cumhuriyetciyorum

Çağdaş, akıl ve bilimi rehber edinmiş, laik ve demokratik bir dünya ve Türkiye için…

  • ALÇAKÇA BİR SALDIRI

    BİR SALDIRI

    bg

    Dr Bingür SÖNMEZ’i tanımayanımız var mıdır? Çalışkan ve becerikli bir hekimdir her şeyden önce! Karınca gibi çalışan, yakınmasını bilmeyen, yakınanlara kapıları ardına kadar açık bir önemli değer!

     

    Bunca yoğunluğuna başka güzellikler de sığdıran, her yıl birisi kışın, diğeri yazın olmak üzere zamanını mutlaka memleketine ve dolayısı ile de ülkesine ayıran bir duyarlılık ve değerbilirlik.

     

    Önderlik ettiği Sarıkamış Dayanışma Grubu Sarıkamış Şehitleri’nin izini sürer. Hem yazın hem kışın şehitlerin geçtiği yollardan geçilir, onların çektiği sıkıntılar biraz olsun yaşanmaya çalışılır. O dağlarda canlarını veren aziz şehitlerin ruhları şad olsun, hiç olmazsa sonsuz uykularını uyudukları yerler belirlensin de böylelikle 100 yıl sonra da olsa onlara vefa borcumuz biraz olsun ödensin diye çırpınır.

     

    Bu eşsiz çabalara iki kez tanık olabilme onuru yaşamış biri olarak Bingür hocanın o dağlar başta olmak üzere Kars’ta, Sarıkamış’ta, Bardız’da, Erzurum’da ayak basmadık yer bırakmadığını kolaylıkla söyleyebilirim.

     

    Aydınlar mezarlığına dönüşmüş olan bu ülkede Bingür Sönmez kendisi gibi az sayıda gerçek aydınla birlikte bu ışık sönmesin diye çalışır, didinir.

     

    Bu sabah, Sarıkamış’ta, yaz yürüyüşünün sonunda silahlı saldırıya uğradığı haberi alındı. Neyse ki, yaşamsal tehlikesi yok.

     

    Ama, arkasından adıyla seslenen ve kalleşçe saldıranlarla aynı topraklarda yaşamaktan, aynı suyu içmekten, aynı ekmeği yemekten ve aynı havayı solumaktan tanımı güç bir utanç duyduğumu söylemekten alamıyorum kendimi!

     

    Sayıları sınırlı olan gerçek aydınlarını artık ölümcül kurşunlara boğan bu niteliksizlik, alçaklık ve sefillik can sıkıcı boyutlara varmış durumdadır.

     

    Bildiğim bir şey varsa o da hocanın böyle alçaklıklara pabuç bırakmayacağıdır.

     

    Saldırganların her ne gerekçe ile olursa olsun sert kayaya çarptıklarını iç rahatlığıyla söyleyebiliyorum!

     

    Başta hocamıza, yakınlarına ve sevenlerine olmak üzere, ülkemize geçmiş olsun!

     

    Ceyhun BALCI, 24.08.2014

  • YARIM GÜNDE ROMA!

    ROMA

    PİSA KURT

    Remus ve Romulus savaş tanrısı Mars ve Rhea Silvia’nın ikiz evlatlarıdır. Soyağaçları araştırılıdığında Truva’dan kaçan Afrodit’in oğlu, Hektor’un kuzeni Aeneas’a rastlanır. Söylenceye göre terk edilen kardeşleri dişi bir kurt emzirir, büyütür. Kardeşler de kurdun kendilerini bulduğu yerde Roma kentini kurarlar. Remulus’un kendisiyle alay ettiği için Remus’u öldürmesiyle yolları ayrılmış olur.

    Efsanenin İtalya’ya Etrüskler aracılığıyla geldiği düşünüldüğünde Türklerin mağarada çocuk besleyen dişi kurt söylencesine benzerliğe şaşırılmamalıdır.

    Bu efsaneyi simgeleyen dişi kurt, Remus ve Romulus imgesine İtalya’nın hemen hemen her kentinde ilgili ilgisiz her yerde rastlarsınız. Her ne kadar İtalya yalnızca Roma değilse de, Roma’nın İtalya’ya eşdeğer bir algı yarattığı su götürmez bir gerçektir.

    Adıyla, sanıyla imparatorluğun başkentidir Roma. Kesintisiz 3000 yıllık uygarlığın izlerini taşıyan sayılı dünya kentinden birisidir. Ölümsüz kent, dünyanın başkenti, eskil batının ve Hıristiyanlığın başkenti sahip olduğu pek çok sıfattan yalnızca bir kaçıdır. Roma’daki çiftçi/çoban yerleşiminin izleri İÖ 14. yüzyıla tarihleniyor.

    Roma Cumhuriyeti’nin kuruluşu Etrüsk egemenliğinin sonlandığı İÖ 509’a rastlıyor. Roma İmparatorluğu’nun egemen olduğu topraklar Manş’ın ötesinden, Akdeniz havzası ve Basra Körfezi’ne uzanacak denli geniş bir alana yayılmış. İmparatorluğun çöküşünden sonra barbar istilalarından da payına düşeni alan yaşlı başkent XV. yüzyılda yeniden dünyaya gelmiş. Papa Devleti Vatikan’a ev sahipliği yapmasının yanı sıra, 1871’deki Birleşik İtalya Krallığı ve 1946’daki İtalya Cumhuriyeti başkentliği ile sürmüş Roma’nın öndelik serüveni. Roma için çağlar boyu başkent olmuş bir kent nitelemesi hiç de yanlış olmaz.

     big

    Roma’nın İÖ 509’deki kuruluşu Etrüsk uygarlığının sonu anlamına da gelmiş. Bu gelişmeyle o zamanki adı Tiber olan kent Roma olmaya doğru ilk adımı atmış.

    Roma 3 milyonluk nüfusuyla İtalya’nın en büyük, AB’nin ise 4. büyük kenti konumunda.

    Roma adını taşıdığı imparatorluktan kalıt yapıtlarla bezeli. Kent merkezine bir Roma kemerinin altından geçerek giriliyor. Bu sıra dışı giriş bir bakıma kentte göreceklerinizin muştucusudur.

    P1110809

    Kentlerin ırmaklarla arkadaşlığı ya da bütünleşmişliği geleneği Roma’da da bozulmuyor. Tiber, Roma’yı süsleyerek ve can vererek ikiye ayırmış oluyor. Denize çok uzak olmasa da deniz kıyısı olmayan Roma böylelikle su özlemini gideriyor. Roma dönemi kalıntılarının önemli bölümü Tiber’in doğusunda yer alırken; kent içinde kent, devlet içinde devlet olan Vatikan batıda yakada yer alıyor.

    Doğu yakada gezintiye başlamadan önce Vatikan’la aynı tarafta, batıda yer alan Sant Angelo Kalesi’ne parantez açmakta yarar var. İmparator Adrianus tarafından tasarlanan ve yaptırılan kalede Adrian’ın mozolesi yer alıyor. Doğu yakaya adını taşıyan köprüyle bağlanıyor. Sonraları papalık kalesi ve hapishanesi olarak çıkıyor tarih sahnesine. Hapishane olduğu dönemdeki ünlü konukları arasında Giordano Bruno, heykeltraş Benvenuto Cellini ve Fatih’in sürgündeki oğlu Cem Sultan ilk akla gelenler.

    ROMA ST ANGELO KALESİ

    HALK MEYDANI (PİAZZA POPOLA)

    Piazza Popolare (Halk Meydanı)’den güneye doğru ışınsal olarak yönelen üç cadde yürüyüş uzaklığındaki pek çok Roma mekânına ulaşmak için elverişli görünüyor. Meydan Neoklasik Roma’nın özgün alanlarından. Demiryolları gelişmeden önce Rimini’ye giden Via Flaminum yolunun başlangıç noktası olmuş. 1826’ya dek halka açık infazların yapıldığı alan olarak da kullanılmış. Meydanın ortasını II Ramses döneminden kalma özgün Mısır dikilitaşı süslüyor. Roma’ya İÖ X. Yüzyılda İmparator Augustus tarafından getirilmiş ve ilk olarak eğlence yeri ve hipodrom olarak kullanılan Circus Maximus’a yerleştirilmiş. Halk Meydanı, 1793’te kent planlaması ve mimarlıktaki yaratıcı dehasıyla tanınan Giuseppe Valadier tarafından tasarlanmış.

     ROMA POPOLARE MEYDANI (7) ROMA POPOLARE MEYDANI ROMA POPOLARE MEYDANI (2)

    İSPANYOL MERDİVENLERİ

    En doğudaki Babuino Caddesi’nden ilerleyerek kendimizi travertenden İspanyol Merdivenleri önünde buluyoruz. 1723-26 arasında De Sanctis tarafından yapılmış. Aynı adlı meydandayız! Meydan adını XVII. yüzyıldan bu ana bu meydanda bulunan İspanyol Büyükelçiliği’ne borçlu. Meydanın ortasını Pietro Bernini (1627) elinden çıkma Barcaccia Çeşmesi süslüyor. 135 basamağı tırmanınca XII. Louis döneminden (1503) kalma ve kentteki en etkileyici Fransiskan kiliselerden birisi olan Trinita dei Monti’nin önündeki aynı adlı meydana ulaşmış oluyorsunuz. Bu küçük meydanda bile bir dikilitaş eksik değil. Sallustian Dikilitaş’ı kaidesiyle birlikte 30 metreyi aşkın yükseklikte. Halk Meydanı’ndaki II. Ramses’in Flaminyan Dikilitaşı’nın kopyası olarak yapılmış. Dikilitaşın bulunduğu noktadan İspanyol Meydanı’nın görkemi çok daha iyi seriliyor gözler önüne.

    Merdivenlerin hemen doğusundaki alçakgönüllü yapı Keats-Shelley müze evi. 1821’de tüberkülozdan yaşamını yitiren ünlü şair John Keats yaşamının son günlerini bu evde geçirmiş. Ev sonradan Keats ve arkadaşı Percy Bysshe Shelley’e adanmış. Keats-Shelley Evi olarak ünlenen yapıda bu ikili dışındaki başka pek çok ünlü yazarla ilgili sayısız nesne ve yapıt sergileniyor.

    ROMA İSPANYA MEYDANI TABELA ROMA İSPANYOL MERDİVEN KATEDRAL ROMA İSPANYOL MERDİVEN PANORAMA ROMA İSPANYOL MERDİVEN PINAR (3)ROMA KEATS SHELLEY EVİ (2) ROMA KEATS SHELLEY EVİ

    TREVİ ÇEŞMESİ

    Roma’nın en güzel çeşmesi olmayabilir ama en tanınmışı olduğundan kuşku duyulamaz. 1732-1751’de yapılan bu ünlü eserde baskın yapı ortadaki Neptün Sarayı’dır (Zafer Takı). Susuz kalan Roma askerlerinin suya eriştiği yer olarak kabul edilir. Askerlere yol gösteren Bakire Rölyefi bu efsaneyi simgeler. Kalabalık nedeniyle çeşmeye yaklaşmak sorun olabilir. Roma’daki önde gelen turist ritüeli mekânlarından birisidir. Suya atılan metal paralar eşliğinde dilekler tutulur. Atılan paraları toplayanlar bu işi yapmak için uzaklaşmanızı bile beklemezler. Mıknatıslı değnekleri bu iş için bire birdir. Alan da veren de memnundur nasılsa!

    ROMA TREVİ ÇEŞMESİ PARALAR ROMA TREVİ ÇEŞMESİ ROMA TREVİ INAR ROMA TREVİ MEYDANI TABELA TREVİ ÇEŞMESİ

     

    VENEDİK MEYDANI

    Corso Caddesi Halk Meydanı’nı görkemli Venedik Meydanı’na bağlıyor. İtalya’nın hemen her kentinde görebileceğiniz Vittorio Emmanuel heykellerinin belki de en göz alıcı olanı bu meydandakidir. İtalyan Birliği anısına yapılmış olan bu meydan 1911’de tamamlanmış. Meydanın diğer önemli iki unsuru Meçhul Asker ve Roma Anıtı. Meydanı tamamlayan Anayurt Altar’ı tüm bu görkeme fon oluşturuyor. İtalya tarihi müzesi olarak da nitelenebilir bu etkileyici meydan ve ortasındaki anıtsal yapılar.

    ROMA SÖNMEYEN ATEŞ ROMA VENEDİK MEYDANI (3) ROMA VENEDİK MEYDANI (7) ROMA VENEDİK MEYDANI (8) ROMA VITTORİO EMMANUEL (3)

    ESKİL ROMA

    Buraya kadar gelmişken madalyonun diğer yüzüne bakmadan geçmemeli diyerek Venedik Meydanı’nın güneydoğusuna yöneliyoruz. Bir kaç adım ötede bambaşka bir dünya var. Görkemli sunağıyla Venedik Meydanı ve Vittorio Emmanuel II anıtı Eskil Roma dönemiyle modern İtalya arasına çizgi çekmiş gibi. Trajan Sütunu imparatorluk dönemi Romasına geçişi belirleyen en önemli yapı.

    Roma Forumu ve Palatino Tepesi pek çok Roma yapıtını barındıran aynı zamanda yeşil bir alan. Biraz daha ötedeki Kolosseo ve onun yakınındaki Konstantin Takı uzaktan da olsa kendilerini gösteriyorlar.

    Kolosseo yalnızca İtalya’nın değil, dünyanın da en büyük amfitiyatrosu. Taş ve harçtan yapılma yapı Roma döneminin en önemli yapıtlarından birisi sayılıyor. İS 70’de Vespasian döneminde başlayan yapımı 80’de Titus döneminde bitirilmiş. Domitian döneminde eklemeler yapılmış. Bu üç imparator Flavian hanedanından olduklarından Kolosseo Flavian Amfitiyatro adıyla da anılıyor. Seksen bine varan izleyici kapasitesine sahip bu mekanda tiyatro yapıtlarının sergilenmesinin yanı sıra vahşi hayvan ve gladyatör dövüşlerinin de yapıldığı biliniyor. Bir an için kulak kabartıp vahşi hayvan kükremelerini ya da insan çığlıklarını ve belki de klasik mitoloji temalı oyunların repliklerini derinden de olsa işitmeyi denemek için yanına yaklaşmakta yarar var!

    ROMA FORUM (2) ROMA FORUM (3) ROMA FORUM ROMA FORUMLAR ROMA KOLOSSEUM (7) ROMA KOLOSSEUM (11) ROMA NTAKI 

    PANTHEON

    Halk Meydanı’ndan Ripetta Caddesi boyunca güneye ilerleyince bir başka önemli anıtsal yapıyla, Pantheon’la kesişiyor yolumuz. Yunanca tüm tanrıların tapınağı demek. Gerçekte bir pagan tapınağı. Antik Roma’nın tüm tanrıları için tasarlanmış ve inşa edilmiş olmakla birlikte bugün saygın ve tanınmış kimselerin anıt mezarı olarak işlev görüyor. Tıpkı Paris’teki eşdeğeri gibi Roma’daki de ülke için önem taşıyan kişilerin sonsuza dek uyuduğu mekân olmuş. Bugün de ayakta kalabilmiş olan Roma Pantheonu’nun tasarımının Trajan’ın mimarı Şamlı Apolodorus’a ait olduğunu söyleyenlerin yanı sıra Hadrian’ın mimarlarına ait olduğunu öne sürenler de yok değildir. Alınlığında yazdığına göre ise “III. kez Konsül olan Lucius’un oğlu Marcus Agrippa tarafından yaptırılımıştır” İS VII. yüzyıldan bu yana Hıristiyan Kilisesi olarak kullanılan Roma Pantheonu’un 43 metre çaplı görkemli kubbesi yapıldığı dönem için sıra dışı bir mimarlık başyapıtıdır. Kubbenin tepesindeki 9 metre çaplı göz yapının güneş ışığı ile aydınlanmasına olanak verir. Azize Meryem ve Şehitlere adanmış bir mabettir. En iyi korunmuş eskil Roma yapılarından birisidir.

    ROMA PANTEON (3) ROMA PANTEON GİRİŞİ İÇERİDEN ROMA PANTEON İÇİ ÇARMIHTA İSA ROMA PANTEON İÇİ HEYKEL (2) ROMA PANTEON KUBBE OYUKLARI ROMA PANTEON KUBBE ROMA PANTEON ÖNÜ ÇEŞME ROMA PANTEON ÖNÜ OBELİSK (2)

    Burada yatan en önemli kişilerden birisi de yontuları İtalya’nın hemen hemen tüm kentlerinde boy gösteren İtalyan Birliği’nin önde gelen ikonu Kral Vittorio Emmanuel II’dir. Çağdaş İtalyan Birliği’nin mimarının ebedi uykusunu Roma’nın bu çok önemli mekanında sürdürüyor oluşunda elbette şaşılacak bir durum yoktur.

    Pantheon önündeki Rotunda Meydanı ve o meydanı süsleyen çeşme de dikkate değer yapılardır.

    Pantheon’dan sonra güneye yürüyüp Vittorio Emmanuel Bulvarı’nı geçerek Campo di Fiori Meydanı’na varılır. Kendi halinde ve gösterişsiz duruşuyla dikkatlerden kaçabilecek bu meydanda yalnızca İtalyan tarihinin değil insanlık tarihinin de önemli bir sayfasının yazıldığı unutulmamalıdır.

    https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/06/01/bir-aydinlanmacinin-huzurunda/

  • ARANIYOR!…

    110 VATANSEVER VEKİL

    ARANIYOR

    boknccmcqaab8ab

    “Aranıyor-Wanted” duyuruları Vahşi Batı’da suçlular, katiller ve kötüler içindi. Bizimki iyileri arasın! 

    Cumhurbaşkanlığı seçimine gün sayılırken TBMM’de kabul edilen bir yasayla “Açılım” denen ihanete yasal kılıf oluşturuldu!

    Hükümetin gizli ortağı HDP’nin ve Ana muhalefetin oylarıyla (ve de sessizliğiyle) görülmemiş bir uzlaşı yaratıldı! Yavru muhalefet ise desteklemese de çok ses çıkartmadı!

    Lice’deki kalaşnikoflu terörist heykeli toplumu silkeleyince ayaklar biraz olsun suya erdi!

    Söz konusu yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi akla getirildi!

    Bunun için 110 Vatansever Vekil gerekiyor.

    Anayasa gereğince, TBMM’de kabul edilen yasaların Anayasa Mahkemesi’nin denetimine sunulması 110 vekilin imzası gerekli.

    Değerli vekiller,

    Lider baskısı, parti disiplini ya da yaklaşan seçimlerde seçilebilecek yerlerde sıra bulma kaygısı ve belki de bilemediğimiz başka gerekçeler akla getirilebilir edilgen tutumunuz için!

    Andığımız gerekçelerden bir ya da bir kaçı vatanın-milletin varlığından, birliğinden ve dirliğinden önemli midir?

    Yanıtınız evetse şu ana kadarki tutumunuzu değiştirmek için bir nedeniniz yoktur! Dolayısı ile bu çağrıyı yok sayabilirsiniz!

    Yok eğer, tersine, andığımız gerekçeler sizler için önde gelen sorun değilse bir imzanız yeterli olacaktır. Lice’deki terörist heykelini dikenler kadar diktirenler de önemlidir!

    O heykeli diktirenlerin hesabını bozmak için haydi görev başına!

    Susmak, oralı olmamak vekil seçilmenize giden yolda yararınıza olabilir! Ama, hiç kuşkunuz olmasın ki; bu görevden kaçıp vekil olsanız da adınız tarihe kara harflerle geçecektir.

    Bir imza verip gereğini yaparsanız tarihe altın harflerle geçersiniz!

    Seçim sizin!

    Ceyhun Balcı, 22.08.2014

  • BİR HEYKEL

     

     

    BİR HEYKEL

    Lice’deki kalaşnikoflu terörist heykeli insanlarımızı epeyce öfkelendirmiş görünüyor. Neden böyle olduğunu anlamakta zorlanıyorum.

    Kalaşnikoflu heykel dikilmeden önceki süreç yok sayılıyor.

    Anımsayalım!

    “PKK’yla görüştüğümüzü ispatlamayan şerefsizdir!” (Başbakan RTE)

    PKK’yla görüşüldüğü anlaşılınca!

    “Biz görüşmüyoruz devlet görüşüyor!” (Başbakan RTE)

    Açılıma göndermede bulunarak

    “Çok güzel şeyler olacak!” (Cumhurbaşkanı AG)

    “Diyarbakır’da kuş uçmayacak yerde hem de bir askeri birliğin orta yerinde gönderden bayrak indirilmesi ve daha da kötüsü bu dehşet verici olayın tepkisiz kalması!”

    “Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi TBMM’de görüşülen açılım paketinin iktidar ve ana muhalefet işbirliğiyle kotarılması! Destek vermese de yavru muhalefetin de gereğince karşı duruş sergilememesi!”

    Tüm bunları anımsayınca Lice’deki heykel dikme olayı sizce tekil bir olgu mudur?

    Heykeli dikenler kadar diktirenler, dikilmesine seyirci kalanlar ve dikilmesini özendirenler de sorumlu değiller midir?

    Toplumsal olaylarda hiç bir olgu öncekinden ve sonrakinden bağımsız değildir. Bir silsile ve zincir söz konusudur.

    Terör örgütüne silahları kayıtsız koşulsuz bıraktırılmadan, onunla masaya oturan devlet (elbette hükümet) sorunu çözmekten çok depreştirmiştir. Dağdaki terörist ovaya inmiş ve özerk bölgenin kolluk gücüne dönüşmüştür. Yol kontrolleri, insan kaçırmalar/alıkoymalar ve bini bir para olan tehditler sıradanlaşmıştır.

    Yapılan görüşmeler, yasal düzenlemeler ve elbette verilen akıl almaz ödünler barışa değil teröre hizmet etmiştir. Bunca özendirme ve yüreklendirme karşısında terör örgütünün Lice’ye terörist heykeli dikmesinden doğal bir durum olabilir miydi?

    Şerden hayır çıkartmak gerekirse!

    Lice’deki heykel bu ülkenin harekete geçebilen bir refleksi ve bunca uyuşturmaya/baskılamaya karşın kendisini gösterebilen toplumsal tepki potansiyeli bulunduğunu göstermesi bakımından yararlı oldu.

    Çoğu zaman olduğu gibi, insan toplulukları sarsılmadan ve silkelenmeden kendilerine gelemeyebiliyorlar!

    İğneyi kendimize batıralım!

    Bunca gelişme ve pervasızlık karşısında sessiz kalmakta sakınca görmeyen bizlerin hiç suçu yok mu?

    Ceyhun Balcı, 21.08.2014

     

  • BAŞKANLIĞI BIRAKMANIZ İÇİN 11 GEREKÇE SAYIN KILIÇDAROĞLU!

    images

    “Sayın Kılıçdaroğlu,

    CHP’nin yaşadığı son çalkantılara karşı, kurultayı toplamanız sevindirici. Ancak bu seçimli Kurultay’ın birkaç bin kişilik dar bir salona hapsedilmesi çok üzücü. Bunu yol yakınken değiştirmenizi diliyorum. Genel Başkanlık’tan artık istifa etmeniz ve bu Kurultay’da tekrar aday olmamanız için 11 gerekçeyi size iletiyorum:

    1- Parti’nin kuruluş felsefesine tamamen ters düşen bir adayı, Parti’nin hiçbir yetkili organına danışmadan kamuoyuna sundunuz. Bu zat’ın idollerini “Menderes, Erbakan ve Özal” olarak açıklamasını, tek parti sürecini ise “Menderes’in son verdiği baskıcı dönem” olarak tanımlamasını seyretmekle yetindiniz.

    2- Seçimlerde yaşanan hezimetin ardından özeleştiri yapacağınıza, tutarsız kararınız yüzünden “tıpış tıpış” (!) oy kullanmayan milyonları suçladınız. Bir de üstüne “Yarın olsa yine İhsanoğlu’nu seçerdim” deme cüretini gösterdiniz. Ne yazık ki tavrınız, otobana ters yönden dalıp ardından “Hay Allah tüm sürücüler ters yönde” diyen fıkrayı hatırlatıyor.

    3- Gezi eylemlerinde hayatını, gözünü kaybeden, canını ortaya koyan her yaştan genci hiçe sayarak, Çankaya seçiminizde onlarla alay edercesine AKP profiline çok yakın bir adayı öne sürerek, “Gezi ruhu” ile CHP arasında varolabilecek sinerjiyi baştan yok ettiniz. Yarattığınız akıl almaz boşluğu Selahattin Demirtaş doldurdu. Sayenizde etnik kökenli bir parti, sosyal demokrat değerlere çengel attı.

    4- Parti’den ve kamuoyundan yükselen tepkileri hiçe sayarak bir B planı oluşturulmasına imkan tanımadınız, tehditlerle 20 milletvekilinin Emine Ülker Tarhan’a imza vermesini engellediniz. Sayenizde RTE ilk turda kazandı.

    5- Sn. Kılıçdaroğlu, 2009 yılında siz henüz CHP Grup Başkanvekili iken, sizinle randevulaşarak Parti’nin demokratik bir tüzüğe kavuşması için bir çabaya öncülük ettiğimizi iletmiştim. Siz de bu çabaya hak verip tüzüğü beklediğinizi söylemiştiniz. 2010’un başında farklı kuşaklardan partilimizin katkısıyla hazırlanan bu taslağı size getirmiş ve destek sözü almıştım. Ardından Mayıs 2010’da Genel Başkan olmanızdan sonraki dönemde, bir Tüzük Kurultayı topladınız. Ancak bizim “Demokratik Devrim Tüzüğü” ndeki parti içi demokrasi önerilerimizi pas geçerek sadece kadınlar ve gençlere kota uygulamasını aldınız; o da ancak onları seçilemeyecek sıralara yerleştirerek! Şimdi de duyuyoruz ki, Parti’de ön seçim uygulamasının önünü daha da keserek kendi tek adam tavrınızı pekiştirecekmişsiniz! Niye örgüte güvenmiyorsunuz? Bırakın Zonguldak’ı Zonguldaklılar, Muş’u Muşlular seçsin!Sizin Atatürk dönemini sorgularcasına adlandırdığınız “Yeni CHP” (!) döneminde, parti ne halka açılabildi, ne de örgüte!

    6- Düzenlediğiniz baskın seçimden önce milletvekillerinin medyaya konuşmasını yasaklamışsınız! Tüm atama ve azletme yetkilerinizle, örgüt üzerinde tahakküm kurmanız yetmiyormuş gibi, şimdi de rakibiniz olacak CHP’lilerin ağızlarını açmalarını mı engelliyorsunuz? Emin olun bu kadarını RTE bile düşünememişti! Bizi yanılttınız …

    7- Geçen hafta sizi eleştirenler hakında “Onları milletvekili yaptığıma pişmanım” diyerek, kendinizi Sadrazam, Vezir atayan Sultan konumuna taşıdınız. Parti imajına ve demokrasiye verdiğiniz zararı hesaplayamadan.

    8- “Kurultay’dan sonra artık Parti içinde kimsenin böyle konuşmasına izin vermeyeceğim” diyerek sanki kazanacağınızdan eminmişsiniz gibi Kurultay’ın iradesine ipotek koydunuz.

    9- Genel Başkanlığınızda Parti’nin temel değerlerini altüst eden demeçlerinizle Atatürk-İnönü dönemi ve 27 Mayıs hakkında en karanlık yorumları yaptınız. Ne o dönem şartlarını, ne bastırılan isyanları, ne demokrasiyi düşmanı Menderes ve Bayar’ın emellerini algılayamadan…

    10- Yabancı yayın organlarına verdiğiniz mülakatlarda “Türkiye’de laikliği tehlikede görmüyoruz” diyerek, ülke gerçeklerine ne kadar uzak olduğunuzu tekrar açığa vurdunuz.

    11- Çocukların, gençlerin akıllarını alt-üst ederek, altı ok ve sosyal demokrasiyi egemen sağ partilere benzemeye çalışan, solun önerdiği yaşam tarzından utanan bir konuma düşürdünüz. Yani gelecek kuşakları sağ veya marjinal partilere doğru savurdunuz, halkın umutlarını kırdınız.

    Sn. Kılıçdaroğlu, Parti’yi demokratikleştirmek üzere hepimizin desteği ile geldiğiniz  Parti başkanlığında CHP büyüyemediği gibi, rotası da Cumhuriyetçi-Atatürkçü çizgilerden uzaklaştı. Lütfen CHP’ye daha fazla zarar vermeyin. Çünkü sizden önceki Genel Başkanların çok farkında oldukları, maalesef unuttuğunuz bir konu var: O koltuğa kim oturursa otursun, CHP’nin ebedi şefi, Atatürk’tür

    __._,_.___
  • SIRADAN BİR AYRINTI!

    BİR AYRINTI

    Sıradan bir hava yolculuğu! Uçak piste teker koyduğunda kopan cılız alkış söz etmeye bile değmeyecek bir başka sıradanlık!

    Uçak Sabiha Gökçen’de taksi yaparken kısa süreliğine duraklıyor. Uçağın neredeyse tamamı bu fırsatı tepmeye niyetli değil! Baş üstü dolaplarındaki nesnelerin elde edilmesini izleyen ön kapıya yöneliş!

    Kabin ekibinin duyuruları kulak asılmaya değer bulunmuyor. İlk kez tanık olduğum bir durum! Kaptan devreye girerek bu olağandışılık sürdüğünce olduğu yerde kalacağını iletmek zorunda kalıyor. Bir tür, pasif direniş!

    Yüksek perdeden bu çıkış sonuç veriyor! Ön kapıya koşturanlar yerli yerinde!

    Kaptan direnişe son verip aprona yanaşıyor.

    Sıradan bir hava yolculuğu ancak ülkemizde yaşanabilecek sıradışılıkla sonlanıyor!

    Ceyhun BALCI, 16.08.2014

  • BELGRAD

    MAVİLİ YEŞİLLİ BEYAZ ŞEHİR:

    BELGRAD

    Küçüle küçüle nüfusu yedi buçuk milyona düşen Sırbistan’ın 1.5 milyondan fazla insan barındıran başkenti Belgrad’a uçuyoruz. Uçağımız Nikola Tesla Havaalanı’na teker koymadan önce bu güzel kenti havadan izleme şansı yakalıyoruz. Kentin özgün ikonları St Sava, Kızılyıldız Stadı, Kale Meydan, Tuna ve Sava, göz alabildiğine uzanan yeşillik bizlere henüz karaya ayak basmamışken görsel şölen sunuyor. Daha iyi bir başlangıç olabilir mi?

    İzlenimimiz karaya ayak bastıktan sonra da değişmiyor. Alandan otele geniş bulvarlardan mavi-yeşil cümbüşü eşliğinde yol alıyoruz.

    Belgrad beyaz kent demek. Tarihsel kalenin (Kale Meydan) surlarının yapımında kullanılan kireçtaşına borçlu adını. Tuna’yı en önemli kollarından Sava’yla buluşturan Belgrad için beyazdan çok mavi/yeşil sıfatı daha yaraşır görünüyor. Tuna’nın güneyine konuşlanmış olan Yeni Belgrad (Novi Grad) Sava’nın batısında yer alıyor. Yüksek yapılaşma ve modern binalar kentin bu bölgesinde. Buna karşın, rahatsızlık veren bir durum yok gözler önüne serilen manzarada. Geniş bulvarlar, göz alabildiğine uzanan yemyeşil parklar modern yapılaşmayı gölgelemede son derece başarılı. Başka deyişle modern yapılar doğayı değil, doğal ve tarihsel doku modern yapıları baskılıyor.

    IMG_0776
    Asıl sözü Eski Belgrad’a (Stari Grad) saklıyoruz. Sava’nın doğusundaki eski kent adı üstünde Belgrad’ın tarihsel belleği. 1521’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılan Belgrad kabaca dört yüzyıl Osmanlı yönetimi altında kalmış. Türk mimarisi taşıyan ayakta kalabilmiş yapıların bir elin parmakları kadar olduğunu söylemeliyiz. Buna inat diller arası alışveriş ve etkileşimin izlerinin silinemediği gözlemleniyor. Kale Meydan, Taş Meydan, Teraziye, Dedinje, Topçider, Karaburma, Çukur Çeşme, Sebil, Delice Çeşme, zapun, maymun, sarma gibi akla ilk gelen örneklere eklenebilecek pek çok Türkçe sözcük bugün de varlığını sürdürüyor eski Osmanlı yurdu Belgrad’da.

    IMG_0187P1120887

    IMG_0568IMG_0469

    Eski kentin yapılarının yanı sıra meydanları, cadde ve sokak adları Sırp ve Balkan tarihinin özeti gibi gösteriyor kendisini. Kral Milan, Kral Aleksandr, Kral Peter, Knez Mihaila, Despot Stefan, Çar Duşan, Kara Corc, Kraliçe Lubiça, Slavia, Republik, Studentski. George Vaşington, Roosvelt, Yuri Gagarin, Paris ve Fransa unutulmamış Belgrad’da.

    Belgrad, kentlerin kültürleri ve uygarlıkları yok etme değil de yaşatma mekânı olduğunu kuvvetle düşündüren bir şehir izlenimi bırakıyor ilk bakışta.

    Eski Belgrad Tuna’nın kuzeyine Pançevo Köprüsü ile bağlanırken, batıda Sava’yı aşarak yeni kentle bağlantı sağlayan 4 köprü var. En eskisi ve yoğun kullanılanı aynı zamanda yayalara da açık olan Brankov.

    IMG_0828IMG_0831

    Yaklaşık çeyrek yüzyıl önce çökertilen Yugoslavya’dan Sırbistan’a geçiş hiç de acısız ve kansız olmadı. Sırplarla Boşnaklar, Boşnaklarla Hırvatlar ve Hırvatlarla Sırplar kıyasıya savaştılar! Hepsi Slav olan ama dinsel ya da mezhepsel farkları başarıyla öne çıkartılarak düşmanlaştırılan Yugoslavya sırf bu nedenle çökmekle kalmayıp, kan gölüne dönüştü. Epeyce kan döküldüğünü, acı çekildiğini yaşı uygun olup da anımsamayanımız yok gibidir. Sokakta rastladığımız yaşları eskiyi anımsamaya engel pek çok genç bunun ne kadar farkında diye mırıldanmadan edemiyoruz.

    Bunca acı yetmemiş gibi Belgrad XXI. yüzyıla bile savaşla merhaba demek durumunda kalmış. NATO bombardımanı kitlesel olmasa da ölüm ve yaralanmalara yol açmış. Geçtiğimiz bin yılın sonunda yaşanan bu travmanın izlerini kentin göbeğindeki kimi yapılarda sürmek olası. Bir Balkan geleneğine dönüştüğü kolaylıkla söylenebilecek duruma burada da rastlıyoruz. NATO bombardımanı sırasında vurulan Knez Miloş caddesindeki yapılar oldukları gibi korunmuşlar.

    P1120860 P1120862

    Belgrad yazıya yansıyan güzelliğini ve doğa dostu kent kimliğini biraz da yakın geçmişe borçlu. Tito önderliğindeki Nazi karşıtı direniş ve onu izleyen Yugoslavya deneyiminin Belgrad’a damga vurduğu kesin. Belgrad, planlı kentleşme ve kamu yararından ödünsüzlüğün canlı anıtı gibi duruyor karşımızda.

    IMG_0606 IMG_0608 IMG_0609

    Kale Meydan Belgrad’ın tarihsel kalesi. Kentin bu en eski yapısında da hiç kuşkusuz Osmanlı izlerinin varlığı görülebiliyor. Kale içindeki Damat Ali Paşa türbesi uzaktan da seçilebilen bir Türk yapısı olarak boy gösteriyor. Kale oldukça iyi durumdaki surları, burçları ve Askeri Müze olarak kullanılan yapılarıyla kentin önde gelen tarihsel mekânı. Kale Meydan yeşilliğin yanı sıra seyir terası işlevi gören burçlarıyla Sava-Tuna kavuşmasına kuş bakışı tanıklık etmek için de son derece iyi bir seçenek. Kale ve içindeki türbenin yanı sıra Uzun Mirkova Caddesi’ndeki Bayraklı Cami ve Şeyh Mustafa türbesi ayakta kalmış az sayıdaki Osmanlı yapıtından diğer ikisi. Bugünkü Öğrenci Meydanı (Studentski Trg)’nın eski bir Osmanlı mezarlığı üzerinde yer aldığını o sırada oralarda bulunan bir Belgradlı’nın kulağımıza fısıldadığını sözlerimize ekleyelim. Osmanlı’nın Kosova Savaşı’yla başlayan süreçte Belgrad ve Sırplar üzerinde izi silinmez travmatik bir etki yarattığını söylemek yanıltıcı olmaz. Ayakta kalan pek az yapı ve kendisi değil ama adı kalan diğerleri bu travmanın önde gelen kanıtları sayılmalı. Bu (kendince haklı) öfkenin bugünün Belgradlılarına yansımadığının altını özellikle çizmekte yarar var.

    P1130076 P1130089 P1130090 P1130094 P1130104 P1130106

    Kale Meydan’a sırt verip doğuya ilerlediğimizde kendimizi yayalaştırılmış Knez Mihailova Caddesi’nde buluyoruz. Canlı kalabalık kentin kalbinde olduğumuzun göstergesi. Cadde girişindeki tarihsel yapı Belgrad Kütüphane’si. Hemen yakınındaki Etnoğrafya Müzesi ile biraz ilerideki Zepter Sanat Müzesi ziyarete değer yerler. Sağlı sollu sıralanmış kafe ve lokantaları geçtikten sonra biraz ilerideki meydancıktaki Delice Çeşme önemli bir başka tarihsel yapı olarak boy gösteriyor. Knez Mihailova’da dikkat çeken bir başka nokta da kitapçıların çokluğu ve içlerindeki ilgili kalabalıktı.

    P1120871IMG_0131

    Knez Mihailova, doğuda Teraziye Caddesi ile birleşiyor. Teraziye’nin hemen başında pek çok ünlüye ev sahipliği yapmışlığıyla da tanınmış olan tarihsel Moskova Oteli ben buradayım diyor. XX. yüzyılın başında açılmış olan otel adından da anlaşılacağı gibi dönemin önemli Rus yatırımlarından birisi olmuş. Alfred Hitchcock, Jean Paul Sartre, Rebecca West, Ivo Andriç, Nicola Pasiç, Robert de Niro otel konuklarından yalnızca bir kaçı.

    IMG_0352

    Teraziye daha sonra Kral Milan Caddesi adını alarak Slavya Meydanı’na doğru görkemli bir şekilde uzanmayı sürdürüyor. Belediye’nin yanı başındaki küçük parkta Drina Köprüsü’nün yazarı Nobelli İvo Andriç’le hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmuyoruz.

    IMG_0746

    Slavya Meydanı’ndan Oslobodenya Caddesi’ne sapıp uzaklardan da bütün görkemiyle kendisini gösteren St Sava’nın yolunu tutuyoruz. Kent olarak Belgrad ve ülke olarak da Sırbistan azınlıklar bir yana bırakıldığında ezici üstünlükle Ortodoks. St Sava da Ortodoks mezhebinin kentteki (belki de ülkedeki) en önemli mekânı. Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu olmanın yanı sıra Ortraçağ Sırbistanı’nın önemli kişiliği olan St Sava’nın adı bu kutsal yapıda ölümsüzleştirilmiş. Bakım ve onarım çalışmalarına karşın ziyarete açık.

    P1120951 P1120961

    Yürüme uzaklığının ötesindeki Yugoslavya Tarihi Müzesi’ne Türkiye’de artık tarihte kalmış olan troleybüsle erişiyoruz. Geçmişe özlem duygularımız harekete geçiyor. Sürücülerin yaklaşım ve inceliğinin unutulacak gibi olmadığını belirtelim. Girişte Tito zamanında onun yakınında bulunduğu anlaşılan emekli bir subay tarafından karşılanıyoruz. Tito’yu anlatan kitabını satma girişimine karşılık vererek sevindiriyoruz bu sadık Titoseveri.

    41DLrv8CvGL._SY344_BO1,204,203,200_IMG_0675 IMG_0686

    Dedinje bölgesindeki müze bileşkesinde üç yapı var. İlki Yugoslavya tarihine ilişkin nesneler içeriyor. Daha çok gazete kesikleri ve basılı diğer gereçlerden oluşan bu bölümün çok da çekici olduğunu söyleyemeyiz.

    İç tarafta yer alan birisi Tito’ya verilen armağanların sergilendiği diğeri de Tito’nun mozolesinin bulunduğu ve Çiçekler Evi olarak da adlandırılan diğer iki müze çok daha etkileyici ve görkemli. Titoseverler için çıkıştaki anı ürünleri ve başka çeşitli nesnelere ilgi göstermemek olmazdı.

    Belgrad’a gelmişken ziyaret edilmesi mutlaka gerekli olan bir başka yer Nikola Tesla Müzesi. Bugünkü Hırvatistan sınırları içinde dünyaya gelen Tesla ilk gençlik yıllarını izleyerek yaşamının önemli bölümünü hem eğitim hem de çalışma amaçlı olarak Viyana, Budapeşte, Prag, Paris ve ABD’de geçirmiş. Kendisini Sırp Ortodoks olarak tanımlayan Tesla’nın bu yaklaşımına Sırplar da onu sahiplenerek karşılık vermişler. Tesla Müzesi bu sahiplenişin görkemli anıtı. Eski bir yapı bu amaçla düzenlenmiş. Buluşlarından örnekler rehberli müze turu ile yakından tanıtılırken, ziyaretçilerin de katılımıyla gerçekleştirilen etkileşimli gösteriler pek çok bilginin belleklere kazınmasını sağlıyor. Sayıları 250’yi aşan patentli buluşuyla Nikola Tesla’nın başka birçok dahi gibi sıradan, sıkıntılı ve bir köşede unutulmuş bir yaşam sürmüş olması ironik bir durum. Bugün yaşamımızın sıradanları arasına girmiş olan pek çok buluş ve kolaylığı Nikola Tesla’ya borçlu olduğumuzu anımsadığımızda iyi ki onun adını taşıyan müzeye gelmişiz diyoruz.

    IMG_0229 IMG_0230

    IMG_0300 IMG_0301 IMG_0312

    Su ve ağaç kenti Belgrad’ı bir de Tuna ve Sava’dan seyretme fırsatını kaçırmamak gerek. Sava ve Tuna’daki tekne gezisi güzellikleri farklı bir açıdan görmek için iyi bir seçenek. Büyük Savaş Adası çevresindeki turumuz, Zemun önlerinden yeniden girilen Sava’daki köprü altı geçişleriyle tamamlanıyor.

    IMG_0805 IMG_0812 IMG_0817 IMG_0822 IMG_0839

    Otele dönüşte Prenses Lubiça Konağı ve Aziz Mihail Katedrali’ne göz atmadan geçmiyoruz. Katedralin yan sokağındaki ”?” lokantasının öyküsü ilginç. XVIII. yüzyıldaki işletmecisi lokantaya Katedral Sokağı ile başlayan bir ad vermiş. Din adamlarının böyle bir adın kullanılamayacağı uyarısıyla telaşa düşen işletmeci bir düşüneyim diyerek soru işareti koymuş lokantanın adı yerine. Ad arayışını bırakıp “?” işaretini işyerinin adı olarak kullanır olmuş. Belgrad’da Türk zevkine uygun yemek bulamamak gibi bir sorun yok. Hatta, onlar Sırp kahvesi deseler de yemeğin sonunda Türk kahveniz bile hazır.

    IMG_0467 IMG_0470 IMG_0473

    Belgrad’a üç gün fazla diye düşünüp başka kentlere yönelmeyi tasarlamışken sonunda Belgrad’ı bitiremediğimizi fark ettiğimizde artık çok geçti.

    Yeni Belgrad’ın kuzey batısında Tuna kıyısındaki Zemun’a bir kaç saat ayrılmalıydı. Tarihi taş devrine dayanan Zemun günümüzde Belgrad’ın bir ilçesi. Gardoş tepesinden doyumsuz bir Belgrad ve Tuna manzarası sunan Arnavut kaldırımı yolları, görkemli katedralleri Tuna kıyısındaki yeşil alanlarıyla hayranlık uyandırıcı. Tepedeki Janos Hunyadi (Sibinjanin Janko) Kulesi’ni görüntüleyip yokuş aşağı köy yolundan düze inerken ıssızlık ürpertmedi desek yalan olur. Nikolayevska Kilisesi ve Kutsal Bakire Meryem Kilisesi’ne göz attıktan bir kaç yüz metre sonra içine düştüğümüz insan seli şaşırtıcıydı.

    IMG_0406 IMG_0410 IMG_0411 IMG_0423 IMG_0432

    Belgrad akşamını Skadarlija’da otantik ortamı Sırp mutfağıyla birleştiren bir lokantada geçirmeye niyetleniyoruz. Üç Şapka ya da İki Geyik veya bir başkası Sırp mutfağı örnekleriyle tanışmak için oldukça çekici görünüyorlar. Bir de öğüt! Belgrad’da porsiyonlar oldukça büyük! Bu nedenle, iki kişiye bir porsiyonla başlayıp, duruma göre ek istekte bulunma seçeneğini aklınızdan çıkartmayın.

  • TOKLUK İÇİNDE AÇLIK

    TOKLUK İÇİNDE AÇLIK

    Açlık denince aklımıza Afrika düşer! Doğrudur, ama eksiktir! İlerleyen, gelişen ve 3. binyıla erişen dünyada yerkürenin en büyük ekonomisine, en fazla tüketimine, en oylumlu bilimsel üretimine ve dahi akla gelebilecek başka enlerine muktedir ABD, tokluk içinde açlık çekmektedir.

    Geride kaldığı sanılan ama bir türlü de atlatılamayan ekonomik kriz bu verilerle bir kez daha doğrulanmaktadır. Hatta, krizin toplumsal etkilerinin henüz yerli yerine oturmakta olduğu bile söylenebilir.

    Avrupa’da her 20 kişiden birisi gıda yardımı alırken, ABD’de 48 milyon kişi karnını gıda karneleriyle edindikleri besinlerle doyurmaktadır. Başka deyişle, her 6 Amerikalıdan birisi gıdaya muhtaç durumdadır. Ekelemekte yarar var! ABD’deki gıda paketleri hiç bir şekilde et, süt ve yumurta içermemektedir. Bu yardımlarla günü kurtaranların önemli bölümünün çocuk olduğu düşünülürse ABD’yi sağlıksız gelecek kuşakların beklediğini söylemek hata olmaz. Gıda paketleri işlenmiş gıdalardan oluşmakta, hızlı gıda ürünleri ve ağırlıklı olarak doymuş yağ asitleri içermektedir. Bu nedenle, tokluk içinde açlık çekenlerin aşırı kilolu olmasına da şaşırmamak gerekiyor.

    newyork1_1536

    New York Bronx’ta Gambia göçmeni bir ailenin sofrası. (National Geographic, August 2014)

    Açlık çeken yığınların kolaylaştırılmış koşullar gereğince başta cep telefonu olmak üzere ev elektroniği edinmede güçlük yaşamadıkları notunu ekleyelim. Bu gözlem Türkiye’dekilerle uyum içindedir. Farklı şekilde ifade etmek gerekirse, cebinde son model telefon bulunan birisi açlık çekmekte ya da en azından sağlıklı bir şekilde beslenememekte olabilir.

    Ülkenin mısır ve soya fasulyesi ambarı konumundaki Iowa eyaletinde açlık çekenlerin varlığı dünyanın ancak yeni bir ortaçağa girmiş olmasıyla açıklanabilir.

    safe_image

    Iowa’da doğma-büyüme Amerikalı bir ailenin sofrası (National Geographic, August 2014)

    İlginç olan durum, açlık çeken ailelerde çalışan bir ya da bir kaç aile bireyinin varlığıdır. Buna karşılık, düşen aylıklar ve esnek çalışma koşulları aile bütçesini oluşturan parasal varlığın azalması anlamına gelmektedir.

    Bu durumda, sofraya, özellikle de çocukların önüne yiyecek bir şeyler koyma telaşındaki ana-babaların gıda güvenliğini gözetmeleri beklenemez. Soya yağıyla kızartılmış, işlenmiş, endüstriyel gıdalar beslenmeden çok doymayı, öğün savmaya yaramaktadır.

    Başka ülkelerin başbakanlarıyla telefonla konuşurken bile elinde beyzbol sopası bulunduran dünyanın en ülkesinin muktedir başkanının belli ki, yurttaşları için en temel sorun olan beslenme konusunda eli kolu bağlıdır.

    Varlık içinde yokluk, tokluk içinde açlık böyle bir şey olmalıdır!

    Ya da açlığın yeni yüzüdür ABD’de yaşanmakta olan!

    Ceyhun BALCI, 12.08.2014

  • hukuk

     

    Değerli Dostlar, Sevgili Yurtseverler:

    10 Ağustos 2014 günü yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi sonuçları belli oldu.

    Bir defa seçmenin; önüne konulan seçeneklere, bunlar “antidemokratik” olarak ve fena halde sınırlandırılmış olsa da, verdiği oya, saygı duyduğumu, ifade etmek isterim. Öyle ya da böyle, seçmenin teveccühüne muhatap olmuş adayları, bu çerçevede kutlarım. Başta seçmenin duyarlılığını kutlarım…

    Fakat, “sürecin” katiyen bitmediğini, kimilerini ciddi olarak müteessir edecek olsam da, ifade etmek, zorundayım.

    Önce, şunu işaret etmeliyim:

    Prof. E. İhsanoğlu’nun (Şahsi’na ve müktesebatına duyduğum saygı saklı olarak, devam ediyorum), “çatı adaylığı” açıklandığında, şiddetli bir hayal kırıklığı yaşamış, bu bağlamda, başta üyesi olmaktan onur duyduğum, ana muhalefet partisinin yönetimi olmak üzere, oluşumun mimarlarına, gönül koymuştum.

    Bu çerçevede, düşüncelerimi, kaygılarımı, önerilerimi, ekteki 18 Haziran 2014 tarihli ve “Zurnanın Zart Dediği Noktadayız, Ama, Türkiye Sahipsiz Değildir!”, başlıklı, birinci yazıyla, kamuoyuna duyurmuştum. Bu yazı, ne güzel ki, çok olumlu yansımaların odağı, oldu.

    Buradaki öngörülerimde, hemen hiç yanılmamış bulunduğum, teslim buyrulacaktır.

    “Cumhurbaşkanı” olarak, desteklediğim adaylar arasında, Milletvekili Arkadaşlarım, Önceki Bakan ve Meclis Başkanı, Dostlar, vardı…

    Bu isimleri, katıldığım platformlarda kuvvetle telaffuz ettim… Onlar’a destek oldum, destek sağlamaya çalıştım…

    Demeye kalmadı… “Çatı adayı” geldi, karşımıza…

    Buna karşılık bilhassa, ana muhalefet partisi bünyesinde, TBMM’de, bir “hareketlenme” oldu. Sevgili Emine Ülker Tarhan’ın adaylığı, gündeme geldi. Gerekli sayıda imzayı bulamayacağını, yanılmayı dileyerek tahmin etmiş, telaffuz etmiştim… Aynı çizgide, eğer aday olursa, O’nu destekleyeceğimi de, ifade etmiştim.

    Öngördüğüm gibi, oldu… Maalesef, Sevgili Emine Ülker, aday olamadı.

    **

    Bir şey yapmak gerekiyordu.

    Yol boyu, hem partili arkadaşlarımdan, hem demokratik kitle örgütlerinden, dostlar, omuzdaşlar, beni taçlandırarak, aday olmaya davet edeğeliyorlardı. Ancak böyle bir yaklaşımın, o aşamada, sonuç vermesinin mümkün olmadığını görüyor, önerilere, olumlu yanıt veremiyordum.

    Nedir ki, seçenekler tükenince, iş başa düştü.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığı’na, adaylaşmanın, ilan edilmiş son günü olan 3 Temmuz 2014’de,, şu yazıyı yolladım…

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara
    Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte, katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman, vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. “Demokrasi” yaveleri ortamında, bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.
    Halkımızı, bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, Cumurbaşkanlığı’na aday oluyorum.
    Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    **
    YSK’ya, 5 Temmuz 2014 tarihli muteakip yazimla, secim takvimine uygun olarak, basvuru icin, istenen belgeleri, bilgileri yolladim.

    YSK’nin, 20 milletvekili imzası – sekil sarti yuzunden, talebimi reddedecegi belliydi.

    Oyle oldu. YSK’nin yazisi elime 17 Temmuz 2014’te gecti.

    Şu ki, 20 milletvekili imzası – sekil sarti, Anayasal bir yaptirim olmakla birlikte, antidemokratik, kisitlayici, ayirimci bir şarttı. Avrupa Toplulugu Muktesebati’na, hic uygun degildi. Bir defa demokratik anayasamizin bunyesine uygun degildi. Anayasa’da yer alamazdi. Anayasa’nin 90. Maddesi ayrica, her turlu yasamizin uzerinde, Avrupa Toplulugu Muktesebati’nin bulundugunu varsayiyordu.

    Bunun uzerine, 18 Temmuz 2014’te, yani, YSK’nin karari tarafima ulastiktan hemen sonra, bu karari, Avrupa Insan Haklari Mahkemesi’ne (AIHM), goturdum.

    YSK’ya, o arada, yine secim takvimi zemininde, 7 Temmuz 2014 tarihli ikinci bir yazimla, Prof. Ihsanoglu’nun, yururlukteki mevzuata dahi uygun olarak gelismemis olan adayligina, itiraz ettim. Ayni baglamda, Kurul’un, adayligimi, 20 milletvekili imzasi – sekil sartinin, bariz bicimde, antidemokratik olmasi hasebiyle, muhakkak, kabul etmesi gerektigi, hususunu, tekraren hatirlattim…

    Buna cevap, bekledigim gibi, yine olumsuz geldi. YSK, isteklerimi, tartismaksızin, verdigi kararlarin kesin oldugu gerekcesiyle, reddediyordu. YSK’nin yazisi elime gecer gecmez (6 Agustos 2014), calismaya koyuldum… Onceki gibi, bu yaziyi da, AIHM’ne, iptali talebiyle tasidim. Tarih: 9 Agustos 2014.

    **

    Ekte sirasiyla, YSK’na yolladigim, 3-5 ve 7 Temmuz 2014 tarihli yazilarimi, ikinci ve ucuncu dosyalar olarak, ekliyorum.

    Muteakip iki dosya AIHM’ne, yolladigim dosyalardir. Bunlarin onundeki “Fransizca Ozetler”, Okur’u, olumsuz etkilememelidir. Devamlarinda, cunku, Turkce ve asil metinler bulunmaktadir.

    **

    Konu tarafimdan Aanayasa Mahkememiz’in bilgisine, ayrica tasinmistir.

    Ozetle savim sudur:

    o YSK, seçimin güvenliğinin ve her hal-u karda, demokratik cereyanın teminatı olmak, gerekirken; seçimi kendi eliyle, hukuksuzluğa ve antidemokratik bir serencama, duçar etmektedir.

    o Söz konusu “en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği”, fevkalade antidemokratiktir, kısıtlayıcıdır, ayırımcıdır. Bu yaptırım, Anayasa’da yer alsa dahi, demokratik bir anayasa kavramıyla, seçme ve seçilme haklarını, ciddi olarak hırpaladığı için, açıkça çelişmektedir.

    o Seçmensiniz, ama aday olamıyorsunuz, yirmi milletvekili, imza vermezse, aday gösterilemiyorsunuz, kendiniz ya da üyesi olduğunuz demokratik kitle örgütleri yönetim unsurları olarak, birisini aday gösteremiyorsunuz, sakilliklerini bildiğiniz bir adaya itiraz edemiyorsunuz…

    o Bu demokrasi degil, tam anlamıyla, erki ellerinde tutanların, hile yoluyla yutturmaya calıştıkları, çarpık çurpuk, uyduruk, olsa olsa (secmenin oyuna saygim sakli olsa da), bir çadır demokrasisidir.

    o Söz konusu, yirmi milletvekilinin imzasinin istihsal edilmesi koşulu, demokratik bir anayasada bulunamaz.

    o Böylesi bir şart, Avrupa Komisyonu müktesatına, tümüyle, aykırıdır.

    o Anayasa’nın hiç bir maddesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırı olamaz. Bu koşul, Anayasamız’ın 90. Maddesi’nde yaptırımsallaştırılmıştır. Oysa, 20 milletvekili imzasının üstelik Anayasamız’a, adaylaşmada bir gerekirlik olarak rapt edilmesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına, açıkça aykırıdır.

    o YSK, yirmi milletvekilinin imzasının istihsal edilmesi, “şekil şartına” hapsolmuştur; bu çerçevede, dilekçemin özüne, hatasını idrak ettiğini ihsas etse de, girmemistir.

    o Oysa isteğim dogrultusunda, pekalâ esasa girebilir ve re’sen (yirmi milletvekili imzasının işaret ettiği, “şekil şartı”, tartışmasız antidemokratik olduğu için), adaylığımın uygunluğuna, doğrudan, karar verebilirdi.

    o Olmadı, isteğim uzantısında, Anayasa Mahkememiz’den, görüş sorabilirdi.

    o Hatta, söz konusu anayasal yaptırımı; “demokratik anayasa” ile bağdaşmadığı gerekçesiyle ve iptali istemiyle, Anayasa Mahkememiz’e, rahatlıkla, taşıyabilirdi.

    o Bunları yapmamakla kalmamış, önüne gelen yeni verileri ve muhkem bir savunmayı, hatasının bilincine varmış olsa da, önceki kararlarından cayamayacağı gibi, kabul edilemez bir gerekçeyle reddetmeye sıkışmıştır.

    o Böylelikle “adil yargılama” yapmamış olmakta, “seçme seçilme haklarımızda” bariz ihlale, sebebiyet vermiş, bulunmaktadır.

    o Seçilme hakkım, daha vahimi, şahsımı seçmeyi dileyecek milyonlarca seçmenin seçim hakkı, açıkça gaspedilmistir.

    o YSK özetle, 7 Temmuz 2014 tarihli dilekçem uzantısında, adaylığımı, kabul etmesi gerektiğini idrak ettiğini ihsas etmesine karşın, adaylığımı önceden reddetmiş olması gibi abes bir gerekçeyle, kabul edemeyeceğini, ifade etmeye, daralmaktadır.

    o Süreç, dediğim gibi, bütünüyle, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na aykırıdır.

    o “Anayasa”; gelişigüzel ve her bir yaptırımı ayrı ayrı izlenmek zorunda olan bir metin, değildir. Buraya ilave edilecek herhangi yeni bir yaptırım, buradaki ana felsefeyle bağdaşıyor olmalıdır. Anayasa’nın, 90. Maddesi itibariyle, bunun üzerinde “Avrupa Komisyonu müktesebatı” olduğuna gore, ilave herhangi bir yaptırmın bu müktesebatla uyumlu olması gerekir.

    o Bir defa, böyle mi, değil mi, bu denetlenmelidir, ki, örneğimizde, böyle bir soru gündeme dahi getirilmemiştir.

    o Anayasa, bir “Dernek Tüzüğü” katiyen değildir, olamaz; yirmi milletvekilinin imzasının, Cumhurbaşkanı Adayı olmak uzere toplanması zorunluluğu, abestir. Kaldı ki, bir Dernek Tüzüğü’nde dahi böylesi abes bir yaptırım bulundurulamaz. Ayrıca, Cumurbaşkanı Adayı, milletvekili peşinde, imza için mi, koşar!..

    o Her hal-u kârda, söz konusu türden bir yaptırım, hele anaysanın, içinde, zinhar olamaz. Demokratik anayasada, bir defa, antidemoktarik hüküm bulundurulamaz.

    o Adaylaşmaya saygısı olmayanın, demokrasiye saygısı yoktur.

    o Avrupa İnsan Hakları Makemesi’nin, Sejdic Vefinci’nin açtığı dava zemininde verdiği, 22 Aralık 2009 tarihli ve 27996106 sayılı, Bosna Hersek’teki, Yasama Organı / Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde olarak verdiği abide karar, davamda, emsal teşkil edecek, davamızın olumlu olarak sonuçlandırılmasına, kolayca rehberlik edecektir.

    **

    Niye bu gune kadar durdugum, girisimlerimizi kamuoyuna duyurmadigim, sorgulanabilir.

    Yanit basit: AIHM’ne, son yazimi (elime, 6 Agustos 2014’te gelen YSK karari uzantisinda), ancak Gecen Cumartesi Gunu, 9 Agustos 2014’te, tamamlayabildim, AİHM’ne, yollayabildim.

    AIHM’nin, talebimi kabul edecegini ve Cumhurbaskanligi Secimi’nin, bu sebeple, tekrarlanmak zorunda kalinacagina, kuvvetle, inaniyorum…

    Seçimin, çesitli vechelerine donuk goruslerimi aciklamaya devam edecegim…

    **

    Bu asamada yalniz, su kadarini, soylemek isterim: CHP Yonetimi, cok uzgunum, zaten iflas etmisti; simdi ise artik tamamen bitmistir.

    Ama asil soyleyecegim sudur ki (milyonlarca oya ve onlarin gittigi oznelere derin saygim sakli olarak ifade ediyorum), bugunku hezimette imzasi olan hic bir basiret ozurlu, CHP Ust Yonetim mensubu, bundan sonrasina donuk olarak – halisane tavsiye ederim – burnunu, sutre gerisinden cikartmasin!…

    **

    Omuzdaslarimi temsilen, dikkatlerinize, guzel dilekler, sevgi ve saygilarimla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    5 Temmuz 2014

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    Ekli, 3 Temmuz tarihli dilekçemi (Özgeçmiş ve Nüfus Kimlik Bilgilerini havi iki ekiyle birlikte), aynı gün, katınıza faksladıktan sonra, ayrıca, Kargo ile, tarafınıza yollamıştım (Yurtİçi Kargo / Seri Sıra Numarası J753611). Söz konusu dilekçemin, aynını, evvelce TBMM Başkanlığı’na ilettiğimi ve yerine ulaştığını “Özel Kalem”le yaptığım kouşma suretiyle tahkik ettiğimi, önemle belirtmek isterim.

    Bugün ise, mevzuatın bahşettiği artı zaman dilimini kullanıyor olarak, katınıza, “Cumurbaşkanlığı’na adaylık başvurusu” itibariyle, talep edilen tüm belgeleri sunuyorum.

    Bu çerçevede, buraya, şunları eklemekteyim:

    • Üniversite Diplomamım tasdikli sureti
    • Adlî Sicil Kaydı
    • Nüfus Kayıt Örneği
    • İkametgâh Bilgisi
    • 6+1 Adet, istenen özelliklerde, vesikalık resim
    • Mal Beyanı

    Bu dilekçeme, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na 4 Temmuz 2014 tarihli olarak yazdığım yazının örneğini de, eklemekteyim.

    Başvurum itibariyle, Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak sonuç olumsuz olursa, şaşırmam; saygı duyarım. Nedir ki, düşüncelerimi, kaygılarımı birikimlerim ve bütün içtenliğimle dikkatlere sunduğuma dair husus; inanıyorum, takdir buyrulacaktır.

    Sizin ise, özellikle böyle bir durumda, Anayasal gerekirlik olan, Adaylığım’a dönük, 20 Milletvekli’nin imzasını edinmemiş olmam hasebiyle, adaylık başvurumu – aksini, katınız da Anayasa Mahkemesi kadar yüce bir yargı kurumu olup, aşağıda ayrıntısıyla zikrettiğim tesbitler ve değerlendirmeler zemininde, başvuruma karşılık, pekalâ ve re’sen olumlu bir karar verebileceğiniz için, yürekten dilemekle birlikte, yine de – dikkate almayabileceğinizi, elbette teslim ediyor, kararınıza her hal-u kârda, saygı duyuyorum.

    Bütün bunlara karşın, tarihe bir kayıt düşme sorumluluğumu geriletemiyor, Cumurbaşkanlığı’na, büyük bir onur ve görev bilinciyle, aday olma keyfiyetimi, dikkatlerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    Bu dilekçe, 3 Temmuz 2014 itibariyle katınıza fakslanmıştır. Tarafınızdan alındığı ve kayda verildiği, lutfedilip, teyit edilmiştir. Bu çerçeevede, “süre gerekirliğinin” yerine gelmiş oduğunu ümidetmekteyim. Ayrıca, 20 milletvekili imzasının gerekirliğinin, “anayasanın eşitlik ilkesine” aykırı olduğu, fevkalade sarihtir. “Adaylaşma sürecinin” güven altına alınması, “demokrasinin” güven altında tutulmasıyla, eşanlamlıdır. Bu çerçevede, dilekçemin işleme konacağına güvenmeyi diliyorum. T.C. Kimlik Bilgilerim’i ve kısa bir Özgeçmişim’i ekliyorum… Güzel dilkeler, sevgi ve derin saygılarımla… T. Yarman (3 Temmuz 2014)

    F: 0312 419 53 08

    3 Temmuz 2014

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman, vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. “Demokrasi” yaveleri ortamında, bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.

    Halkımızı, bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, Cumurbaşkanlığı’na aday oluyorum.

    Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    N: Bu yazı Anayasa Mahkememiz’den istihsal edilmesi beklenen, yirmi milletvekilinin imzası gerekmeksizin, Cumurbaşkanı adayı olunmasını mümkün kılacak, “karar” zemininde yazılmıştır. Bir son dakika darlığı yaşanmamak üzere, bu çerçevede, “süre gereğini” yerine getirdiğimi umuyor, gerekli belgeleri katınıza, vakitlice sunacağımı, taahhüt ediyorum.

    TOLGA YARMAN, PROF. DR.

    1963’de Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Üniversite öğrenimini Fransa’da gördü; Institut National des Sciences Appliquées de Lyon Mühendislik Okulu’ndan, 1967’de, Yüksek Kisans düzeyinde, mezun oldu. 1968’de İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde ikinci Yüksek Lisansı’nı tamamladı. “Doktora çalışmasını” ABD’de yaptı; Massachusetts Institute of Technology’den, 1972’de “Bilim Doktoru” ünvanını aldı.

    İTÜ’de, 1982’de Profesör oldu. İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, California Institute of Technology, İ.Ü. Mühendislik Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi, Brüksel Özgür Üniversitesi, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Ünivertsitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim görevlerinde bulundu. Halen, T.C. Okan Üniversitesi öğretim üyesi.

    Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) (Ankara, 1983), Anadolu Bilim ve Teknoloji Stratejileri Araştırma Enstitüsü (BİLTES) (Eskişehir, 1987), Türkiye Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı (TÜSES) (İstanbul, 1988), Tarih Vakfı (İstanbul, 1991), Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) (İstanbul, 1994) ve Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) (İstanbul, 1998), kurucu üyesi oldu. 2009–2011 arasında, TÜMÖD İstanbul Kolu Başkanı olarak görev üstlendi.

    1983’te SODEP, MKYK Üyesi seçildi. 1989-91 arası, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İstanbul İl Yöneticisi olarak görev sürdürdü. Aynı zaman diliminde, SHP İstanbul İl Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı olarak pek çok etkinliğin öncülüğünü yaptı. Bu dönemde “Çağdaş Toplumcu Demokrat Düşünceyi” başlattı. Bu çerçevede, ülkemizdeki siyasal oluşumlara, özellikle de, SHP ve CHP içindeki, genelde ülkemizdeki siyasal hareketlere ve bölünmüşlüğe dönük, pek çok makale yazdı, araştırmalar geliştirdi, siyasalar önerdi. O arada “CHP Açılırken Solda İnsan Hareketleri” başlıklı bir kitap (1992) yayınladı.

    “Doğabilim” birikimleri uzantısında, bir bakıma, “toplumcu demokrasi” kuramı ve “toplumcu bir ahlak öğretisi” olarak hazırladığı, “Un Système de Croyance Cosmique” başlıklı kitabı, Belçika’da basıldı (1997).

    Bir üsre once ve dört yıl boyunca, her hafta, konuklarıyla birlikte, “Enerji Savaşları” adını verdiği, Bölgemiz ve Türkiye üzerinde gelişen askeri ve siyasi girdapları, teknik girdiler itibariyle, derinlemesine tahlil eden ve çıkış yolları dokuyan, bir TV Programı gerçekleştirdi…

    Binlerce öğrencinin hocası oldu… Şimdilerde, birçoğu “profesörlük düzeyine” tırmanmış, pek çok öğrencisine, yüksek lisans ve doktora çalışması yaptırdı. Uluslararası birçok akademik etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. Maddenin ve evrenin yapısı, enerji, nükleer enerji, teknoloji, sanayileşme, savunma, savunma sanayii ve çevre alanlarında yapıtları, ulusal ve uluslararası basın ve konferanslarda yer almış, çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Son yirmi yıldır Einstein’ın Görecelik Kuramı ile Modern Atom Kuramı’nı birleştirmek üzere geçekleştirdiği çalışmalar, çeşitli dünya bilim merkezlerinde yükselen yankılar bulageldi.

    M A L B E Y A N I
    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    4 Temmuz 2014

    Gayrı Menkul
    Rahmetli Büyüklerimiz’den 2013 itibariyle tevarüs ettiğimiz ve halen oturmakta olduğumuz, Vaniköy Cad. 81, Çengelköy, İstanbul Adresi’ndeki, çocukluk evimiz

    Menkul
    • Vakıfbank Osmanbey Şube 13535919 Yatırım Heabım’da 6474.83 tl
    • Vakıfbank İTÜ Bağlı Şube 36062214 Yatırım Heabım’da 35 165,09 tl
    • Vakıfbank 00158000068198289 Bankomat Hesabı’nda 1000,86 tl .
    • Vakıf Emeklilik’te 101 379 tl

    Araba
    2008 Marka, Peugeot

    EK – 1: ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURU
    ACİLDİR

    4 Temmuz 2014

    Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
    Çankaya, Ankara

    Sayın Hulki Cevizoğlu’nun, “Cumurbaşkanlığı’na aday olmak üzere 20 Milletvekili’nin imzasının gerekirliğine ilişkin yürürlükteki yaptırımın, Anayasamız’ın, başta “eşitlik ilkesi” olmak üzere, temel felesefesine aykırı olduğu” savı zemininde, söz konusu gerekirliğin, iptal edilmesi talebiyle, katınıza yaptığı bireysel başvuruyu, basından, memnuniyetle öğreniyorum. Aşağıda, orrtaya çıkan fiili durum zemininde, söz konusu yaptırımın, nasıl bir anayasa ihlaline zemin teşkil ettiğini somut olarak dikkatlerinize getirmekteyim.

    Yüksek Seçim Kurulumuz, 10 Temmuz Perşembe Günü toplanıp, önündeki başvuruları değerlendirecek olup, katınıza yaptığım bu başvurunun hedef aldığı söz konusu anayasa yaptırımının, Sayın Cezivzoğlu’nun başvurusunda dönük kararınız er ne olursa olsun, eğer imkan dahilinde ise, birazdan takdirinize sunacağım hususlar muvacehesinde, değerlendirilip, maruzatımın sonuçlandırılmasının ve kararınızın ilân edilmesinin, ülkemiz açısından, hayatî önemi, ortadadır.

    **

    Demokrasilerde “adaylaşmanın”, “olmazsa olmazları”, takdirlerinizdedir. Adaylaşmaya saygısı olmayanın ise, demokrasiye saygısı yoktur.

    Seçim, “oy verme” işleminden, apaşikâr, ibaret olamaz.

    Sayın Cevizoğlu’nun başvurusuna dayanak olan Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenmesine ilişikin örnekte “seçmen”; “seçme yaşındaki ulusunu bütününin” yerine, “milletvekilleri heyeti”, olmuştur. Ama, “seçmen heyet” nezdinde, “adaylar”, hangi düşünceleriyle, hangi kaygılarıyla, hangi tasarılarıyla, neden aday olduklarını beyan edemediklerinden mâdâ; adayların TBMM Heyeti önünde eşitlikçi bir ortamda, dinlenmelerine, yarışmalarına ve ancak bundan sonra ve mukayesli olarak değerlendirilmelerine fırsat verilmemiş olup, Milletvekilleri, Cumurbaşkanı adayı olarak kime oy izhar edeceklerine dair vicdanî kanaat geliştirme sürecini tamamlama işlevinden, tamamen yoksun bırakılmışlardır. Daha vahimi, her milletvekili tek bir adaya, evet, oy versin, ama, ne münasebetle oyunu, gizli olarak değil de, açık olarak versin ki!.. Milletvekilleri oylarını, yani imzalarını, “açık” olarak vermiştir, vermeye mecbur edilmiştir. O halde, demokrasinin, gizli oy, açık tasnif düsturu açıkça ihlal edilmiş olmaktadır.

    Adaylar; eğer muhakkak öylesi isteniyor idiyse, Meclis Heyeti önünde yarışırlar, sonra bütün milletvekilleri oy kullanırlar (istemeyen kullanmaz), nedir ki, oylama gizli olur ve sonnunda, tasnif, açık yapılırdı. Buradan, böylelikle, söz konusu yöntemin izlenmesi usulü, esas alınmakta ise, Cumhurbaşkanı Adaylarımız, öteki evrak gerekirlikleri saklı olarak, belirlenirdi…

    Böyle yapılmamıştır.

    Bu durumda, demokrasinin olmazsa olmazları ihlal edilmiştir.

    Allaşkına, Cumurbaşkanı aday adayı, “vekil” peşinde, imza için, neden koşsun ki! Yakışır mı? Ayrıca adaylaşma, neden özgürce olmasın? Hatta, tersine, imza toplama zorunluluğuyla, dikkate getirdiğim demokrasi ve seçme fiilinin ilkesel koşulları yerine getirilmekten kaçılıyor olunarak, baltanlanıyor, olsun ki!

    Cumurbaşkanı’nı, “halk” seçsin istenmektedir, ancak adayların belirlenmesinde, halk yoktur. Halkın temsilcileriyse; halkın yapmak durumunda olacağını yapmaktan, tamamiyle uzak düşmüşlerdir.

    Oysa, vaz edilmiş hükümler aynen korunarak dahi, ne ki aday, Meclis Başkanlığı’na başvuru ile, “aday adayı” olabilir; dediğim çerçevede, kendini düşüncelerini, çizgisini tanıtır, öteki adaylarla, Meclis heyeti önünde eşit koşullarda yarışır; Meclis Heyeti, oyunu, gizli olarak izhar eder; 20 imza alan aday adayı; “aday”, olur.

    Bu ne kadar böyleyse, kökteki yaptırımın gündeme getiriliş şekli, demokrasinin açıklayageldiğim olmazsa olmazlarının uygulanmasına cevaz vermemiş olup, i) ortaya çıkan gelişme, demokrasiyi, daha en başta, katletmektedir, ii) oluşan tablo, katiyen hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaştırılamaz, iii) 20 milletvekilinin imzası koşulunu yerine getirmemiş aday, ama aday olmak üzere, TBMM Başkanlığı’na başvurmuş ve fakat öteki adaylarla yarışmak üzere, Heyet önüne davet edilmemişse, hatta bunun dai berisinde, TBMM Basşkanlığı aday adayı çağrısında bulunmamışsa, “ortaya çıkan eksik”, süreçte halka rağmen mağdur edilmesi mukadder, adayın değil, yapının eksiğidir; bu durumda, söz konusu aday öteki bütün koşulları yerine getirmişse, adaylığı Yüksek Seçim Kurulu tarafından, muteber addedilmek gerekir.

    Mevcut yaptırımn çarpık lafzı, demokrasinin ağır ihlaline sebebiyet vermektedir. Tahkimata muhtaçtır, bu şekliyle kavrayış ve onarılmaz uygulama kazalarına cevaz vermektedir, onun için, demokratik hukuk devleti baş düsturları üzerine oturan anayasamızın ruhuyla katiyen bağdaşmamaktadır.

    Açıklayageldiğim “demokrasi ihlallerini”, bilhassa başta değindiğim Sayın Hulki Cevizoğlu’nun katınıza yaptığı bireysel başvuru sonrasında (buna yönelik kararınız, her ne olursa olsun), bu aşamada, ayrıca ve ayrıntısıyla vuzuha ve karara, aciliyetle kavuşturacağınıza; bilhassa, yürürlükteki maddenin; hele bugün ortaya çıkan, bilinç dışı ve illetli tatbiki yüzünden, besbelli demokrasi katline sebebiyet ve geçit vermiş olması dolayısıyla, yok hükmünde sayılması gerektiğine, hükmedeceğinize güveniyor, güzel dileklerle, sevgiler, derin saygılar sunuyorum.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    EK – 2 : TBMM BAŞKANLIĞINA BAŞVURU

    3 Temmuz 2014

    TBMM Başkanlığı
    Ankara

    Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. Demokrasi yaveleri altında bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.

    Halkımızı bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, Cumurbaşkanlığı’na aday oluyorum.

    Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    N: Bu yazı Anayasa Mahkememiz’den istihsal edilmesi beklenen, yirmi milletvekilinin imzası gerekmeksizin, Cumurbaşkanı adayı olunmasını mümkün kılacak, “karar” zeminide yazılmıştır. Bir son dakika darlığı yaşanmamak üzere, bu çerçevede, süre gereğini yerine getirdiğimi umuyor, gerekli belgeleri katınıza, vakitlice sunacağımı taahhüt ediyorum.

    EK – 3: ANAYASA MAHKEMESİNE EK BAŞVURU

    7 Temmuz 2014

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    İlgi: Katınıza yazdığım 5 Temmuz 2014 tarihli yazıya ektir.

    Bu yazımla, iki hususu önemle vurgulamak, ihtiyacındayım.

    Birincisi, hiç bir anayasa ya da yasa yaptırımımız, malumunuz, Avrupa Komisyonu müktesabatına aykırı olamaz. Oysa, ilgi yazımda ortaya koyduğum şekliyle, Cumurbaşkanlığı sürecinde adaylaşmaya dönük olarak yürürlüğe getirilmiş yaptırımlar, başta da bunların kasıtlı ve çarpık uygulaması, açıkça, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırıdır.

    Halkın seçeceği Cumurbaşkanı’nın adaylaşmasında halkın bulunmaması, daha da vahimi, İlgi yazıda açıkladığım çerçevede, demokrasinin adaylaşmaya ilişkin olmazsa olmalarının hiç dikkate alınmamış olması, bundan da öte, tam anlamıyla katledilmiş olması, Seçim’in iptali için, sebep teşkil eder.

    Bu yazımla vurgulamak ihtiyacında olduğum, ikinci husus aşağıdadır.

    Meriyetteki mevzuat itibariyle, kimlerin Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip olduğu, Anayasa’nın 101/1’nci maddesinde ve bu doğrultuda 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Yasası’nın 6/1’nci maddesinde, düzenlenmiştir.

    Anayasa ve 6271 sayılı Yasa’da, Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip olanlar düzenlendikten sonra;“adaylık” konusuna yer verilmiş, bu konuda (evvelce irdelediğim nakısalar saklı olarak ifade ediyorum), çerçevelendirilmiş, iki yöntemden biri olan “aday olma” yöntemi benimsenmemiş, aksine “aday gösterilme” yönteminin benimsendiği, hükme bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği konusunda aday gösterilme yöntemi benimsenirken, aday gösterilme konusunda, Anayasa’nın 101/3 ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/2’nci maddesinde, iki farklı yöntemin esas alındığı (evvelce irdelediğim nakısalar saklı olarak, devam ediyorum), ifade edilmiştir.

    Anayasa’nın 101/3 ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/1’nci maddesine göre, seçilme yeterliliğine sahip olanların aday gösterilebilmesindeki birinci yöntem, en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme şekline raptedilmiş bulunmaktadır. Yasada her milletvekilininin yalnız bir aday için teklifte bulunabileceği, ayrıca ifade edilmektedir.

    Anayasa’nın 101/3’ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/2’nci maddesine göre, seçilme yeterliliğine sahip olanların aday gösterilebilmesindeki ikinci yöntem, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde, aldıkları geçerli oylar toplamı, birlikte hesaplandığında, yüzde onu geçen siyasi partilerin ortak aday gösterebilecekeleri kuralına bina edilmiştir.
    Bu düzenlemeler çerçevesinde “çatı adayı” konusu irdelenecek olursa, siyasi partiler yetkili kurullarında alacakları karar çerçevesinde, sadece bir aday için, belirtilen yasa kurallarına uymak koşuluyla, ortak bir aday gösterme yoluna gidebileceklerdir. Burada yirmi milletvekili koşuluiç bir biçimde aranmamaktadır.

    Yirmi milletvekili koşulu, siyasi partilerin münhasıran belli bir karar almadıkları, böyle bir karar doğrultusunda bir aday gösterme yoluna gitmedikleri, durumda, söz konusudur.

    “Çatı adayı” olarak ifade edilen Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi keyfiyeti irdelendiğinde, ortaya şöyle bir resim çıknaktadır:

    o CHP ve MHP Genel Başkanları parti yetkili kurullarınca alınmış bir karar varmışcasına hareket etmişlerdir. basına yansıyan beyan ve açıklamalarında partilerince bir başka adayın adaylaşmasına ya da adaylaştırılmasına karşı olduklarını, buna imkan vermeyeceklerini, açıkça ifade etmişlerdir. Malumun ispatına gerek bulunmamaktadır. Bu konu, hepimizin tanık olduğumuz, bildiğmiz, bir konudur. (Elbette tahkik edilebilecektir.)

    o Aday gösterilme süreci, gündeme gelip, başvurular yapıldığında görülen odur ki CHP ve MHP Yönetimleri, söz konusu doğrultuda, eşzamanlı bağıl kararlar çıkartmamışlardır.

    o Yapmaları gereken bu iken, kendi milletvekillerinin imzalarını davet etmişlerdir. Buna paralel olarak milletvekilleri üzerinde icbar edici bir tavır izlemişerdir.

    o Sonuçta, tekliflerini, milletvekillerine yaptırtmışlardır. Bu milletvekilleri, sanki bir parti adayı söz konusu imiş ve bu bağlamda, parti disiplinini gerektiren bir hal varmış gibi, çatı adayına imza vererek, “başvuru” geliştirmişlerdir.

    o Oysa süreç ve özde kullanılan yönteme bakıldığında iki partinin çatı adayına yakınsaması uzantısında, her bir partnin yetkili kurulunca eş zamanlı olarak alınmak durumunda bulunulan, bağıl karar, istihsal edilmelidir. Böylesi bir karar demek ki, çatı adayı çıkartan, her iki partinin de, Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri’nce, ayrı ayrı imzalanarak, bir başvuru yapılmalıdır. Ama işte, bu yola gidilmemiştir. Bu husus, o kadar böyledir ki, anılan kurulların üyeleri gelişmelerden haberdar dahi olmadıklarını ifade etmişlerdir.

    Demek ki, çatı adayı çıkartan partiler, meriyetteki yasa gereğini yerine getirmemiş olmaktadırlar. Çatı adayı için milletvekillierinin imzalarına ithiyaç yoktur. Partilerin Merkez Yönetimleri’nin kararlarına ihtiyaç vardır.

    Bu gerek, yerine getirilmemiştir. Tersine çatı adayı için milletvekilleri imza vermeye icbar edilmişlerdir; bu suretle olası öteki adayların önleri kesilmeye, didinilmiştir.

    Gerçekten de, Milletvekilleri’nin imzalarına başvurulmasına ilişkin algı ve anlayışla hareket edilince, ortaya çıkan fiilî durum, söz konusu partilere mensup başka milletvekillerinin bir araya gelmelerine ve başkaca bir adayın odağı dolayında başvuru geliştirmelerine ilişkin, olağan demokrasi ortamını katletmiştir.

    Anayasa ve anılan yasa, çatı adaylık konusuna olanak sağlamakta, ancak bunun
    yönteminin nasıl olacağını da, ortaya koymaktadır. Bunun yöntemi, parti yetkili kurullarınca alınacak karara dayalı olarak partilerce yapılacak başvurudur. Milletvekillerine imza verdirtipp, başvuru yaptırtmak ve bu suretle olası öteki adayların önlerini kesmek değildir.

    CHP’nin de MHP’nin de, ayrı ayrı adayları varmış gibi yürütülen süreç nedeniyle, her iki partiden, hatta ayrı ayrı, yirmi milletvekili, TBMM içinden veya dışından, bir başka adayı, aday gösterme yoluna, gidememişlerdir. Bu gelişme, seçme ve seçilme, başta da adaylaşma hakkını kısıtlayıcı yönüyle, Anayasa’nın 67’nci maddesine kesinlikle aykırıdır ve eğer bu evrede dikkate alınıp gereği yerine getirilmez ise, seçimin iptaline yol açacaktır.

    Bu durum, Anayasa’daki serbest seçim kuralıyla, seçimlerin düzen ve dürüstlük içinde yapılması ve yönetilmesi boyutuyla çelişmekte olup, ihtilatın re’sen çözülmesi ve kararlaştırılması, YSK’nın yetki ve sorumluğundadır.

    Bir defa en başta ifade ettiğim gibi, uygulanagelmiş adaylaşma süreci, açıkça Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırıdır ve dikkatinize taşıdığım adaylık başvurum, muteber addedilmek, iktiza eder.

    Sonuç olarak:

    CHP ve MHP, üst yönetim unsurları, sanki parti yetkili organlarınca alınmış bir karar varmış gibi, süreci usul ve adap dışı yönlendirerek, partilerine mensup yirmi milletvekilinin, hatta ayrı ayrı, bir araya gelip, TBMM içinden veya dışından bir başkasının aday gösterilmesi demokratik görev ve hakkını ciddi biçimde ihlal etmişlerdir. Ayrıca burada seçme ve seçilme hakkının ihlaline sebebiyet vermişlerdir.

    Sonuçta, parti yetkili kurullarından karar istihsal etmeden, hatta bu yolu sanki hadlerimiş gibi, devre dışı bırakarak, ama bu kez, gerekmediği halde, kendi milletvekillerinin imzalarını mecbur kılıp, onlardan en az yirmisinin olsun, başka öznelerin, Cumurbaşkanı adayı olarak, gösterilmelerinin, önünü kesmeye tevessül etmişler, böylelikle onların, adaylaşma ve seçilme haklarını gasp etmeye girişmişlerdir; bu değilse, her hal-u karda, ihlal etmişlerdir.

    Bu durum, parti yetkili kurullarınca alınmış bir karar olup olmadığının sorulmasıyla, kolaylıkla, ortaya çıkarılabilecektir. Eğer söz konusu kararlar Parti Merkez Kurulları’ndan (ki dileriz öyledir), istihsal edilmişse (ki bu konuya kamuoyu, malum, muttali değildir), ama o zaman partiler olarak başvuru yapılmayıp, milletvekilllerine başvuru yaptırılınca; yürürlükteki mevzuat itibariyle olsun, milletvekillerinin, başka adayların, adaylaşma ve seçilme haklarına omuz verme, yükümlülükleri, dumura uğratılmış olmaktadır.

    Hukuk devleti, şeklen denetim yapan, yaşananlara seyirci kalan değil, etkin hukuksal denetim yapan bir devlettir. Yaşananlar açıktır ve ortadadır. Bunlara, hukukun üstünlüğü yönünden seyirci kalınması düşünülemez. Hele ki Cumhurbaşkanı adaylaşması gibi bir konuda, hiç bir biçimde, edilgen durulamaz. Mevcut durum, seçme ve seçilme hakkınnın, açık ihlalidir.

    Başta da değindiğim gibi, “yirmi milletvekili imzası zorunluluğu”, Avrupa Komisyonu müktesebarına açıkça aykırıdır ve hiç bir biçimde muteber sayılamaz. Allaşkına dünyanın neresinde böyle bir usul vardır? Anayasa, “Dernek Tüzüğü” değildir! Cumhurbaşkanı adaylaşmasında böylesi bir hukuksuzluk, kabul edilemez. Böylesi, ayrıca, Dernek Tüzüğü’nde dahi kabul edilemez.

    Açıklayageldiğim nedenlelerle:

    i) Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu hakkındaki adaylık başvurusuna; açıklayageldiğim hukuksuzluklar; hem usulden hem de esastan, sergilediği seçim hukuku ihlalleri dolayısıyla (bağışlanmayı dilerim, nedir ki), halisane, itiraz ediyorum.

    ii) Aday gösterilme biçiminde, daha önce de dikkatinize getirdiğim doğrultuda, yirmi milletvekili imzası zorunluluğunun izlenmesi yaptırım ve usulüne (lutfen kimse kusura bakmasın, şu ki Türkiye sahipsiz değildir), tam bir hukuksuzluk örneği sergilediği için, şiddetle itiraz ediyorum.

    Itirazlarımın kabulü ile, i) Üzgünüm, şu ki, Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun hakkındaki adaylık başvurusunun iptaline, demek ki adaylığının reddedilmesine ve ii) Avrupa Komisyonu müktesebatına, başta da, Anayasamız’ın ve demokratik birikimlerimizin ruhuna gayet uygun olan, adaylığımın muteber addedilemesine, re’sen karar verilmesi, hususlarını, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla tensip ve dikkatlerinize, başta da tarihin şaşmaz yargısına, sunuyorum.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    EK- 4 : AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE BAŞVURU

    TRÈS URGENT…

    Cette application est achevée par le Requérant Prof. Dr. Tolga Yarman.
    (Davacı Prof. Dr. Tolga Yarman tarafından doldurulmuştur.)

    A. Bireysel Başvuru Formu

    COUR EUROPEENNE DES DROITS DE L’HOMME
    EUROPEN COURT OF HUMAN RIGHTS
    AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

    REQUETE
    APPLICATION
    BAŞVURU
    1-LES PARTIES
    THE PARTIES
    TARAFLAR
    A. LE REQUERANT/LA REQUERANTE
    THE APPLICANT
    BAŞVURU
    (Renseignements a fournir concernant le requérante et son/sa représentant(e) éventuel(le))
    (Fill in the following details of the applicant and the representative if any)
    (Başvurucu ve varsa temsilcisi hakkında verilmesi gereken bilgiler)

    1. Nom de famille YARMAN………………………………2. Prénom (s) TOLGA

    Surname First name (s)
    Soyadı Adı

    Sexe: Masculin/féminin

    Sex : male/female
    Cinsiyet: erkek/kadın

    3. Nationalité Turque………………………………… 4. Profession Professeur à l’Université
    Nationality Occupation
    Milliyeti Mesleği

    5. Daté et lieu de naissance Le 22 Fevrier 1945, Istanbul ……………………………………………………………………
    Date and place of birth
    Doğum tarihi ve yeri
    6.
    Domicile Vaniköy Cad. 81, Çengelköy, Istanbul, Turquie…………………………………………………………………………………
    Permanent address
    İkametgahı
    7. Tel. No 0090 216 332 25 97, 0090 532 494 80 27 ……………………………………………………………………………………..
    8. Adresse actuelle (si différente de 6)………………………………………………………
    Present address (if different from 6)
    Şu anki adresi ( 6’da belirtilen ikametgahından farklı ise)
    9. Nom et prénom du/de la représentant(e)………………………………………………….
    Name of representative
    Temsilcinin adı
    10. Profession du/de la représentant(e)………………………………………………………
    Occupation of representative
    Temsilcinin mesleği
    11. Adresse du/de la représentant(e)…………………………………………………………
    Adres of representative
    Temsilcinin adresi
    12. Tel.No…………………………… Fax.No……………………………………

    B. LA HAUTE PARTIE CONTRACTANTE
    THE HIGHT CONTRACTING PARTY
    YÜKSEK SÖZLEŞMECİ TARAF
    12. (Indiquer ci-prés le nom de l’Etat/des Etats contre le(s)quel(s) larequete est dirigée)
    (Fill the name of the State(s) against which the application is directed)
    (Aşağıda başvurunun hangi devlet aleyhine yöneltildiğini belirtiniz)

    Turquie ………………………………………………………………………………………….

    Si le/la requérant(e) est représenré(e), joindre une procuration signée par le/la requérant(e) en faveur du/de la représentant(e).
    A form of authority signed by the applicant should be submitted if a representative is appointed
    Eğer başvurucu temsil ediliyorsa, temsilciyi vekil atayan ve başvurucunun imzasını taşıyan bir Yetki Belgesi ekleyiniz.

    II- EXPOSE DES FAITS
    STATEMENT OF THE FACTS
    OLAYLARA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre 11 de la note explicative)
    (See Part 11 of Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un 11. Bölümüne bakınız)

    14. Voir, s’il vous plait, l’Exposé ci-joint (Annexe A / EK A, en Turque).

    Si néssaire, continuer sur une feuille séparée.
    Continue on separate sheet if necessary.
    Eğer gerekli görüyorsanız ayrı sayfada devam edebilirsiniz.

    III- EXPOSE DE LA OU DES VIOLATION(S) DE LA CONVENTION ET/OU DES PROTOCOLES
    ALLEGUEE(S), AINSI QUE DES ARGUMENTS AL’APPUI
    STATEMENT OF ALLEGED VIOLATION(S) OF THE CONVENTION AND/OR PROTOCOLS
    AND OF RELEVANT ARGUMENTS
    BAŞVURUCU TARAFINDAN ÖNE SÜRÜLEN SÖZLEŞME VE PROTOKOL İHLALLERİ İLE
    İDDİALARIN DAYANIKLARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre III de la note explicative)
    (See Part III of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’da III. Bölüme bakınız)

    15. Article n° 6: Droit à un procès équitable.

    Je fournis une explication ci-joint (Annexe B / EK B, en Turque), concernant la violation de l’Article n° 6.

    En quelques mots, c’est que, le Conseil Electoral Suprême (Yüksek Seçim Kurulu, en Turque), vient de rejeter (cf. sa décision en Annexe C), de coup, ma candidature (dont l’introduction est complétée en tous détails, suivant les instructions préétablies), pour Président de la République de Turquie, mais alors, se basant sur une raison tout à fait antidémocratique, comme quoi que je n’ai pas rassemblé les signatures d’au moins de vingt députés endorsant cette candidature, au sein du Parlement de la République de Turquie, qui constitue malheureusement, une condition sans doute antidémocratique, qui donc, n’a pas du prendre place, en premier lieu, dans une constitution qui se déclare être démocratique. Il s’agit d’une restriction intolérable des droits démocratiques, d’élire et d’être élu.

    Le Conseil Electoral Suprême, aurait pu décider qu’il s’agit en effet, d’une restriction intolérable des droits démocratiques, d’élire et d’être élu, quoi que l’article en question se trouve être monté, à la Constitution de la République de Turquie. Le Conseil Electoral Suprême ne l’a pas fait.

    Il aurait pu se renseigner suivant ma demande, à propos de l’opinion de la Cour Suprême (Anayasa Mahkemesi), comme quoi que la nécessité posée en ce qui concerne le candidat pour Président de la République, doit ramasser les signatures d’au moins de vingt députés, est-elle vraiment antidémocratique, on non. Le Conseil Electoral Suprême ne l’a pas fait.

    Etant donné que, les décisions du Conseil Electoral Suprême (Yüksek Seçim Kurulu), en Turquie, sont finales, et ne peuvent être jugées en acune autre Cour (Loi 6216, 45/3), je me trouve dans l’obligaiton d’introduire cette demande d’annulation de la décision du Conseil Electoral Suprême, de refuser ma candidature pour Président de la République, à votre Cour Européenne des Droits de l’Homme.
    Alors, je dois me réferrer à votre décision précieuse du 22 Décembre 2009, portant le numéro 27996106, qui a enlevé toute restriction de droits d’être élu, en Bosnie Herzegovine suivant la demande de Sejdic Vefinci. J’anticipe, férmement, qu’elle peut être considérer comme exemplaire en vue de résoudre positivement ma demande en question.

    La date à laquelle j’ai reçu la décision finale (cf. Annexe C), du Conseil Electoral Suprême, est le 17 Juillet 2014.

    IV- EXPOSE RELATIF AUX PRESCRIPTIONS DE L’ARTICLE 35 1 DE
    LA CONVENTION
    STATEMENT RELATIVE TO ARTICLE 35 1 OF THE CONVENTION
    SÖZLEŞME’NİN 35.MADDESİNİN 1.FIKRASINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre IV de la note explicative. Donner pour chaque grif, et au besoin sur une séparée, les renseignements demandés sous les points 16 a 18 ci-aprés)
    (See part IV of the Explanatory Note. If necessary, give the details montioned below under points 16 to 18 on a sparete sheet for each separate complaint)
    (Açıklayıcı Not’un IV.Bölümüne bakınız. Her şikayet için, gerektiğinde ayrı bir sayfa kullanarak, aşağıda 16’dan 18’e kadar numaralanmış alt bölümlerde istenen bilgileri veriniz)

    16. Décision interne définitive (date de la décision, organe-judiciaire ou autre-l’ayant rendue)
    Final decision (date,court or authority and nature decision)
    Nihai karar (kararın tarihi, niteliği, Kararı veren merci-adli veya diğer)

    La décision est faite par le Conseil Electoral Suprême, donc la plus haute cour, et dont les décisions ne peuvent être jugées en aucune autre cour (Loi 6216, 45/3). Sa décision, porte la date de 3 Juillet (où j’ai introduit ma première demande), et pour signatures des officiels, la date de 7 Juillet. La signature de la lettre de Monsieur Le Président du Conseil Electoral Suprême, Sadi Güven qui a écrit en réponse à ma demande, porte la date du 8 Juillet, et le numéro 8546 (cf. ci-joint, en Annexe C).

    Je l’ai reçue, le 17 Juiilet 2014.

    Les élections présidentielles, en Turquie, auront lieu, le 10 Août 2014 pour un premièr tour, et le 24 Août 2014 pour le tour final. Ce qui fait qu’une décision prompte que vous prendriez, si vous pouviez, est vitale.

    17. Autres décisions (énumérées dans l’ordre chronologique en indiquant, pour chaque décision,
    sa date, nature et l’organe-judicidire ou autre-l’ayant rendue)
    Other decisions (list in chronologial order, giving date, court or authority and nature of decision for each of them)
    Diğer kararlar (tarih sırasına göre her kararın tarihi, niteliği ve kararı veren merci-adli veya diğer-belirtilmelidir.)

    18. Dispos (i)ez-vous d’un recours que vous n’avez pas exercé? Si oui, lequel et pour quel motif
    n’at-il pas été exsercé?
    Is there or was there any ather appeal or other remedy available to youwhich you have not used? Lf so, explain why you have not used it.
    Başvurmadığınız başka bir çözüm yolu var mı? Eğer varsa, nedir ve neden bu yola başvurulmadı?

    No!..

    V. EXPOSE DE L’OBJET DE LA REQUETE ET PRETENTIONS PROVISOIRES
    POUR UNE SATISFACTION EQUITABLE
    STATEMENT OF THE OBJECT OF THE APPLICATION AND PROVISIONAL
    CLAIMS FOR JUST SATISFACTON
    BAŞVURUNUN AMACINA VE HAKKANİYETE UYGUN TATMİN
    TALEPLERİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre V de la note explicative)
    (See part V of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un V.Bölümüne bakınız)

    19.

    VI- AUTRES INSTANCES İNTERNATIONALES TRAITANT OU AYANT L’AFFAIRE
    STATEMENT CONCERNING OTHER INTERNATIONEL PROCEEDINGS
    DİĞER ULUSLAR ARASI MAKAMLAR ÖNÜNDEKİ USULLERE İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre VI de la noye explicative)
    (See Part VI of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un VI Bölümüne ilişkin açıklama)

    19. Avez-vous soumis â une autre instance internationale d’enquéte ou de réglement les griefs
    énoncés dans la prénte requéte?

    No!..

    Si oui, fournir des indications détaillées â ce sujet
    Have you submitted the above complaints to any ather procedure of international investigation or
    Settlement? Lf so, give full details.
    Bu başvunuzdaki şikayetlerinizi başka bir uluslar arası makama sundunuz mu? Eğer
    sunduysanız, bu konuda ayrıntılı bilgi veriniz.

    VII- PIECES ANNEXEES (PAS D’ORIGINAUX, UNIQUEMENT
    DES COPIES)
    LIST OF DOCUMENTS (NO ORIGINAL DOCUMENTS ONLY
    PHOTOCOPIES)
    BELGELER LİSTESİ (BELGELERİN ASLI DEĞİL SADECE
    ÖRNEKLERİ)

    BELGELER LİSTESİ

    (Voir chapitre VII de la note explicative. Joindre copie de toutes les décisions mentionnées sousch. IV et VI ci-dessus. Seprocurer, au besoin, les nécessaires, et en cas d’impossibbllité, exqliquer pourquoi celles-ci ne ppeuvent pas étre obtenuens.
    Ces documents ne vous seront pas retournés.)
    (See Part VII of the Explanatory Note. Include copies of all decisions referred to in Parts IV and VI above. If you do not have copies, you should obtain them. Lf you cannot obtain them, explain why not. No documents will be returned to you.)
    (Açıklayıcı Not’un VII. Bölümüne bakınız. Yukarıdaki IV ve VI. Alt bölümlerde belirtilen bütün kararların örneğini ekleyiniz. Eğer bu belgeler elinizde yoksa temin ediniz. Eğer temin edemiyorsanız bunun nedenini açıklayınız. Gönderdiğiniz belgeler size geri verilmeyecektir.)

    21.

    A) Ma première demande portant la date de 3 Juillet 2014, et puis 5 juillet 2014, donc, complétant tous les details exigés par le Conseil Electoral Suprême ( cf. à la Question 14 posée ci dessus).

    B) Une explication en Turque, en réponse à la Question 15 posée ci dessus, concernant la violation de l’Article n° 6.

    C) La décision du Conseil Electoral Suprême portant en tête, la date de 8 Juillet 2014 et le numéro 8546 (cf. ci-joint, en Annexe C).

    VII- DECLARATION ET SIGNATURE
    DECLARATION AND SIGNATURE
    BİLDİRİM VE İMZA

    (Voir chapitre VII de la note explicative)
    (See Part VII of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un VIII.Bölümüne bakınız)

    22. Je déclare en toute conscience et loyauté que les renseignements qui figurent sur la présente formule de requéte sont exacts.
    I hereby declare that, to the best of my knowledge and belief. The information I have given
    In the present Application form is correct
    Bu başvuru formunda vermiş olduğum bilgilerin doğru olduğunu bilgim ve inancım dahilinde beyan ederim.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Lieu/Place/Yer: Istanbul Date/Date/Tarih: Le 18 Juillet 2014

    (Signature du/de la requérant(e) o udu/de la représentant (e))
    (Signature of the applicant or of the representative)
    (Başvurunun ve temsilcinin imzası)

    ANNEXE A (EK A): REPONSE A LA QUESTION 14 POSEE CI-DESSUS
    LA DEMANDE COMPLETE QUE J’AI INTRODUITE AU CONSEIL ELECTORAL SUPRÊME

    5 Temmuz 2014
    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    Ekli, 3 Temmuz tarihli dilekçemi (Özgeçmiş ve Nüfus Kimlik Bilgilerini havi iki ekiyle birlikte), aynı gün, katınıza faksladıktan sonra, ayrıca, Kargo ile, tarafınıza yollamıştım (Yurtİçi Kargo / Seri Sıra Numarası J753611). Söz konusu dilekçemin, aynını, evvelce TBMM Başkanlığı’na ilettiğimi ve bunun yerine ulaştığını “Özel Kalem”le yaptığım kouşma suretiyle tahkik ettiğimi, önemle belirtmek isterim.

    Bugün ise, mevzuatın bahşettiği artı zaman dilimini kullanıyor olarak, katınıza, “Cumurbaşkanlığı’na adaylık başvurusu” itibariyle, talep edilen tüm belgeleri sunuyorum.

    Bu çerçevede, buraya, şunları eklemekteyim:

    • Üniversite Diplomamım tasdikli sureti
    • Adlî Sicil Kaydı
    • Nüfus Kayıt Örneği
    • İkametgâh Bilgisi
    • 6+1 Adet, istenen özelliklerde, vesikalık resim
    • Mal Beyanı

    Bu dilekçeme, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na 4 Temmuz 2014 tarihli olarak yazdığım yazının örneğini de, eklemekteyim.

    Başvurum itibariyle, Anayasa Mahkemesi’nden çıkacak sonuç olumsuz olursa, şaşırmam; saygı duyarım. Nedir ki, düşüncelerimi, kaygılarımı birikimlerim ve bütün içtenliğimle dikkatlere sunduğuma dair husus; inanıyorum, takdir buyrulacaktır.

    Sizin ise, özellikle böyle bir durumda, Anayasal gerekirlik olan, Adaylığım’a dönük, 20 Milletvekli’nin imzasını edinmemiş olmam hasebiyle, adaylık başvurumu – aksini, katınız da Anayasa Mahkemesi kadar yüce bir yargı kurumu olup, aşağıda ayrıntısıyla zikrettiğim tesbitler ve değerlendirmeler zemininde, başvuruma karşılık, pekalâ ve re’sen olumlu bir karar verebileceğiniz için, yürekten dilemekle birlikte, yine de – dikkate almayabileceğinizi, elbette teslim ediyor, kararınıza her hal-u kârda, saygı duyuyorum.

    Bütün bunlara karşın, tarihe bir kayıt düşme sorumluluğumu geriletemiyor, Cumurbaşkanlığı’na, büyük bir onur ve görev bilinciyle, aday olma keyfiyetimi, dikkatlerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul
    0532 494 80 27, 0216 332 25 97

    Bu dilekçe, 3 Temmuz 2014 itibariyle katınıza fakslanmıştır. Tarafınızdan alındığı ve kayda verildiği, lutfedilip, teyit edilmiştir. Bu çerçevede, “süre gerekirliğinin” yerine gelmiş oduğunu ümidetmekteyim. Ayrıca, 20 milletvekili imzasının gerekirliğinin, “anayasanın eşitlik ilkesine” aykırı olduğu, fevkalade sarihtir. “Adaylaşma sürecinin” güven altına alınması, “demokrasinin” güven altında tutulmasıyla, eşanlamlıdır. Bu çerçevede, dilekçemin işleme konacağına güvenmeyi diliyorum. T.C. Kimlik Bilgilerim’i ve kısa bir Özgeçmişim’i ekliyorum… Güzel dilkeler, sevgi ve derin saygılarımla…
    T. Yarman (3 Temmuz 2014)

    F: 0312 419 53 08

    3 Temmuz 2014

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman, vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. “Demokrasi” yaveleri ortamında, bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.

    Halkımızı, bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, Cumurbaşkanlığı’na aday oluyorum.

    Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    N: Bu yazı Anayasa Mahkememiz’den istihsal edilmesi beklenen, yirmi milletvekilinin imzası gerekmeksizin, Cumurbaşkanı adayı olunmasını mümkün kılacak, “karar” zemininde yazılmıştır. Bir son dakika darlığı yaşanmamak üzere, bu çerçevede, “süre gereğini” yerine getirdiğimi umuyor, gerekli belgeleri katınıza, vakitlice sunacağımı, taahhüt ediyorum.

    TOLGA YARMAN, PROF. DR.

    1963’de Galatasaray Lisesi’ni bitirdi. Üniversite öğrenimini Fransa’da gördü; Institut National des Sciences Appliquées de Lyon Mühendislik Okulu’ndan, 1967’de, Yüksek Kisans düzeyinde, mezun oldu. 1968’de İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü’nde ikinci Yüksek Lisansı’nı tamamladı. “Doktora çalışmasını” ABD’de yaptı; Massachusetts Institute of Technology’den, 1972’de “Bilim Doktoru” ünvanını aldı.

    İTÜ’de, 1982’de Profesör oldu. İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, California Institute of Technology, İ.Ü. Mühendislik Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültesi, Brüksel Özgür Üniversitesi, Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Ünivertsitesi ve Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim görevlerinde bulundu. Halen, T.C. Okan Üniversitesi öğretim üyesi.

    Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) (Ankara, 1983), Anadolu Bilim ve Teknoloji Stratejileri Araştırma Enstitüsü (BİLTES) (Eskişehir, 1987), Türkiye Sosyal, Siyasal ve Ekonomik Araştırmalar Vakfı (TÜSES) (İstanbul, 1988), Tarih Vakfı (İstanbul, 1991), Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) (İstanbul, 1994) ve Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (BESAM) (İstanbul, 1998), kurucu üyesi oldu. 2009–2011 arasında, TÜMÖD İstanbul Kolu Başkanı olarak görev üstlendi.

    1983’te SODEP, MKYK Üyesi seçildi. 1989-91 arası, Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) İstanbul İl Yöneticisi olarak görev sürdürdü. Aynı zaman diliminde, SHP İstanbul İl Kültür ve Eğitim Komisyonu Başkanı olarak pek çok etkinliğin öncülüğünü yaptı. Bu dönemde “Çağdaş Toplumcu Demokrat Düşünceyi” başlattı. Bu çerçevede, ülkemizdeki siyasal oluşumlara, özellikle de, SHP ve CHP içindeki, genelde ülkemizdeki siyasal hareketlere ve bölünmüşlüğe dönük, pek çok makale yazdı, araştırmalar geliştirdi, siyasalar önerdi. O arada “CHP Açılırken Solda İnsan Hareketleri” başlıklı bir kitap (1992) yayınladı.

    “Doğabilim” birikimleri uzantısında, bir bakıma, “toplumcu demokrasi” kuramı ve “toplumcu bir ahlak öğretisi” olarak hazırladığı, “Un Système de Croyance Cosmique” başlıklı kitabı, Belçika’da basıldı (1997).

    Bir üsre once ve dört yıl boyunca, her hafta, konuklarıyla birlikte, “Enerji Savaşları” adını verdiği, Bölgemiz ve Türkiye üzerinde gelişen askeri ve siyasi girdapları, teknik girdiler itibariyle, derinlemesine tahlil eden ve çıkış yolları dokuyan, bir TV Programı gerçekleştirdi…

    Binlerce öğrencinin hocası oldu… Şimdilerde, birçoğu “profesörlük düzeyine” tırmanmış, pek çok öğrencisine, yüksek lisans ve doktora çalışması yaptırdı. Uluslararası birçok akademik etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. Maddenin ve evrenin yapısı, enerji, nükleer enerji, teknoloji, sanayileşme, savunma, savunma sanayii ve çevre alanlarında yapıtları, ulusal ve uluslararası basın ve konferanslarda yer almış, çok sayıda çalışması bulunmaktadır. Son yirmi yıldır Einstein’ın Görecelik Kuramı ile Modern Atom Kuramı’nı birleştirmek üzere geçekleştirdiği çalışmalar, çeşitli dünya bilim merkezlerinde yükselen yankılar bulageldi.

    M A L B E Y A N I
    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    4 Temmuz 2014

    Gayrı Menkul
    Rahmetli Büyüklerimiz’den 2013 itibariyle tevarüs ettiğimiz ve halen oturmakta olduğumuz, Vaniköy Cad. 81, Çengelköy, İstanbul Adresi’ndeki, çocukluk evimiz

    Menkul
    • Vakıfbank Osmanbey Şube 13535919 Yatırım Heabım’da 6474.83 tl
    • Vakıfbank İTÜ Bağlı Şube 36062214 Yatırım Heabım’da 35 165,09 tl
    • Vakıfbank 00158000068198289 Bankomat Hesabı’nda 1000,86 tl .
    • Vakıf Emeklilik’te 101 379 tl

    Araba

    2008 Marka, Peugeot

    4 Temmuz 2014

    Anayasa Mahkemesi Başkanlığı
    Çankaya, Ankara

    Sayın Hulki Cevizoğlu’nun, “Cumurbaşkanlığı’na aday olmak üzere 20 Milletvekili’nin imzasının gerekirliğine ilişkin yürürlükteki yaptırımın, Anayasamız’ın, başta “eşitlik ilkesi” olmak üzere, temel felesefesine aykırı olduğu” savı zemininde, söz konusu gerekirliğin, iptal edilmesi talebiyle, katınıza yaptığı bireysel başvuruyu, basından, memnuniyetle öğreniyorum. Aşağıda, ortaya çıkan fiili durum zemininde, söz konusu yaptırımın, nasıl bir anayasa ihlaline zemin teşkil ettiğini, somut olarak dikkatlerinize getirmekteyim.

    Yüksek Seçim Kurulumuz, 10 Temmuz Perşembe Günü toplanıp, önündeki başvuruları değerlendirecek olup, katınıza yaptığım bu başvurunun hedef aldığı söz konusu anayasa yaptırımının, Sayın Cezivzoğlu’nun başvurusunda dönük kararınız her ne olursa olsun, eğer imkan dahilinde ise, birazdan takdirinize sunacağım hususlar muvacehesinde, değerlendirilip, maruzatımın sonuçlandırılmasının ve kararınızın ilân edilmesinin, ülkemiz açısından taşıdığı, hayatî önemi, ortadadır.
    **

    Demokrasilerde “adaylaşmanın”, “olmazsa olmazları”, takdirlerinizdedir. Adaylaşmaya saygısı olmayanın ise, demokrasiye saygısı yoktur.

    Seçim, “oy verme” işleminden, apaşikâr, ibaret olamaz.

    Sayın Cevizoğlu’nun başvurusuna dayanak olan Cumhurbaşkanı adaylarının belirlenmesine ilişikin örnekte “seçmen”; “seçme yaşındaki ulusunun bütününün” yerine, “milletvekilleri heyeti”, olmuştur. Ama, “seçmen heyet” nezdinde, “adaylar”, hangi düşünceleriyle, hangi kaygılarıyla, hangi tasarılarıyla, neden aday olduklarını beyan edemediklerinden mâdâ; adayların TBMM Heyeti önünde eşitlikçi bir ortamda, dinlenmelerine, yarışmalarına ve ancak bundan sonra ve mukayesli olarak değerlendirilmelerine, fırsat verilmemiş olup, Milletvekilleri, Cumurbaşkanı adayı olarak kime oy izhar edeceklerine dair vicdanî kanaat geliştirme sürecini tamamlama işlevinden, tamamen yoksun bırakılmışlardır. Daha vahimi, her milletvekili tek bir adaya, evet, oy versin, ama, ne münasebetle oyunu, gizli olarak değil de, açık olarak versin ki!.. Milletvekilleri, oylarını, yani imzalarını, “açık” olarak vermiştir, vermeye mecbur edilmiştir. O halde, demokrasinin, gizli oy, açık tasnif düsturu, açıkça ihlal edilmiş olmaktadır.

    Adaylar; eğer muhakkak öylesi isteniyor idiyse, Meclis Heyeti önünde yarışırlar, sonra bütün milletvekilleri oy kullanırlar (istemeyen kullanmaz), nedir ki, oylama gizli olur ve sonnunda, tasnif, açık yapılırdı. Buradan, böylelikle, söz konusu yöntemin izlenmesi usulü, esas alınmakta ise, Cumhurbaşkanı Adaylarımız, öteki evrak gerekirlikleri saklı olarak, belirlenirdi…

    Böyle yapılmamıştır.

    Bu durumda, demokrasinin olmazsa olmazları, ihlal edilmiştir.

    Allaşkına, Cumurbaşkanı aday adayı, “vekil” peşinde, imza için, neden koşsun ki! Yakışır mı? Ayrıca adaylaşma, neden özgürce olmasın? Hatta, tersine, imza toplama zorunluluğuyla, dikkate getirdiğim demokrasi ve seçme fiilinin ilkesel koşulları yerine getirilmekten kaçılıyor olunarak, baltanlanıyor, olsun ki!

    Cumurbaşkanı’nı, “halk” seçsin istenmektedir, ancak adayların belirlenmesinde, halk yoktur. Halkın temsilcileri bu durumda, halkın yapmak durumunda olacağını yapmaktan, tamamiyle uzak düşmüşlerdir.

    Oysa, vaz edilmiş hükümler aynen korunarak dahi, ne ki aday, Meclis Başkanlığı’na başvuru ile, “aday adayı” olabilir; dediğim çerçevede, kendini düşüncelerini, çizgisini tanıtır, öteki adaylarla, Meclis heyeti önünde eşit koşullarda yarışır; Meclis Heyeti, oyunu, gizli olarak izhar eder; 20 imza alan aday adayı; “aday”, olur.

    Bu ne kadar böyleyse, kökteki yaptırımın gündeme getiriliş şekli, demokrasinin açıklayageldiğim olmazsa olmazlarının uygulanmasına cevaz vermemiş olup, i) ortaya çıkan gelişme, demokrasiyi, daha en başta, katletmektedir, ii) oluşan tablo, katiyen hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaştırılamaz, iii) 20 milletvekilinin imzası koşulunu yerine getirmemiş aday, ama aday olmak üzere, TBMM Başkanlığı’na başvurmuş ve fakat öteki adaylarla yarışmak üzere, Heyet önüne davet edilmemişse, hatta bunun dahi berisinde, TBMM Başkanlığı aday adayı çağrısında bulunmamışsa, “ortaya çıkan eksik”, süreçte halka rağmen mağdur edilmesi mukadder, adayın değil, yapının eksiğidir; bu durumda, söz konusu aday öteki bütün koşulları yerine getirmişse, adaylığı Yüksek Seçim Kurulu tarafından, muteber addedilmek gerekir.

    Mevcut yaptırımın çarpık lafzı, demokrasinin ağır ihlaline sebebiyet vermektedir. Tahkimata muhtaçtır, bu şekliyle kavrayış ve onarılmaz uygulama kazalarına cevaz vermektedir, onun için, demokratik hukuk devleti baş düsturları üzerine oturan anayasamızın ruhuyla katiyen bağdaşmamaktadır.

    Açıklayageldiğim “demokrasi ihlallerini”, bilhassa başta değindiğim Sayın Hulki Cevizoğlu’nun katınıza yaptığı bireysel başvuru sonrasında (buna yönelik kararınız, her ne olursa olsun), bu aşamada, ayrıca ve ayrıntısıyla vuzuha ve karara, aciliyetle kavuşturacağınıza; bilhassa, yürürlükteki maddenin; hele bugün ortaya çıkan, bilinç dışı ve illetli tatbiki yüzünden, besbelli demokrasi katline sebebiyet ve geçit vermiş olması dolayısıyla, yok hükmünde sayılması gerektiğine, hükmedeceğinize güveniyor, güzel dileklerle, sevgiler, derin saygılar sunuyorum.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    F: 0312 420 51 65

    3 Temmuz 2014

    TBMM Başkanlığı
    Ankara

    Bu memlekette, Kurtuluş Savaşları, bir yalnız adamın Samsunlar’a çıkmasıyla başlar. Nedir ki, O Adam gerçekte katiyen yalnız değildir. Arkasında milyonlarca kahraman vatan evladı, zaten vardır. Türkiye hiç bir biçimde sahipsiz değildir. Demokrasi yaveleri altında bize dayatılan “tabldotu” yemek zorunda değiliz.

    Halkımızı bu çerçevede, seçeneksiz bırakmamak üzere ve gerekli vasıflardan fazlasını yerine getirmiş olmanın onuruyla, en önce ise, şahsımın odağı dolayına yığılmış umutları geriletme hakkına sahip bulunmayıp, Cumurbaşkanlığı’na aday oluyorum.

    Bilgilerinize, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    N: Bu yazı Anayasa Mahkememiz’den istihsal edilmesi beklenen, yirmi milletvekilinin imzası gerekmeksizin, Cumurbaşkanı adayı olunmasını mümkün kılacak, “karar” zeminide yazılmıştır. Bir son dakika darlığı yaşanmamak üzere, bu çerçevede, süre gereğini yerine getirdiğimi umuyor, gerekli belgeleri katınıza, vakitlice sunacağımı taahhüt ediyorum.

    ANNEXE B (EK B): REPONSE A LA QUESTION 15 POSEE CI-DESSUS

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
    Cour Européenne des Droits de l’Homme
    Conseil de l’Europe
    67075 Strasbourg Cedex
    Fransa

    İlgi: Bu davanın ne münasebetle açılığına dair, kısa maruzatımızdır.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK), yukarıda sunduğum; ilk turu 10 Ağustos 2014’te, ikinci turu ise, 24 Ağustos 2014’te, gerçekleştirilmesi planlanmış, Cumhurbaşkanı Seçimimiz’de, aday olmama ilişkin 3 Temmuz 2014 ve müteakip (tamamlayıcı) 5 Temmuz 2014 tarihli dilekçemi, öteki bütün gerekler, tarafımdan ve eksiksiz yerine getirilmiş olduğu halde. Anayasamız’ın ilgili, en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği, yaptırımına atıfta bulunarak, reddetmiş bulunmaktadır.

    Oysa, yukarıdaki dilekçemde ayrıntısıyla ortaya koyduğum gibi, söz konusu “en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği”, fevkalade antidemokratiktir, kısıtlayıcıdır, ayırımcıdır. Bu yaptırım, Anayasa’da yer alsa dahi, demokratik bir anayasa kavramıyla, seçme ve seçilme haklarını, fena halde hırpaladığı için, açıkça çelişmektedir.

    Seçmensiniz, ama aday olamıyorsunuz, yirmi milletvekili, imza vemezse, aday gosterilemiyorsnuz, kendiniz ya da üyesi olduğunuz demokratik kitle örgütleri yönetim unsurları olarak, birisini aday gösteremiyorsunuz, sakilliklerini bildiğiniz bir adaya itiraz edemiyorsunuz…

    Bu demokrasi degil, tam anlamıyla, erki ellerinde tutanların, hile yoluyla yutturmaya calıştıkları, çarpık çurpuk, uyduruk, olsa olsa bir çadır demokrasisidir.

    Söz konusu, yirmi milletvekilinin imzalarının istihsal edilmesi koşulu, demokratik bir anayasada bulunamaz.

    Böylesi bir şart, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na, tümüyle aykırıdır.

    YSK, yirmi milletvekilinin imzalarının istihsal edilmesi, şekil şartına hapsolmuştur; bu çerçevede, dilekçemin özüne girmemistir.

    Oysa isteğim dogrultusunda, pekalâ esasa girebilir ve re’sen (yirmi milletveki imzasının işaret ettiği, “şekil şartı”, tartışmasız antidemokratik olduğu için), adaylığımın uygunluğuna, doğrudan karar verebilirdi.

    Olmadı, isteğim uzantısında, Anayasa Mahmememiz’den görüş sorabilirdi.

    Hatta, söz konusu anayasal yaptırımı, “demokratik anayasa” ile bağdaşmadığı gerekçesiyle ve iptali istemiyle, Anayasa Mahmememiz’e, rahatlıkla, taşıyabilirdi.

    Bunları yapmamakla, “adil yargılama” yapmamış olmakta, “seçme – seçilme haklarımızda” bariz ihlale, sebebiyet vermiş, bulunmaktadır.

    Seçilme hakkım, daha vahimi, şahsımı seçmeyi dileyecek milyonlarca seçmenin seçim hakkı, açıkça gaspedilmistir.

    Süreç, dediğim gibi, bütünüyle, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na aykırıdır.

    Anayasa, bir “Dernek Tüzüğü” değildir; yirmi milletvekilinin imzalarının, Cumurbaşkanı Adayı olmak uzere toplanması zorululuğu, abestir. Kaldı ki, bir Dernek Tüzüğü’nde dahi böylesi abes bir yaptırım bulundurulamaz. Ayrıca, allaşkına, Cumurbaşkanı Adayı, milletvekili peşinde imza için mi, koşar!..

    Boylesi bir yaptırım, hele anayasanın, içinde, zinhar olamaz. Demokratik anayasada, bir defa, antidemoktarik hüküm bulundurulamaz.

    Adaylaşmaya saygısı olmayanın, demokrasiyle saygısı yoktur.

    Bütün bu sebeplerle, hak ihlaline ve adaletsiz yargılamaya, milyonlarca seçmenimle beraber, duçar olmuş bulunuyorum.

    Yüksek Seçim Kurulumuz’un, hakkımda verdigi ekli kararın bozulmasını, talep ediyorum.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Sejdic Vefinci’nin açtığı dava zemininde verdiği, 22 Aralık 2009 tarihli ve 27996106 sayılı, Bosna Hersek’teki, Yasama Organı / Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde olarak verdiği abide karar, bu dilekçemle, dikkatinize taşıdığım davada emsal teşkil edecek, davamızın olumlu olarak sonuçlandırılmasına, kolayca rehberlik edecektir, kanaatini taşımaktayım.

    Kararınız, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’ne, yetişirse, harika olur.

    Yetişmezse, antidemokratik baskılarla, adaylaşmayı, fena halde kısıtlayan Cumhurbaşkanlığı Seçimimiz’in, tarafınızdan, yok hükmünde sayılmasını, talep ediyorum.

    Güzel dileklerle, sevgiler, derin saygılar sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    ANNEXE C (EK C)

    LE VERDICT DU CONSEIL ELECTORAL SUPRÊME (Yüksek Seçim Kurulu’nun 8 Temmuz 2014 tarihli ve 8546 sayılı yazısı ekinde olarak tarafıma tebliğ oluna Kararı)

    EK – 5 : AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNE EK BAŞVURU

    EN URGENCE…

    Cette demande est la continuation d’une précédente, datée de 18 Juillet 2014, et est achevée par le Requérant Prof. Dr. Tolga Yarman. Nous demanderons, donc, l’assemblement de ce dossier avec le précédent.
    (Bu başvuru, Prof. Dr. Tolga Yarman tarafından doldurulmuş olup, 18 Temmuz 2014 tarihli önceki başvurumuzun devamı niteliğindedir. Bu bakımdan her iki dosyanın birleştirilmesi, talebimizdir.)

    A. Bireysel Başvuru Formu

    COUR EUROPEENNE DES DROITS DE L’HOMME
    EUROPEN COURT OF HUMAN RIGHTS
    AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

    REQUETE
    APPLICATION
    BAŞVURU
    1-LES PARTIES
    THE PARTIES
    TARAFLAR
    A. LE REQUERANT/LA REQUERANTE
    THE APPLICANT
    BAŞVURU
    (Renseignements a fournir concernant le requérante et son/sa représentant(e) éventuel(le))
    (Fill in the following details of the applicant and the representative if any)
    (Başvurucu ve varsa temsilcisi hakkında verilmesi gereken bilgiler)

    1. Nom de famille YARMAN………………………………2. Prénom (s) TOLGA

    Surname First name (s)
    Soyadı Adı

    Sexe: Masculin/féminin

    Sex : male/female
    Cinsiyet: erkek/kadın

    3. Nationalité Turque………………………………… 4. Profession Professeur à l’Université
    Nationality Occupation
    Milliyeti Mesleği

    5. Daté et lieu de naissance Le 22 Fevrier 1945, Istanbul ……………………………………………………………………
    Date and place of birth
    Doğum tarihi ve yeri

    6.
    Domicile Vaniköy Cad. 81, Çengelköy, Istanbul, Turquie…………………………………………………………………………………
    Permanent address
    İkametgahı

    7. Tel. No 0090 216 332 25 97, 0090 532 494 80 27 (Le premier numéro, peut être, en même temps utilisé, comme numéro de fax.) ……………………………………………………………………………………..
    8. Adresse actuelle (si différente de 6)………………………………………………………
    Present address (if different from 6)
    Şu anki adresi ( 6’da belirtilen ikametgahından farklı ise)
    9. Nom et prénom du/de la représentant(e)………………………………………………….
    Name of representative
    Temsilcinin adı
    10. Profession du/de la représentant(e)………………………………………………………
    Occupation of representative
    Temsilcinin mesleği
    11. Adresse du/de la représentant(e)…………………………………………………………
    Adres of representative
    Temsilcinin adresi
    12. Tel.No…………………………… Fax.No……………………………………

    B. LA HAUTE PARTIE CONTRACTANTE
    THE HIGHT CONTRACTING PARTY
    YÜKSEK SÖZLEŞMECİ TARAF
    12. (Indiquer ci-prés le nom de l’Etat/des Etats contre le(s)quel(s) larequete est dirigée)
    (Fill the name of the State(s) against which the application is directed)
    (Aşağıda başvurunun hangi devlet aleyhine yöneltildiğini belirtiniz)

    Turquie ………………………………………………………………………………………….

    Si le/la requérant(e) est représenré(e), joindre une procuration signée par le/la requérant(e) en faveur du/de la représentant(e).
    A form of authority signed by the applicant should be submitted if a representative is appointed
    Eğer başvurucu temsil ediliyorsa, temsilciyi vekil atayan ve başvurucunun imzasını taşıyan bir Yetki Belgesi ekleyiniz.

    II- EXPOSE DES FAITS
    STATEMENT OF THE FACTS
    OLAYLARA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre 11 de la note explicative)
    (See Part 11 of Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un 11. Bölümüne bakınız)

    14. Voir, s’il vous plait, l’Exposé ci-joint (Annexe A / EK A, en Turque).

    Si néssaire, continuer sur une feuille séparée.
    Continue on separate sheet if necessary.
    Eğer gerekli görüyorsanız ayrı sayfada devam edebilirsiniz.

    III- EXPOSE DE LA OU DES VIOLATION(S) DE LA CONVENTION ET/OU DES PROTOCOLES
    ALLEGUEE(S), AINSI QUE DES ARGUMENTS AL’APPUI
    STATEMENT OF ALLEGED VIOLATION(S) OF THE CONVENTION AND/OR PROTOCOLS
    AND OF RELEVANT ARGUMENTS
    BAŞVURUCU TARAFINDAN ÖNE SÜRÜLEN SÖZLEŞME VE PROTOKOL İHLALLERİ İLE
    İDDİALARIN DAYANIKLARINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre III de la note explicative)
    (See Part III of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’da III. Bölüme bakınız)

    15. Article n° 6: Droit à un procès équitable.

    Je fournis une explication ci-joint (Annexe B / EK B, en Turque), concernant la violation de l’Article n° 6.

    Je présente, ici, un sommaire de celle-ci:

    i) J’ai introduit ma candidature pour Président de la République, auprès du Conseil Electoral Suprême (Yüksek Seçim Kurulu, en Turque), le 3 Juillet 2014. J’ai complété le nécessaire burocratique, par ma lettre de 5 Juillet 2014 (cf. ma requette précédente, datée de 18 Juillet 2014.)

    ii) Le 7 Juillet 2014, j’ai envoyé au Conseil Electoral Suprême, une lettre de consolidation en vers ma candidature, comme quoi que, le Candidat Monsieur Ekmeleddin Ihsanoğlu, déclaré candiat commun des deux partis politiques d’opposition, par les Présidents de ces deux partis, donc de Cumuriyet Halk Partisi et de Milliyetçi Hareket Partisi, parce qu’alors candidat commun de ces deux partis, suivant le règlement adopté par le Conseil Electoral Suprême, aurait du obtenir l’accord commun et écrit des hauts conseils de ces deux partis, et n’avait pas eu en fait, besoin du tout, des signatures d’au moins de vingt députés, pour devenir candidat. Mais alors, les deux partis n’ont pas présenté au Conseil Electoral Suprême, l’accord écrit de leurs hauts conseils comme quoi que, ce candiat est « officiellement» leur « candidat commun ». Tout par contre les Présidents de ces deux partis, ont ordonné leurs deputés de donner leurs signatures pour le candidat, comme s’il n’avait pas été choisi, invité et déclaré, par eux même, en tant que « candidat commun» des deux partis, et ce faisant, les Présidents des deux partis en considération, ont, très antidémocratiquement bloqué la possibilité d’endorsement d’autres candidats qui auraient bien pu être soutenu par les députés de leurs partis.

    iii) Ainsi, j’ai démontré au Conseil Electoral Suprême, combien la candidaturasition, même si on adopte la nécessité des signatures d’au moins de vingt députés (ce qui est déjà inadmissible), a été en tout cas, andimécrotatique. J’ai demandé au au Conseil Electoral Suprême donc, l’annulation de la candidature de Monsieur Ekmeleddin Ihsanoğlu, comme je viens de l’expliquer ci-dessus, en pleine violation avec le cadre adopté et suivi par le Conseil Electoral Suprême, et l’acceptance de ma candidature introduite par mes lettres de 3 et 5 Juillet 2014, et tout à fait démocratiquement, conforme à l’acquis communautaire.

    iv) Le Conseil Electoral Suprême, en réponse à mes lettres de 3 et 5 Juillet 2014, par un premier pas, a rejeté (cf. sa décision en Annexe C), de coup, ma candidature (dont l’introduction avait été complétée en tous détails, suivant les instructions préétablies), pour Président de la République de Turquie, mais alors, se réferrant à une raison tout à fait antidémocratique, comme quoi que je n’ai pas rassemblé les signatures d’au moins de vingt députés endorsant cette candidature, au sein du Parlement de la République de Turquie, qui constitue malheureusement, une condition sans doute antidémocratique, qui donc, n’a pas du prendre place, en premier lieu, dans une constitution qui se déclare être démocratique. Il s’agit d’une restriction intolérable des droits démocratiques, d’élire et d’être élu. Tout ceci, a constitué le contenu de ma précédente requette datée, le 18 Juillet 2014, vis-à-vis la Cour Européenne des Droits de l’Homme, en vers l’annulation de la décision du Conseil Electoral Suprême de la Turquie.

    v) Le Conseil Electoral Suprême, par un second pas, à cette étape, vient de rejetter (cf. Annexe D) mes demandes portées à son attention par ma lettre de 7 Juillet 2014 (cf. Annexe A). Son prétexte est dramatique, alors qu’il fait clairement comprendre, qu’il a compris l’injustice en question. C’est que, ses décisions sont indiscutables, dit-il (cf. Annexe D). Il avait endorsé la candidature de Monsieur Ihsanoglu, donc il n’est pas capable de réviser sa décision. Il avait déjà rejetté ma candidature, donc il n’est pas capable, non plus, de réviser cette décision. Il s’agit de ses deux fautes, mais elles sont, dit-il, indiscutables!

    Pourtant, le Conseil Electoral Suprême, aurait pu, tout au début, décider qu’il s’agit en effet, d’une restriction intolérable des droits démocratiques, d’élire et d’être élu, quoi que l’article en question se trouve être monté, à la Constitution de la République de Turquie. Le Conseil Electoral Suprême ne l’a pas fait. Mais alors, nul, suivant notre constitution (Article Numéro 90), donc adaptée conformement à la conception des droits humains Européens, peut être, en contradiction, avec l’acquis communautaire, et la nécessité de rassembler les signature d’au moins de vingt députés, pour devenir candidat, sans doute, l’est.

    Le Conseil Electoral Suprême, si hésitant, et ne pouvait décider autonomement, alors aurait pu se renseigner suivant ma demande, à propos de l’opinion de la Cour Suprême (Anayasa Mahkemesi), comme quoi que la nécessité posée en ce qui concerne le candidat pour Président de la République, doit ramasser les signatures d’au moins de vingt députés, est-elle vraiment antidémocratique, ou non. Le Conseil Electoral Suprême ne l’a pas fait, non plus.

    Ce qui est encore plus dramatique, c’est que le Conseil Electoral Suprême, refuse de rediscuter ses décisions, même quand il s’agit, de nouvelles données, ou de concrétes objections, donc prise do consicence de ses fautes.

    Ce n’est sans doute, pas juste, ni tout d’abord, en accord avec l’acquis communautaire.

    D’autant plus que le Conseil Electoral Suprême est l’institution qui doit garantir la sécurité des élections, veillant que tout se passe démocratiquement. Par son comportement, c’est douloureux de le prononcer, il se trouve lui-même le nuisant de cette sécurité, et de la démocratie.

    Etant donné que, les décisions du Conseil Electoral Suprême (Yüksek Seçim Kurulu), en Turquie, ne peuvent être jugées en aucune autre Cour (Loi 6216, 45/3), je me trouve dans l’obligation d’introduire cette deuxième demande à la Cour Européenne des Droits de l’Homme, en vue de l’annulation de la décision du Conseil Electoral Suprême, de refuser ma candidature pour Président de la République (cf. Annexe D), en même temps d’accepter celle de Monsieur Ihsanoğlu, mais tout à fait non-confomément aux réglements adoptés, et nuisiblement au fonctionement de la démocratie, sous prétexte qu’il ne peut reconsidérer ses décisions, bien qu’il se montre clairement conscient de ses fautes, à travers mon raisonement et les bases juridiques concrétes que je lui ai présentées, à cette étape,

    Alors, je dois me réferrer à votre décision précieuse du 22 Décembre 2009, portant le numéro 27996106, qui a enlevé toute restriction de droits d’être élu, en Bosnie-Herzegovine suivant la demande de Sejdic Vefinci. J’anticipe, férmement, qu’elle peut être considérer comme exemplaire en vue de résoudre positivement mes demandes en question.

    La date à laquelle j’ai reçu la décision finale (cf. Annexe D), du Conseil Electoral Suprême, est le 6 Août 2014. (J’avais reçu sa première décision datée le 3 Juillet 2014, le 17 Juillet 2014.)

    IV- EXPOSE RELATIF AUX PRESCRIPTIONS DE L’ARTICLE 35 1 DE
    LA CONVENTION
    STATEMENT RELATIVE TO ARTICLE 35 1 OF THE CONVENTION
    SÖZLEŞME’NİN 35.MADDESİNİN 1.FIKRASINA İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre IV de la note explicative. Donner pour chaque grif, et au besoin sur une séparée, les renseignements demandés sous les points 16 a 18 ci-aprés)
    (See part IV of the Explanatory Note. If necessary, give the details montioned below under points 16 to 18 on a sparete sheet for each separate complaint)
    (Açıklayıcı Not’un IV.Bölümüne bakınız. Her şikayet için, gerektiğinde ayrı bir sayfa kullanarak, aşağıda 16’dan 18’e kadar numaralanmış alt bölümlerde istenen bilgileri veriniz)

    16. Décision interne définitive (date de la décision, organe-judiciaire ou autre-l’ayant rendue)
    Final decision (date,court or authority and nature decision)
    Nihai karar (kararın tarihi, niteliği, Kararı veren merci-adli veya diğer)

    La décision est faite par le Conseil Electoral Suprême, donc la plus haute cour, et dont les décisions ne peuvent être jugées en aucune autre cour (Loi 6216, 45/3). Sa décision, porte la date de 8 Juillet 2014, et pour signatures des officiels, la date de 22 Juillet 2014. La signature de la lettre du Président du Conseil Electoral Suprême, Monsieur Sadi Güven qui a écrit en réponse à ma demande, porte la date du 22 Juillet, et le numéro 9096 (cf. ci-joint, en Annexe D).

    Je l’ai reçue, le 6 Août 2014.

    Les élections présidentielles, en Turquie, auront lieu, le 10 Août 2014 pour un premièr tour, et le 24 Août 2014 pour le tour final. Ce qui fait qu’une décision prompte que vous prendriez, si vous pouviez, est vitale.

    17. Autres décisions (énumérées dans l’ordre chronologique en indiquant, pour chaque décision,
    sa date, nature et l’organe-judicidire ou autre-l’ayant rendue)
    Other decisions (list in chronologial order, giving date, court or authority and nature of decision for each of them)
    Diğer kararlar (tarih sırasına göre her kararın tarihi, niteliği ve kararı veren merci-adli veya diğer-belirtilmelidir.)

    18. Dispos (i)ez-vous d’un recours que vous n’avez pas exercé? Si oui, lequel et pour quel motif
    n’at-il pas été exsercé?
    Is there or was there any ather appeal or other remedy available to youwhich you have not used? Lf so, explain why you have not used it.
    Başvurmadığınız başka bir çözüm yolu var mı? Eğer varsa, nedir ve neden bu yola başvurulmadı?

    No!..

    V. EXPOSE DE L’OBJET DE LA REQUETE ET PRETENTIONS PROVISOIRES
    POUR UNE SATISFACTION EQUITABLE
    STATEMENT OF THE OBJECT OF THE APPLICATION AND PROVISIONAL
    CLAIMS FOR JUST SATISFACTON
    BAŞVURUNUN AMACINA VE HAKKANİYETE UYGUN TATMİN
    TALEPLERİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre V de la note explicative)
    (See part V of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un V.Bölümüne bakınız)

    19.

    VI- AUTRES INSTANCES İNTERNATIONALES TRAITANT OU AYANT L’AFFAIRE
    STATEMENT CONCERNING OTHER INTERNATIONEL PROCEEDINGS
    DİĞER ULUSLAR ARASI MAKAMLAR ÖNÜNDEKİ USULLERE İLİŞKİN AÇIKLAMA
    (Voir chapitre VI de la noye explicative)
    (See Part VI of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un VI Bölümüne ilişkin açıklama)

    19. Avez-vous soumis â une autre instance internationale d’enquéte ou de réglement les griefs
    énoncés dans la prénte requéte?

    No!..

    Si oui, fournir des indications détaillées â ce sujet
    Have you submitted the above complaints to any ather procedure of international investigation or
    Settlement? Lf so, give full details.
    Bu başvunuzdaki şikayetlerinizi başka bir uluslar arası makama sundunuz mu? Eğer
    sunduysanız, bu konuda ayrıntılı bilgi veriniz.

    VII- PIECES ANNEXEES (PAS D’ORIGINAUX, UNIQUEMENT
    DES COPIES)
    LIST OF DOCUMENTS (NO ORIGINAL DOCUMENTS ONLY
    PHOTOCOPIES)
    BELGELER LİSTESİ (BELGELERİN ASLI DEĞİL SADECE
    ÖRNEKLERİ)

    BELGELER LİSTESİ

    (Voir chapitre VII de la note explicative. Joindre copie de toutes les décisions mentionnées sousch. IV et VI ci-dessus. Seprocurer, au besoin, les nécessaires, et en cas d’impossibbllité, exqliquer pourquoi celles-ci ne ppeuvent pas étre obtenuens.
    Ces documents ne vous seront pas retournés.)
    (See Part VII of the Explanatory Note. Include copies of all decisions referred to in Parts IV and VI above. If you do not have copies, you should obtain them. Lf you cannot obtain them, explain why not. No documents will be returned to you.)
    (Açıklayıcı Not’un VII. Bölümüne bakınız. Yukarıdaki IV ve VI. Alt bölümlerde belirtilen bütün kararların örneğini ekleyiniz. Eğer bu belgeler elinizde yoksa temin ediniz. Eğer temin edemiyorsanız bunun nedenini açıklayınız. Gönderdiğiniz belgeler size geri verilmeyecektir.)

    21.

    A) Ma seconde demande portant la date de 7 Juillet 2014, introduite au Conseil Electoral Suprême ( cf. à la Question 14 posée ci-dessus).

    B) Une explication en Turque, en réponse à la Question 15 posée ci dessus, concernant la violation de l’Article n° 6.

    C) Une première décision du Conseil Electoral Suprême portant en tête, la date de 8 Juillet 2014 et le numéro 8546 (cf. ci-joint, en Annexe C), que j’ai déjà transmise à la Cour Européenne des Droits de l’Homme, par ma lettre du 18 Juillet 2014.

    D) Une seconde décision du Conseil Electoral Suprême portant en tête, la date de 22 Juillet 2014 et le numéro 9046 (cf. ci-joint, en Annexe D), dont je demande, spécifiquement, l’annulation, par cette requette.

    VII- DECLARATION ET SIGNATURE
    DECLARATION AND SIGNATURE
    BİLDİRİM VE İMZA

    (Voir chapitre VII de la note explicative)
    (See Part VII of the Explanatory Note)
    (Açıklayıcı Not’un VIII.Bölümüne bakınız)

    22. Je déclare en toute conscience et loyauté que les renseignements qui figurent sur la présente formule de requéte sont exacts.
    I hereby declare that, to the best of my knowledge and belief. The information I have given
    In the present Application form is correct
    Bu başvuru formunda vermiş olduğum bilgilerin doğru olduğunu bilgim ve inancım dahilinde beyan ederim.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Lieu/Place/Yer: Istanbul Date/Date/Tarih: Le 9 Août 2014

    (Signature du/de la requérant(e) o udu/de la représentant (e))
    (Signature of the applicant or of the representative)
    (Başvurunun ve temsilcinin imzası)

    ANNEXE A (EK A): REPONSE A LA QUESTION 14 POSEE CI-DESSUS

    UNE DEUXIEME DEMANDE INTRODUITE AU CONSEL ELECTORAL SUPRÊME, COMPRENANT MES OBJECTIONS EN VERS LE CANDIDAT COMMUN DES DEUX PARTIS D’OPPOSITION, ET EN MÊME TEMPS, L’ENDORSEMENT DE MA CANDIDATURE, QUE J’AVAIS DEJÀ INTRODUITE
    AU CONSEIL ELECTORAL SUPRÊME

    7 Temmuz 2014

    Yüksek Seçim Kurulu
    Başkanlığı
    Ankara

    İlgi: Katınıza yazdığım 5 Temmuz 2014 tarihli yazıya ektir.

    Bu yazımla, iki hususu önemle vurgulamak, ihtiyacındayım.

    Birincisi, hiç bir anayasa ya da yasa yaptırımımız, malumunuz, Avrupa Komisyonu müktesabatına aykırı olamaz. Oysa, ilgi yazımda ortaya koyduğum şekliyle, Cumurbaşkanlığı sürecinde adaylaşmaya dönük olarak yürürlüğe getirilmiş yaptırımlar, başta da bunların kasıtlı ve çarpık uygulaması, açıkça, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırıdır.

    Halkın seçeceği Cumurbaşkanı’nın adaylaşmasında halkın bulunmaması, daha da vahimi, İlgi yazıda açıkladığım çerçevede, demokrasinin adaylaşmaya ilişkin olmazsa olmalarının hiç dikkate alınmamış olması, bundan da öte, tam anlamıyla katledilmiş olması, Seçim’in iptali için, sebep teşkil eder.

    Bu yazımla vurgulamak ihtiyacında olduğum, ikinci husus aşağıdadır.

    Meriyetteki mevzuat itibariyle, kimlerin Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip olduğu, Anayasa’nın 101/1’nci maddesinde ve bu doğrultuda 6271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçim Yasası’nın 6/1’nci maddesinde, düzenlenmiştir.

    Anayasa ve 6271 sayılı Yasa’da, Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliğine sahip olanlar düzenlendikten sonra;“adaylık” konusuna yer verilmiş, bu konuda (evvelce irdelediğim nakısalar saklı olarak ifade ediyorum), çerçevelendirilmiş, iki yöntemden biri olan “aday olma” yöntemi benimsenmemiş, aksine “aday gösterilme” yönteminin benimsendiği, hükme bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı seçilme yeterliliği konusunda aday gösterilme yöntemi benimsenirken, aday gösterilme konusunda, Anayasa’nın 101/3 ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/2’nci maddesinde, iki farklı yöntemin esas alındığı (evvelce irdelediğim nakısalar saklı olarak, devam ediyorum), ifade edilmiştir.

    Anayasa’nın 101/3 ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/1’nci maddesine göre, seçilme yeterliliğine sahip olanların aday gösterilebilmesindeki birinci yöntem, en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme şekline raptedilmiş bulunmaktadır. Yasada her milletvekilininin yalnız bir aday için teklifte bulunabileceği, ayrıca ifade edilmektedir.

    Anayasa’nın 101/3’ncü ve 6271 sayılı Yasa’nın 7/2’nci maddesine göre, seçilme yeterliliğine sahip olanların aday gösterilebilmesindeki ikinci yöntem, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde, aldıkları geçerli oylar toplamı, birlikte hesaplandığında, yüzde onu geçen siyasi partilerin ortak aday gösterebilecekeleri kuralına, bina edilmiştir.

    Bu düzenlemeler çerçevesinde “çatı adayı” konusu irdelenecek olursa, siyasi partiler yetkili kurullarında alacakları karar çerçevesinde, sadece bir aday için, belirtilen yasa kurallarına uymak koşuluyla, ortak bir aday gösterme yoluna gidebileceklerdir. Burada yirmi milletvekili koşulu hiç bir biçimde aranmamaktadır.

    Yirmi milletvekili koşulu, siyasi partilerin münhasıran belli bir karar almadıkları, böyle bir karar doğrultusunda bir aday gösterme yoluna gitmedikleri, durumda, söz konusudur.

    “Çatı adayı” olarak ifade edilen Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday gösterilmesi keyfiyeti irdelendiğinde, ortaya şöyle bir resim çıknaktadır:

    o CHP ve MHP Genel Başkanları parti yetkili kurullarınca alınmış bir karar varmışcasına hareket etmişlerdir. basına yansıyan beyan ve açıklamalarında partilerince bir başka adayın adaylaşmasına ya da adaylaştırılmasına karşı olduklarını, buna imkan vermeyeceklerini, açıkça ifade etmişlerdir. Malumun ispatına gerek bulunmamaktadır. Bu konu, hepimizin tanık olduğumuz, bildiğmiz, bir konudur. (Elbette, tahkik edilebilecektir.)

    o Aday gösterilme süreci, gündeme gelip, başvurular yapıldığında görülen odur ki, CHP ve MHP Yönetimleri, söz konusu doğrultuda, eşzamanlı, bağıl kararlar çıkartmamışlardır.

    o Yapmaları gereken bu iken, kendi milletvekillerinin imzalarını, davet etmişlerdir. Buna paralel olarak milletvekilleri üzerinde icbar edici bir tavır izlemişerdir.

    o Sonuçta, tekliflerini, milletvekillerine yaptırtmışlardır. Bu milletvekilleri, sanki bir parti adayı söz konusu imiş ve bu bağlamda, parti disiplinini gerektiren bir hal varmış gibi, çatı adayına imza vererek, “başvuru” geliştirmişlerdir.

    o Oysa süreç ve özde kullanılan yönteme bakıldığında iki partinin çatı adayına yakınsaması uzantısında, her bir partinin yetkili kurulunca eş zamanlı olarak alınmak durumunda bulunulan, bağıl karar, istihsal edilmelidir. Böylesi bir karar demek ki, çatı adayı çıkartan, her iki partinin de, Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri’nce, ayrı ayrı imzalanarak, bir başvuru yapılmalıdır. Ama işte, bu yola gidilmemiştir. Bu husus, o kadar böyledir ki, anılan kurulların üyeleri, gelişmelerden haberdar dahi olmadıklarını, ifade etmişlerdir.

    Demek ki, çatı adayı çıkartan partiler, meriyetteki yasa gereğini yerine getirmemiş olmaktadırlar. Çatı adayı için milletvekillerinin imzalarına ithiyaç yoktur. Partilerin Merkez Yönetimleri’nin kararlarına ihtiyaç vardır.

    Bu gerek, yerine getirilmemiştir. Tersine, çatı adayı için, milletvekilleri imza vermeye icbar edilmişlerdir; bu suretle olası öteki adayların önleri kesilmeye, didinilmiştir.

    Gerçekten de, Milletvekilleri’nin imzalarına başvurulmasına ilişkin algı ve anlayışla hareket edilince, ortaya çıkan fiilî durum, söz konusu partilere mensup başka milletvekillerinin bir araya gelmelerine ve başkaca bir adayın odağı dolayında başvuru geliştirmelerine ilişkin, olağan demokrasi ortamını, katletmiştir.

    Anayasa ve anılan yasa, çatı adaylık konusuna olanak sağlamakta, ancak bunun
    yönteminin nasıl olacağını da, ortaya koymaktadır. Bunun yöntemi, parti yetkili kurullarınca alınacak karara dayalı olarak partilerce yapılacak başvurudur. Milletvekillerine imza verdirtip, başvuru yaptırtmak ve bu suretle olası öteki adayların önlerini kesmek değildir.

    CHP’nin de MHP’nin de, ayrı ayrı adayları varmış gibi yürütülen süreç nedeniyle, her iki partiden, hatta ayrı ayrı, yirmi milletvekili, TBMM içinden veya dışından, bir başka adayı, aday gösterme yoluna, gidememişlerdir. Bu gelişme, seçme ve seçilme, başta da adaylaşma hakkını kısıtlayıcı yönüyle, Anayasa’nın 67’nci maddesine, kesinlikle aykırıdır ve eğer bu evrede dikkate alınıp gereği yerine getirilmez ise, seçimin iptaline yol açacaktır.

    Bu durum, Anayasa’daki serbest seçim kuralıyla, seçimlerin düzen ve dürüstlük içinde yapılması ve yönetilmesi boyutuyla çelişmekte olup, ihtilatın re’sen çözülmesi ve kararlaştırılması, YSK’nın yetki ve sorumluğundadır.

    Bir defa en başta ifade ettiğim gibi, uygulanagelmiş adaylaşma süreci, açıkça Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırıdır ve dikkatinize taşıdığım adaylık başvurum, muteber addedilmek, iktiza eder.

    Sonuç olarak:

    CHP ve MHP, üst yönetim unsurları, sanki parti yetkili organlarınca alınmış bir karar varmış gibi, süreci usul ve adap dışı yönlendirerek, partilerine mensup yirmi milletvekilinin, hatta ayrı ayrı, bir araya gelip, TBMM içinden veya dışından bir başkasının aday gösterilmesi demokratik görev ve hakkını, ciddi biçimde ihlal etmişlerdir. Ayrıca burada seçme ve seçilme hakkının ihlaline sebebiyet vermişlerdir.

    Sonuçta, parti yetkili kurullarından karar istihsal etmeden, hatta bu yolu sanki hadlerimiş gibi, devre dışı bırakarak, ama bu kez, gerekmediği halde, kendi milletvekillerinin imzalarını mecbur kılıp, onlardan en az yirmisinin olsun, başka öznelerin, Cumurbaşkanı adayı olarak, gösterilmelerinin, önünü kesmeye tevessül etmişler, böylelikle onların, adaylaşma ve seçilme haklarını gasp etmeye girişmişlerdir; bu değilse, her hal-u karda, ihlal etmişlerdir.

    Bu durum, parti yetkili kurullarınca alınmış bir karar olup olmadığının sorulmasıyla, kolaylıkla, ortaya çıkarılabilecektir. Eğer söz konusu kararlar Parti Merkez Kurulları’ndan (ki dileriz öyledir), istihsal edilmişse (ki bu konuya kamuoyu, malum, muttali değildir), ama o zaman partiler olarak başvuru yapılmayıp, milletvekilllerine başvuru yaptırılınca; yürürlükteki mevzuat itibariyle olsun, milletvekillerinin, başka adayların, adaylaşma ve seçilme haklarına omuz verme, yükümlülükleri, dumura uğratılmış olmaktadır.

    Hukuk devleti, şeklen denetim yapan, yaşananlara seyirci kalan değil, etkin hukuksal denetim yapan bir devlettir. Yaşananlar açıktır ve ortadadır. Bunlara, hukukun üstünlüğü yönünden seyirci kalınması düşünülemez. Hele ki Cumhurbaşkanı adaylaşması gibi bir konuda, hiç bir biçimde, edilgen durulamaz. Mevcut durum, seçme ve seçilme hakkınnın, açık ihlalidir.

    Başta da değindiğim gibi, “yirmi milletvekili imzası zorunluluğu”, Avrupa Komisyonu müktesebarına açıkça aykırıdır ve hiç bir biçimde muteber sayılamaz. Allaşkına dünyanın neresinde böyle bir usul vardır? Anayasa, “Dernek Tüzüğü” değildir! Cumhurbaşkanı adaylaşmasında böylesi bir hukuksuzluk, kabul edilemez. Böylesi, ayrıca, Dernek Tüzüğü’nde dahi kabul edilemez.

    Açıklayageldiğim nedenlelerle:

    i) Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu hakkındaki adaylık başvurusuna; açıklayageldiğim hukuksuzluklar; hem usulden hem de esastan, sergilediği seçim hukuku ihlalleri dolayısıyla (bağışlanmayı dilerim, nedir ki), halisane, itiraz ediyorum.

    ii) Aday gösterilme biçiminde, daha önce de dikkatinize getirdiğim doğrultuda, yirmi milletvekili imzası zorunluluğunun izlenmesi yaptırım ve usulüne (lutfen kimse kusura bakmasın, şu ki Türkiye sahipsiz değildir), tam bir hukuksuzluk örneği sergilediği için, kuvvetle itiraz ediyorum.

    Itirazlarımın kabulü ile, i) Üzgünüm, şu ki, Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun hakkındaki adaylık başvurusunun iptaline, demek ki adaylığının reddedilmesine ve ii) Avrupa Komisyonu müktesebatına, başta da, Anayasamız’ın ve demokratik birikimlerimizin ruhuna gayet uygun olan, adaylığımın muteber addedilemesine, re’sen karar verilmesi, hususlarını, güzel dilekler, sevgi ve derin saygılarımla tensip ve dikkatlerinize, başta da tarihin şaşmaz yargısına, sunuyorum.

    Tolga Yarman, Prof. Dr.
    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    ANNEXE B (EK B): REPONSE A LA QUESTION 15 POSEE CI-DESSUS

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
    Cour Européenne des Droits de l’Homme
    Conseil de l’Europe
    67075 Strasbourg Cedex
    Fransa

    İlgi: 18 Temmuz 2014 tarihli mektubumlu katınıza intikal etmiş bulunan, önceki davamıza ilave olarak, bu davanın ne münasebetle açılığına dair, kısa maruzatımızdır. Dosyaların birleştirilmesi, talebimizdir.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK); ilk turu 10 Ağustos 2014’te, ikinci turu ise, 24 Ağustos 2014’te, gerçekleştirilmesi planlanmış, Cumhurbaşkanı Seçimimiz’de, aday olmama ilişkin, 3 Temmuz 2014 ve müteakip (tamamlayıcı) 5 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle dikkatine taşıdığım talepleri, öteki bütün gerekler, tarafımdan, eksiksiz yerine getirilmiş olduğu halde, Anayasamız’ın ilgili, en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği, yaptırımına atıfta bulunarak, reddetmiştir. (Karar elime, 17 Temmuz 2014’te geçmiştir.)

    Bu kararı (EK C), bundan once, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle, iptali dileğiyle katınızıa sunmuştum.

    Yüksek Seçim Kurulumuz’a, burada EK A’da dikkate getiridiğim, 7 Temmuz tarihli, ilave bir dilekçe, sunmuştum.

    Bu dilekçemde, kısaca söylediğim şudur:

    Aday (Müstesna Şahsı’na duyduğum saygı sakıl olarak ifade ediyorum), Prof. Ekmeleddin Ihsanoğlu, Muhalefet Partileri CHP ve MHP’nin, “Çatı Adayı”dır… Bu olgu, söz konusu partilerin genel başkanları tarafından, açıkça ve dolu dolu, telaffuz edilmiş, sarih fiile taşınmış bulunuyor.

    Ancak, yürürlükteki mevzuata gore, bu durumda, ilgili partilerin merkez yönetim kurullarının, Yüksek Seçim Kurulu’na sunulmuş olması gereken, “resmî kararlarına”, ihtiyaç bulunuyor. Bu yapılsa, yürürlükteki mevzuata gore, ayrıca (ancak, böyle bir durum dışında gerekecek olan), asgarî 20 milletvekilinin imzasına, katiyen, ihtiyaç bulunmuyor.

    Ama, Ortak Aday Ihsanoğlu için, ne partilerin merkez yönetim kurulları, bu yönde, karar istihsal ediyorlar… Ne de, dediğim gibi, Ihsanoğlu’nun adaylığına dönük olarak, söz konusu partilerin milletvekillerinin imzalarına, ayrıca (İhsanoğlu “ortak aday” olduğu için), hiç gerekmediği halde, başvurulmaktan, geri duruluyor.

    Yani, anılan paritilerin milletvekillerinin imzaları, CHP ve MHP Genel Başkanları tarafından, ayrıca, blok halinde, davet ediliyor.

    Böylelikle, bu partilerin milletvekillerinin, başka kişileri adaylaştırılmalarının, karşısına çıkılmış olunuyor.

    Bu davranış biçimi i) yürülükteki mevzuata, ii) demokratik teamüllere, katiyen uygun bulunmamaktadır.

    Bu çerçevede, YSK’ya yazdığım, 7 Temmuz 2014 tarihli, yukarıda EK A olarak sunulmuş yazımla, Ihsanoğlu’nun, mezvuzatın gereğini, yerine katiyen getimemiş olan, adaylığının, iptalini talep ettim.

    Aynı bağlamda, Avrupa Komisyonu müktesebatı ile tamamen uyumlu bir çizgide geliştirilmiş bulunan şahsımın adaylığının kabulünü, tekraren, istedim.

    Yüksek SeçimKurulu’nun (YSK) (burada iptalini dilediğim) cevabî kararı (EK D), maalesef çok dramatiktir.

    Buradan çok açık olarak görülebileceği gibi, YSK, açmazının farkına varmıştır. Her ne kadar hukuka uygun olarak davrandığını, kendi çalıp kendi söylese de, son toplamda, sığındığı, “YSK’nın kararlarının tartışılamaz olduğu”, savıdır.

    Yani, İhsanoğlu, hukuka, evet, aykrı olarak aday olmuştur, ama YSK bir defa, bunu kabul etmiştir. Buradan (kendine gore) geriye dönemeyeceği için, Ihsanoğlu’nun adaylığının düşürülmesi gerektiği yönündeki talebimi, reddetmektedir.

    Benim adaylığımı ise (her ne kadar Anayasamız’a, bu yönde, yirmi milletvekilinin imzası gibi, ters bir hüküm çakılmış olsa da), özellikle Avrupa Komisyonu mükteseatına göre, bal gibi uygun olduğu için, kabul etmek zorundadır… Ama bir defa reddetmiştir ve YSK Kararları (kendisine gore), tartışılamaz oluduğu için, bundan da rücu edememektedir.

    Allaşkına, hangi mahkeme, önüne gelen ve belli bir kararını nakseden sağlıklı veriler karşısında, kararını düzeltmeyi, savsaklayabilir ki!..

    YSK bunu maalesef, yapabilmektedir.

    Hazindir ki, YSK seçimin güvenliğinin ve her hal-u karda, demokratik cereyanın teminatı olmak gerekirken, seçimi kendi eliyle, hukuksuzluğa ve antidemokratik bir serencama, duçar etmektedir.

    Nitekim, katınıza yazdığım, önceki, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemde ayrıntısıyla ortaya koyduğum gibi, söz konusu “en az yirmi milletvekili tarafından aday gösterilme gerekliliği”, fevkalade antidemokratiktir, kısıtlayıcıdır, ayırımcıdır. Bu yaptırım, Anayasa’da yer alsa dahi, demokratik bir anayasa kavramıyla, seçme ve seçilme haklarını, fena halde hırpaladığı için, açıkça çelişmektedir.

    Seçmensiniz, ama aday olamıyorsunuz, yirmi milletvekili, imza vermezse, aday gösterilemiyorsnuz, kendiniz ya da üyesi olduğunuz demokratik kitle örgütleri yönetim unsurları olarak, birisini aday gösteremiyorsunuz, sakilliklerini bildiğiniz bir adaya itiraz edemiyorsunuz…

    Bu demokrasi degil, tam anlamıyla, erki ellerinde tutanların, hile yoluyla yutturmaya calıştıkları, çarpık çurpuk, uyduruk, olsa olsa, bir çadır demokrasisidir.

    Söz konusu, yirmi milletvekilinin imzalarının istihsal edilmesi koşulu, demokratik bir anayasada bulunamaz.

    Böylesi bir şart, Avrupa Komisyonu müktesatına, tümüyle aykırıdır.

    Anayasa’nın hiç bir maddesi, Avrupa Komisyonu müktesebatına aykırı olamaz. Bu koşul, Anayasamız’ın 90. Maddesi’nde yaptırımsallaştırılmıştır. Oysa, 20 milletvekili imzasının üstelik Anayasamız’a, adaylaşmada bir gerekirlir olarak rapt edilmesi, Avrupa Komisyonu müktsebatına, açıkça aykırıdır.

    YSK, yirmi milletvekilinin imzasının istihsal edilmesi, “şekil şartına” hapsolmuştur; bu çerçevede, dilekçemin özüne, hatasını idrak ettiğini ihsas etse de, girmemistir.

    Oysa isteğim dogrultusunda, pekalâ esasa girebilir ve re’sen (yirmi milletveki imzasının işaret ettiği, “şekil şartı”, tartışmasız antidemokratik olduğu için), adaylığımın uygunluğuna, doğrudan, karar verebilirdi.

    Olmadı, isteğim uzantısında, Anayasa Mahkememiz’den, görüş sorabilirdi.

    Hatta, söz konusu anayasal yaptırımı, “demokratik anayasa” ile bağdaşmadığı gerekçesiyle ve iptali istemiyle, Anayasa Mahmememiz’e, rahatlıkla, taşıyabilirdi.

    Bunları yapmamakla kalmamış, önüne gelen yeni verileri ve muhkem bir savunmayı, hatasının bilincine varmış olsa da, önceki kararlarından cayamayacağı gibi, abuk bir gerekçeyle reddetmeye sıkışmıştır.

    Böylelikle “adil yargılama” yapmamış olmakta, “seçme seçilme haklarımızda” bariz ihlale, sebebiyet vermiş, bulunmaktadır.

    Seçilme hakkım, daha vahimi, şahsımı seçmeyi dileyecek milyonlarca seçmenin seçim hakkı, açıkça gaspedilmistir.

    YSK özetle, Prof. Ihsanoğlu’nun adaylığını, izlediği mevzuatla açıkça çelişmesine rağmen kabul etmistir; itirazımın özünü idrak etmesine karşılık, evvelece verdiği karardan rücu edemeceğine dair, kabul edilemez bir gerekçeyle, kararında israr etmeye sıkışmıştır. Aynı şekilde benim adaylığımın kabul etmesi gerektiğini idrak ettiğini ihsas etmesine karşın, adaylığımı önceden reddetmiş olması gibi abes bir gerekçeyle, kabul edemeyeceğini ifade etmeye, daralmaktadır.

    Süreç, dediğim gibi, bütünüyle, Avrupa Komisyonu Müktesebatı’na aykırıdır.

    “Anayasa”, gelişigüzel ve her bir yaptırımı ayrı ayrı izlenmek zorunda olan bir metin, değildir. Buraya ilave edilecek herhangi yeni bir yaptırım, buradaki ana felsefeyle bağdaşıyor olmalıdır. Anayasa’nın, 90. Maddesi itibariyle, bunun üzerinde “Avrupa Komisyonu müktesebatı” olduğuna gore, ilave herhangi bir yaptırmın bu müktesebatla uyumlu olması gerekir.

    Bir defa böyle mi, değil mi, bu denetlenmelidir, ki, örneğimizde, böyle bir soru gündeme dahi getirilmemiştir.

    Anayasa, bir “Dernek Tüzüğü” katiyen değildir, olamaz; yirmi milletvekilinin imzalarının, Cumhurbaşkanı Adayı olmak uzere toplanması zorululuğu, abestir. Kaldı ki, bir Dernek Tüzüğü’nde dahi böylesi abes bir yaptırım bulundurulamaz. Ayrıca, allaşkına, Cumurbaşkanı Adayı, milletvekili peşinde imza için mi, koşar!..

    Bu temel hususları, 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle dikkatlerinize taşıdım.

    Her hal-u kârda, söz konusu türden bir yaptırım, hele anaysanın, içinde, zinhar olamaz. Demokratik anayasada, bir defa, antidemoktarik hüküm bulundurulamaz.

    Adaylaşmaya saygısı olmayanın, demokrasiye saygısı yoktur.

    Bütün bu sebeplerle, hak ihlaline ve adaletsiz yargılamaya, milyonlarca seçmenimle beraber, duçar olmus bulunduğumu tekrar ve önemle dikkatlerinize sunuyorum.

    Yüksek Seçim Kurulumuz’un, hakkımda verdigi ekli kararların (EK C ve D), birleştirilerek, bozulmasını, talep ediyorum.

    Avrupa İnsan Hakları Makemesi’nin, Sejdic Vefinci’nin açtığı dava zemininde verdiği, 22 Aralık 2009 tarihli ve 27996106 sayılı, Bosna Hersek’teki, Yasama Organı / Cumhurbaşkanı Seçimi’nde, her türlü ayırımcılık ve kısıtın kaldırılması yönünde olarak verdiği abide karar, bu dilekçemle, dikkatinize taşıdığım davada, emsal teşkil edecek, davamızın olumlu olarak sonuçlandırılmasına, kolayca rehberlik edecektir, yönündeki kanaatimi yinelemeliyim.

    Kararınız, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı Seçimi sürecine yetişirse, tabii, harika olur.

    Yetişmezse, antidemokratik baskılarla, adaylaşmayı, fena halde kısıtlayan Cumhurbaşkanlığı Seçimimiz’in, sonuç, her ne olursa olsun, tarafınızdan, yok hükmünde sayılmasını, talep ediyorum.

    Güzel dileklerle, sevgiler, derin saygılar sunuyorum…

    Tolga Yarman, Prof. Dr.

    Vaniköy Cad. 81,
    Çengelköy, İstanbul,
    0532 494 80 27
    0216 332 25 97

    ANNEXE C (EK C)

    LE PREMIER VERDICT DU CONSEIL ELECTORAL SUPRÊME QUE JE VOUS AVAIS TRANSMIS PAR MA PREMIERE REQUETTE (Yüksek Seçim Kurulu’nun 8 Temmuz 2014 tarihli ve 8546 sayılı yazısı ekinde olarak tarafıma tebliğ olunan Kararı, ki bundan önceki 18 Temmuz 2014 tarihli dilekçemle, katınıza sunulmuştur)

    ANNEXE D (EK D)

    LE SECOND VERDICT DU CONSEIL ELECTORAL SUPRÊME DONT JE DEMANDE PAR CETTE REQUETTE, L’ANNULATION (Yüksek Seçim Kurulu’nun 22 Temmuz 2014 tarihli ve 9096 sayılı yazısı ekinde olarak tarafıma tebliğ olunan ve burada iptalini dilediğim Kararı)

  • ABD IŞİD’İ BOMBALIYORMUŞ!

    petrol

    CB seçimine odaklanıp önemli olayları es geçiyoruz! ABD’nin Irak’ta fırtına gibi esen IŞİD’i bombaladığı haberleri geliyor.

    Sevinmeli mi yoksa üzülmeli mi?

    İkisi de mümkün!

    Nereden baktığınıza bağlı!

    Sevinebilirsiniz!

    IŞİD’e haddini bildiren birileri çıktı diye!

    Ama, üzülmeniz gereğini de aklınızdan çıkartmamalısınız!

    Şu anda IŞİD’in elinde 49 vatandaşınız tutsak durumda. Musul Konsolosluğu’ndan alınan vatandaşlarımız haftalardır sonu belirsiz bir bekleyiş içindeler. Ateşin ortasındaki tutsaklıkları çok daha önemli ve anlamlı!

    IŞİD vahşeti gözlerimizin önüne getirildiğinde her birisinin bu koşullar altında artık birer rehineye dönüştükleri de acı gerçek!

    Bunca gelişmeden sonra, ABD’nin IŞİD’i vurması IŞİD’in önünü kesmekten çok kuklaların iplerinin karışmasından ve esas kukla Kürtleri hiç bir şeye feda etmeye niyeti olmamasından!

    Kürtlerin ABD gözündeki değeri ne mi?

    Dünyada tüketilen petrolün dörtte birinden sorumlu ABD, bekçisinden, fedaisinden niye vazgeçsin?

    Bugün, Kürtlere bağımsızlık ve ayrı devlet kurma hakkı üzerinden verilen umutların tek gerekçesi bu bekçilik!

    Ağa, kahyasını koruyor!

    Bu duruma seyirci kalmamız hataların en büyüğü!

    Ceyhun BALCI, 11.08.2014