•  

     

    TR 705’TEN İŞGAL ÇAĞRISI!

    Resim

    Bir milletvekili düşünün! Bir kısım ne olduğu belirsiz insan topluluğuna işgal çağrısı yapıyor. Hem de kendi partisini!  Eskilerin “başımıza taş yağacak” dediği durum bu olsa gerek!

     

    Bir insanın kod adı ile anılması ilginç bir durum. Haberalmacılar ya da ihbarcılar için kullanılan kod adının açığa çıkması ilgili kişinin insan içine çıkamayacak duruma gelmesiyle eşanlamlı bir gelişme! Yerel seçimler öncesindeki kaset savaşlarından edinilen deneyimle ülkemizde insan içine çıkamama ölçütleri artık değişmiştir. Ayakakbı kutusunu, kasasını ve hatta evini çalıntı parayla doldurmak ayıp sayılmıyorsa başka bir devlet adına kendi ülkesine karşı faaliyet göstermek nasıl kınanacak?

     

    TR 705’in bilmeyenler, duymayanlar için Sezgin TANRIKULU olduğunu anımsatalım. Düşmankulu olmaya evrilmek de denilebilir bu akıl almaz davranışa! Değil kınama, ödül gerekçesidir bu tutum. İstanbul’un seçilme garantisi olan bir bölgesinden üst sıra aday gösterilip, paraşütle meclise indirilirsiniz.

     

    İlkelerden kopup oy toplama adına her çiçekten bal almaya giriştiğinizde; ipin ucunu yakalamanız olanaksızlaşır. Seçimler öncesinde işi BDP’ye oy istemeye vardırmak bile olağan karşılanabilmişti.

     

    TR 705 vekili olduğu partiyi işgale yeltenenleri özendiriyor. İşgalcileri buyur ederken, “dükkan sizin” sözleriyle düzeyini ve niyetini açıklıkla gözler önüne sermiş oluyor.

     

    Yerel seçimin verdiği ders güçbirliği olmuştu. Cumhurbaşkanlığı ve onu izleyecek olan milletvekili seçimlerinde bu ders doğrultusunda davranma belirtileri TR 705’in işgal çağrısı ardında yatan temel itkidir. Milli eksende gerçekleştirilmesi kaçınılmaz birleşme bölücüleri, yobazları ve elbette her şeyi, kurumu AK’lama heveslilerini telaşa sürüklemiştir.

     

    Olması gereken Milli Güçbirliği yerine sözde sol ve terör omuzdaşı BDP ile işbirliği çığlıkları atılmaktadır.

     

    Türkiye önümüzdeki duyarlı dönemeçte yaşamsal bir sınav verecektir. Cumhuriyet, onu kuran partiyle karmaşadan çıkacak mıdır? Yoksa, yıkımı da kurana mı yaptıracaklardır? Başka deyişle, CHP sorunun mu yoksa çözümün mü parçası olacaktır?

     

    Tarihsel görev, başta CHP’liler olmak üzere tüm vatanseverleri bekliyor. Yabancı istihbarat kurumlarının elemanı olmayı içine sindirebilmiş figüranların oyunu bozulmalı!

     

    İşgale direnilmeli!

     

    Ceyhun BALCI, 12.04.2014

     

    tuğra

  • Resim

     

    ŞAFAKLAR RENKLİ DEĞİL… (*)

     

    Bir anı kitabı! Fakülteden öğretmenim Prof Dr Esin Emin ÜSTÜN’ün kaleminden çıkma. Hekimlikten ve öğretmenlikten emekli olunca izini kaybettirenlerden olmadı! Kitaplarının biri diğerini izledi.

     

    Anılarından yola çıkarak kendisini, ailesini, çalışma yaşamını, yakın çevresini anlatan yazar eşzamanlı olarak toplumdan ve ülkeden kesitler sunma becerisini ustalıkla yerine getirmiş. Yakın tarihe nitelikli ve içerikli bir gezinti yapmak için de bire bir!

     

    Gerçek anlamda aydın ve usta bir kalemin emek ürünü bu yapıtı edinin, okuyun!

     

    Cumhuriyet’in ve Atatürk Devrimleri’nin parlak zamanlarında başlayan yaşam serüveni her geçen yıl önü kesilen, zayıf düşürülen ve yıkılma noktasına getirilmiş bir ulu çınarın iç acıtan görüntüsüne tanıklık etmiş! Böyle bir durumda insanın kendisini hüzünlenmekten alıkoyamamasını doğal karşılamak gerek!

     

    Kitabın sonundaki şu satırlar hepimiz için yol gösterici olmalı!

     

    “Sağlık başta olmak üzere elimde kalabilen özelliklerimle ülkemin, ulusumun ve toplumun huzur bulduğu Aydınlık Günlerde yaşayabilmek.”

     

    Değerli Esin Emin Üstün öğretmenime sağlıklı ve üretken nice yıllar diliyorum!

     

    Ceyhun BALCI, 11.04.2014

     

    (*)  Şafaklar Renkli Değil…, Esin Emin ÜSTÜN, Zeus Kitabevi, Şubat, 2014.

  • images

     

    UMUTLANDIM!

    Mısır’da 500’ü aşkın İhvancı idam yaptırımına çarptırıldı! Bu çağda böyle yaptırım mı olur diyenlere, bu çağda böyle hırsızlık, uğursuzluk ve düzenbazlık olur mu diye sormak gerek!

    Her şeye karşın, insanların bir suçun karşılığı olarak ölüme gönderilmeleri gerekmez!

    Anasıyla, yavrusuyla muhalefetimiz harekete geçmiş! Mısır’daki gelişmelerle ilgili kınama bildirileri yayımlanacakmış! Belki eylem de yaparlar!

    Umutsuzluğu sevmeyen biri olarak heyecanlandım!

    Mısır’a uzanan duyarlılık, Türkiye için de söz konusu olur mu?

    T.C. çökertilirken ortak paydada buluşulabilir mi?

    Yerel seçimleri zafere dönüştürebilecek bir işbirliği başarılamamışken, düş kırıklığının açtığı yara henüz kabuk bağlamamışken…

    Mısır duyarlılığı umutları yeşertir mi?

    Neden olmasın!

    Mısır dönüşü Türkiye’ye de bekleriz!

    Seçim eğik düzlemindeyiz!

    Hiç olmazsa bu kez “güçbirliği” umudumuz yeşersin istiyoruz!

    Her halde çok şey istemiyoruz!

    Ceyhun BALCI, 11.04.2013

     

     

  • Resim

     

    YUMRUK(!)

    TBMM’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzünde patlayan yumruk hepimizi ilgilendirmeli.

    Oysa, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’na yönelik böylesi bir eylemi aklınıza bile getiremezsiniz! Fiziksel saldırı bir yana demokratik bir tepki bile söz konusu olamaz! Çünkü, güvenlik konusunda önleyici anlayışı çoktan benimsemiş olan polisimiz Başbakan’ın bulunduğu herhangi bir yerde eylem yapmayı düşünebileceğini düşündüğü hemen herkesin özgürlüğünü kısıtlamaktan çekinmez!

    Durum böyleyken Başbakan’ın partisine üye olduğu anlaşılan birisi hem de TBMM’de ana muhalefet partisi önderine yumruk atabiliyorsa burada isyan edilecek bir olaydır yaşanan!

    Kılıçdaroğlu ve önderlik ettiği partiyi son zamanlarda sıkça ve biraz da acımasızca eleştiren birisi olarak yumruğun suratımda patladığını düşündüm bir an için!

    Kafasına ayakkabı, suratına domates, yumurta ve hatta pasta atabilirsin! Ama, yumruk asla!

    Kılıçdaroğlu’na ve elbette hepimize geçmiş olsun diyorum!

    Ama, kalpazanlığın, düzenbazlığın ve siyasi ahlâksızlığın diz boyu olduğu ortamda siyasette incelik beklemenin de bir o kadar boş olduğunu düşünüyorum.

    Şerden hayır çıkartmak gerekirse eğer, başta Kılıçdaroğlu ve CHP olmak üzere muhalefetin TBMM’yi terk etme konusunu bir kez daha düşünmeleri önde gelen dileğimdir! Seçimden önceki günlerde “hükümet çalıyor ama TBMM iyi çalışıyor!” demişti!  Dil sürçmesi değildi ağzından dökülenler!

    Kılıçdaroğlu’nun suratında patlayan yumruk bu iyi çalışmanın neresine denk düşüyor? İrdelenmeli!

    TBMM iyi çalışıyor sözleri gözden geçirilmeli!

    Türkiye’de işlerin sarpa sardığını anlamak için yumruk yemek gerekmezdi!

    Ceyhun BALCI, 09.04.2014

     

  • HOŞGELDİN MANUEL VALLS

    Resim

    O da kim diyeceksiniz! Onu tanıtmadan önce kısa bir giriş! Fransa’da yapılan yerel seçimlerde “sosyalist (!)” Hollande Fransız öpücüğü yerine, okkalı bir Osmanlı tokadı yedi. Durum böyle olunca kendisine görev çıkartarak çareyi hükümet değişikliğinde buldu!

     

    Başbakanlığa Manuel Valls atandı. Önceki kabinede İçişleri Bakanı’ydı. Bask kökenli bu Fransız sosyalisti Çingenelere karşı ayrımcı yaklaşımıyla tanınmıştı. Hem Sosyalist hem de ayrımcı olunabilir mi diye soracaklara Valls’in sosyalis parti üyeliği ve Çingene karşıtlığı konusunda en küçük bir kuşku olmadığının güvencesini verebilirim. Elbette, bir sosyalist ayrımcı ve ırkçı olmaz, olamaz! Ama, söz konusu olan sosyalist görünümlü Sarkozi ise durum değişir. Sosyalist Sarkozi Valls’in namı olup çıkmış durumda!

     

    Sarkozi sonrasının umudu olan Hollande etiketinin tersine saldırgan ve neoliberal bir grafik çizdi. Ülkesindeki yoksulları ayrımcılıkla yalıtma ve hatta Fransa dışına çıkartmaktan tutun da Mali’ye saldırı, Orta Afrika’ya asker gönderilmesi ve hatta Suriye’de Amerikan emperyalizminin gönüllü yedek lastiği olma isteği Sarkozi görünümlü sosyalist Hollande’ın albümünden yalnızca bir kaç resimdir.

     

    Fransa’da nöbet değişimi yakındır. Aslı varken suretine ne gerek var?

     

    Bugünlerde 20. yıldönümünde Ruanda soykırımının üzerine yazılıp, çiziliyor!

     

    Yirmi yıl önceki insanlık dramında Fransa’nın rolü de tartışılmakta. Efsane Fransız sosyalisti Mitterand’ın soykırımın yapılmasında değil ama özendirilmesindeki etkisi açığa çıkmış durumda.

     

    “Anasına bak, kızını al!” dedikleri gibi, “Ustasına bak, çırağını al!” diyesimiz gelebilir….

     

    At izi, it izine karışmış diyebilir miyiz?

     

    “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir!” sözünden şovenizm ve geri kalmışlık çıkarımı yapanların gerçek yüzünü tanımakta yarar var!

     

    Ceyhun BALCI, 07.04.2014

  • PAMİR’in ARDINDAN

    Resim

    Kullanılmayan havuzun çamurlu suları Pamir’i yaşamının başında bizlerden ayırdı. Ana, babayı suçlayan mı arasınız? Yoksa, kantarın topuzunu kaçırıp Pamir’i arama gerekçesiyle darbe kurgulandığını ileri süreni mi? Yanlış okumadınız! Bunu da yaptılar. Cemil Barlas adlı gazeteci kılıklı (Mehmet Barlas’ın oğluymuş) babasının izinden gitmeye kararlı belli ki! Yukarıdaki dudak uçuklatan yorum bu yeni yetmeye ait!

     

    Yazarken, kem söz kullanandan bile sakınırım kötü sözleri. Öncelikle, terbiyem elvermez! Ayrıca, en düzeysiz saldırıya bile düzeylice karşılık verilebileceğine inanırım. En azından, Türkçe’ye inancımdan, Türkçe’ye saygımdan kaynaklanır sövüp, sayana insanca yanıt verme tutkum!

     

    http://www.odatv.com/n.php?n=istanbul-pamir-icin-seferber-0404141200

     

    Bu kez bir ayrıcalık isteminde bulunacağım! Türkçe’ye saygımı ve inancımı yitirdiğimden değil elbette! Ama, böylesinden esirgenmemesi gerektiği için!

     

    Pamir’in cansız bedeninin aranması için seferber olunmasından darbe senaryosu çıkartabilen yeni yetmeye, hem de ağzımı doldurarak sesleneceğim!

     

    “Çüüüüüüüüüüüüşşşşşşş!……”

     

    Gazeteci kılıklıyı bir yana bırakalım! Daha fazla zaman ayırmaya değmez!

     

    Pamir’in acılı babasına kulak vermek çok daha yararlı olur! “Kondurdu bir öpücük Ata’mın alnına” başlıklı sözleri yavrusunu yitirmiş bir babadan baba olanlara, olacaklara çok değerli öğütler içeriyor.

     

    Özenle okunmalı!

     

    Ceyhun BALCI, 07.04.2014

  •  

    ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR!

     

    Sekiz sütuna iri puntolu manşetleri, albenili görselleri gaz ardı etmek neredeyse olasılık dışıdır! Bu nedenle, bazen gazetelerin kıyıda, köşede kalmış haberlerinde çıkarım yazı avına! Kimselerin görmediği, görse de zahmete girip okumadığı haberler ipucunun büyüğünü içerir.

     

    Seçimlerden önce 31 Mart’ın başka bir Türkiye’ye uyanmak anlamına geldiğini öngörmüştük. “Demokratik Özerklik” kılıflı bölücülük işbaşı yapacaktır demiştik.

    Resim

    Her ne kadar muhalefet eder gibi yapanlar dile getirmese de seçim meydanlarında başçalanın yanı sıra başbölenin de öne çıkartılması gerekir demiştik. Elimizde top, tüfek (pardon medya gücü) olmadığı için sesimiz kısılıp gitmişti.

     

    İlk haber Tunceli’den! Ne zaman koltuğa oturdunuz? Ne zaman Belediye Meclisi toplantısı yaptınız? Cumhuriyet’ten kalma son izler de silinmiş Tunceli’den! Ortaçağ’a dönüş koşar adım olacak anlaşılan!  İş TBMM’nin Tunceli’yi Dersim’e dönüştürmesine kaldı. Bunca aceleyi karşılıksız bırakmayacaklardır! O da yakındır!

     

    Tuncelili Kılıçdaroğlu’nun seçimden önce memleketinde Seyit Rıza Parkı’nda verdiği ileti anlam kazanmış oldu! “AKP gitse de, açılım sürer!” O gün, “aman oylar bölünmesin”diyerek görmezden gelenlerce umarım şimdi anlaşılmıştır “Vehbi’nin kerrakesi!”

     

    Bir sayfa önce sığıntı gibi duran bir başka haber yukarıdaki anlatıya şaşıranları aydınlatmaya yönelik türden! Türkiye Cumhuriyeti’nin başına gelmiş en büyük belalardan biri olan Kemal Derviş hangi sıfatla olduğu anlaşılmasa da CHP’ye ayar vermiş. “CHP şovenizmi terk etmeliymiş!”  Huylu huyundan vazgeçmiyor! 2002’de yaptııklarını yineliyor. Seçimlere zaman varken, hükümete kama sokup yerle bir eden Derviş bu kez kaldığı yerden CHP’ye yükleniyor. Ulusal çıkar duyarlılığını, vatan ve millet sevgisini “şovenizm”le yaftalayıp muahlefeti iyice söndürme amacına bir kez daha yönelmiş oluyor.

    Resim

    “Derviş’tir ne yapsa yeridir!” deyip geçebilirdik. Ama, böyle bir durumda ayar verdiği CHP’nin takınacağı tutumu merak etmeden durabilir miyiz?

     

    Özetle, Türkiye’de tabanda olmasa da tavanda tüm partiler biri birine benzeşip dikensiz gül bahçesi mi oluşturacaklar? Yoksa, birileri gerçeğin farkına varıp karşı durabilmeyi akıl edebilecek mi?

     

    Ceyhun Balcı, 06.04.2014

  • Samsun’da, Atatürk’ün Milli Mücadele’yi başlattığı kentte bir çılgın doktor yılmadan, bıkmadan dik durmayı sürdürüyor!

    Yılgın Türklere, çılgın davranışlarıyla örnek oluyor, yol gösteriyor!

    Resim

  • Resim

     

    TÜKETMİYORUZ!

    Değerli gazeteci Mustafa MUTLU bir kaç gün önce “Tüketmiyoruz!” diyen bir facebook sayfasını harekete geçirdi. Kısa zaman içinde 15 bini aşkın beğeni aldı!

     

    Günümüzde yalnızca bugünün değil geleceğin de tüketildiği gerçeğini anımsadığımızda “tüketmiyoruz” demenin sistemi en zayıf yerinden vurması işten bile olmayacaktır.

     

    Ekonomik verilerin “büyüme” üzerine değerlendirildiği; “büyümemenin” felaketle eşdeğer tutulduğu hastalıklı bir ortamda “tüketmiyoruz” davranışı insanlığın çıkış yolu olabilir.

     

    Yaşamın sürmesi hiç kuşkusuz “tüketim” gereksinimi yaratır. Ama, bu tüketimin insanı, hiç bir zaman çevresiyle birlikte yok etmesi gerekmez. Adına büyüme denilerek masumiyet yüklenen tüketimin doğayı, dünyayı ve yaşamı yok etmesinin önüne geçmek için tüketmiyoruz demek mantıklı bir yaklaşım olabilir.

     

    “Tüketmiyoruz!” yaklaşımı dünyayla birlikte ülkemizin de içinde bulunduğu çıkmazı aşmada önemli bir dayanak noktası oluşturabilir.

     

    Bir bakıma ülkemizde de kötülüklerin ve olumsuzlukların bizlerin (aşırı) “tüketim”i yoluyla ayakta durduğunu söyleyebiliriz.

     

    Kötülüklere, insan onurunu hiçe sayan harami düzenine son vermek için “tüketmiyoruz” demek önemli! Yıllar yılı “üretimden gelen gücümüzü kullanarak” bir yere varabilmiş değiliz! Bu kez, “tüketimden gelen gücümüzü kullanmayı denemeye” değmez mi?

     

    Ceyhun BALCI, 06.04.2014

     

    Tüketmiyoruz facebook sayfası için :

    https://www.facebook.com/pages/T%C3%BCketmiyoruz/228026437387698?fref=ts

  • Resim

    SEÇİMİN ARDINDAN

     

    KISIR SİYASET

     

    “Para çalan, oy da çalar!”

     

    Beş gün geçmesine karşın seçim sonuçlarının pek çok merkezde kesinleşmemiş olması önemsenmelidir! İşin bu yanını bir yana bırakarak dizinin son bölümünü “ilkesizlik” anlayışına ayırmak istiyorum. Bakış açım, doğal olarak Cumhuriyet’e kol, kanat germe üzerinden olacak!

     

    Güçbirliği, seçim öncesinde olduğu gibi sonrasında da konuşulacaktır. Büyük gövde CHP, “büyük olan benim, katılın bana, güçler birleşsin” anlayışıyla yaklaştı konuya. Bindelik oy oranına sahip partiler seçime ayrı ayrı katılmış oldular. Buna karşılık seçmen oyları sandıkta birleştirdi! “Oyları bölmeyelim!” koşullandırması işe yaradı. DSP, seçimin sürpriz partisi oldu. Kazanamadı ama kaybettirdi! Ardahan, Karadeniz Ereğli, Aliağa, Torbalı ve başka yerler bu nedenle düştü! Çok etkisiz bir partinin bile gelişen özel koşullar nedeniyle etkileyici olabildiği anlaşıldı. Bu konuda benliklerine yenik düşenlerin yanı sıra bunu kestiremeyen öngörüsüz siyaset anlayışının da etken olduğunu vurgulamak gerek!

     

    Seyit Rıza ve Ortaçağ aşkı

     

    18 Mart 2013, Tunceli, Seyit Rıza Parkı

     

    Kılıçdaroğlu baba ocağında diyor ki; “AKP gitse de açılım sürer!”

    http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/51647/Kilicdaroglu_ndan__Dersim__acilimi.html

    Bu sözlerden sonra “Dersim seninle gurur duyuyor!” sloganlarına diyecek sözü olmuyor. Bir ortaçağ artığı aradan geçen 75 yıldan sonra canlandırılarak Tunceli’de bir parkın adı oluyor. Tunceli de Dersimleştiriliyor!

     

    Ortaçağ şakşakçılığı var!

    Bölücülüğe göz kırpmak da!

    Cumhuriyet’in koyduğu adlara karşı çıkış da!

     

    O halde soralım!

     

    Nerede kaldı Cumhuriyetçilik?

    Nerede kaldı Halkçılık?

    Nerede kaldı Devrimcilik?

     

    Türban

     

    Kılıçdaroğlu Ordu mitinginde konuşuyor!

    “Türbanın serbest kalmasını ben sağladım!”

    Ya sabır çekip soralım bir kez daha!

     

    Laiklik bu söylemin neresinde?

     

    Başka partilerin ayrı ayrı seçimlere girmesine, aday gösterilmeyenlerin başka partilerin kapısını çalmasına içerleyen CHP’de, bir milletvekili BDP’ye oy istemekteydi seçime günler kala! Parti Meclisi Üyesi bir başka CHP’li ise Siirt’te aynı şeyi yapınca partinin Siirt adayının adaylıktan çekildiği bilmem duyulmuş mudur?

     

    Bunları öğrenince şaşkınlık geçirmemek olanaklı mı?

     

    Anlaşıldığı kadarı ile CHP kendisine yabancılaşmış görünmektedir. Altı ok rozete indirgenmiş, yakalarda taşınan ay yıldız sıradanlaştırılmıştır.

     

    Milliyetçilik

     

    Bir başka hata da, Türkiye’deki sorunun milli-gayri milli ekseninde olduğunun ortaya konulmamış olmasından kaynaklanmıştır. Solcu, partiye sağcı aday saldırılarına bu nedenle yeterince karşılık verilememiştir.

     

    Nerede kaldı Milliyetçilik ilkesi?

     

    CHP’nin bu seçimdeki en doğru seçimi Ankara BB adayı Mansur Yavaş olmuştur. Bu seçimin yerindeliği Ankara seçimindeki belirsizliğin bugün de sürüyor oluşuyla doğrulanmıştır. Öz solcu adayla girilmiş olsa Ankara seçimi yitirileli 4 gün olmuş olacaktı.

     

     

    Doğu sorunu ve Tarım Devrimi

     

    Anasıyla, yavrusuyla muhalefet ülkenin Güneydoğusu’nda yok! Bölgede siyaset yobazlık ve bölücülük ekseninde yapılabiliyor.

     

    CHP, bölücülüğe ve dinciliğe göz kırpmak yerine yörenin gerçek sorununa parmak basmayı deneyemez miydi? Zor ama başarıldığında da bir o kadar sonuç verici bir girişim için elini taşın altına sokamaz mıydı? Sahipli alanlarda siyasetin olanaksız ve getirisiz olduğunu görmek için daha nelerin olmasını beklemek gerekecek?

     

    XXI. yüzyılda ortaçağı yaşayan güneydoğuda çözümün ne anadilde eğitim/sağlık ne de (sözde) “demokratik özerklik” yoluyla sağlanamaycağı ortada! Kula kulluğu sona erdirerek başlamaya değmez mi?

     

    Topraksız köylüye toprak, işsiz ve aşsız marabaya umut ışığı yakacak olan Tarım Devrimi diyebilmek bu kadar zor mu?

     

    Nepotizm

     

    http://www.sondakika.com/haber/haber-is-bankasi-yonetimine-atamalar-chp-de-tartisma-5860430/

     

    İş Bankası Yönetim Kurulu’na CHP kontenjanından 3 kişi atanıyor. Birisi eski bir bakanın diğeri de bir eski milletvekilinin oğulları. Bu güncel nepotizm örneği ne anlaşılabilir, ne açıklanabilir ve ne vicdanlara sığabilecek gibidir!

     

    Ceyhun BALCI, 03.04.2014