• Resim

    ORTAÇAĞ ATEŞİ

    Ortaçağ’dan kanlı savaşlarla ve acılı süreçlerle çıkabilen Türkiye bir kez daha Ortaçağ’ı yaşamaya başladı! Savaşlar biter bitmez, devrimlere yönelen ve belki de yeryüzünün en kansız dönüşümlerinden birini başaran Türkiye Cumhuriyeti ilk andan başlayarak karşıdevrim soluğunu ensesinde duyumsadı.

     

    Şimdilerde devrimleri yapan parti tarafından kutsanan Dersim derebeyi Seyit Rıza ve Menemen Kalkışması, Şeyh Sait İsyanı ve daha Milli Mücadele sırasında başını Koçgiri ile gösteren işbirlikçi yılan olabildiğince uykuda kalarak, kendisini kaybettirerek sağ kalmayı başardı.

     

    2 Temmuz 1993’te bu ülkeyi yönetenler, bu ülkede yaşayanalar ve devrimlerin emanet edildiği herkes insanlık tarihinin en büyük gafletlerinden birisine düştü.

     

    Uzunca süre sesszi ve derinden giden dinci gericilik Sivas’ta, Madımak Oteli’nde başını bir gösterdi, pir gösterdi.

     

    Türkiye Cumhuriyeti’nin bir kez daha Ortaçağ’a geri dönmesi de sayabiliriz Madımak faciasını!

     

    O günden bugüne geçen 20 yılda yaşananlar ve ülkenin gerilediği konum ortada!

     

    Bu vatanın varlığı, bizlerin dirliği için toprağa düşenlere karşı mahcubuz!

     

    Daha da kötüsü ayakta kalması gerekenlerin önemli bölümü ayakta durmakta zorlandıkları gibi yenilmeyi öğrenmiş durumdalar!

     

    Devrimin karşı devrimi doğurması gibi; karşı devrimin de devrim üretmesi kaçınılmaz!

     

    Soru ve sorun neyin, ne zaman olacağında!

     

    Madımak’ta gerici ateşinin aramızdan aldıklarının anısını önünde saygıyla eğilirim! !

     

    Ceyhun BALCI,

  • candy

    TATLI ZEHİR

     

    Bakanlar Kurulu NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) kotasını % 25 oranında artırmış. Sıradan bir gazete haberi gibi görünebilir. Çok daha anlamlı ve önemli sonuçları olacaktır. Bu sonuçlar bir yandan şeker pancarı tarımını diğer yandan da şeker tüketen toplumu olumsuz yönde etkileyecektir.

     

    Öncelikle bir gerçeğin altını çizelim!

     

    Şeker insan türü için olmazsa olmaz kalemlerden değil. Hele hele bu denli yoğun tüketimi sağlıksızlığın bir parçası.

     

    Yirmi bin yıl geriye gidelim. Avcı-toplayıcı atalarımızı gözlerimizin önüne getirelim. Atalarımızın şeker tüketimi doğada bulabildikleri meyveler ve bal ile sınırlıydı. Yerleşik olunmadığı ve tarım henüz başlamadığı için bu gibi besinleri sınırlı niceliklerde bulmak mümkündü. Başka deyişle doyumluk değil tadımlıktı o zamanlarda şeker insan için.

     

    Şeker tüketimindeki patlama Sanayi Devrimi’nden sonraya rastlar.

     

    İnsan türünün bu denli ölçüsüz şeker tüketimine yönelik bir evrimleşmeyi başarabildiğini söylemek de olanaksızdır.

     

    NBŞ, zaten kötü olan şekerin de kötüsü! Dünyadaki bir numaralı üreticisi ABD. Mısır bazlı bir şeker. Diğer şekerlere göre glisemik endeksi ve başka etkileri bakımından da olumsuzluk taşımakta.

     

    Özgül ağırlığının fazlalığı ve pancar şekerine göre hatırı sayılır ucuzluğu göz önüne alındığında mevcut rekabet ortamında üreticilerin NBŞ’ye hayır demesi neredeyse olanaksız. Çikolata, gofret, şekerleme ve başka tatlı ürünlerdeki göreceli ucuzlamayı bu bakımdan da akılda tutmakta yarar var. Bu noktada ucuzluk erişimi kolaylaştırırken diğer yandan insan sağlığı için olumsuzluk doğurmuş oluyor.

     

    NBŞ kotasının artırılması şeker pancarı tarımı yapanları can evinden vururken, halk sağlığını bozma potansiyeli taşıyor!

     

    Ne yapmalı?

     

    Öncelikle, süpermarkete gitme alışkanlığını yenmeli. O gibi yerlerde listede yokken alışverişi yapılan ürünlerin başında NBŞ katkılı olanlar geliyor. Süpermarkete gitmemekle işlenmiş gıda ürünlerinden de uzak durulmuş olur. Sağlıklı bir davranıştır!

     

    Diğer yandan, hiç mi tatlı yemeyeceğiz diye soracaklara şöyle bir yanıt verilebilir. Kökenini bildiğiniz ve miktarını ayarladığınız şekerle evde yapacağınız dondurma, kurabiye, kek ve hatta çikolata gibi yiyeceklere çocuklarımızı alıştırmak onların sağlığı için çok önemli.

     

    Görüldüğü gibi, vatana ihanet yalnızca direkteki bayrağı indirmekle, ulusal değerlere her türlü saygısızlık ve kayıtsızlıkla söz konusu olmuyor. NBŞ kotasını sorumsuzca ve gereksizce artırmak da vatan hainliği kapsamında değerlendirilmesi gereken bir uygulama!

     

    Kim bunun, ne kadar farkında diye soracak olanlara iyimser bir yanıtım yok ne yazık ki!

     

    Bir de yakındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacakların da bu konudaki düşüncelerini bilmek isterdim.

     

    Ceyhun BALCI

  • Resim

    ALTERNATİF MEZUNİYET TÖRENİ

    Geçtiğimiz günlerde Hipokrat Andı’nı dinselleştirme ve özünden arındırma girişimine değinmiştik.

     

    https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2014/06/26/zavalli-hipokrat/

     

    Dinci gericilik işbaşı yapar da, etnikçi bölücülük boş durur mu?

     

    Diyarbakır’da Büyükşehir Belediyesi’nin ön ayak olduğu törende bu kez ikiz kardeş bölücülük sahne almış. Kutsal meslek hekimlikse konu mankenliğine indirgenmiş!

     

    http://www.yuksekovahaber.com/haber/du-tip-fakultesi-ogrencilerinden-alternatif-mezuniyet-toreni-132458.htm

     

    İki ayrı uç gibi görünen bu ikilinin gerçekte öz kardeş hatta ikiz eşleri olduğu bu iki örnekle bir kez daha kavranmış oluyor.

     

    Gülten Kışanak’ın bu tuzağa düşmeyi kabullenen hekimleri onore etmelerinde şaşılacak bir şey yok elbette! Böyle bir fotoğrafta yer almanın küçük bir karşılığıdır bunca övgü! “Marifet iltifata tabidir” ne de olsa!

     

    Bu ilginç mizansenin oluşumunda Diyarbakır Tabip Odası ve SES sendikasının rolü de unutulmamalı!

     

    Bu haberi, geçen hafta sonu katıldığımız TTB Genel Kurulu’nda yaşanan manzaralarla birleştirdiğimizde düne kadar kültürel haklar mücadelesine indirgenen etnik bölücülüğün edindiği özgüvenin etkisiyle artık çok daha fazlasını hedeflediği gerçeğinin suratımızda patladığının farkına varabiliyoruz.

     

    Samsun’da ırk, din, milliyet, siyasi düşünce ve toplumsal sınıf farkına değinen sözleri ayıklayan Dekan “Zavallı Hipokrat” dedirtmişti bizlere. Gülten Kışanak’ın milliyet ve etnisite güzellemesinin dekanın tutumundan farkı nedir?

     

    Zavallı Hipokrat!

     

    Kendisinden iki bin yıl sonra dünyanın bir kez daha ortaçağa döneceğini kestiremezdi.

     

    Akla, kara gibi iki uçta bulunanların ortak paydada buluşmasına örnektir Diyarbakır Alternatif Mezuniyet Töreni!

     

    “Yok aslında biri birimizden farkımız, ama biz etnikçiyiz!” diyorlar!

     

    Anlayanlar için!

     

    Ceyhun BALCI, 30.06.2014

  • bayrkuttdd

    KABOTAJ BAYRAMI

     

    1 Temmuz 1926’da çıkartılan Kabotaj Yasası ile bir ada ülkesi olan Türkiye kendi kıyı kentleri arasında denizcilik yapabilme egemenliğini belgeledi!

     

    Bu kadar anlamlı bir yasanın çıkış tarihinin Denizcilik ve Kabotaj Bayramı olarak kutlanıyor oluşunun ne kadar farkındayız?

     

    Farkında olduğumuz bir şey varsa o da bugünün Türkiye koşullarında Türk limanları arasında yolcu taşımacılığı yapılmadığıdır!

     

    2014 Türkiyesinde İstanbul’dan kalkıp Karadeniz kentlerini sıraya dizen Karadeniz Postası artık yoktur! Ama, doğaya yenik düşmesi neredeyse kaçınılmaz olan Karadeniz Sahil Yolu projesinin yaşama geçirildiği sanılmaktadır! Doğayla yarışa giren ileri zekalılar Karadeniz’e kurban verdikleri yolu yeniden yaptırma yarışındadır!

     

    Kazanan mı? Elbette müteahhitler! Kaybedense her zaman olduğu gibi insanlık!

     

    Bunların yaşandığı yerde Denizcilik Bayramı kutlanabilir mi?

     

    Ceyhun BALCI, 01.07.2014

  • GAVRİLO PRİNCİPE

    Principe (Latin) Köprüsü, Saraybosna, Temmuz 2012 

    PRINCIPE KÖPRÜSÜ

    Kendi halindeki Principe Köprüsü (Latin Köprüsü) insanlık tarihine damga vurmuş bir yapı! Yüz yıl önce 28 Haziran 1914’de Saraybosna’da Gavrilo Principe adlı bir Sırp’ın silahını ateşlemesiyle başlayan Birinci Dünya (Paylaşım) Savaşı 4 yıl sonunda geride 9 milyon ölü bırakmış. Her ne kadar 1918’de sonlandığı yazsa da tarih kitaplarında gerçekte bir ikinci savaşın tohumları atılmıştır. Bir(inci) savaşın sonunda görülemeyen hesap için ikinci kez savaşılması gerekecektir.

    Yitiren taraf Osmanlı’nın küllerinden doğan Türkiye Cumhuriyeti bizler için bu savaşın önemli sonucudur.

    1914’de Avusturya egemenliği altındaki Saraybosna’da bu duruma son vermek isteyen bir grup adına Avusturya Arşidükü Ferdinand’ın suikast sonucu öldürülmesi okul tarih kitaplarımızın unutulmaz bilgilerindendir. Ama, savaşın gerçek nedeni midir diye sorulacak olursa, asıl neden için biraz olsun derinleşmek gerekir!

    Emperyal hedeflere erişmede acımasız bir yarışa giren devletlerin paylaşım savaşıdır Birinci Dünya Savaşı!

    Gavrilo Principe ve onun adını taşıyan Latin Köprüsü suikasti yalnızca bahanedir!

    Ceyhun BALCI, 29.06.2014

  • P1120752

     

    SİNSİ TEHLİKE

     

    ABD’de, Ermeni Soykırımı yasasının kabulü bu sene de gerçekleşmedi diye sevinenler bu haberi özenle okumalı!

     

    http://www.hurriyet.com.tr/dunya/26691972.asp

     

    ABD Kongresi “Türkiye Hıristiyan Kiliseleri Hesap Verme” yasa tasarısını yasalaştırma yolunda önemli bir adım atmış. Adına bakılırsa pek bir şey anlaşılmayabilir. Anlaşılabilir şekilde Türkçe’ye çevirmek gerekirse Sevr’in güncellenmesi denebilir bu girişime. Topla, tüfekle başarılamayanı güncel yöntemlerle bir kez daha önümüze koymak da denebilir.

     

    Oysa, ne kadar da uyumlu ve sevecen davranmıştık değil mi?

     

    Anadolu’nun pek çok yerinde, hem de cemaati olmayan kiliselere hayat vermemiş miydik? Böyle jestlere, bu karşılık uydu mu?

     

    Bir yandan Kürt Sorunu yoluyla bölme, parçalama, diğer yandan Ermeni Soykırımı gerekçesiyle toprak kaybına varabilecek tehditler, öte yandan Kıbrıs’ın elden gitmesine gidecek uzun, ince yolda alınan mesafe.

     

    Bize bugün yaptırılan tartışma RTE mi olsun yoksa Ekmeleddin mi?

     

    Doğu, Güneydoğu ve Kıbrıs üçlemesiyle başımıza sarılan dertler yetmemiş gibi Hıristiyan Kiliseleri hepsinin üzerine tüy dikecek türden. Kuşku duyulmasın ki; birileri zaman tüneline girip, bir şeyler kotarmaya çalışacaktır.

     

    Yüzyıllarca komşu olarak yaşayan Rum komşusunun malına, ırzına ve canına göz dikerken görmeyenler çok uzak olmayan bir gelecekte hak sahibi olup karşımıza dikilebilirler.

     

    Anadolu’da terk edilmiş kiliselerin bir tarihsel varlık olarak ifade ettiği değer yadsınmaz. Bunların onarımı ve simgesel birer yapı olarak insanlığa kazandırılmasına da tamam!

     

    Kiliseler üzerinden hesap sorulması kabul edilemez bir durumdur!

     

    İnsanımız bu yaşamsal öneme sahip konuda uyanık ve farkında olmalıdır!

     

    Güncel tartışmaya dönersek, bu konuda Cumhurbaşkanı adaylarımızın düşüncesini merak etmeyelim mi?

     

    Ceyhun Balcı, 26.06.2014

  • Resim

     

     

    ZAVALLI HİPOKRAT

    Pek çok kez yazmışımdır. Bir kez daha yineleyeyim! Ne varsa, kıyı kenar haberlerinde var! Yine, görünmez bir köşede kalmış yalnız haber çok şey anlatıyordu.

    On Dokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Haydar Şahinoğlu genç hekimlerin mezun olurken içtiği Hipokrat Andı’nda değişiklik yapmış.

    Yaptığı bir çıkartma bir de eklemeyle aritmetik dehasını konuşturmuş.

    “Din, milliyet, ırk, siyasi eğilim ya da toplumsal sınıf ayrımlarının görevimle hastam arasına girmesine izin vermeyeceğime” bölümünü anttan çıkartan sayın dekan; son bölüme “Allah’ın huzurunda yemin ederim.” tümcesini eklemiş. Böylelikle, andın eksiklenmesi sorununu çözmüş. Bir almış, bir de vermiş!

    Andın çıkartılan bölümünün neden rahatsızlık verdiği sorusu bu andı içmiş olması gereken sayın dekanın yanıtını bekliyor.

    Ama, yine de bir eksik bırakmış sayın dekan!

    İki bin beş yüz yıl sonra öldürdüğü Hipokrat için bir de Fatiha oku(t)malıydı!

    Ceyhun BALCI, 26.06.2014

    Resim

  •  

     

    VEKİLLERE ÇAĞRI!

    YA ŞİMDİ YA DA SONSUZA KADAR…

     

    Kim ne derse desin çatı adayı çatı’rtıya neden oldu! Pek çok gerekçesi var! Bunların hepsini bir yana bırakmalı! Bir süredir, sayıları kestirilemese de farklı bir aday önerebileceği öngörülen bir grup CHP milletvekilinden söz ediliyor. Hatta, bazıları bir şekilde hoşnutsuzluklarını ortaya koymaktan çekinmiyorlar!

     

    Tabandan ve onlar aracılığıyla sayısız sendika ve demokratik kitle örgütünden de farklı aday baskısı var!

     

    Bireylerin bu türden dileklerini dile getirmelerinden daha doğal bir durum olabilir mi?

     

    Kendilerinden bir şeyler beklenen milletvekillerinin tutumu çok önemli. İlle de, harekete geçsinler diyemem!

     

    Ama, bir şeyi yapmakla ödevliler! Açık, seçik ve saydam davranmalılar!

     

    Beklentiye uyup 20 imzayla mevcut durumu değiştirecekler mi?

     

    Yoksa, bu artık olanaksız deyip, beklentileri daha da kabarmadan söndürcekler mi?

     

    Çok daha iyi ve üzerinde uzlaşılabilir bir aday mümkündür! Ancak, zaman da akmakta ve artık geri dönüşü olmayan bir noktaya evrilmektedir. Bu konuda yetkisi olanlar ise yalnızca milletvekilleridir.

     

    Özetle, kendilerinden çıkış beklenen vekiller ya ivedilikle harekete geçmelidirler! Ya da, kamuoyuna bir açıklama yapmalıdırlar!

     

    Her ikisini de yapamayacaklarsa sonsuza kadar susmaları kendilerine yakışan olacaktır.

     

    Bir vatandaş olarak bekliyorum! Sanırım hak etmediğim bir şeyi beklemiyorum bu sayın vekillerden! Sayıları iyimser bir kestirimle taş çatlasa 50 (elli) dolayındadır!

     

    Ceyhun BALCI, 25.06.2014

     

  •  

    DOPPLER’İN EVİ

    Christian_Doppler

    Venedik gibi sıra dışı bir kente ayak basmanın heyecanına bir tanıdığa rastlama şaşkınlığı karışıyor. Tronchetto’dan bindiğimiz vaporettodan rıhıtma adım atar atmaz karşımızdaki yapının üzerindeki bir yazıt iyi ki dikkatimizden kaçmadı!

    VENEDİKTE DOPPLER EVİ (2)

    Avusturyalı matematikçi ve fizikçi Andreas Christian Doppler bu evde veda etmiş yaşama. Günümüzde yalnızca hekimler değil hekim olmayan pek çok kişi için de tanıdıktır Doppler adı. Asıl buluşu olan Doppler Etkisi’nin yanı sıra sesötesi dalgalar aracılığıyla yapılan bir görüntüleme yönteminde de ölümsüzleşmiştir Doppler adı.

     

    1803’te Salzburg’da bir duvar ustasının oğlu olarak dünyaya gelen Doppler bedensel kırılganlığı nedeniyle babasının işini yapamamış. Salzburg’daki lise öğreniminin ardından Viyana’ya geçmiş. Astronomi ve fizik alanında öğrenim gören Doppler, daha sonra Prag’da Politeknik Okulu’nda matematik ve fizik profesörü olarak görev yapmış.

     

    Dverimci olaylar nedeniyle Prag’dan Viyana’ya döndükten hemen sonra henüz 39 yaşındayken Doppler Etkisi Hipotezi’ni ortaya atarak adını insanlık tarihine silinmemecesine yazdırmış.

     

    Doppler Etkisi : Dalga özelliği gösteren her hangi bir fiziksel varlığın frekans ve dalga boyunun hareketli bir gözlemci tarafından farklı zaman veya konumlarda algılanmasıdır.

     Doppler_effect

    İlk olarak astronomide yer bulan buluştan izleyen zamanlarda tıp alanında da yararlanılarak Doppler Ultrasonografi (Renkli Ultrason) görüntüleme yöntemi geliştirilmiş.

     

    Chrstian Doppler yakalandığı akciğer hastalığı nedeniyle insanlığa katkılarını daha fazla sürdürememiş ve 1853’te aramızdan ayrılmış.

     

    Neden Venedik’te diye sorulacak olursa, Doppler’in öldüğü 1853 yılında Venedik Avusturya İmparatorluğu’nun bir parçası olduğu için yanıtı verilebilir.

    Doppler, Venedik’e ölmek için gelmiş. Venedik, son günleri geçirip ölmek için de güzel bir kent!

     

    Büyüleyici Venedik’e Doppler karşılaşması ayrı bir heyecan katmış oldu!

     

    Ceyhun BALCI, 24.06.2014

  •  

     

     

    UMARSIZ AŞKIN KENTİ : VERONA

    VERONA JÜLYET EVİ (2)

    İtalya’nın Veneto bölgesinde Verona kentinde toplam 250 bini aşkın insan yaşıyor. Denizden ortalama yüksekliği 26 metre olan Verona düz bir kent. Adige ırmağı Verona’nın can suyu. Dümdüz akmak varken S çizip Verona’ya ayrıcalık yapmış.

    Venedik’te etkisi olmayan Roma Verona’ya damga vurmuş. Arena, surlar ve başka birçok tarihsel mekân Romalı! Ankara’da kapı merakı yapay yollarla giderilirken, tarihin korunduğu Verona’da böyle bir zorlamaya gerek kalmamış. Eski kente Roma surlarının verdiği geçitlerden birisi olan Yeni Kapı’dan girdik. Surlarla arkadaşlık ederek yürüyerek kent merkezine ulaştık. Sur duvarları Birleşik İtalya’nın ilk yıllarına rastlayan iki dünya savaşını simgeleyen kabartılarla donatılmış. Savaşlarla örselenmiş, onuru ve gururu kırılmış İtalya’nın Mussolini gibi faşist bir önder üretmiş olmasına ve onun önderliğindeki acılı döneme ilişkin tek bir ize rastlamıyoruz.

    Görüntü

    İtalya’nın hemen her kentinde rastladığımız değişmezlerden bir başkası burada da yerini almış. Savaşla ilgili bir kabartının alt köşesine iliştirilmiş Remus ve Romulus’u emziren dişi kurt artık belleklerimize kazınmış durumda.

    Görüntü

     

    Arena’nın önündeki Bra Meydanı’na doğru yol alırken Jülyet Gömütü’nün yakınından geçiyoruz. Zaman dar olduğu için Jülyet’in evini ziyaret etmekle yetineceğiz. Bra Meydanı’nın ortasındaki fıskiyeli Alpler havuzunun yanı başında adı modern İtalya’yla özdeşleşmiş olan II. Vittorio Emmanuel’in atlı heykeli yer alıyor. Türkiye’de Atatürk anıtı çokluğundan yakınanların kulaklarını çınlatmakla yetiniyoruz.

    Görüntü

    Meydanın bir başka köşesinde renkli ve modern görünümüyle bir başka anıt çarpıyor gözümüze. Barış Anıtı olduğuna kanaat getiriyoruz. İtalya’nın, dünyada başka ülkelere eşlik ederek asker gönderdikleri ülke adları sıralanmış. Oralara barış gelmesini diliyorlar. Döverken sever gözükmek konusunda hünerli olduklarına kuşku yok. Pes doğrusu diyebiliyoruz.

     

    Görüntü

    Arena Roma’daki Colosseum’un bire bir benzeri. Anadolu’da eşdeğerlerine yalnızca Nysa ve Bergama’da rastlanan gerçek anlamda bir amfitiyatro. Roma döneminde gladyatör dövüşlerine ve vahşi hayvan gösterilerine sahne olan Arena günümüzde dünyaca ünlü Verona Opera Festivali’ne ev sahipliği yapıyor. Pembe renkli özgün mermerine alıcı olanların yanı sıra Verona bu yolla da epeyce insan ağırlıyor, ekonomik girdi sağlıyor. Meraklısıysanız gladyatörlerle parası karşılığında fotoğraf çektirme fırsatınız var. Yılda 50 milyona yakın yabancı ağırlayan İtalya’da ücretsiz su bulmanız bir yana su dökmeniz bile olanaksız. Bu nedenle her türlü sunumun bir bedeli olduğunu akıldan çıkartmamakta yarar var.

    Görüntü

    Meydanı geride bırakıp karşıya geçerek Mazzini Caddesi boyunca ilerleyerek Ot ve Signori meydanlarına yönelebiliriz. Mazzini Caddesi’nin girişinde yer alan aşk anıtında birkaç kare çekmek çok zamanımızı almıyor.

    P1120336

    Verona’nın bu çok önemli caddesine adını veren Giuseppe Mazzini monarşiye karşıtlığıyla da bilinen uzlaşmaz bir Cumhuriyetçi, vatansever ve devrimci. Yaşamını kent devletçiklerinden oluşan parçalı İtalya’yı birleşik cumhuriyete dönüştürme amacına adamış. Günümüzde ayrılık yanlısı Kuzey Ligi’nin varlığı Mazzini’nin ülküsüyle çelişen bir değişimin somut göstergesi. Mazzini’nin kentini ayrılıkçı Kuzey Ligi’nden bir başkanın yönetiyor oluşu ironik bir durum.

     

    Mazzini Caddesi günümüzün yozlaşmalarından payına düşeni almış. Markaların ve alışveriş tutkusunun mekânı olmuş. Bu uğurda iyi bir insanın adının kullanılmasını çelişki listemize ekleyip bir an önce Signori Meydanı’nın yolunu tutuyoruz. Marka işgali bir yana bırakılırsa Mazzini Caddesi de eşdeğeri pek çok tarihsel mekân gibi son derece iyi korunmuş. Tarihsel dokuya kol, kanat gerilmiş. Kentte, günümüzden ancak üç bin yıl geriye giden tarih en önemli değer olarak algılanmış.

    Önce Jülyet’in evindeyiz. Kan davalı Capulets ve Montagues ailelerinin evlatları olan Romeo ve Jülyet daha baştan olanaksız olan bir kavuşma serüveninin kahramanları olmuşlar. Bandello’nun gerçek bir öyküsünden yola çıkarak Romeo ve Jülyet’in Verona’daki acıklı aşkını insanlıkla buluşturma ve ünlendirme onuru Şekspir’e düşmüş. Olduğu gibi korunan Jülyet Evi’nin küçük avlusundaki duvarlardan biri graffiti meraklılarına ayrılmış. Verona Belediyesi duvarı her yıl boyatıp, yenilese de graffiti hevesinin önüne geçilememiş. Diğer yanda ise ziyaretçiler çikletlerini duvara yapıştırarak farklı bir akım oluşturmuşlar. Bahçedeki bronz Jülyet heykeli de aşıkların ve mit tutkunlarının el sürme nesnesine dönüşmüş. Bu nedenle, heykelin özellikle bazı bölümleri pırıl pırıldı. Jülyet’in evinde olmanın ayrıcalığı fetişizme göndermede bulunmamıza engel değil elbette. Şekspir’in 450 doğum gününde en önemli yapıtlarından birisinin kenti Verona’da olmak hoş bir rastlantı.

    Görüntü

    Sinyori Meydanı ortaçağda nasılsa bugün de öyle. Korumacılık ve tarihsel dokuya saygı dersi olabilir buradaki manzara. Meydandaki bir yapının giriş kapısı yanında yer alan ağzı delik bir insan yüzü zamanında ispiyonculuğa hizmet vermiş. Kent halkından kişiler ispiyonlayacakları kişinin adını yazdıkları kâğıtları bu ağızdan içeri atmışlar. Sonrasını kestirmek hiç de güç değil. Engizisyon kendinden bekleneni yaparak epeyce can yakmış olmalı.

    Görüntü

    Meydanı süsleyen heykel Şair Berto Barbarani’nin. Birleşik İtalya ile eşzamanlı olarak dünyaya gelmiş ve iki dünya savaşını da yaşamış Veronalı Barbarini. Verona lehçesini ustaca kullanmasıyla ünlenmiş.

    Görüntü

    İtalya kentlerinin olmazsa olmazlarından bir başkası olan Dante’yi selâmlıyoruz. Asıl adı Durante zamanla Dante’ye dönüşmüş. Yalnızca İtalyanlar için değil dünya için de önemli bir yazar. Dünya edebiyat tarihinin en önemli yapıtlarından birisi olan ve ahirete yolculuğu anlattığı İlahi Komedya ününü borçlu olduğu eseri.

    Görüntü

    Ansızın bastıran sağanak yağmur Verona defterini erken kapatmamıza neden oluyor. Oysa, bu tarihsel kentte biraz daha yürümeye zamanımız vardı.

     

    Son durak Milano’dan önce Garda Gölü kıyısındaki şirin Sirmione kasabasına doğru yola koyuluyoruz. Verona’yı yağmurla baş başa bırakıyoruz.

    Verona-Milano otoyolu boyunca yolculuğumuza sağımızda Dolomit Alpleri ve onun eteklerindeki yemyeşil ova, solumuzda ise endüstri kuruluşları eşlik ediyor. Brescia’da gökdelen görünümlü bir fabrika adeta beni fotoğrafla der gibi duruyordu.

    BRESCİADA FABRİKA BACASI

    Otoyoldan ayrılıp kısa bir süre kuzeye ilerlediğimizde Garda gölünün güney kıyılarına varmış olduk. Brescia iline bağlı Sirmione kasabası gölün güney kıyısından kuzeye çıkıntı yapan minik bir yarımadada konuşlanmış. Ortaçağdan kalma bir kalekent demek daha doğru olur. Garda gölü İtalya’nın kuzeyindeki başka pek çok göl gibi varlığını Alp dağlarına ve buzul çağına borçlu. İtalya göllerinin en büyüğünün (370 km 2 ) kıyısındayız.

    sirmione

    Görüntü

     

    Buraya saparken ne gereği vardı sorumuz gözlerimizin önüne serilen manzaradan sonra yerini iyi ki gelmişiz, görmüşüz mırıldanmasına bırakıyor.

    SİRMİONE BURÇLARI SİRMİONE SURU7

    Kale geç Roma döneminde Garda güneyinin savunulması amacıyla yapılmış. Bu küçük kasaba Roma dönemini izleyerek sırasıyla Lombard, Venedik ve Habsburg egemenliklerini yaşamış. 1870’de Birleşik İtalya’nın bir parçası olmuş.

    Kalekentten göle dik açılan dar sokaklar eşsiz panoramik görüntüler sunmuş oluyor ilgilisine. Kaleyi çevreleyen turkuvaz renkli göl sularında yüzen ördekler ve gözle seçilebilen balıklar, ortaçağ yapılarının altından geçerek sokakları bağlayan abbaralar ortaçağdan kalma bu şirin kasabayı tamamlayan yapılar olarak sıralanıyorlarP1120252.

    SİRMİONE GÖRÜNÜM1 SİRMİONE SOKAĞI

     

    P1120381P1120411

    Kalenin dışındaki diğer önemli yapılar Sant’anna Della Rocca (XII. yüzyıl) , Santa Maria Maggiore (XV. yüzyıl sonu) ve San Pietro (VIII. yüzyıl) kiliseleri.

    SİRMİONE KATEDRAL SİRMİONE KİLİSE

    Sirmione Kuzey İtalya’da Orta Avrupa’ya komşuluğu nedeniyle Avusturya ve Alman kökenlilerin de tercih ettiği aynı zamanda bir kaplıca merkezi.

    Gelirken pek istekli olmasak da ayrılırken biraz daha kalabilseydik demeden edemiyoruz.