cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • SÜLEYMAN ŞAH VE
    ERMENİ SOYKIRIMI
    OLMAMIŞTIR DEMEK!

    SÜLEYMAN ŞAH
    Fırat’ı geçerken boğulduğu söylenen, Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey’in dedesi Süleyman Şah’ın türbesi Suriye sınırları içinde. Bir bölük askerimizin koruması altında! Sınır ötesi toprağımız!
    Yakın, uzak ya da eski, yeni tarihe sahip çıkılması son derece olağan bir durum!
    Basında yer aldığına göre IŞİD ya da başkaları bu toprak parçamıza saldırıda bulunurlarsa operasyon planımız hazırmış! Göz yaşartıcı bir duyarlılık!
    Kalbura dönüşmüş sınırdan, gelenin geçenin hesabının tutulmadığı bu dönemde şaşırmamak mümkün mü Süleyman Şah Türbesi için sergilenen efelenmeye!
    İş başındaki hükümetin siciline bakınca Süleyman Şah duyarlılığı gibi gözüken durumun başkalarının çıkar bekçiliğine soyunma olarak algılanmaması elde değil!
    İç ve dış güvenliğine duyarlı ve kararlı bir devlet için tezkere okyanustaki damladır. Bir formalitenin tamamlanmasıdır. Önemli olan o tezkere değil, ulusal çıkarların gereğince korunması, kollanmasıdır.

    yunan

    Yine basına yansıyan bir başka konuya değinelim!
    Yunanistan parlamentosu İsviçre’ye öykünerek “Ermeni Soykırımı Olmamıştır!” demeyi suç sayan bir yasal düzenlemeyi gündemine almış! 2015’deki 100. yıla yakışan bir yaklaşım. Yunan’a ağız dolusu sövüp öfke boşaltmak işin kolayı! Ege’de ne kadar adacık ve kayalık varsa Yunan egemenliğine terk ederken kılınızı kıpırdatmamışsanız Yunan’ın Türkiye’nin gücünü test etmesine de şaşırmamalısınız!
    Komşu bir ülkenin bizler için bu denli önemli bir konuda canımızı sıkacak bir yasal düzenlemeye girişmesinden Süleyman Şah Türbesi’ne gösterilen ilginin esirgenmesi önemlidir.
    Bu konulardaki duyarsızlığı ve ilgisizliği bilinen hükümetin ve onun gizli ortağı HDP’nin konuya ilgisizliğini anlayabiliriz!
    Ya TBMM’de grubu bulunan muhalefete ne demeli?
    Altı oku yeniden yorumlama sevdasına kapılan CHP’nin oralı olmayışı da bu bağlamda anlamak zor değil!
    Milliyetçi tutumuyla tanınan, ama yeri gelince de hükümete koltuk değnekliği işlevinden şaşmayan MHP’nin sessizliği neye yorumlanmalı?

    KKE
    Bunca ilgisizlik içinde TBMM’de üyesi olmayan, etkisi olsa da oyu olmayan İşçi Partisi’nin kendisine görev çıkartarak Atina’ya bir heyet gönderdiğini ve siyasi parti yetkilileriyle görüşmeler yaptığını hatırlatalım!
    Şimdi soralım!
    En az Süleyman Şah Türbesi kadar önemi olan bu yasal düzenlemenin önüne geçmek için Atina’ya gitmek bu kadar zor mu? Üstelik, bu eylem ne top, ne tüfek ve hatta ne de tezkere gerektiriyor!
    Her şey niyetle ilgili!
    Bugün ve her gün tarih yapılıyor!
    Yarın, yazıldığında bugünlerin aymazlarının yüzü kızarmayacak mı?
    Ceyhun BALCI, 03.10.2014

  • HONG KONG

    indir
    İnci Irmağı deltasında Güney Çin Denizi’ne kıyıdaş Hong Kong “Mis Kokulu Liman” anlamına geliyor. Bir buçuk yüzyıllık İngiliz kolonisi serüveninden sonra 1997’de Çin Halk Cumhuriyeti toprağı olmuştu anlaşma gereğince. 1999’da gecelemeden öte birkaç saat geçirmiş olduğumuz Hong Kong’dan aklımızda kalan sokaklara sinen koku hiç de hoş sayılmazdı. Uzak doğu mutfağının temel taşlarından soya kokuyordu sokalar.
    Bin kilometrekareyi aşkın yüzölçümü (Sakız adasından biraz büyük) 7 milyondan fazla insan barındırıyor. Doğal olarak dikey bir kent! Sokakta yürürken gökyüzüne hasret kalmanız kaçınılmaz.
    Dünyanın Londra ve New York’u izleyen üçüncü büyük finans merkezi Hong Kong.
    Hong Kong Çin’in bir parçası olmasına karşılık özgün para birimine sahip. Sekiz Hong Kong Doları bir Amerikan Doları ediyor.
    Her ne kadar Çin Halk Cumhuriyeti toprağı sayılsa da, dışişleri ve dış güvenlik dışında yine yapılan anlaşma gereğince Hong Kong yakınındaki Makau gibi özerk bir yapıya sahip. Finans merkezi özelliği kapitalizmin gözbebeklerinden birisi olması sonucunu doğuruyor. İçişlerinde alabildiğine özerk ve özgün bir yapısı var. Batılılarca defolu olarak nitelense de kendi yönetsel yapısı için seçimler yapılıyor.
    Yaklaşık 10 yıl sonra 2008’de bu kez bir haftaya yakın zaman geçirince Hong Kong’u biraz olsun tanıyabildik.
    Aynı kısa zaman aralığında hem Hong Kong’u hem de biraz batısındaki Makau’yu ziyaret etmek Hong Kong’un yeryüzünde kurtarılmış yerlerden biri olduğunu saptamamızı fazlasıyla ortaya koydu. Hong Kong varsıllığın ve gönencin kentidir demek hiç yanlış olmaz. Hong Kong ve Makau’nun ayrıcalığını vurgulamak bakımından yararlı olabilecek bir bilgiyi de not edelim. Çin toprağı Hong Kong’dan bir başka Çin toprağı Makau’ya gittiğinizde pasaport kontrolünden geçiyorsunuz. Ayrıca, dünyanın başka pek çok gümrüğünde söz konusu olmayan sıkı denetimle karşılaşıyorsunuz.
    Adı gibi mis kokmasa da tertemiz cadde ve sokaklarıyla, iklimlendirilmiş yaya yollarıyla ve dünyanın başka pek az yerinde rastlayabileceğiniz pırıl pırıl metrosuyla hayranlık yaratan bir dünya köşesi.
    Hong Kong son günlerde dünya gündemine bir başka şekilde de oturmuş durumda. Hong Kong’da genç ağırlıklı kalabalıklar demokrasi istemiyle direnişteler. “Merkezi İşgal Et!” hareketi dünya kamuoyunun dikkatini çekecek boyutta etki gücüne erişti.
    Geçmişe, Hong Kongluların herhangi bir konuda böylesine politize bir duruş sergilediklerini anımsamıyoruz.
    Bilinen bir şey varsa Hong Kong Çin’in bir parçası; Çin de dünya güç ekseninde ağırlığı her geçen gün daha fazla duyumsanan yeni süper güç!
    Amerikan askersel gücünün önemli parçası olan donanma son yıllarda Pasifik’e ve dolayısı ile de Çin’e odaklanmakta.
    Başka deyişle, Çin bir kuşatma altında!
    Dünyadaki güç dengeleri yarışı askersel olduğu kadar siyasi ve toplumsal düzlemde de hamlelere sahne oluyor.
    Şemsiye Devrimi adıyla da anılan Hong Kong olayları ister istemez insanın aklına renkli devrimleri çağrıştırıyor.
    Askersel kuşatmaya Truva Atı eklenmesi hiç de kötü bir fikir sayılmaz!
    Ceyhun Balcı, 03.10.2014

  • BAGAJDAKİLER

    Bagajdakiler

    Ceyhun Balcı

    Dağarcık Türkiye Ekim 2014

    “Ya olduğun gibi görün,

    Ya da göründüğün gibi ol!”

     

    Türkiye’nin başı sınır tanımaz, açık/gizli gündemi bitip tükenmez bir iktidarla dertte! İktidar etki olduğuna göre, tepkiyi de muhalefetten beklememiz doğal. Ardışık seçim yenilgileriyle gardı düşmüş boksöre dönen ana muhalefet geçen ayın başında sayısı unutulmaya yüz tutan kurultaylarından birisini daha yaptı. Tazelenme, yenilenme ve hesaplaşma fırsatı sunan kurultayların artık böyle bir işlevi kalmadığını bu kez ve bir kez daha kavramış olduk!

    Baskın kurultayda göreve yeniden seçilen ve otobüsün sürücü koltuğunda oturan genel başkan bakmasını bilirse başarısız olduğunu ve aslında Pirus zaferi kazandığını görür. Ancak, aynı genel başkan partinin vitrinini ve dolayısı ile de otobüs yolcularını değiştirmede son derece başarılı olmuştur.

    Parti Meclisi ve MYK oluşumları incelendiğinde artık partinin bu organlarında olması gereken işleviyle ilintili insan bırakılmadığı ve sözcüğün tam anlamıyla bir sonbahar temizliğine gidildiğini anlamak zor olmaz.

    Delegeye benimsetilemese de cinsiyet kotası yoluyla otobüsün en önüne oturtulan yeni yolculardan Mehmet Bekâroğlu partiye değiştiği için değil de kendi düşünceleri doğrultusunda değiştirmek üzere geldiğini dışa vurmaktan çekinmemektedir. İbretlik bir durumdur.

    http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/chpde-basortulu-milletvekili-de-olmali-h60885.html

    Atatürk’e kefere demesiyle tanınan partinin yeni vitrin yüzü Bekâroğlu’nun bağlantıdaki görüşleri özenle irdelendiğinde CHP’de sıranın ilkelere ve programa geldiği kolaylıkla anlaşılır. Bekâroğlu’nun hiç de incelikli olmayan hatta kaba sayılabilecek bir biçemle dile getirdiği bagajdakiler ise kırık oklardır. Onlardan da kurtulmalıyız diyerek, partinin ve ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e uzattığı dille uyumlu bir eylemlilik sergilemektedir.  Bu nedenle ona öfkelenmek yersiz olduğu kadar kolaycı bir tutum olacaktır. İçimiz kan ağlasa da bu gelişmelerin partide olan bitenle uyumlu olduğu saptamasını yapmak zorundayız.

    Yıkılmış olan Cumhuriyet’i yeniden kurmayı ana görev sayması gereken ama diğer yandan da ortaçağ aşkını gizlemeyen genel başkan Kılıçdaroğlu son kurultaydan aldığı güçle(!) kendisini Dersimli Kemal olarak nitelemeye başlamıştır. Dersim, Tunceli ilimizin geçmişteki adı olmasının yanı sıra, bugün için kurucu partinin güncel başkanının takma adı olarak Atatürk’e ve onun en büyük eseri Cumhuriyet’e karşı yürütülen amansız savaşın koçbaşıdır artık!

    Şimdi söyler misiniz Atatürk’e sövgüsüyle bilinen ve partiyi kendi düşünsel doğrultusuna çekmeyi amaçladığını saklamayan birinin öne çıkartıldığı CHP muhalefet edebilir mi? Olsa olsa, eder görünür! Bugün, yapmaya çalıştığı budur ki; bunda bile başarılı olduğu kuşkuludur.

    Durumu fazlasıyla saptadığımıza göre bu satırların yazarı olarak bendenizin ve başka pek çok okurun olasılıkla merak ettiği bir noktaya değinerek bağlayalım yazıyı!

    Önümüz seçim!

    “Oyları bölmeyelim” korosunun eli kulağındadır! Bu yazı o koro sahne almadan önce kaleme aldığımız sonunculardan birisi olabilir! Gerçek bunca yalın ve anlaşılır durumdayken, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi damarı tartışılmaz olan kitleler bir kez daha kandırılabilecek midir? Başka deyişle, fareli köyün kavalcısı yığınları bir kez daha peşine takabilecek midir?

    Bunu başarabilirse, şimdiden söylememde sakınca yok!

    Yazıklar olsun!

    Ama, kesinlikle ne Bekâroğlu’na, ne TR 705 namlı Tanrıkulu’na ne de altı oku tartışmalıyız buyuran Kılıçdaroğlu’na!

    Kesinlikle bu duruma seyirci kalan bizlere yazıklar olsun!

  • TEK ÜLKE, İKİ DİZGE : HONG KONG VE MAKAU

    kong

    HONGKONG LUMIX1 001
    Havaalanına indikten hemen sonra kente gidiş yolunda duyumsamak olanaklı HongKong’taki insan kalabalığını!
    Gece daha da farkedilir duruma gelen renk cümbüşü, özellikle gündüzün belirli zamanlarında insan sellerinin kaldırımlara sığmadığı bir niceliğe erişebiliyor.
    Öyle ki; özellikle Hong Kong adasında kaldırımlara sığmayan insan selinin bir yandan kendi güvenliği diğer yandan da motorlu taşıt akışını engellememesi adına “üst ve iç geçitler” önde gelen yaya ulaşım yolları durumunda. Zaman zaman hiç açık havaya çıkmadan metrelerce kapalı alanda yürümek bile olanaklı.Boğucu ve nemli havanın hiç eksik olmadığı HongKong’ta iklimlendirilmiş ortamda yürümenin değeri ancak yaşanarak anlaşılabilir. Yaya köprülerinin yetmediği az sayıda hemzemin kaldırımlara sığmayan insan selinin trafik polislerince güçlükle denetlendiğine bile tanıklık edebilirsiniz.
    Bir gezgin için yeni bir yerle ve özellikle de HongKong gibi ilk bakışta son derece karmaşık görünen bir kentle tanışmanın en iyi yolu yükseklerden bir yerden başlamak olmalı. Hong Kong adasının yüksek bir tepesi bu amaçla son derece iyi bir seçim olabilir.Hele kente egemen o tepeye çıkmak kısa da olsa panoramik bir tramvay yolculuğu ile ve son derece keyif verici olunca… Tepeye giden yolda kimi zaman eğimin dik açıya yaklaştığını belirtmekte yarar var!

    TRAM

    DSC05586 DSC05592 DSC05603 DSC05609
    Tepeden bakıldığında Hong Kong’un gökdelenler kenti olduğu daha bir açıklıkla gözler önüne seriliyor. Şaka değil gerçek! Hong Kong dünyada gökdelen sayısınca en önde yer alan kent. New York’un bile uzak ara önünde! Tepedeki gözlem terasından kuzeye baktığınızda başı dumanlı gökdelenler tüm görkemi ile sizi selamlamaktadır artık! Bunca yüksekten seçilemez olan insan kalabalıkları yerini gökdelen kalabalıklarına bırakmıştır.
    Tepeden yapılan bu tanışma sonrası artık yeniden kente dönüşün ve kalabalıklara karışmanın zamanıdır.
    Başlangıçta adım atmakta güçlük çekilse de kısa sürede alışılıyor insan kalabalığı içinde bir yerlere varmaya! Hele gezgin olmaktan kaynaklanan rahatlıkla zaman sorununuz da yoksa, zaman zaman çevreyi ve insanları izlemeye kaptırsanız da kendinizi… Nasılsa ne yetişeceği bir işi ne de bekleyeni vardır gezginin!

    DSC05671 DSC05675
    Kalabalıktan sıkıldıysanız eğer ilk metro istasyonunda yeraltının büyülü dünyası ile tanışmanız hiç de kötü bir seçenek olmayacaktır. Son derece bakımlı ve güvenli bu ortam yorgunluğunuzu da alacaktır!
    Metro ile Kowloon’a geçip MongKok istasyonunda inip güneye doğru yapacağınız yürüyüş sizi sayısız ilginçlikle tanıştırmaya yetecektir. Çiçekçiler çarşısından, kadınlar pazarına yol boyu aklınıza gelebilecek her türden nesnenin satıldığı irili ufaklı dükkânlara bakmaya zamanınız yetmeyecektir.
    Aklınızda olsun! Hong Kong bizlerin hiç de yabancısı olmadığımız bir pazarlık cennetidir. En azından şansınızı denemelisiniz! İnanılmaz indirimlerle ve önerilerle karşılaşabilirisiniz…
    Hong Kong’a gelip de Lantau adasının doruğundaki Po Lin manastırını ve orada yer alan “Büyük Buda” heykelini görmemek olmaz.
    Çok keyifli ve yirmi dakika kadar süren panoramik bir teleferik yolculuğu ile başlayan gezi doruktaki Po Lin manastırı ve 30 metreyi aşkın boyuyla görkemli bronz Buda yontusunun yakından görülmesi ile sürdürülebilir. Her ne kadar Budist olmasanız da özellikle Budizm’e inananların hem manastırdaki hem de Buda Heykeli önündeki ilgi çekici davranışlarını gözleme fırsatı kaçırılmamalı!

    DSC05728 DSC05731 DSC05740 DSC05769
    Geçmişi dörtyüz yıl öncesine dayanan manastır yirminci yüzyılın başında bulunmuş. Yaklaşık yirmi yıl kadar önce de tepedeki kaidesine yerleştirilen görkemli bronz Buda yontusu Po Lin manastırının ününe ün katmaya yetmiş.
    Bir eliyle kötülüklere dur derken diğeriyle iyilik sunan Büyük Buda’nın yüzündeki ifadenin de, vücudunda yer alan kimi simgelerin anlamları da rehberiniz tarafından ayrıntılı olarak anlatılacaktır!

    DSC05771 DSC05773 DSC05774 DSC05782 DSC05781
    Büyük Buda’nın huzurundan ayrıldıktan sonra denize inildiğinde bir başka güzel sürpriz de küçük bir balıkçı köyündeki kısa konukluğumuz oldu. Köyün insanlarını, sosyal ve kültürel özelliklerini ve elbette balıkçılık konusundaki becerilerini uygulamalı olarak görmek keyif verici oldu.Hem gezip hem de deniz ürünlerinin tadına bakmak da ayrı bir zevk kaynağı olabilir.

    DSC05801 DSC05805 DSC05808
    Yorgun günün sonunda tekne ile Hong Kong’a dönüş sırasında doğal olarak gözlerimizin kapanmasına engel olamadık!

    macau_495143

    HongKong’a kadar gelip de Hong Kong kadar tanınmış olmasa da ikizi Makau’yu görmemek olmazdı. İki saate yakın süren bir tekne yolculuğu ile varılabilen Makau’ya bir gün ayırmakta yarar var! Önceleri Portekiz sömürgesi olan Makau da tıpkı İngiliz kolonisi olan Hong Kong gibi geçen yüzyılın sonunda Çin egemenliğine geçmiş. Ama, rehberimizin de özenle vuguladığı gibi “tek ülke, iki sistem” ilkesi gereğince hem Makau’nun hem de Hong Kong’un ayrıcalıklı konumları da korunmuş. Bu yüzden her ne kadar aynı ülkede yolculuk yapsanız da Çin’den Makau ya da Hong Kong’a ve Makau ile Hong Kong arasındaki yolculuklarda pasaport kullanımı zorunlu. Dilerseniz tam da bu noktada ülkemizdeki iç göç sorununa karşı büyük kentlerimize vize konması gerektiğini dillendiren kimi büyüklerimizin kulaklarını çınlatabilirsiniz!

    HONGKONG LUMIX1 112 HONGKONG LUMIX1 113 HONGKONG LUMIX1 114 HONGKONG LUMIX1 124 HONGKONG LUMIX1 126 HONGKONG LUMIX1 136
    Konumları ve yüzyıllar süren yazgıları gereği ikiz gibi görünen Hong Kong ve Makau gerçekte farklılıkları ile göze batan iki farklı coğrafya. Hong Kong’taki görkemin ve gösterişin karşısında Makau’daki alçakgönüllülük ve yer yer gözümüzden kaçmayan acınası kent görüntüleri ilgi çekiciydi. Özellikle eski kent ve Makau’ya egemen gözlem olanağı sağlayan kaleden gözümüze takılanlar şaşırtıcı ve bir o kadar da çelişkili geldi bizlere. Bir yanda kapısı, penceresi kafes gibi demirlenmiş tek ya da az katlı köhne görünümlü yapılar, diğer yanda da giderek kumarhane cennetine dönüştürülen ve bu yolla çekim merkezi olması amaçlanan ışıltılı Makau görüntüleri!
    Özellikle Casino Lisboa’nın lotus çiçeği benzeri abartılı bir ölçüde yoz görünümü belleklerimizden silinecek gibi değildir.
    Yine rehberimizin verdiği bilgiye göre bir zamanlar Çin anakarasının çekici bulduğu ve yaşamaya can attığı Makau günümüzde Çin’li komşu kente gıpta eder olmuş. Hatta orada çalışıp akşamları Makau’ya dönen çok sayıda kişi varmış.
    Portekiz yönetimi son bulmakla birlikte, Portekiz etkisinin izleri henüz silinmemiş. Birkaçbin Potekizlinin yanı sıra nüfustaki Katolik oranı da hatırı sayılır düzeylerdeymiş!
    Makau’da Hong Kong doları geçerli olmakla birlikte Pataka Makau dışında geçerli bir para birimi değilmiş.
    Sokaklarında dolaştığınızda da kolaylıkla anlayabiliyorsunuz ki; Makau sokaklarında Hong Kong’daki görkem ve ışıltıdan iz yok.
    Bu eksikliği gidermek adına olmalı! Üçyüz metreyi aşkın boyuyla Makau kulesi bulunduğunuz hemen her yerden görebileceğiniz simge yapılardan birisi konumunda.

    HONGKONG LUMIX1 141 HONGKONG LUMIX1 144 HONGKONG LUMIX1 184 HONGKONG LUMIX1 196
    Makau turunun bir öğesi de kumarhane ziyaretiydi. Kumarın soğuk ve korkutucu yüzü nedeniyle uzaktan bakmayı yeğledik. O zamanı Makau sokaklarında dolaşarak değerlendirmek çok daha akılcı ve anlamlı geldi bizlere.
    Kumarhane dışında ekonomik etkinlik olarak tekstil üretimi ve fabrika satış mağazalarından söz edildiğini anımsıyorum. Başkaca bir ekonomik etkinlik yok dense yeridir.
    Hong Kong’un o kimi zaman insanı yoran kalabalığından ve yoğunluğundan yakınmaya başladıysanız eğer, adanın güneyinde konuşlu Stanley pazarı önerilebilecek bir gezi noktası olabilir. Yoğunluklu olarak pazarlıklı alışveriş yapılan küçük çarşısı, bir şeyler yiyip içebileceğiniz alçakgönüllü mekânları ile kentin geriliminden kurtulma fırsatı yakalanabilecek bir yer!
    Bu arada biraz para harcamayı göze almanızda ve pazarlığı unutmamanızda yarar var!

  • LONDRA’DA DÜŞ KIRIKLIĞI, İSTANBUL’DA BOŞ TRİBÜNLER!

    Slide1

    Temel ve vazgeçilmez sporumuz futbolda tutkumuzla birlikte kibirimizin de bir kez daha Avrupa çimlerine gömülmekte olduğu bir akşam yaşıyoruz. Bir kaç gündür ölçüsüz gaz verenler yarından başlayarak elde baltayla kafa, göz yaracaktır. Bu filmi çok gördüğümüz için artık kanıksamış bulunuyoruz.

    Tam da bu sırada Dünya Kadınlar Basketbol Şampiyonası’nda çeyrek finaldeki karşıtımızın belirleneceği maça odaklanıyorum.

    Küba’yla Sırbistan kıyasıya savaş veriyorlar. Bu savaşta olumsuz söz ve davranışlara yer yok. Tümüyle sportif! Harcanan emek, dökülen alın teri!

    Sırbistan ve Küba iki ülkecik! Toplam nüfusları 20 milyona varmayan iki küçük ülke söz konusu spor olunca iki deve dönüşüyor.

    Slide2

    İki ülkenin nüfusu kadar insan barındıran koca İstanbul’dan bu maça gidecek bir kaç bin kişi çıkmıyor.

    İngiltere’de çimlere gömülen futbol tutkumuz bu maçtan esirgenen ilginin de başta gelen nedeni! Arsenal-GS maçına yönelen ilgi, fena basketbol oynamayan iki takımı koca salonda yalnız bırakıyor.

    İngiltere’deki düş kırıklığı, yerini Türkiye’de utanç ve ezikliğe bırakıyor.

    Geçen hafta İzmir’deki Dünya Ritmik Jimnastik Şampiyonası’nda da benzer durumdan yakındığımıza göre futbol tutkumuzla kendisini gösteren sporsevmezliğimiz süregenleşmiş oluyor.

    İlk fırsatta olimpiyat demeye başlayacak oluşumuzu düşünmek bile istemiyorum.

    Sizce Türkiye’de olimpiyatın adından ve stadından başka bir şeyi var mı?

    Türkiye’nin başka bir çok alanda olduğu gibi sporda da silkinmeye ve aklını başına toplamaya gereksinimi var!

    Ceyhun BALCI, 01.10.2014

  • SINIRDA TRAJEDİ

    SINIRDA TRAJEDİ

    images

    Bir süredir kaygılı ve korkulu da olsanız evinizdesiniz! Ansızın bir gelişme oluyor! Hemen , hem de hemen evinizi terk etmeniz gerekiyor. Tersi durumda canınız, malınız ve ırzınız tehlike altında! Aceleyle elinize geçirebildiğiniz ne varsa, elbette taşıyabileceğiniz ölçüde kapıp yollara düşüyorsunuz!

    Tam böyle olmasa da benzer bir süreç yaşamış onbinler güney illerimizde!

    Suruç’ta bir cami konaklama amacıyla kullanılmakta! Camide içki içtiler ya da camileri ahır yaptılar diyerek pespayeliğin akla, hayale sığmayanını sergileyenlerin kulakları çınlasın! Alınan haberlere göre, yöre halkı konuksever bir tutum içinde! Şaşırtıcı değil! Buraların insanına yakışandır!

    Şu anda çoluk, çocuk; yaşlı, genç ölümden kaçan onbinleri bağrımıza basma zamanı!

    Diğer yandan, bu trajediye yol açanları da unutmamak gerekiyor.

    En uzun sınırdaşımız, güney komşumuz Suriye yaklaşık 3 yıldır direniyor! Dünyanın egemenleri, daha doğrusu haydutları Suriye’yi düşürme çabası içinde! Çok daha kötüsü Türkiye’nin bu kurguda yer almış olması! Dimaşk’ta (Şam) Emevi Camisi’nde cuma namazı hevesiyle başlayan serüven duvara tosladı. Karmaşa, emperyalist projenin bir başka aktörü IŞİD’e yaradı! Şimdi de, yarattıkları IŞİD’le savaş bahanesiyle bombalar yağıdırılıyor bölgeye.

    Sonuç, güney sınırlarımızın umarsız onbinlerce yerle bir edilmesi.

    Bölgesel ve ulusal önceliklerin yerini küresel olanlara bırakmış olması bugünkü sorunun önde gelen nedeni. Bizi hiç ilgilendirmediği gibi, gerçekleşmesi durumunda başımızı ağrıtacak projeye taşeronluk hevesi bugünkü sorunun kilit gerekçesi!

    Bugün doruğa tırmanan insanlık trajedisinin mimarlarından birini Cumhurbaşkanı, diğerini de Başbakan yaptık!

    Bu da bizim ayıbımız!

    Etme bulma dünyası!

    Ceyhun BALCI, 27.09.2014

  • İZMİR’DE BİR YALNIZ ŞAMPİYONA

    DSC00002 DSC00011

    33. DÜNYA RİTMİK CİMNASTİK ŞAMPİYONASI hafta başından bu yana İzmir’de yapılıyor. Kimse duymadan, görmeden şu işi bitirelim dense bu kadar olur. Olmadık etkinlikler için sağa, sola pankart, afiş, vb nesneler asanlar/asılmasına izin verenler bu büyük düzenlemeyi es geçmişler.

    Rastlantıyla haberdar olunca cuma akşamını Halkapınar Spor Salonu’nda geçirmek istedim. Tribünleri doldurmaya katkım olur da ele güne rezil olmaktan kurtuluruz diye de düşündüm. Sportif bir yerleşkenin çevresi bu kadar mı sevimsiz ve ürkütücü olur? Spor sağlığı çağrıştırdığına göre çevrenin de yemyeşil, doyasıya bakılası olması gerekmez mi? Hava karardıktan sonra metro istasyonuna kadarki bir kaç yüz metreyi yürürken korkmadım desem yalan olur!

    Halkapınar oldukça büyük bir salondur. Ancak, salon ikiye bölünüp de düzenlenince küçülmüş. Buna karşın izleyici koltukları boş kalmış. İyi ki, yabancı ülke sporcuları, onların çalıştırıcıları ve Bolu, Ankara ve İstanbul’dan cimnastik kulüpleri sporcularını getirmişler. Bir de, az sayısda okulun öğrencilerini salona yönlendirdiğini unutmamak gerek.

    Bilet ederlerini öğrenince salondaki boşluğun nedenini kavramış oldum. Çoktandır futbol maçına gitmediğim için bilet ederlerini bilemiyorum. Ama, 40-60 TL’lik biletler pek çok kişiyi salondan uzak tutmuş olmalıdır. Bilet gişesi önünde fiyatları öğrenen Bulgaristan kökenli bir yurttaşımız dayanamayıp sitemini yüksek sesle dile getiriyordu.

    Salonda pek çok ülkenin sporcu kafileleri izleyici sıralarını doldurmakla kalmayıp, kendi sporcularını canla, başla desteklemekteydiler. Rusya, Çin, Ukrayna, Bulgaristan, ABD, Kanada, Japonya, Finlandiya, Almanya, Belarus, İtalya, Avustralya ve Kazakistan anımsayabildiklerimdi. Altmışa yakın ülke 400 dolayında sporcu yarışmaktaydı.

    Ritmik Cimnastik Labut, Top, Kurdele ve Halka aletleri kullanılarak yapılıyor. Erkeklere yasak değilse de kadınlara yakıştığı kesin. Böylesine incelik, estetik ve uyum erkek işi değil!

    Dikkatli okurlar Jimnsatik yerine Cimnastik yazdığımı fark etmişlerdir. Benim tercihim J ile yazmak olurdu. Ancak, şampiyona düzenleme kurulunun tercihi C olduğu için o şekilde yazdım.

    İkili kullanımın yanlış olmadığını düşünmekteydim. Sözlüğe bakarak da doğruladım. Hem C hem de J ile yazılabiliyor.

    Alfabemizin Ğ harfi sözlüklerimizin yoksunu. Hiç bir sözcüğün ilk harfi olamıyor. J yoksun değilse de yoksullukta birinciliği alır. Durum böyle iken, J’yi bir eksiltip, yeterince varlıklı C’ye eklemek ne denli adaletlidir? Doğrusu, jimnastiği öteden beri J ile yazmıyor muyuz? Bundan böyle BJK’ye BCK mi demeliyiz? Ritmik jimnastiğe ilgisizlik canımı sıktı. Bu nedenle kafayı Cimnastik sözcüğüne taktım.

    Hoş görüle!

    Ceyhun BALCI, 27.09.2014

    Fotoğraflar için :

    https://plus.google.com/photos/113712996036446725753/albums/6063769425714272481?banner=pwa

  • DİL’LE DİLİM’LEMEK

    dil

    Dil Bayramı bu kez olağandışı koşullar altında kutlanıyor. Kutlamaktan çok içimiz kan ağlıyor demek daha doğru olur!

    Türkiye’nin olabildiğince çok parçaya ayrılması sürecini yaşıyoruz. Başka deyişle ülkemiz dilimleniyor! Daha da ilginci, bu iş bizlere yaptırılıyor.

    Bu dilimlemede hemen her türlü farklılığın öne çıkartılmasında sakınca görülmüyor.

    Hedef milleti parçalamak ve bölmek olunca din, mezhep, etnisite ve milliyet farkları önde gelen dayanak noktalarına dönüştürülüyor.

    Dilimleme işleminde dile ayrıcalıklı bir işlev biçiliyor!

    Dil, dilimlemede keskin bıçak olarak kullanılıyor.

    Bu bağlamda, her ne kadar Kürtçe öne çıkmış görünse bile başkaları da sıraya girmiş durumda. Örneğin, Lazlar ve Çerkezlerin bile adı anılır oldu. Çoğulcu Demokrasi Partisi adı altında yeni kurulmuş olan bir siyasi parti kendisini kamuoyuna tanıtırken Çerkez etnisitesinin hamiliğini amaçladığını saklama gereği duymadı.

    Dil, bölme işlevinde etnikçiler tarafından hoyratça kullanılırken; dinci gericilik dinsel dil olduğu gerekçesiyle Arapça’yı öne çıkartıp, Türkçe’yi yasaklamaya bile vardırdı işi!

    Dil unsurunun ülkeyi dilimlemedeki rolüne geri dönecek olursak kimi soruları seslendirmekte ve sözü uzatmadan bunlara yanıt beklemekte yarar olduğunun altını çizmeliyiz!

    Kimi zaman bilgisizlikten ama çoğu zaman da kötü niyetten kaynaklanan bir duruma değinmekte yarar var!

    Ana dilde yargı, anadilde sağlık ve anadilde eğitim söylemleri havalarda uçuşan kavramlar.

    Akıldan, gerçeklerden ve yapılabilirliklerden kopartılan tartışmalar tümüyle hak bağlamına indirgenmektedir. Durum böyle olunca duyguların aklın önüne geçmesine şaşırmamak gerekiyor. Böylelikle, bu hak tanınsa ne olur demeye başlayan pek çok kişi konuyu tartışmaktan çok “tanı, kurtul” dayatmasına zorlanıyor.

    Anadilde yargı söz konusu olduğunda yargı düzlemindeki hemen herkesin resmi ve ortak dil Türkçe’nin dışında başka pek çok dili öğrenmesi gereği doğuyor! Her şey bir yana, bu gerçekleştirilebilir bir hedef midir?

    Anadilde sağlık denince de hizmeti veren taraftakilerin benzer şekilde başka pek çok dili öğrenmesi kaçınılmaz olmayacak mı? Son derece yoğun ve zahmetli bir öğrenimden geçen sağlıkçıların bir de üzerine dil öğrenmeleri başarılabilecek bir hedef midir?

    Anadilde eğitim yapılacaksa eğer, herhangi bir okulda her türlü dersin o dilde verilmesi gerekmeyecek mi? Anadilde eğitimin bu denli çetrefil ve hazırlık gerektiren bir olgu olduğunun farkında mıdır onu ateşli şekilde savunanlar?

    Anadilde eğitim, sağlık ve yargı savunucularıyla bire bir konuşulsa, yukarıdaki sorulara yanıt vermeleri istense erişilebilirliğin olanaksız olduğu anlaşılırdı.

    Anadilde eğitim, sağlık ve yargı üzerinden yürütülen tartışmalar gerçekte üzüm yemeyi değil de bağcı dövmeyi amaçlıyor!

    Dil bıçağıyla ülkeyi ve milleti dilimlemek ve dolayısı ile varlığımızdan vaz geçmenin önde gelen hedef olduğu son derece açıktır. Anadilde başlığı altında sayısız istemi dile getirmek gericilikten başka bir şey değildir. Bu isteklerin gerçekleştirilebilir olmamalarının yanı sıra, sokaktaki vatandaşa zerre kadar yarar sağlamayacakları da bir başka önemli noktadır.

  • OTOMOBİLSİZ…

    OTOMOBİLSİZ

    IMG_0391

    Not : Fotoğraf 24 Eylül’de çekilmiştir.

    22 Eylül “Otomobilsiz” günüymüş! Nasıl mı anladım? 22 Eylül’de Plevne Bulvarı’nın bir bölümü trafiğe kapatılmış ve asılan bez pankartla durum kamuoyuna duyurulmuştu. Hiç kuşku yok ki; simgesel bir etkinlikti yapılan.
    Acımasız yaşam ironik bir manzaraya yola açmıştı. “Taşerona Hayır!” mitinginin de etkisiyle trafiğe kapatılan caddenin hemen yanı başında inadına otomobil yoğunluğu vardı.
    Geçenlere bir yazısını şu şekilde bitirmişti Bozkurt GÜVENÇ!
    “Uygarlık dar gelirlilerin otomobil sahibi olmasından çok varlıklıların toplu taşıma araçlarını kullanmasıyla ölçülür!”
    Otomobilsiz günü bir bilinç kıvılcımı oluşturmak için işe yarayabilir. Ancak, özellikle kentlerimizi ve elbet ülkemizi yönetenlerin de bu doğrultuda kararlı ve ödünsüz olması gerekir.
    İzmir’de kent içi ulaşımda belediye otobüsleri kullanımının yeni bir düzene kavuşturulması için başlatılan uygulama üçüncü ayını doldurmak üzere!
    Öncelikle altını çizmekte yarar var! Bence, uygulama doğru ve yerindedir. Dünyanın hiçbir yerinde evinizin önünden binip, işyerinizin önünde inebileceğiniz bir toplu taşıma düzeni söz konusu olamaz. Kent yaşamı özveri ve zahmet gerektiren bir iştir. Bu kapsamda toplu taşımadan yararlanmak biraz olsun sıkıntı yaşamak demektir.
    Otomobil kullanımı ise rahatlığın yanı sıra bedel ödemeye eşdeğer bir durumdur.
    Belediye otobüslerinin kent merkezinden uzak tutulması düşüncesi ne kadar doğruysa; bu yaklaşımın başka tamamlayıcı önlemlerle desteklenmemesi de bir o kadar yanlışlıktır ve eksikliktir.
    Belediye otobüslerini günah keçisi olarak görüp kısıtlamak ama içlerinde bir ya da kişinin yolculuk yaptığı otomobilleri ve yolcu taşısa da kitle taşımacılığı yaptıkları söylenemeyecek olan dolmuş/minibüsleri görmezden gelmek de hoş görülür bir hata değildir.
    Belediye otobüslerinin kent merkezinden uzaklaştırılması sonucu boşa çıkan baş duraklara göz atılması ne demek istediğimi anlatacaktır. Hemen hepsinde otobüslerin yerini otomobiller almış durumdadır. Hem de çift sıra!
    İstediğimiz kadar “otomobilsiz” günü diyelim, uyaralım, anlatalım! Nedene yönelmezsek sonuç almamız zor!
    Toplu taşımacılıkta yeni düzene adım atan belediyeden buna ek başka uygulamalar beklerdim!
    1. İnsanları toplu taşıma araçlarını kullanmaya özendirmek ve hatta zorlamak için kent merkezindeki otopark ücretlerine hatırı sayılır nicelikte zam yapmak!
    2. Görünürde taşımacılık yapsa da, gerçekte kitle taşımacılığı yapmayan ve bununla da kalmayıp kent trafiği karmaşasına katkıda bulunan dolmuş/minibüs gibi anlamsız araçları sınırlamak ve hatta yasaklamak!
    3. Kent yaşamının zahmet ve özveri gerektirdiğini kentte yaşayanlara uygun dille anlatmak! Böylelikle beklentileri doğru düzeyde tutup, halkın katılımını sağlamak!
    Yeni uygulamalarla olumlu değişimler amaçlayan belediye yöneticilerine bir vatandaş tavsiyesinde bulunmak isterim! Bu gibi uygulamalardan sonra otobüslerde, metroda ve vapurlarda neler konuşulduğunu izlemelerinde yarar var! Burada konuşulanlar yapılanların halka yeterince anlatılmadığı gerçeğini ortaya koyuyor.
    Otomobilsiz Günü’nü haftalara, aylara ve hatta yıllara yaymak önemli. Bunu başarmanın yolu da gözü pek ve ödünsüz adımlar atmaktan geçiyor.
    Böyle yapılmadıkça, otomobilsiz günü etkinliklerinin otomobil selinde yapılması kaçınılmaz olacaktır!
    Ceyhun BALCI, 25.09.2014

  • KÜBA ÖĞRETİYOR

    KÜBA ÖĞRETİYOR!

    cuba

    Ülkemiz ve dünyamız her geçen gün koyulaşan karanlığın gölgesinde soluksuz kalıyor. Bu nedenle, böylesi haberlere rastlayınca dört elle sarılıyorum. Herkes duysun, bilsin istiyorum.
    Küba, İngiltere büyüklüğünde, 10 milyonu geçkin nüfusuyla alçakgönüllü bir Karayip ada ülkesi. Başarılarıyla ve sıra dışı duruşuyla sivrilmiş! Bu nedenle de, birilerince kötü örnek olduğu düşünülerek ambargo ve kuşatmayla ödüllendirilmiş(!)…
    Geçenlerde okumuştum! Yarım yüzyıllık ambargo ve kuşatmanın bu dirençli ve dik duruşlu ülkeye olan zararı 200 milyar dolara yakın olmuş. Buna karşın eğilmeyen, bükülmeyen Küba hemen her dönemde akıl ve bilime dayanan bir tutum takınmış.
    Ambargo ve kuşatmanın baş sorumlusu olan birkaç yüz kilometre uzağındaki süper güç ABD’de milyonlar evsiz, işsiz, sağlıksız ve aşsızken tek bir Kübalı aç, işsiz, aşsız ve sağlıksız olmamış.
    Küba’nın özellikle sağlık alanındaki başarıları üzerinde durulmaya değerdir. Koruyuculuğu önceleyen, yanı sıra kendi ilacını, hekimini ve tasarımını üreten bu ülkenin sağlık alanındaki ünü ülke sınırlarını aşmış. Latin Amerika ülkelerinden pek çok gence tıp öğrenimi ve hekimlik olanağı sunmasının yanı sıra bu alandaki gelişmişliğini insan ve bilgi dışsatımı aracılığıyla (asla ticarete dönüştürmeden) ülkeye girdi sağlama fırsatına dönüştürmüş.
    Bugünlerde Kara Afrika EBOLA derdiyle uğraşıyor. Akıl veren çok ama bu felakete ilişkin dişe dokunur bir uluslar arası yardımdan söz etmek olanaklı değil.
    Ambargo ve kuşatmayla baş etme derdindeki Küçük Dev Küba 165 sağlık çalışanını kara yazgılı anakaraya gönderme kararı almış. İnsanıyla, aklıyla, bilgisiyle EBOLA’ya karşı savaşa omuz verme kararı almış içimizi ferahlatan, hepimizi insan olduğumuz için gururlandıran bu küçük ülke.
    http://haber.sol.org.tr/dunyadan/kuba-yine-afrikada-haberi-97538
    Marifeti kendinden menkul çok bilmişler yeri geldikçe Küba’yı karalamaktan geri durmazlar. Tüketim ekonomilerinin koşullandırmasıyla Küba’nın zavallı ve acınacak durumda bir ülke olduğunu söyler dururlar. Hepsi boş sözdür!
    Onlara şunu söylemek gerek!
    Gökleri delen binalarınızın, caddelere sığmayan teneke yığınlarınızın ya da ceplerinizde taşıdığınız teknoloji harikası telefonlarınızın insanlığa kaç paralık katkısı oldu?
    Başkalarının üzerine bomba yağdırmaktan, mazlûm milletlere ölüm kusmaktan öteye geçemeyen efendileriniz insanlığa ne gibi yarar sundu?
    İyi ki, Castrolar, Che, Cienfuegos, Pais ve başkaları 82 kişi olup bir araya gelmişler.
    İyi ki, o 82 kişi Granma adlı sandaldan hallice tekneye binip Küba kıyılarına varmışlar!
    İyi ki, onların bazıları canlarını verme pahasına savaş vermişler zalimlere karşı!
    İyi ki, öyle bir güzelliğin yaratılmasına ve yarım yüzyılı aşkın süredir ayakta kalmasına katkıda bulunmuşlar!
    Olanıyla, öleniyle hepsine bin selâm!
    Bizlere insanlığı öğrettikleri ve unutturmadıkları için!
    Ceyhun BALCI, 24.09.2014
    Bağlantıdan 2004 Eylül’ündeki Küba gezimize ilişkin görsel derlemeye ulaşabilirsiniz. Sayılar ve bilgiler güncellenme gereksinimi içinde olsa da ana hatlarıyla fikir vermek için yeterlidir.
    https://plus.google.com/photos/113712996036446725753/albums/5321299249923976033?banner=pwa