• birgul-ayman-guler_458126

    LAİKLİK İLE DİNCİLİK

    Aydınlık, 13 Temmuz 2014

     

    Gazeteci soruyor: “Siz sekülerlikten uzaklaşıp muhafazakarlaşıyor musunuz?”

    Öyle bir kavramlaştırma ki, soru sanki Türkçe değil! Anlamak ve üzerine konuşmaya başlamak çok zor.

    Birincisi, bizim konumumuz ‘sekülerlik’ değil. Altı ilkemizden biri ‘laiklik’, sekülerizm değil. Gazeteci bu iki şeyin “aynı şey” olduğunu mu düşünüyor? Yoksa bizim, dinci düşüncenin bize biçtiği sekülerlik elbisesini giydiğimizi mi varsayıyor!

    İkincisi, “muhafazakarlık”tan kasıt ne? Muhafazakarlık günlük kültürel yaşamı temsil eden bir konum değil mi? Bizler pek çoğumuz günlük yaşam ve ahlaki değerler bakımından bal gibi muhafazakarız! Gazeteci muhafazakarlık derken ne demek istiyor?

    Gazeteci sorusunu öyle iki uca yerleştirmiş ki, olmadığımız bir şeyden olduğumuz bir şeye dönüşüp dönüşmediğimizi öğrenmek istiyor. İşin içinden çıkmak zor.

    O halde kendisine sormalı: “Seküler’den ve muhafazakar’dan kastettiğiniz ne?

    Gazeteci şunu kastediyor: Sekülerlik, yani laiklik! Muhafazakarlık, yani İslami dinsel emirlere göre yaşamak.

    SEKÜLER MİYİZ?

    Bugünlerde ilk görev ideolojik işgali kırmak. Yani düşünce ve eylemlerimizin kavramlarını ilan etmek; bunların tanımını kendi ellerimizle yapmak.

    Biz sekülerizm değil, laiklik ilkesinin sahipleriyiz. Ve bu ikisi aynı şey değil.

    Niyazi Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma adlı kitabında ikisinin aynı anlama geldiğini, ikisinin de ‘dünyevileşme / dünyevileşerek çağdaşlaşma’ demek olduğunu yazdı.

    Ama daha 1868’de Padişah Abdülaziz’in sekülerizmin devlet tarafından benimsenebileceği görüşünü nereye koyacağız? Seküler düşüncenin tarihsel olarak saltanatla da hilafetle de sorunu olmadığı gerçeğini nasıl açıklayacağız? Cumhuriyet saltanata karşıdır; tamam. Ama cumhuriyet laik ise hilafete yer açmaz. Seküler Cumhuriyet ise rejimin halifeli olmasını mümkün sayar. Bu durumda laiklik ile sekülerliğin aynı anlama geldiğini nasıl ileri sürebiliriz?

    Laiklik ile sekülerliğin nasıl iki başka kavram olduğunu, Aytunç Altındal’ın Devlet ve Kimlik kitabından öğrenmeye başlayabiliriz.

    Durumu pek güncel bir olayla da vurgulayabiliriz: Laiklik, cumhurbaşkanlığı makamına aday olanların adaylık ilanı konuşmasına Kutsal Kitap’tan duayla başlamalarını, dini siyasete alet etmek sayar. Sekülerizm ise saymaz.

    SİNSİLİĞİN ZİRVESİ

    Anlaşılıyor ki, Türkiye’de kozmopolit İslamcılığın ilk derin müdahale alanı, laiklik ilkesini sekülerliğe dönüştürmek olmuş durumda.

    Bu müdahale ender olarak açık tartışmayla yürütülüyor. Çoğu zaman ise, “kavramların adlarına takılmayın; laiklik deyip içini sekülerlikle doldurun” hilesiyle yürütülüyor. Sinsilik ve üçkağıtçılık, karşı devrimin bir numaralı ‘entelektüel’ aracı.

    Siyasal konum bakımından muhafazakarlaşmaktan kastedilen şey, günlük yaşamın kültürel gelenek – görenekçiliği değil. Toplum ve devlet işlerinin, tüm yaşamın dinsel emirlere göre sürdürülmesini ilke saymak. Bizim verdiğimiz adla “dincilik”.

    Şimdi soruyu bir onların dilinden bir de bizim dilimizden soralım:

    Sekülerlikten uzaklaşıp muhafazakarlaşıyor musunuz?

    Laiklikten vazgeçip dincileşiyor musunuz?

    Gericilik, laiklik anlayışını sinsice “sekülerlik” yapmış; dinciliği ise muhafazakarlık diye yumuşatmış. İlerici düşüncenin ekseni böyle böyle gericiliğin ana eksenine taşınmış.

    Düşünsel eriyişimiz, pratik siyasette elle tutulacak kadar somut haldedir. Öyle ya, şimdi en çok duyulan söz “ilerici – devrimci adaylarla seçim alınamaz; o halde ‘stratejik’ davranalım!” sözü değil mi? Takiyyeciliğin yeni sahipleri var.

    Oysa derler ki ‘zaman seni bir çekemeyenin taşıyla taşlatmadıkça nimetini ortaya çıkarmaz’. Şimdi akıllıca olan ‘mecburuz diye mızrakların üstüne oturmak’ değil, bu sinsi mızrakları bir bir kırmak. Zaman o zaman.

    laiklik

  • KUPADA SON TANGO

    XX. Dünya Kupası’nın şampiyonu bu gece belli oluyor. Brezilya, Meksika, Almanya, İtalya ve Fransa bu küresel düzenlemeye ikişer kez ev sahipliği yapma onuruna erişmişler.

    brazil fransa italya meksika almanya

    Buna karşılık bu 5 ülkeden Brezilya ve Meksika’nın iki efsane stadı Maracana ve Azteka iki Dünya Kupası finaline sahne olma ayrıcalığına sahip.

    azteca-stadium maracana

    AZTEKA STADI- Mwxico City                                            MARACANA STADI-Rio de Janeirio

    Meksika 1986 Dünya Kupası’nın asıl ev sahibi Brezilya’nın yükümlülüklerini yerine getiremeyeceği anlaşılınca yedekten sahiplenmişti bu dev organizasyonu. Meksika ve Azteka stadı Dünya Kupası tarihine bu büyük düzenlemeye kısa aralıkla ev sahipliği yapma rekorunu da eline geçirmiş durumda.

    mexico 70 mexico-86_1401363324

    Maracana Stadı adı ve yeri değişmemekle birlikte FİFA kurallarına uyum gereğince kapasitesinin yarıdan fazlasını yitirmiş durumda. 1950 finalinde 199 bini aşkın izleyiciye kapılarını açan bu dev stad bu akşam taş çatlasa 76 bini aşkın izleyicinin maçı izlemesine izin verebilecek.

    Günler su gibi aktı. Futbol Zamanı yazımda sevenlere keyif, sevmeyenlere de sabır dilemiştim geçtiğimiz futbol ayı boyunca. Bu akşam dünyanın sonu gelmezse Almanya ya da Arjantin’in kupayı kaldırışına tanıklık edeceğiz. Almanya’nın kupayı alması 5. şampiyonluk anlamına gelecek. Böylelikle kupayı kalıcı olarak bir kez müzesine götüren Almanya bunu ikinci kez yineleme yolunda ilk önemli adımı atmış olurken, kupa sayısı bakımından İtalya’yı yakalamış, Brezilya’ya da bir adım daha yaklaşmış olacak. Diğer olasılık gerçekleşir de, kupayı kaldıran taraf Arjantin olursa, üçüncü şampiyonluğun yanı sıra, altın kaplamalı som gümüşten Jules Rimet kupası geri dönmemecesine Arjantin’e gidecek. Bu durumda FİFA yeni bir kupa siparişi vermek durumunda kalacak.

    Son sözü Brezilya için söylemiş olalım!

    2014 başlarken Brezilya tarafında bir Uruguay korkusu vardı. 1950’de Maracana’da son dakikalarda gelen Uruguay golüyle yıkılan sambacılar belli ki aradan geçen 64 yıla karşın bu trajedinin etkisini blleğinden silememişti!

    Ghiggia_Goal_1950

    Elbette, bu kez çok daha büyük ve yıkıcı bir trajedi yaşayacaklarını kestiremezlerdi. Turnuvanın bitmesine 180 dakika kala hem de onur kırıcı bir sonuçla Belo Horizonte çimlerine gömülen Brezilya bu kez Uruguay’dan değil ama Almanya’dan okkalı bir tokat yemiş oldu. Böylelikle yas tutmayı son maça bile bırakamamış oldular. Kupaya uzanmak şöyle dursun, futbol mabedi Maracana çimlerine ayak bile basamadılar.

    IMG_0111

    Bu kupanın belleklerden silinmeyecek pek çok yönü olmakla birlikte Brezilya futbol tarihinde görülmemiş bir başarısızlığın hem de Brezilya’daki bir Dünya Kupası’na sığmış olması en unutulmaz olgu olsa gerektir.

    Türkiye’de oynayan Dirk Kuyt’un adını nasıl söyleyeceğine karar verememiş olsalar da; etkin ve yetkin TRT sunucu ve yorumcuları dururken akşamki maçla ilgili bir şey söylemem doğru olmaz!

    Her şey olabilir diyerek sonucu doğru kestirmeyi güvence altına almış olmakla yetineyim!

    Futbol ve özellikle de benim gibi dünya kupası severlerin dört yılın su gibi akıp, geçmesini dilediklerinden adım gibi eminim!

    Ceyhun BALCI, 13.07.2014, Saat 19:40

  • TOZKENT’TE BİR YER

    Sayısını unuttuğunuz kez gelip, geçtiğiniz bir yerde daha önce hiç farkına varmadığınız bir durumla karşılaşmak şaşırtıcı olduğu kadar dağarcığınızı geliştirici bir sonuç doğuruyor.

    Adını yöreye yerleştirilen Karahan Türklerinden alan İscekaraser (bugünkü adıyla İscehisar)’den geçiyoruz. Esintiyle birlikte ilçenin üzerine çöken toz bulutu Steinbeck’in Gazap Üzümleri’nden alıntı okuma parçası Dust Bowl’u (Toz Çanağı) çağrıştıracak denli etkileyici bir manzara oluşturuyor.

    Mermer üretimiyle nam salan bu bozkır kasabasına tozkent adı da yaraşır diye düşünmekten alıkoyamıyoruz kendimizi.

    O toz duman içinde nasıl farkına vardık bilemiyoruz! Kahverengi bir ok!

    “Giresunlular Şehitliği 15 Km”

    iscehisar

     

     

    topal osman

    Bozkırın ortasında Giresunlular’ın ne işi var diye sormak kaçınılmaz oluyor! Oysa, 800 yıl önce Orta Asya steplerinden kopup gelenlerin olduğu yerde Giresunluların bulunmasına şaşırmak başlı başına bir anlamsızlık.

    Milli Mücadele’de Giresunlu denince doğallıkla Topal Osman gelir akla. Sakarya Meydan Savaşı’nda püskürtülen Yunanlar İscehisar’ın Doğanbey köyünün Dedesivri Tepesi’ne konuşlanmışlar. 27 Ağustos’ta Büyük Taarruz’un ikinci gününde bölgedeki Yunanlara karşı hücuma geçenler arasında Topal Osman komutasındaki Giresunlular da vardır.

    Bir kaç gün önce rüzgarlı bir İscehisar gününde toz duman arasında gözümüze ilişen Giresunlular Şehitliği’nde yatanlar o Giresunlulardır.

    Zamanın uygun olduğu bir başka sefere şehitliğe sapıp orada vatan için toprağa düşen o güzel insanlara selam durma görevini aklımızın bir köşesine yazıyoruz!

    Bu örnekte de kendisini gösteren ve hemen her köşesinde benzer durumların söz konusu olduğu ülkemizde iç içe geçmişliğin, gerçek anlamda bir karışımın varlığını bir kez daha özümsemiş oluyoruz.

    Bugün ellerine aldıkları cetvellerle sınır çizme heveslisi olmakta sakınca görmeyenlerin ilgisine ve bilgisine diyerek devam ediyoruz yola…

    Ceyhun BALCI, 13.07.2014

  • World Cup Thophy

     

    AYAKKABI KUTUSUNDAKİ KUPA (*)

    Ayakkabı kutusuna yalnızca ayakkabı konmadığını, değerli nesnelerin de istiflenebildiğini geçtiğimiz aylarda öğrenmiştik!

    Jules Rimet ya da bilinen adıyla Dünya Kupası yarın sahibine kavuşacak. Görünüşüne yansıyan görkem yanıltmasın! Saf altından yapılma değil dünyayı peşinden koşturan bu kupa! Som altından değil ama som gümüşten kupanın yalnızca dış yüzeyindeki kaplama altından! 3.8 kg ağırlığında ve 35 cm boyundaki kupanın parasal değeri 1966’da İngiltere’de çalındığında 3000 sterlin olarak hesaplanmış.

    Ter dökenler de, çalanlar da elbette parasal değerinin peşinde değiller bu kupanın!

    İkinci ve üçüncü Dünya Kupası’nın sahibi İtalyanlar 1938’deki şampiyonluk sonrasında araya giren II. Dünya Savaşı boyunca kupayı hırsızlardan ayakkabı kutusu içine koyarak saklamışlar.

    Ayakkabı kutusunun, yalnızca ayakkabı kutusu olmadığını sanırm bu tarihsel örnek de doğrulamış olmaktadır.

    1938’deki ayakkabı kutusu kupayı saklarken, 2013 Türkiyesinde ayakkabı kutuları paraları saklamıştı.

    Ayakkabı kutusu 1938’de kupayı hırsızlardan korumak için kullanılırken, 2013’de hırsızlar paralarını halktan korumak ve saklamak için kullanılmıştı!

    Bizler ve insanlık adına onur verici olmayan bir durum! Ne yazık ki, tarih böyle yazacak!

    Ceyhun BALCI, 12.07.2014

    (*) İktisat ve Toplum Dergisi’nin 2014/45. Sayısında yer alan Erinç YELDAN’ın “Yerkürenin En Önemli Oyunu” yazısından yararlanılmıştır.

    itd-45-kapak

  • KUPANIN KARE ASI

    dunya-kupasi-2014-yari-final-maclari-fikstur-maclari-ne-zaman-canli-izle-4550527

    11 Haziran’da ortalama futbol izileyicisine sorulsaydı son dörde kalanların adını sayardı favoriler olarak! Zengin kıyılar ülkesi Kosta Rika bir yana bırakıldığında sürprizin yanına bile varılamadı. Bu kupanın yoksulluk hanesine yazılması gereken bir durum!

    Adının önünde dünya sözcüğü bulunan şampiyonada son dörde kalanlar dünyayı ne ölçüde temsil ediyorlar?

    Kare as ülkelerin konuşulan diller bakımından (Brezilya, Portekizce 200 milyonu aşkın, Arjantin, İspanyolca 500 milyon, Hollanda, Flamanca 25 milyon ve Almanya, Almanca 100 milyon) dünyanın % 10’unu biraz aşan bir temsil gücüne sahip olduklarını söyleyebiliriz.

    Nüfus bakımından temsiliyet ise % 5’ler düzeyindedir.

    Kişi başına düşen gelir bakımından küçük Hollanda (48 bin USD) listenin tepesinde yer alırken, Almanya (45 bin USD) ikinci ve Arjantin-Brezilya (11 bin USD) ikilisi uzak ara geridedir.

    Kare ası ortaklaştıran bir başlık ülkelerin din seçimi. Tümünün nüfuslarının önemli bölümü Hıristiyan!

    İnsani Gelişmişlik Göstrgesi’nde ise Hollanda ve Almanya dünya 4. Ve 5.si olarak dikkat çekerken; Arjantin 45. Sırada. Brezilya ilk 50’de yer bulamamış kendisine.

    FİFA Dünya Sıralaması’nda ise Arjantin, Almanya, Brezilya ve Hollanda sırasıyla 2,3,8 ve 9. sıralarda görüyoruz!

    Nüfus, dil ve din bakımından daha baskın bir kapsayıcılık için Çin ya da Hindistan’ın futbolda başarılı olması için duacı olmaktan başka yol görünmüyor!

    Beklentilerle bire bir örtüşen sonuçlar heyecanın sönmesi anlamına geldi.

    Son Dünya ve Avrupa şampiyonu, FİFA 1.si İspanya’nın erken vedası da bir sürprizdi belki; ama, onu tamamlayacak başka sürprizler ne yazık ki gerçekleşmedi!

    Sürprizden bu denli yoksun bir şampiyonada ayakta kalan dört takımdan hangisi şampiyon olsa şaşırılmayacak!

    Ceyhun BALCI, 07.07.2014

  • neymar

    NEYMAR’IN BAŞINA GELEN!
    Bir önceki yazıda Dünya Kupası bağlamında spor basınımızın sefaletine değinmiştim. Yazılı basının yokluğunda görsel basın tek ilgi alanımız olmak zorundaydı.
    Brezilya-Kolombiya maçında Neymar bir ikili mücadele sırasında sakatlanarak oyun dışı kaldı. Yapılan görüntülemede 3. bel omurunun yan çıkıntısında kırık olduğu anlaşıldı. Bu son derece önemsiz sayılabilecek kırık hastanın adı Neymar olunca önem kazandı. Ülkemizi ve futbolumuzu yönetenlerin sefaletine ayak uydurmakta gecikmeyen TRT bu olayı da magazinleştirerek yansıtmayı seçti.
    Neymar’ın sakatlandığı pozisyonda karşısındaki Kolombiyalı’nın sakatlayıcı harekette bulunduğu incisi saçıldı ortalığa. Tanrı korusun Neymar yaşamsal bir yaralanma geçirse karşısındakini cinayete girişmekle mi suçlamak gerekecekti?
    Spor alanlarında ölüm görülmemiş bir durum değil!
    Yetmişli yılların sonundaki bir Universiade sırasında tramplenden atlayan Sovyet sporcu kafasını çarpıp suya düştüğünde oluşan manzara aklımdan hiç çıkmaz. Siyah-beyaz ekranda suya yayılan kan dehşet vericiydi. Bu hesapça canına mı kıymış oluyordu Sovyet atlamacı?
    Bir eskrim şampiyonasında yine bir Sovyet sporcunun başına geleni unutmak olanaklı mı? Kasktaki gözeneği aşan karşıtının kılıç ucunun Smirnov’un gözüne girip beynine erişeceği ve ölümüne yol açabileceği hiç kuşkusuz öngörülebilen bir olasılıktı. Öngörülemeyen, koruyucu kaskın işe yaramaz duruma düşmesiydi. Smirnov bir cinayet kurbanı mıydı?
    TRT’nin seçme ve süzme yandaş oldukları anlaşılan yorumcularından birisi işi Neymar’ın kırığını irdelemeye ve ancak hekimlerin yapabileceği yorumlara vardırınca sözün bittiği yere gelmiş olduğumuzu anlamış oldum!
    Konu spor da olsa yayıncılık sorumluluk gerektiren bir durum! TRT’nin başına çöreklendiği bilinen sefil anlayışın kurumun hücrelerine işlediği anlaşılıyor!
    Bu sorumsuzluk Dünya Kupası izleme zevkini olumsuz yönde etkiliyor!
    Ceyhun BALCI, 06.07.2014

  • BİR YÜZEN KENT : VENEDİK
    117 adacık, 150 kanal ve 400 köprü! Böyle bir kente Venedik’ten başka ad yakışmazdı. Su ve onun üzerinde yüzen tarihsel korunmuşluk Venedik demek! Bugün pek çoğumuzun uygarlık olarak tanımladığı pek çok nesne ve yapı Venedik’te yasaklı. Gezmek, görmek serbest ama gün batımında terk etmek koşuluyla!

    VENEDİK KANALDA GONDOLAR
    Trenle gelirseniz Santa Lucia Gar’ında inip yürümek ya da gondol kiralamak zorundasınız! Karayolunun son durağı ise Tronchetto Sonrası vaporetto ile….

    VENEDİK TRONCHETTO RIHTIMVENEDİK TREN İSTASYONU
    Kısacası Venedik’te uygarlığa yer yok! Venedik’e değer katan da biraz bu yasak!
    Venedik, ses benzerliği olan Venuto bölgesinin Adriyatik kıyısındaki paha biçilmez kenti.
    Bir lagün üzerine kurulmuş. Bataklık tabanındaki kil tabakasına çatılan ahşap kazıklar üzerine kondurulmuş tüm yapılar. Bu nedenle, Venedik de tıpkı Pisa gibi eğik kuleler diyarı olmuş.

    VENEDİKTE ESKİ EĞRİ ÇAN KULESİ
    Başlangıçta Bizans’ın bir parçası olan Venedik 9. yüzyılda bağımsız Venedik Cumhuriyeti’ne evrilerek tarih sahnesindeki asıl ününü edinmiş. Şekspir’in ünlü Venedik Taciri eserinin de çağrıştırdığı gibi Venedik ticaretle var olan ve yükselen bir kent devleti.
    XIII. yüzyılda İstanbul’un da talan edilmesiyle sonuçlanan 4. Haçlı Seferi’nin önde gelen düzenleyicisi olmuş. Yine aynı yüzyılda Çin’e giderek Kubilay Han’ın huzuruna çıkan tüccar Marko Polo da bir başka ünlü Venedikli.
    Bir sonraki yüzyılda, 1348’deki kara ölüm veba salgını da Venedik’te derin izler bırakmış. Vebanın izlerine Venedik’te bugün bile rastlamak olası. Özellikle, hediyelik eşya satıcılarında Mardi Gras maskelerine benzer nesnelere rastlarsınız Venedik’te. Bir de, gaga burunlu maskeli, siyah kostümlü mankenlere! Gaga burunlu olanlar veba döneminde hastalıktan korunma amacıyla kullanılmış. Mardi Gras maskeleri ise veba salgının sonundaki şölenlerden kalma. Şölen geleneği bugün de sürdürülüyor.

    P1120211
    Rıhtımda Venedik’e ayak basar basmaz kentin en önemli mekânına yöneliyoruz. İtalya’da Vittorio Emmanuel’siz kent yoktur desek abartmış olmayız. Burada da en güzel yerde atının üzerinde II. Vittorio Emmanuel ile selâmlaşıyoruz. Her ne kadar Venedik duvarları “Birlikten Ayrılalım!” yazılarıyla donatılmış olsa da İtalya Birliği’nin mimarı hâlâ saygı görüyor olmalı! Sayısız kanaldan en büyüğü olan Büyük Kanal’ın ağzına doğru yürüyoruz. Aziz Zekeriya Kilisesi çok sayıda kutsal mekândan birisi olarak boy gösteriyor. San Marko Meydanı’na ilerlerken üzerinden geçtiğimiz son köprü İç çekişler Köprüsü (Ponte dei Sospiri). Dükler Sarayı ile Hapishane’yi bağlayan bu köprü adını hapishaneye giden tutukluların Venedik’e son kez bakıp iç çekmesine borçlu. San Marko’nun girişinde sağımızda Dükler Sarayı solumuzda ise Ulusal Kütüphane’yi görüyoruz. Görkemli ve meydanın olmasa olmaz unsuru saat kulesi de unutulmamalı. Meydanın girişindeki Aslanlı San Marko sütunları kapı işlevi görüyor. Meydana adını veren aziz kişilik San Marko’nun naaşı Venedikli tüccarlar tarafından İS 828’de Mısır’dan kaçak olarak getirilmiş. Müslüman gümrükçüleri naaşı domuz yağı bulunan fıçılara saklayarak atlatmışlar.

    VENEDİKTE KANAL (3)SAN MARKO ASLANLI SÜTUN
    Meydanın günümüzdeki önemli mekânlarını sayarken kafeler unutulmamalı. Goethe, Hemingway, Mark Twain, Thomas Mann ve Marcel Proust gibi pek çok ünlünün Florian’da kahve yudumlamışlığı var. Buradaki kafelerden birinde yapılacak kahve keyfinin pahalıya patlayabileceği akılda tutulmalı! Hele bir de müzik dinletisi eşliğinde olursa!

    VENEDİK SAN MARKO KAFE
    Meydandaki ilk izlenim Roma dışındaki hemen her türlü etkinin varlığı oluyor. Bizans kökenli soğan kubbeler, Yunan biçemli istavrozlar ve Suriye-Mısır-Filistin mermerleri. Venedik bunca, kültürel alışverişi büyük ölçüde Haçlı Seferleri’ne borçlu. San Marko Meydanı girişteki meydancıktan sonra çok daha geniş ve görkemli. San Marko Katedrali az önce değindiğimiz etkileşimli Venedik imgesini yansıtan bir vitrin görünümünde. Ön cephesindeki fresklerde Osmanlı bile betimlenmiş.
    Meydanın üç kenarını çevreleyen revaklara göz atıyoruz. Ellerinde dövizler taşıyan göstericiler ilgimizi çekiyor. Venedik kanalının kruvaziyer trafiğine kapatılması için kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını anlıyoruz.

    SAN MARKODA GEMİ KARŞITLARI

    Uygarlık deniz yoluyla bile gelmesin diyenler var! Haksız sayılmazlar. Uygarlık bir kez geldiğinde olanları anımsamak yeterli.

    SAN MARKODA KATEDRAL (2) SAN MARKODA KATEDRAL FRESKLERİ (3)

    SAN MARKO KATEDRAL SAN MARKO MEYDANI
    Venedik’e ayrılmış birkaç saatte iki seçeneğimiz var! Gondol sefası ya da Venedik sokakları. İkinci seçeneği benimsemek çok zamanımızı almıyor. Hangi rotayı izlemeli sorusu beliriyor zihinlerimizde! Elimizde bir harita olduğuna göre önce Rialto Köprüsü diyoruz. Sonrasını orada kararlaştırırız. Gezginin doğaçlama davranması gereğini unutmuyoruz. Henüz sabah saatleri olmasına karşın Venedik hızla kalabalıklaşıyor. Venediklilerin bu kalabalıktan hoşnutsuzlukları yüzlerine yansıyor. Bugünkü varlığını ve geçimini konuklara borçlu olan Venedikli’nin bu çelişkili tutumunu açıklamak pek de olası değil.
    Rialto Köprüsü’nün payına da epeyce insan düşmüş kalabalıktan. Köprü kendi ününün yanı sıra, yanı başındaki Rialto Pazarı’yla da çekim merkezi olmuş belli ki.

    VENEDİK RİALTO KÖPRÜSÜ (3)VENEDİK RİALTODA PAZARYERİ
    Zaman darlığı kararsızlık hakkı tanımıyor. Calatrava’ya yol almaya başlıyoruz. Tümüyle doğaçlama bir rota izliyoruz. İstesek de kaybolamayız!
    Motorlu taşıttan, dolayısı ile de gürültü, patırtıdan bağışık dar Venedik sokakları yürürken huzur bulmak için bire bir. Kanallar, adacıklar, köprü(cük)lerin biri diğerini izliyor. Yeryüzünde bundan daha keyifli bir yürüyüş rotası var mıdır diye mırıldanmaktan alamıyoruz kendimizi.

    VENEDİK DAR SOKAK VENEDİK SAN MARKO ABBARA
    Dar sokaklar, kimi zaman abbaralar, hiç umulmadık anda karşımıza çıkıveren meydancıklar ve elbette onlara eşlik eden katedraller, kiliseler, şapeller ve eski yapılar fotoğraflanmayı ve hayranlıkla izlenmeyi fazlasıyla hak ediyorlar.

    VENEDİKTE KATEDRAL (2) VENEDİKTE KİLİSE (2)
    Dolambaçlı yollardan Büyük Kanal’ın kuzey kıyısına vardığımızda uzunca süredir ilk kez uygarlıkla buluştuğumuzu fark ediyoruz. Eski Venedik’in yerini uygar(!) Venedik’e bıraktığı yerdeyiz. Karşımızda Santa Lucia Tren Garı ve onun da solunda Büyük Kanal üzerindeki 4. ve son köprü Calatrava! Calatrava ünlü İspanyol mimar Santiago Calatrava tasarımı. Milwaukee’deki Calatrava tasarımı müze kadar görkemli bir görüntü vermiyor.

    VENEDİK CALATRAVA KÖPRÜSÜ (2) VENEDİK TREN İSTASYONU (2)
    Cam-ahşap karışımı Calatrava Köprüsü’nü görünce kaygılarımızın yersiz olduğunu anlıyoruz. Ben buradayım demeyen, ortama uymuş alçakgönüllü görünümü tam da burası için tasarlanmış dedirtecek türden. Abartılı görkem, ortamdaki tarihsel dokuyu ezen bir görüntüye yol açardı. Calatrava (iyi ki) bu hataya düşmemiş!
    Kısa zamanda Venedik bu kadar!
    Daha fazlasını hak eden bir güzelliğin tadı damağımızda kalıyor!
    Hoşça kal Venedik!

  • 372155KUPALARIN KUPASI
    FransAlmanya ile başladı çeyrek finaller! AB’nin dolayısı ile Avrupa’nın her şeyi demek olan FransAlmanya maçında Fransa turu geçme isteği göstermedi. Buna karşın 90+’da gelebilecek beraberlik golü Neuer’in elinden döndü. Son üç kupadaki yarı finale erişme başarısını yineledi Almanlar. Gösterişten çok işlevi önceleyen Alman klasiğiydi izlenen!
    Altmış dört yıl önceki faciayı akıllarından çıkaramayan Brezilaylılar Uruguay’ın elenmesine en çok sevinenlerdi. Ne olur ne olmaz diyenler vardı içlerinde. Güney Amerika’nın iki okyanusa kıyısı olan tek ülkesi Kolombiya’yı da sorunsuz geçince derin bir oh çekmişlerdir. Uruguay’ı eleyerek gelen Kolombiya hem oynadığı oyun hem de yıldızlarıyla gözünü korkutmuş olmalıdır Brezilya’nın!
    Bugünküler içinde sürprize açık olan tek maç Kosta Rika’nınki! Zengin Kıyı demek olan Kosta Rika adına yaraşır bir orta Amerika ülkesi. Her iki okyanusa kıyısı olmak bile başlı başına bir zenginlik. İspanyol tanışmasıyla birlikte çevresindeki pek çok ülke gibi Kosta Rika için de karanlık dönem başlamış. Tam bağımsızlığına 20. Yüzyılın ortasında, 1949’da kavuşabilmiş. Gönenç bakımından da eşdeğerleri arasında sivrilen bir ülke! Bu ülke miniğinin ordusu da yok! Dört milyon nüfuslu Kosta Rika’nın piramidin doruğuna doğru olan yolculuğunu sürdürüp sürdüremeyeceğini gece yarısından sonra öğrenebileceğiz.
    Küçük dev Hollanda’yı anlatmak için çok söze gerek yok! Anadan doğma değil ama sonradan olma bir futbol ülkesi. Fatihlerinin eli, kolu uzak doğudan Afrika’ya ve dahi Güney Amerika’ya erişmiş vaktiyle. Surinam eski bir Hollanda sömürgesi. Diğer adıyla Hollanda Guyanası Hollanda takımındaki çukulata renkli oyunculardan sorumlu!
    Benelüksün Be’si Belçika’nın yakın geçmişteki başarımı göz önüne alındığında bu Arjantin’i elemesi şaşırtıcı olmaz! Ama, büyük takımların turnuva ilerledikçe iyi oynadığını da akıldan çıkartmamak gerek! Belçika’nın etkin emperyal belleği zayıflasa da bugünkü takıma renk veren bir unsur olduğu yadsınamaz!
    Bu akşamkiler de bittiğinde geriye 4 maç kalmış olacak. Diğer deyişle, 60 maç tamamlanmış durumda. Görkemli olmasını dilediğimiz sona geri sayımdayız!
    Belgeciliği önemseyen birisi olarak TRT tekelindeki görsel yayıncılıktan çok basılı yayıncılığa birkaç söz etmeden geçemeyeceğim!
    Türkiye’de günlük yayımlanan spor gazeteleri olmadığını söyleyemeyiz. Ama, elinize almaya değer bir tane ad sayabilir misiniz? Foto Maç, Fanatik ve sıkı durun AMK(!). Derinlikten yoksun, kumarhane sporu anlayışını önceleyen, bahisleri, totoculuğu özendiren varakpareler. Hadi canım sen de diyerek bir kalem geçiyorum bunları.
    Bundan 40 yıl önce çocukluğumun FotoSpor’unu, ilk gençlik yılarımın Hayat Spor’unu mumla arıyorum. Derinlikli yorumlarıyla ve politik spor yazılarıyla hayranlık uyandıran Cem Atabeyoğlu, Nuyan Yiğit, Okan Yüksel, Cüneyt Koryürek gibi bazıları aramızda olan üstadlara göndermede bulunmadan edemiyorum.
    Bir de Halit Kıvanç’ı unutmamak gerek! Onsuz Dünya Kupası olur mu?

    nikokovi
    Eli ayağı tutan, lafı sözü dinlenen ustadan yararlanmayı neden akıl edemezler? FB TV’yi bağışık tutuyorum bu eleştiriden!
    Bir kupanın daha son haftasına girerken bugün alacağı sonuç ne olursa olsun Zengin Kıyı Kosta Rika’yı saygıyla selâmlarken, yokları oynayan yoksul Türk medyasını mumla arıyorum.
    Ceyhun BALCI, 05.07.2014

    Untitled-794-368x500

  • ORTAÇAĞ GÖKDELENLERİ
    SAN GİMİGNANO

    san_gimignano_map

    İtalya’daki başka pek çok yer gibi San Gimignano’nun da ilk yerleşimcileri Etrüskler olmuş. Bölgede konuşulan yerel lehçe ve yer adları da Etrüsk’leri çağrıştırır. Kasabanın tepesindeki kale Etrüsklerden sonra kente egemen olan Roma döneminden kalma.
    San Gimignano adını Hıristiyanlık sonrasına borçlu.
    Roma’nın yıkılması sonrasında ise önce barbar saldırıları ve onu da izleyerek Lombard egemenliği altına girmiştir San Gimignano. Lombardların, İtalya’nın güneyine bağlanan yol üzerindeki bu kasabanın Bizans’a karşı güvenliğine özel önem verdikleri bilinir.
    İzleyen dönemde kendisini gösteren İspanyol egemenliği San Gimignano’ya yapılan yatırımların sıfıra yaklaşması sonucunu doğurmuş. Yoksulluk ve sefalet anlamına da gelen bu gelişmenin bir olumlu sonucu ortaçağ yapılarının yıkılarak yerlerine Barok biçemli yenilerinin yapılmasının önlenmesi olmuş. Belki de böylelikle bugün San Gimignano’ya Ortaçağ’ın Manhattan’ı diyebildiğimiz söylenebilir.

    IMG_0873
    San Giovanni yolundan ilerleyip Becci kapısından San Gimignano’ya giriyoruz. Sayıları bir düzineyi aşkın olan ortaçağ gökdelenlerinin arasındayız. Bugün için bir anlam taşımayan 50 metrelik ortaçağ yapıları yapıldıkları tarihin koşulları göz önüne alındığında önemsenmeyi ve hatta saygı duyulmayı fazlasıyla hak ediyorlar.

    P1110923
    Sarnıç (Sisterna) ve Katedral kentin iki önemli meydanı. Yer yer kemerli geçitlerle bezeli dar sokaklardan etkilenmemek olanaksız. Bu büyüleyici ortamdan kendinizi alıp da kentin kıyılarından verimli Toskana vadisine ve bağlarına da göz atmanızda yarar var. Nefes kesen manzaralar ayaklarınızın altında olacaktır.

    IMG_0859

    IMG_0890
    Günümüzde 7000 kişilik nüfusuyla alçakgönüllü bir kasaba olan San Gimignano’nun ortaçağda sahip olduğu ün hiç kuşkusuz kestirebileceğimizden de ötedeydi.

    IMG_0891
    Kule zenginliği konusunda San Gimignano hiç kuşkusuz İtalya’daki tek kent değil. Ancak, başka kentlerdeki pek çok kulenin doğal afet, kentsel yapılaşma ve başka nedenlerle tarihe karıştığı düşünüldüğünde San Gimignano’daki 14 ortaçağ kulesinin ayakta kalmış olmasının önemi daha iyi anlaşılabilir.

    IMG_0878
    Sarnıç Meydanı geçmişte kentin ticaret merkezi olmuş. Meydanı ortasındaki travertenden yapılma sekizgen kuyu süslüyor. Şeytan Kulesi (Torre del Diavolo) meydanı çevreleyen önemli yapılardan bir başkası. Uzunca bir yolculuğa çıkan sahibi dönüşünde kuleyi bıraktığından daha uzun bulmuş. “Yapımını şeytan tamamlamış!” deyip çıkmış işin içinden. Meydandaki bir başka önemli yapı Pucci Kulesi ile birlikte Tortoli Sarayı.

    P1110919
    Sarnıçın komşuluğundaki diğer önemli meydan Katedral’den almış adını. Eski kentin kalbi de sayılan bu meydanda Kollegiata Katedrali önde gelen yapı. Podesta ve Komün Sarayları da meydanı süsleyen önemli diğer yapılar. Podesta Kulesi 51 metre, Komün sarayının kulesi olan Büyük Kule ise 53 metre yüksekliğe sahip. Meydanın doğu tarafındaki Paltoni-Salvucci Sarayı ikiz kuleleriyle dikkat çekiyor.
    Zaman tünelinden çıkıp gelmiş duygusu yaratan bu ortaçağ kasabasına hayranlığınızı fotoğraf makinenizin deklanşörüne basarak da yansıtabilirsiniz.

  • PİSA

    Pisa, İtalya’da Toskana bölgesinin batısında Arno ırmağı deltasında 100 bin nüfuslu kendi halinde bir kent. Geçmişi çok daha görkemli! İmparatorluktan sonraki parçalı İtalya döneminde Pisa, bir deniz cumhuriyeti olarak ünlenmiş.

    pisa map

    Kuruluşu İÖ 5-7. yüzyıla tarihlenen Pisa ilk başta Yunan kolonisi olarak çıkmış tarih sahnesine. Daha sonra Etrüsk egemenliği altına giren kent İÖ 180’de Romalı olmuş. Güçlü bir deniz cumhuriyetine dönüşmesi İS 11. yüzyıla denk düşmüş. Ticarette bizim Foça’nın iş ortağı olduğu bilgisini de paylaşmış olalım.

    foça

    Cenovalılarla, Araplarla ve başka bölge güçleriyle savaşa varan çatışmalar yaşamış. Sardunya, Korsika ve hatta Balear adalarında egemenlik kurduğu dönemler olmuş.

    Her şey bir yana Pisa bugüne da yansıyan ününü eğri kulesine borçlu! Kumul zemine yeterince destek olmadan 56 metrelik bir kule yapmanın Pisa kentine bugüne uzanan bir ün kazandıracağını ne ilk mimarı Bonanno Pisano ne de bir başkası öngöremezdi!

    PİSA KULE (10)

    1173’te başlayan yapımı ortaçağda yükselen başka pek çok görkemli yapı gibi uzunca sürmüş! 199 yılda tamamlanabilmiş. Bu gecikmede yapımını izleyen yıllarda kendisini gösteren eğilmenin yanı sıra araya giren savaşlar ve parasal güçlükler de etkili olmuş. Bu molalar zeminin oturması fırsatı yaratması bakımından olumlu etki yaratmış. Kent devletlerinden oluşan o dönemin İtalya’sında görkemli kuleler yaptırmak askersel başarıların ve gönencin simgesi sayıldığı için pek çok kentin kule yarışına girdiğini söylemek olası. Cenova, Lucca ve Floransa bu rekabetteki önemli karşıtları olmuş Pisa’nın.

    Bir yandan güç gösterisi aracı olan kule diğer yandan da çan kulesi işlevi görmüş. Ağırlıkları 300 kg ile 3.6 ton arasında değişen 7 çanı var. Ortaçağda çanlar halkın kent meydanında toplanması için de çalınırmış. Önemli duyurular ve bildirimlerde bulunulurmuş toplanan halka.

    PİSA KULE (14)

    İtalyan hükümeti kulenin yıkılması kaygısıyla 1964’te uluslararası yardım çağrısında bulununca mühendis, matematikçi ve tarihçilerden oluşan kurul Atlantik’in ortasındaki Azor Adaları’nda bir araya gelerek çalışmış. Giderek eğilen kule 1990’da bakıma alınmış. İyileştirmelerden sonra 200 yıl süreyle güvenli olacağı öngörülmüş. Teknolojiden de yararlanılarak yapılan çalışmalar sonucunda kulenin eğimi 4 dereceye kadar düşürülebilmiş.

    asoren

    Pisa kenti ününü eğik kulesine borçlu olsa da, kuleyle birlikte Mucizeler Meydanı’nı süsleyen başka görkemli yapılar da var. Kulenin yanı başındaki Vaftizhane ve Duomo da en az eğik kule kadar diğer önemli yapılar. Hemen arkalarındaki anıtsal mezarlık da unutulmaması gereken bir başka önemli tarihsel mekân.

    PİSA VAFTİZHANE (2)

    PİSA EĞİK KULE+VAFTİZHANE+KATEDRAL

    Kulenin hemen yanında çimlerin üzerine sere serpe uzanmış belden aşağısı olmayan kanatlı erkek figürü ve yine onun komşuluğundaki Remus-Romulus-Dişi Kurt üçlemesi meydanı süsleyen diğer yapıtlar olarak boy göstermekteler.

    PİSA KURTPİSA MODERN HEYKEL

    Pisa Kulesi farklı açılardan farklı algılar sunuyor insan gözüne. Hatta, eğikliğiyle namlı bu kule bazı açılardan eğik olduğuna inanamayabileceğiniz görüntüler seriyor gözlerinizin önüne.  Elbette yanılsama! Güvenli olduğu düşünülse de kuleye tırmanmak isteyen gezginler otuzlu gruplar halinde alınıyor içeri. Bedenine güvenenlerin 296 basamak tırmanmayı göze alması gerekli!

    PİSA KULE (4)

    Pisa’nın havaalanına da adını veren Galileo Galiei (1564-1642) bir başka ünlü Pisalı.  Kuleden aşağıya bıraktığı cisimlerin ağırlıkları ne olursa olsun aynı hızla yere düşeceklerini savlamış vaktiyle. Bu deneyin yapılıp yapılmadığıyla ilgili değişik görüşler var. Birine göre, Galile böyle bir deneyi hiç yapmamış. Başka deyişle ona yapılan gönderme şehir efsanesine eşdeğer bir durum. Bir başkasına göreyse böyle bir deney Galile tarafından yapılmış. Böylelikle Aristocu anlayış tarihin derinliklerine bir kez daha gömülmüş.

    galile

    Kente ün kazandıran eğik kulenin bulunduğu Mucizeler Meydanı dört bir yanı surlarla çevrilmiş kalenin içinde yer alıyor. Ana kapıdan girinceye kadar içerideki yapıların farkına varılamıyor oluşu mudur acaba meydana adını veren mucize diye düşünmekten alıkoyamıyoruz kendimizi.

    PİSA SURLAR (2)

    Çocukluğumuzun unutulmazı Pinokyo’nun memleketi Collodi kasabası da Pisa yakınlarında. Bütün İtalya’da kendini gösteren Pinokyo etkisinin Pisa yakınlarında biraz daha baskın olduğu söylenebilir.

    collodipinokyo

    Son söz olarak, Pisa’da görmek için kentin adını taşıyan eğik kuleden çok daha fazlası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Mucizeler meydanı tanığımızdır!

    PİSA KULE+DUOMO (2)