandığı neredeyse dillendirilmeyen bir durum. Oysa, çok önemli bir sağlık sorunu nedeni olan oturma alışkanlığından kurtulmak yeme alışkanlıklarını değiştirmekten çok daha kolay.
    Obeziteyi izleyerek insülin kullanımına geçip de hareketle kilo azaltıp bu tedaviden kurtulabilenlerin sayısı hiç de az değildir. Sorunun çözümündeki anahtar sözcüklerden birisi ve önemlisi harekettir. Kendimizi yeniden keşfetmek gibi görünse de özümüze ve tasarımımızın gereğine dönüş olarak da tanımlamak olasıdır bu durumu!
    Hareketli olmak için ağır egzersizlere ya da sportif etkinliklere de gerek olmadığı kolaylıkla söylenebilir.
    Çevresel etkenlerin tutsağı olmaktan kurtulup özgürleşerek başlanabilir sağlıklı yaşama adım atmaya!
    Özellikle bilişim teknolojisinin önde gelen bileşenine dönüşen sandalye/koltuk vb gereçlerden kurtulmakta yarar var. Yaşamımızın vazgeçilmezi olan cep telefonu hareketli konuşma olanağı da veriyor. Bir yandan konuşurken diğer yandan yürümek olanaklıdır. Bazı şirketlerin çalışanlarını iş görüşmelerini yürüyerek gerçekleştirmeleri yolunda özendirmeleri önemli bir olumlu adım olabilir.
    Birkaç adım uzaklıktaki çalışanların sanal iletişiminin önüne geçilmesi de hareketi özendirecek bir başka önlem olabilir.
    Oturmanın önde gelen eylem olduğu okullarda da benzer şekilde hareketi özendiren önlemler alınabilir; yöntemler devreye sokulabilir.
    Kentlerde de oturmaktan caydırıcı tasarımlarla yalnızca sağlıklı yaşam sunulmuş olmaz aynı zamanda tutum da sağlanabilir.
    Sözü sandalyeyle bağlamak gerekirse ergonomik, rahat, ayarlanabilir sandalyeler yerine rahatsız olanları yeğlenerek hareket ve dolayısı ile de sağlıklı kalmak özendirilmiş olacaktır.
    Ceyhun BALCI, 14.11.2014

    Not : Scientific American’ın Kasım 2014 sayısındaki James Levine imzalı Killer Chairs derlemesinden esinlenilmiştir.
    http://www.scientificamerican.com/article/killer-chairs-how-desk-jobs-ruin-your-health/

  • BİR OLGU, BİR SORU

    BİR OLGU, BİR SORU!

    Şaşırtıcı ve bir o kadar da ürpertici bir olgu! Lice’de yaşanmış! Geçenlerde en yetkili ağızlarca da doğrulandı! Güneydoğu’da alan egemenliği PKK’ye geçmiştir. Olağan koşullar altında utanç kaynağı olması gereken bu sözler yetkillerin ağzından dökülürken hiç birinin insana ait böylesi bir duygulanım içinde olmadığı kolaylıkla anlaşılabiliyordu!

    Lice’de jandarma yol denetimindedir. Dur uyarısı yaptığı bir otomobil hızla uzaklaşmak ister. Önce uyarı ateşi açan jandarma, otomobilden silah doğrultulması üzerine hedefe ateş eder. Otodaki kişi ağır yaralanır. Hastanede yaşamını yitiren kişinin yakınları ortalığı biri birine katar! Ölen kişinin 7 yıl hapis cezasına hükümlü olduğu anlaşılır. Ayrıca, otoda silah ve sahte kimlikler bulunur. Ölen vatandaş uyarı gereğince durmuş olsa adalet yerini bulacak, infazı başlayacaktır. Adaletten kaçan birisine ateş açılmayacak da bir demet çiçek mi sunulacaktı?

    Daha bitmedi!

    Egemenliğin PKK’ye geçtiği alanda valinin izni olmadan ülkesini koruyamayan asker kasten adam öldürmekten yargıç karşınıa çıkartılır. Bugün tutukludur!

    Atatürk yaşasaydı savaş suçlusu olarak mahkemelik olurdu diyenlere gülümseyip geçerdim! Ciddiyetlerine inanmam gerekiyormuş!

    Soruya gelince!

    Çok değil bir kaç yıl sonra vatan görevine koşacak olan bir oğul babasıyım! O göreve koşup da istenmeyen durumlarla karşılaşan pek çok ana, babanın ağırbaşlılıkla “vatan sağolsun” dediklerini biliriz!

    Görevi gereği silahını kullanan ve buna karşılık olarak tutuklanan askerin yakınlarının bu durum karşısında neler düşündüklerini bilmek isterdim.

    Benim başıma böyle bir olay gelse başta onu korumayan komutanları olmak üzere bu ülkeyi yönetemeyenlere yazıklar olsun demek geçerdi içimden!

    Çok değil bir ay önceki kalkışmada 40 dolayında insanını yitirmiş bir ülkenin, terör örgütü denetimine geçen bölgesinde yaşananlar utanç verici olduğu kadar, ürperticidir de!

    Söyler misiniz şimdi, bunların yaşandığı yerde bir asker, güvenlikçi ya da bir başka kamu görevlisi görevini yapmaktan kaçınmayacak mıdır? Böyle bir durumun sorumluluğu kimlerde olacaktır?

    Ceyhun BALCI, 13.11.2014

  • KUYRUKLU YILDIZLA İZDİVAÇ

    Rosetta_Philae_Artist_Impression_Close_4k rosttataşı
    Hüseyin Rahmi Gürpınar “Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç”ı yazalı bir asır olmuş. Ayla başlayan, Mars’la süren uzay serüveni çok daha uzaklardaki bir gök cismiyle yeni bir boyut kazanıyor.
    Avrupa Uzay Ajansı tarafından 10 yıl önce fırlatılan Rosetta 6.4 milyar km yol aldıktan sonra 67P/Churymov-Gerasimenko kuyrukluyıldızına erişti. Philae adlı modülü kuyrukluyıldıza yumuşa iniş yaparak insanlık tarihinde yeni bir sayfa açılmasını sağladı.

    Kuyruklu-Yıldız-Altında-Bir-İzdivaç
    Rosetta (Rashid) 1799’da Mısır’da gün ışığına çıkartılan bir eskil kentin adı. Buradaki özgün taşlara kazınmış olan hiyeroglifler deşifre edilerek yitik bir kültürün izleri sürülmüş. Kuyrukluyıldızlar da güneş sisteminin en eski yapıtaşları olarak biliniyorlar. Mısır’da eski bir uygarlığın anahtarı olan Rosetta bu kez evrenin gizini çözmede bir anahtar işlevi görebilir. Modül Philae da Nil bölgesindeki bir adadan almış adını. Buradaki bir dikilitaş Rosetta taşındaki hiyerogliflerin deşifre edilmesini sağlamış.

    images
    Kuyrukluyıldızların bugünün okyanuslarına su taşıdığı, dünyadaki evrime önemli etkisi olan temel maddeleri getirdiği düşünülüyor. Başta dünya olmak üzere güneş sisteminin karakutusu olarak da görmek olası bu gök cisimlerini.
    67 P bulanların adını taşıyor, yaşatıyor. 1969’da Klim İvanoviç Churymov ve Svetlana Ivanovna Gerasimenko adlı Sovyet gökbilimcilerce tanımlanmışlar.
    Ceyhun BALCI, 13.11.2014

  • BREZİLYA DERSİ

    BREZİLYA DERSİ

    590714

    Brezilya maçı 20. dakikada sona erdi. Bizimkilerin yüzünden okunduğu kadarı ile keyif almak bir yana bitse de gitsek havası egemen. Silkinmek için dibe vuruş gerekliliği kuramına göre biraz daha diplememiz gerekiyor. Başka alanlardaki kepazelikler yasayla, polisle ve imajla saklanabilirken; İzlanda’ya, Çek Cumhuriyeti’ne, Letonya’ya ya da Brezilya’ya söz geçirmek ne mümkün! Dua edelim de Kazakistan da durumdan cesaret alıp bekle bizi Türkiye demesin!

    Bu maçta futbol adına yazılacakları işin ustasına bırakıp konuyu dağıtalım! Ülkeler coğrafyası Brezilya yazmak için iyi bir başlık!

    Brezilya 200 milyon nüfusu ve 8.5 milyon kilometre kare yüzölçümüyle deyim yerindeyse bir ülke irisi. Kabaca 10 Türkiye demek yüzölçümüyle. Unutmamalı ki, bu uçsuz bucaksız toprakların önemli bölümü yağmur ormanlarından oluşuyor. Dünyanın akciğerleri dense yeridir. O denli uçsuz bucaksız ve balta girmemiştir ki Amazonlar, bugün bile bir yerlerinde henüz modern dünyayla karşılaşmamış ilkel kabilelerin varlığı kimseleri şaşırtmaz!

    İnsani gelişmişlik indeksi sıralamasında Türkiye’nin 5 sıra üzerinde 85. ‘dir.

    1500 yılında Portekizli Pedro Cabral’in ayak basmasıyla Portekiz kolnisi olması bir oluyor. Portekiz kökenli göçün yanı sıra Brezilya karşı kıyıdaki Afrika’dan yeni dünyaya olan köle göçünün de yarısını almış.

    Maç başındaki törende göze hoş görünen Brezilya renklerinin bayrağıyla da bütünleştiğini gözlemliyoruz.

    Yeşil dikdörtgen yağmur ormanlarını, sarı eşkenar dörtgen yeraltı mineral varlığını ve en içteki lacivert daire Rio’dan gökyüzü görünümünü simgeliyor. Yıldızların her biri federatif Brezilya’nın eyaletlerini yansıtıyor. “Ordem e Progreso” yazısı ise “İste ve İlerle” anlamına geliyor.

    Brezilya üç yüzyılı aşan sömürge döneminden sonra 1822’de bağımsız krallığa dönüşmüş. Bağımsızlık gerçekleşmiş mi diye sorulacak olursa yanıt olumsuz olacaktır. Bağımsızlık sürecinin arka bahçeliğe özdeş bir dönemi simgelediğini söylemek kaçınılmazdır. Darbeler ve diktatörlükler döneminin sona erişinin üzerinden 30 yıl ancak geçmiş durumdadır.

    Latin Amerika uyanışına ayak uyduran Brezilya’nın önce Lula da Silva ile başlayan ve bugün ilk kadın başkan Dilma Roussef’le süren gerçek bir bağımsızlık dönemi yaşadığını söylemek olası. Brezilya ortaçağa dönüş yapan dünyanın bu sürece direnen onurlu güneyinin bir parçası artık günümüzde. Yaptığı sıçramayla Brezilya’nın Venezüela, Uruguay, Bolivya ya da Ekvador ölçüsünde olmasa da yoksulluğun önünün alınmasında ilerleme sağlayarak bayrağındaki sözcüğe uygun düşen bir yolda olduğu söylenebilir.

    Bayrağına yansımamış olsa da Brezilya’nın dünya ölçeğindeki önde gelen zenginliklerinden birisi de futboldur. Kentlerin favelaları her bakımdan yoksul, yoksun ve çoraktır. Ama, söz konusu futbol olunca favelalar bereketli topraklardır. Umuda yolculuğun, yaşama tutunmanın ve küçük olasılıkla da olsa pırıltılı bir dünyanın giriş kapısıdır aynı zamanda favelalar.

    Dünya küçülmeden çok önce, 70’li yıllarda Valdir Pereira Didi aracılığıyla tanıştı Türkiye Brezilya futboluyla. Fenerbahçe’deki başarılı teknik direktörlük kariyerini tamamlayıp da ayrılık vakti geldiğinde pek çok kişinin gözlerini nemlendiren bir güzel insan olarak yer etmiştir anılarımızda Didi!

    indir

    Konumuz Brezilya olsa da iğneyi kendimize batırmadan geçmeyelim! Ağır yenilgi kadar ruhsuzluk, isteksizlik ve özsaygı eksikliği canımızı acıtmadı diyebilir miyiz?

    Ceyhun BALCI, 12.11.2014

  • ANILARDA ATATÜRK

    ANILARDA ATATÜRK

    Atatürk-imza

    Bir bizden bir de uzaktan iki Atatürklü anı!

    On beş yıl kadar önceydi. Bir yaz günü Kuşadası’nda bir lokantadaydık! Yan masadaki yabancı gezgin garsona uzaktaki Atatürk anıtını göstererek kim olduğunu soracak oldu!

    Garsonun yanıtı belleğime kazındı!

    “THE BEST MAN IN THE WORLD!”

    26 Ağustos 2006
    Yer Montevideo!

    Buenos Aires’den günübirliğine geldiğimiz Uruguay’ın başkentinde kent turuna çıkıyoruz. Turun başında rehberimiz Elizabeta gezginlerle tanışma isteğinde! Herkes adını ve ülkesini söylüyor!

    Türkiye’den geldiğimizi söyler söylemez yakasındaki Atatürk rozetini göstermesi bir oluyor!

    ANLADIK Kİ ATATÜRK DÜNYANIN EN İYİ İNSANI OLMAKLA KALMAMIŞ!

    “AYNI ZAMANDA UZAKLARDA DA BİLİNEN BİR EVRENSEL DEĞERMİŞ!”

    YÜCE ANISINA SAYGIYLA…

    10 KASIM 2014

  • DUVAR

    DUVAR

    5291_berlin_duvari-1-300x228

    Bugün Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25. yıldönümü!! Özellikle Batılı için önemli bir başarıdır duvarın yıkılışı! Sosyalist bloğun dağılması yaklaşık yarım yüzyıllık bir düştü emperyalist Batılı için!

    Hazır fırsat bulmuşken duvar üzerinden kouşmayı sürdürelim!

    Berlin Duvarı ile birlikte insanlık tüm duvarları yıkıp, duvarlardan gerçekten kurtulabildi mi?

    Sözüm ona duvarsız bir dünyaya adım atılmıştı oysa! Soğuk Savaş geride kalmıştı! İnsanlığın kucaklaşması için ortada hiç bir engel kalmamıştı!

    Önünde engel kalmayanlar yalnızca haydutlardı! Bunu anlamak için çok da beklemek gerekmeyecekti! Irak’ta, Afganistan’da, Afrika’nın pek çok ülkesinde yaşananlar belleklerimizden silinmiş olamaz!

    Saldırganları durdurmayı amaçlayan duvarlar yerle bir olmuşken insanlık tarihi belki de en kanlı ve acılı dönemlerinden biriniyaşamış oluyordu!

    Berlin Duvarı’nın yıkılışının bir başka önemli sonucu da dünyadaki dengelerin saldırganlık yararına değişim göstermiş olmasıydı!

    Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25. yıldönümünde unutulan bir şey var! Unutulan demeyelim de, göz ardı edilen!

    Berlin Duvarı Filistin’e taşındı!

    751355_detay

    Berlin Duvarı 46 km uzunluktaydı. XXI. yüzyıl başında akla getirilen bu parlak fikir tamamlandığında Filistin hapishanesinin duvarları 760 km uzunlukta olacak. Filistin Duvarı projesi 10. Yılında!

    Ortalama 8 metre yüksekliğe sahip bu üçüncü binyıl hapishanesi her nedense Berlin Duvarı anmacılarını pek de ilgilendirmiyor!

    Berlin Duvarı yaygarasının yapıldığı günde Filistin Duvarı’nda gedik açma eylemleri gerçekleştirilmiş.

    Görüneniyle, görünmeyeniyle gerçekten duvrasız bir dünya özlemiyle!

    Ceyhun BALCI, 09.11.2014

  • MALAYA

    MALAYA

    HMS_Malaya_jutland

    17 Kasım 1922

    Milli Mücadele mutlu sona ermiş! Saltanat sona erdirilmiş! İngiliz savaş gemisi HBS Malaya doğazdan demir alıyor! Sıra dışı bir yolcusu var!

    Son Osmanlı padişahı ve 115. İslam Halifesi Sultan VI. Mehmet Vahidettin!

    vahdettin2

    İşbirlikçilerinin son isteğini kırmayacak kadar nazik olan emperyalist telaş içindeki ortağını yüz üstü bırakmıyor. Son padişahı İngiltere’ye Kabul etmeyecek kadar akıllı olan İngilizler sultanı Malta’ya götürüyor.

    Sonrasının çok da önemi yok! Tarihe karışmış bir imparatorluğun son hükümdarı hıyanetine yaraşır bir şekilde göçüyor yaşamdan!

    Kasım 1938

    10-kasım-2011_194651

    HBS Malaya bir kez daha İstanbul açıklarında. Bu kez işgalci değil, taziyeci rolüyle! Yeryüzünde dünyaya gelmiş en iyi adamlardan biri olan Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının ardından yasa katılmak bu kezki görevi Malaya’nın! Atatürk’ün cansız bedenini İzmit’e götüren Yavuz’a Adalar’a kadar bir Fransız, Alman, Romen ve Sovyet gemisiyle birlikte eşlik ediyor.

    On beş yıl arayla biri birine taban tabana zıt iki görev üstlenmiş İngiliz savaş gemisi Malaya! Birinci Dünya Savaşı sırasında hizmete alınan uzak İngiliz sömürgesi Çin-Hindi’nin adını taşıyan gemi bir dünya savaşı daha gördükten sonra 1944’de emekliye ayrılmış!

    Geldikleri gibi gidenler saygı için dönmüşlerdi! Atatürk’ün ülkesine olsa olsa bu biçimde dönebilirlerdi. Hem de özel izinle!

    Bu günlerde bir başka dönüşe tanıklık ediyoruz!

    Hıyanet ederek kaçan Vahdettin’in dönüşüne! Bedeniyle değilse bile ruhuyla!

    İstanbul’da Osmanlı kalıtı ne varsa ete, kemiğe bürünüyor bugünlerde. Tarihin, doğanın ve zeytinin acımasızca yok edildiği günümüz Türkiyesi’nde aralarında Vahidettin’in adını taşıyanın da olduğu köşklerin diriltilmesi, öne çıkartılması tarihe saygıdan çok Atatürk’e ve Cumhuriyet’e öfkenin ürünü!

    Başları önüne eğilmiş olarak, utanç içinde ayrılanlar bugünlerde göğüslerini gere gere Türkiye’ye dönüyorlar!

    10 Kasım’da dünyanın en güzel insanını anarken böylesi tatsızlıkları dile getirmek ne denli doğru?

    Bizler şarkılarla, türkülerle Ata’nın yolunu gözlerken tarihin karanlık sayfalarında yerlerini almış olan işbirlikçilerin günümüzdeki temsilcileri geçen yüzyılın başında başarılamayanı yaşama geçirme yolunda!

    Cehaleti yenmeden, toplumu aydınlığa çıkartmadan yakalanılan demokrasi budalalığı ivedilikle tedavi edilmesi gereken sayrılığımızdır!

    10 Kasım’da Atatürk’ü anarken, ona iletebileceğimiz bir engelimiz var hiç olmazsa!

    Hastalandık, devrimini yarım bıraktık!

    Hoş gör bizi Atam!

    Ceyhun BALCI, 10 Kasım 2014

  • HER YER RANT, HER YER İNŞAAT

    Reklamlara bakınca gerçekle yüzleşirsiniz! Dizi film destekçileri de çoğunlukla inşaat yüklenicileridir. Özetle, inşaat Türkiye ekonomisini tekstil ve turizmle birlikte ayakta tutan sacayağından birisidir. Bu nedenle korunan, kollanan ve pamuklara sarılan bir alandır. Hem emek hem de yer edinimi bakımından maliyet son derece düşüktür bu sektörde. Ortalıkta dolaşan konut ederlerinin üçte hatta dörtte birinin maliyete ait olduğu söylenmektedir.

    Hemen her kentimizin yanı sıra büyük kentlerimizde daha fazla duyumsanmaktadır inşaat çılgınlığı. Örneğin, İzmir’de gözde yerleşim bölgelerinde afet toplanma alanları bile yapılaşmış durumdadır. Büyük ve kollanan yükleniciler artık orta yerlerdeki alanlara gökdelenler dikmektedir.

    Orta ve küçük ölçekliler de boş durmamaktadır!

    Merkezdeki pek çok yapı yıkılıp, yerlerine yenileri dikilmektedir. Yıkılan pek çok yapı 30-40 yaşındadır. Bir bölümü depreme dayanıksız olsa da azımsanmayacak sayıda yapı böyle bir sorunu olmasa da yenisi yapılmak üzere yıkılmaktadır!

    “HER YER RANT, HER YER İNŞAAT” deyişi fazlasıyla gerçek olmuştur…

    Kentlerimizde hız kazanan bir başka eğilim de insansızlaştırmadır! Batan, çıkan ya da yerine göre köprüyollarla yükselen ulaşım tasarımları kenti insanlara dar etmektedir.

    Yapılaşma süreçlerindeki yıkım ve yeniden yapım aşamalarında da kentte insanın varlığını yadsıyan yaklaşım öne çıkmaktadır.

    İzmir’de bir kaç yüz metrelik yarıçapta çekilmiş fotoğraflar yaya yollarının gasp edildiğinin, insanların taşıt yollarından yürümeye zorlandığının kanıtıdır.

    IMG_0423

    YIKIM1YIKIM2IMG_0426

    IMG_0427

    Sahipsiz ülkenin, sahipten yoksun kentlerinde sahnelenen bu haydutluk yetkililerce görülmemekte midir? Bu bir kusurdur!

    Bu manzaralar görülüp de gereği yapılmıyorsa işte orada tuz da kokmuştur!

    Doğruluk ve dürüstlük gibi kavramları akçeli işlere indirgeyen kent yöneticileri hiç unutmamalılar ki; bu gibi konulardaki aymazlıkları da en az akçeli işlerdeki kadar önemli suç(lar)a konu olmaktadır!

    İnsansızlaştırma hedefine yürüyen kentler de, insanları yok sayan kent anlayışı da bir o kadar eleştiri gerekçesidir.

    Yöneticiler bunun ne kadar farkındadır? Bilmek güç!

    Ya kentli? Ne siz sorun ne de ben söyleyeyim!

    Ceyhun BALCI, 08.11.2014